Bizi Takip Edin

Avrupa

IMF’den Almanya’ya emeklilik reformu önerisi

Yayınlanma

IMF, Alman hükümetine tamamen yeni bir rota izlemesini tavsiye ediyor. Para fonu, Bütçedeki açıkları kapatmak için, belirli alanlarda daha yüksek vergiler uygulanmasını da istiyor.

Uluslararası Para Fonu (IMF), Alman hükümetine varlık vergilerinin artırılması için baskı yapıyor. IMF, Alman ekonomisine ilişkin yeni analizinde, federal bütçenin konsolidasyonu için olası seçeneklerin “veraset vergisindeki boşlukların kapatılması” ve “Almanya’da nispeten düşük olan emlak vergisi ve alkol vergisinin artırılması” olduğunu yazıyor.

Başka bir talep de Berlin’deki siyasi çevrelerde yankı uyandıracak gibi görünüyor. IMF, federal hükümetin önerisinden tamamen farklı bir yönde ilerleyen bir emeklilik reformu öneriyor: Emeklilik ödemeleri gelecekte ücret artışlarına değil, enflasyona bağlı olacak. Bu, emekli maaşlarındaki artışı sınırlayacak.

Ayrıca IMF, “tasarruf sağlamak ve aynı zamanda daha uzun bir çalışma hayatı için teşvikleri artırarak büyümeyi canlandırmak” amacıyla erken emekliliklerde kesintilerin artırılmasını talep ediyor.

IMF, her yıl Alman ekonomisinin durumuna ilişkin bir analiz hazırlıyor. Fakat bu yıl, rapor bu ülkede özellikle büyük ilgiyle okunacak gibi görünüyor. 

Almanya, milenyumun başından bu yana görülmemiş büyüklükte iktisadi zorluklarla karşı karşıya ve ekonomisi, bu yıl üst üste üçüncü kez durgunlukla sınanıyor. Bu, Federal Almanya Cumhuriyeti tarihinde daha önce hiç görülmemiş bir durum.

IMF bu nedenle, federal hükümeti ilkbaharda başlatılan borç programını bir reform programı ile desteklemeye çağırıyor.

Raporda, “Hem yurt içinde hem de AB düzeyinde daha derin reformlar yapılmazsa, Almanya orta vadede zorlu büyüme beklentileriyle karşı karşıya kalmaya devam edecek,” deniyor.

IMF’ye göre, Alman ekonomisi sadece şu anda değil, orta vadede de zorlu bir dönemden geçiyor. Almanya’nın orta vadeli büyüme beklentileri, “üretkenlik artışındaki yavaşlama ve nüfusun hızla yaşlanması nedeniyle” gölgelenmeye devam ediyor.

G7 ülkeleri arasında, önümüzdeki beş yıl içinde Almanya’dan daha fazla işgücü nüfusu daralması beklenmiyor. Bu durum, halihazırda var olan vasıflı işgücü eksikliğini daha da şiddetlendirecek.

Buna ek olarak, Almanya’yı bir ihracat ülkesi olarak özel zorluklarla karşı karşıya bırakan jeopolitik riskler de var. Analize göre, bunlar arasında “şiddetlenen jeopolitik gerilimler, tırmanan ticaret çatışmaları ve hammadde fiyatlarındaki dalgalanmalar” yer alıyor. Bunlar, “Alman ekonomisinin önemli ara ürünlerle tedarikini olumsuz etkileyerek güveni, yatırımları ve ticareti zayıflatabilir.”

Süregelen büyüme zayıflığı karşısında yeni federal hükümet, sosyal devlet ve idare reformları yapacağını duyurdu. Ayrıca, 2029 yılına kadar toplam 140 milyar avroya ulaşacak devasa bütçe açıklarını kapatması gerekiyor. 

Yıl sonunda bu reform gündeminin en azından bir kısmı hazır hale gelmiş olacak. Şu ana kadar hükümet, somut olarak hangi reformları planladığını açıklamadı.

Federal hükümet, ilkbaharda, CDU/CSU ve SPD’nin Alman Silahlı Kuvvetleri (Bundeswehr) ve altyapıyı modernize etmek için hazırladığı kapsamlı bir borç paketini uygulamaya koydu. IMF, raporunda yatırım programını ve kurumlar vergisi indirimlerini açıkça övüyor.

IMF, “Birkaç yıl süren ağır iktisadi krizler ve negatif büyümenin ardından, Almanya’nın öncü mali reformu bu yılın başında, yurt içi yatırımların ve tüketimin kademeli olarak hızlanmasıyla desteklenen bir iktisadi toparlanmanın yolunu açtı,” diyor.

Handelsblatt’a göre bu övgü pek de şaşırtıcı değil, zira Fon yıllardır Almanya’yı tam da böyle bir yatırım programını uygulamaya zorluyordu.

Fakat IMF, Almanya’nın borç programını “ihtiyatlı” bir şekilde kullanması gerektiğini, böylece ekonominin verimliliğini gerçekten artırabileceğini uyarıyor.

Birçok Alman iktisatçı, federal hükümeti seçim vaatlerini finanse etmek veya bütçe açıklarını kapatmak için altyapı özel fonunu amacına aykırı kullanmakla suçluyor. Federal hükümet bu suçlamaları reddediyor.

Ne var ki IMF de analizinde pek gizli olmayan bir eleştiri getiriyor. Borç freni reformundan elde edilen ek kaynaklar, “kamu yatırımları, düşük ve orta gelirli kesimlere yönelik yardımlar ve daha yüksek savunma harcamaları için kullanılmalı.”

IMF, “Belirli sektörler için indirimli KDV oranları gibi maliyetli ve çarpık önlemlerden kaçınılmalıdır,” diyor. Bu, federal hükümetin gastronomi sektörü için KDV’yi düşürme girişimine yönelik bir eleştiri olarak okunabilir.

IMF, federal hükümetin tek tek sektörleri ek vergi avantajlarıyla memnun etmek yerine, yapısal reformları hayata geçirmesi gerektiğini belirtiyor.

IMF’nin somut talepleri şunlar:

  • Emeklilik sisteminin maliyetlerini düşürecek bir emeklilik reformunun yanı sıra, federal hükümet çevreye zararlı sübvansiyonları, vergi indirimlerini ve KDV istisnalarını kaldırmalı.
  • Gelir vergisi ve sosyal güvenlik primleri “zaten nispeten yüksek” olduğundan, ilave artışlar “mümkün olduğunca düşük tutulmalı.
  • Nitelikli işgücü eksikliğini gidermek için devletin, kadınlara ve ebeveynlere daha güvenilir çocuk ve yaşlı bakımı hizmetleri sunarak tam zamanlı çalışmayı kolaylaştırması gerekiyor. Ayrıca, eşlerin gelirlerinin ayrı ayrı değerlendirilmesi uygulamasının kaldırılması ve çocuk yardımı miktarının artırılması, ikinci gelir sahiplerinin daha fazla çalışması için teşvik edici olabilir.
  • Vergi ve sosyal sistemlerin talihsiz bir şekilde iç içe geçmesi, düşük gelirli kişiler için daha fazla çalışmayı pek cazip hale getirmiyor, çünkü daha yüksek bir maaştan neredeyse hiçbir şey kalmıyor. Birden fazla sosyal yardımın birleştirilmesi ve daha tekdüze ödeme oranlarının oluşturulması, işe girme teşvikini artırabilir ve devlet bütçesinde tasarruf sağlayabilir.
  • IMF’ye göre, göçmenlerin Alman işgücü piyasasına entegrasyonunun daha da kolaylaştırılması, vasıflı işgücü eksikliğiyle mücadelede hâlâ çok önemli.
  • IMF, aşırı bürokrasinin de Almanya’nın büyük bir rekabet dezavantajı olduğunu belirtiyor. Para fonu, “Aşırı bürokratik yük, üretkenliği engellemeye devam ediyor,” diye yazıyor. Devletin, raporlama yükümlülüklerindeki mükerrerlikleri en aza indirmesi ve aşırı masraflı raporlama yükümlülükleri yerine, risk temelli mevzuata uygunluk denetimleri yapması gerekiyor. Ayrıca, izin ve onay prosedürlerini hızlandırmak için hâlâ büyük bir potansiyel var. IMF’ye göre, Almanya’nın büyümesini artırabilecek “en etkili önlemlerden” biri, AB iç pazarının derinleştirilmesi. Sermaye piyasalarının ve finansal piyasa denetiminin daha iyi entegrasyonu için reformlar, startup’lar için finansman olanaklarını genişletebilir ve genç, yenilikçi şirketler için tüm ekosistemi güçlendirebilir. Dijital avro, tüm Avrupa’da ödeme sistemlerinin verimliliğini ve entegrasyonunu artırabilir.

Fakat Almanya, sermaye piyasası birliğinin derinleştirilmesi konusunda zorlanıyor, çünkü siyasetçiler, tasarruf bankaları ve halk bankalarından oluşan üç ayaklı sistemi bozmak istemiyor.

Buna karşılık, miras vergisi konusunda federal hükümet yakında bir reform yapmak zorunda kalabilir. Federal Anayasa Mahkemesi, mevcut miras vergisinin anayasaya aykırı olup olmadığına kısa süre içinde karar verecek.

Maliye Bakanı Lars Klingbeil ayrıca, federal bütçede gerekli kesintiler için IMF’yi baş tanık olarak kullanabilir. SPD’li politikacı, bütçe açıklarını kapatmak için sübvansiyonları kısmak istediğini açıkladı.

Fakat emekli maaşlarında bu kadar hızlı bir rota değişikliği olmayacak gibi görünüyor. Koalisyonun liderleri, emekli maaşlarını 2031 yılına kadar sabitlemek için reformlarına sadık kalmak istiyorlar. Hükümetin hedefi, emekli maaşı paketini bu yıl içinde parlamentodan geçirmek.

Avrupa

Hindistan, Avrupa’ya mühimmat ihracatını yüzde 1600’den fazla artırdı

Yayınlanma

Hindistan, 2022’den bu yana Avrupa ülkelerine en az 872 milyon dolarlık mühimmat göndererek önceki dört yıla göre yüzde 1600’ün üzerinde artış kaydetti. Top mermisi ve patlayıcıları kapsayan sevkiyatların yaklaşık dörtte üçü 13 Orta ve Doğu Avrupa ülkesine yapıldı.

Hindistan, 2022 yılından bu yana Avrupa ülkelerine en az 872 milyon dolarlık mühimmat sevk etti. Bu miktar, önceki dört yıllık döneme kıyasla yüzde 1600’den fazla bir artışa işaret ediyor.

Bloomberg‘ün Hindistan Ticaret ve Sanayi Bakanlığı verilerine dayanan Trade Data Monitor kayıtlarından aktardığı bilgilere göre, sevkiyatlarda top mermileri, havan mermileri, sevk barutları ve patlayıcı maddeler yer aldı.

İhracatın yaklaşık dörtte üçü Orta ve Doğu Avrupa’daki 13 ülkeye yapıldı. Bu sevkiyatlar sayesinde Hindistan, söz konusu ülkelere mühimmat sağlayan tedarikçiler arasında 28’inci sıradan ikinciliğe yükselerek Güney Kore’nin hemen arkasına yerleşti.

Haberde, ABD ve diğer önde gelen ihracatçılarla karşılaştırıldığında bu toplam tutarın halen mütevazı bir seviyede kaldığı kaydedildi.

Teslimatlardaki tırmanış, Avrupa’daki talep artışı kadar Hindistan Başbakanı Narendra Modi’nin yerli savunma üretimini güçlendirme ve ordunun ithalata bağımlılığını azaltma politikasıyla da doğrudan bağlantılı görülüyor.

Hindistan makamları nisan ayında yaptıkları açıklamada, mali yıl genelindeki silah ihracatının yüzde 63 artış göstererek 4 milyar dolara ulaştığını duyurdu. Bu rakam hem fiilen tamamlanan teslimatları hem de sözleşmesi imzalanmış siparişleri kapsıyor.

Hindistan hükümeti ihraç edilen ürünlerin tam listesini ve nihai alıcıların isimlerini kamuoyuyla paylaşmıyor. Satış anlaşmaları Savunma Bakanlığının onayından geçiyor ve alıcılarla yapılan sözleşmeler mühimmatın üçüncü taraflara devrini ya da farklı amaçlarla kullanımını kısıtlayan hükümler içeriyor.

Hint yetkililer, mühimmatın plan dışı çatışma bölgelerine ulaşmasının yerel şirketlere yaptırım getirebileceğini ve ülkeye yönelik uluslararası baskıyı artırabileceğini belirtiyor.

Avrupa savunma harcamalarını artırırken ortak tedarik tartışılıyor

Avrupa Birliği Güvenlik Araştırmaları Enstitüsünün haziran ayı raporu, kıtanın askeri yeteneklerini geliştirmesi ve güvenlik alanında ABD’ye olan bağımlılığını azaltması gerektiğini ortaya koyuyor.

Raporda yer alan uzman değerlendirmeleri, savunmanın güçlendirilmesi için askeri bütçelerin artırılmasını, silah ve mühimmat üretiminin genişletilmesini, ortak alımlara ağırlık verilmesini ve Avrupa savunma sanayisinin geliştirilmesini öneriyor.

Uzmanlar ayrıca AB ülkelerinin orduları arasındaki koordinasyonun iyileştirilmesini, siber saldırılar ile melez tehditlere karşı kritik altyapı güvenliğinin artırılmasını tavsiye ediyor.

Avrupa’nın yeniden silahlanma programı müttefikler arasında farklı yaklaşımları da beraberinde getiriyor.

Financial Times gazetesi, nisan ayındaki haberinde Avrupa Birliği ile NATO arasında kıtanın silahlanma programı konusunda görüş ayrılıkları yaşandığını aktarmıştı.

Brüksel alımların Avrupalı üreticilerden yapılmasını savunurken, NATO savunmada transatlantik bağların korunması gerektiğini vurguluyor.

Okumaya Devam Et

Avrupa

İrlanda’da kamu spotu: Toruna sarılmadan önce izin alma çağrısı yapıldı

Yayınlanma

İrlanda’da hükümet destekli We-Consent kampanyası, büyükanne ve büyükbabalara torunlarına sarılmadan önce izin almaları tavsiyesinde bulundu. Dublin Şiddet Mağdurlarına Yardım Merkezinin yürüttüğü çalışmaya zemin oluşturan araştırma, ülke nüfusunun yüzde 70’inin rıza kavramının anlaşılmasında sorun gördüğünü gösteriyor.

İrlanda’da hükümet destekli bir sosyal farkındalık kampanyası kapsamında büyükanne ve büyükbabalara, sarılmadan önce torunlarından izin almaları tavsiye edildi.

New York Post gazetesinin haberine göre We-Consent adlı kuruluşun hazırladığı 25 saniyelik videoda, yakın akrabaları dahi olsa her çocuğun sarılmak istemeyebileceği belirtiliyor.

Klipte iki farklı duruma yer veriliyor: İlk sahnede bir çocuk büyükanne ve büyükbabasına neşeyle sarılırken, diğerinde akrabaları kendisini kucaklamaya çalıştığında rahatsızlık hissediyor.

Kampanya yerel siyasetçileri ikiye böldü

Dublin Belediye Meclisi Üyesi Gavin Pepper çalışmaya tepki göstererek hükümetin ve sivil toplum kuruluşlarının “ölçüyü kaçırdığını” savundu.

Çocuklara kişisel sınırlara saygı duymanın ve fiziksel temas reddini kabul etmenin öğretilmesi gerektiğini belirten Pepper, yakın akrabaların sarılmasının “şüpheli bir durum gibi” sunulmaması gerektiğini ifade etti.

Bir diğer belediye meclisi üyesi Lorraine Hall ise kampanyaya destek verdi.

Eleştirenlerin videoyu fazlasıyla gerçek anlamıyla algıladığını ve dikkat çekmek amacıyla yaratıcı yöntemler kullanan sosyal reklamların yapısını hesaba katmadığını kaydeden Hall, videonun yarattığı tartışmanın hedefe ulaşıldığını gösterdiğini dile getirdi.

Ulusal çaptaki We-Consent kampanyası İrlanda’da Mart 2023 döneminde hayata geçirildi. Girişim, Adalet Bakanlığı ve Community Foundation Ireland desteğiyle Dublin Şiddet Mağdurlarına Yardım Merkezi tarafından yürütülüyor.

Program rıza, kişisel sınırlar ve ilişkiler konusunda farkındalık yaratmayı hedefliyor.

Merkezin kampanya öncesinde yaptığı araştırma, İrlanda halkının yüzde 70’inin ülkede rıza kavramının anlaşılması konusunda bir sorun olduğunu düşündüğünü ortaya koydu.

Araştırmaya göre her üç kişiden biri cinsel ilişkiler hakkında konuşurken rahatsızlık duyuyor.

Okumaya Devam Et

Avrupa

Axel Springer, Avrupa’daki TikTok hisselerine talip oldu

Yayınlanma

Medya grubu Axel Springer, TikTok’un Avrupa biriminden hisse satın alma önerisinde bulundu. Şirket “Avrupa merkezli bir çözüm” arayışını teyit ederken platformun ana sahibi ByteDance resmi bir görüşme yapılmadığını açıkladı.

Alman medya grubu Axel Springer, video paylaşım platformu TikTok’un Avrupa operasyonlarından hisse almak için teklif verdi. Financial Times gazetesinin haberine göre Politico ve The Telegraph gibi yayınların sahibi olan grubun bu girişimi, sosyal medyadaki antisemitizm tartışmalarının ardından gündeme geldi.

Axel Springer CEO’su Mathias Döpfner, hisse alma fikrini ocak ayında şirketin Berlin’deki genel merkezinde düzenlenen bir toplantıda dile getirdi.

Sosyal ağlardaki antisemitizm sorununa ayrılan toplantının katılımcıları arasında ABD Başkanı Donald Trump’ın damadı Jared Kushner’ın babası olan, ABD’nin Fransa Büyükelçisi Charles Kushner da yer aldı.

Girişim daha sonra Avrupa Komisyonu temsilcilerine iletildi ancak süreç ilerleme kaydetmedi.

TikTok’un ana şirketi ByteDance ise hisse satışına dair resmi bir müzakere yürütülmediğini açıkladı.

Öte yandan Axel Springer, TikTok konusunda “Avrupa merkezli bir çözüm” arayışına ilgi duyduklarını doğruladı.

Forbes dergisinin verilerine göre Axel Springer’ın eş sahibi ve CEO Döpfner’in serveti 22 Ekim 2026 itibarıyla 2,7 milyar dolar seviyesindeydi.

ABD pazarında zorunlu satış ortaklıkla sonuçlanmıştı

TikTok’un mülkiyet yapısına ilişkin tartışmalar daha önce ABD’de de yürütülmüştü.

Washington yönetimi, ulusal güvenlik kaygıları ve kullanıcı verilerinin korunması gerekçesiyle 2024 yılında Çin merkezli ByteDance şirketini uygulamanın ABD kolunu satmaya zorlayan bir yasayı kabul etmişti.

Yasa, satışın gerçekleşmemesi halinde platformun ülkede yasaklanmasını öngörüyordu.

Çinli şirket, Ocak 2026’da ABD pazarındaki faaliyetleri yürütmek üzere ortak bir girişim kurdu.

Yapılan anlaşmayla kurulan yeni şirketin hisselerinin yarısı Oracle ile yatırım şirketleri Silver Lake ve MGX’e devredildi.

Kalan hisseler ise ByteDance ile mevcut yatırımcılarında kaldı.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English