Dünya Basını

İngiliz diplomat Crooke: Suudi Arabistan’da asıl çöküş içeriden gelecek

Yayınlanma

İngiliz eski diplomat Alastair Crooke, Suudi Arabistan’da Veliaht Prens Muhammed bin Selman’ın meşruiyet temellerini yıktığını ve aşiretlerin tepkisiyle devrilme tehlikesi yaşadığını belirtti. Yemen saldırılarının Suudi petrol altyapısını çökerttiğini vurgulayan Crooke, İsrail ordusunun ise insan gücü ve moral bakımından içten çöktüğünü ifade etti.

İngiliz eski diplomat ve Ortadoğu uzmanı, Conflicts Forum adlı düşünce kuruluşunun yöneticisi Alastair Crooke, Norveçli siyaset bilimci ve Güneydoğu Norveç Üniversitesi Öğretim Üyesi Profesör Glenn Diesen’ın programında Ortadoğu’daki son gelişmeleri, Suudi Arabistan’daki iç dinamikleri ve bölgesel dengeleri değerlendirdi.

Crooke, Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman’ın karşı karşıya kaldığı temel tehdidin dış askeri unsurlardan ziyade krallığın kendi iç dinamiklerinden kaynaklandığını belirtti.

Amerikan basınında Veliaht Prens’in sarayların altındaki sığınaklarda özel koruma timiyle gizlendiğine dair haberlerin yer aldığını hatırlatan Crooke, bu durumun Ensarullah suikastı korkusundan kaynaklanmadığını kaydetti.

Crooke, “Asıl çöküş sebebi Suudi Arabistan’ın kendi içinden, aşiret yapılarından gelecektir. Veliaht Prens bu kırılganlığı kendi elleriyle ve kendi eylemleriyle meydana getirdi. Kendi meşruiyet sütunlarını yıktı; öyle ki önümüzdeki dönemde tahttan indirilme tehlikesiyle karşı karşıya kalabilir” ifadelerini kullandı.

“Temeller gözlerimizin önünde değişiyor”

Yemen’deki çatışmaların ekonomik altyapıya etkilerine değinen Crooke, Ensarullah hareketinin saldırılarının Suudi petrol sahalarına ve rafinerilerine yöneldiğini aktardı.

Suudi Arabistan’ın ihracatının yüzde 30’unu karşılayan Gavar petrol sahasının önemli bir bölümünün vurulduğunu ve tesislerin zarar gördüğünü belirten Crooke, altyapıdaki hasarın kısa sürede telafi edilemeyeceğine işaret etti.

Petrol şirketlerinin direnç kavramına sığındığını söyleyen Crooke, şu değerlendirmede bulundu:

“Londra’dan yeni geldim; petrol şirketleri yöneticileri arasındaki bütün konuşmalarda tek bir kelime vardı, o da dirençlilik. Herkes her konuda dirençli olduklarını, temellerin değişmediğini, Ortadoğu’da daha önce de ufak aksaklıklar yaşandığını ve bunların aşılarak yola devam edileceğini düşünüyor. Oysa petrol şirketlerinin değerli yöneticileri, temeller gözlerimizin önünde değişiyor. Temel dediğiniz şey petrolü çıkarmak, rafine etmek ve pompalamak için gerekli altyapıdır ve bunların çoğu şu anda yanıyor.”

Ülkenin mali durumunun ithalat bağımlılığı nedeniyle ciddi bir çıkmaza girdiğini anlatan Crooke, Suudi ithalatının yüzde 83’ünün petrol ihracatıyla finanse edildiğine dikkati çekti.

İhracatın sıfırlanması durumunda krallığın büyük bir dış ticaret açığıyla yüzleşeceğini belirten Crooke, bu tablonun para biriminin keskin biçimde devalüe edilmesini ya da döviz rezervlerinin satışını zorunlu kılacağını dile getirdi.

Crooke, “Rezerv satışı yoluna gidilirse satılması gerekecek miktar Japonya’nın sattığından çok daha büyük boyutlara ulaşacaktır. Japonya Amerikan tahvil piyasasını neredeyse sarsacak noktaya gelmişti. Suudi Arabistan’ın bu büyüklükte bir rezerv satışı yapmasına izin verilirse bu durum Batı ekonomik sistemi için gerçek bir sistemik tehdit oluşturur. Otuz yıllık tahvil faizleri daha önce görülmemiş seviyelere tırmandı, on yıllık faizler ise yüzde 5,5 civarında seyrediyor” dedi.

“Ordu savaşa değil, aileyi iç isyandan korumaya ayarlandı”

Suudi Arabistan’ın kuruluşundan bu yana krallığı ayakta tutan tarihsel uzlaşının Suud ailesi ile Vahhabi din adamları arasındaki ittifak olduğunu hatırlatan Crooke, 1975’te Kral Faysal’ın modernleşme adımları ve televizyonun ülkeye gelişi gerekçesiyle yeğeni tarafından vurulduğunu, 1979 Kabe baskınında ise ailenin ancak Vahhabi ulemanın onayıyla kurtarılabildiğini aktardı.

Muhammed bin Selman döneminde bu dengenin tamamen bozulduğunu vurgulayan Crooke, Veliaht Prens’in gücü tek elde toplamak için askeri yapıları böldüğünü ve Ulusal Muhafızları bir denetim mekanizmasına çevirdiğini bildirdi.

Crooke, askeri teşkilatın niteliğine ilişkin, “Suudi ordusunun bütün duruşu ve yapılanması Husilere karşı savaşmaya değil, kralı ve aileyi iç isyandan korumaya ayarlandı. Her askeri birim savunma bakanlığındaki ayrı bir kraliyet prensine bağlı olarak çalışıyor. Ulusal Muhafızlar, aileyi askeri bir kalkışmadan korumak için devrede” ifadelerini kullandı ve sözlerini şöyle sürdürdü:

“Diğer yandan Kabe baskınından sonra yapılanların tam tersini uyguladı. Vizyon 2030 projesiyle gençlik kültürüne, eğlence mekanlarına, sahillerde yabancı turistlerin serbestçe dolaşmasına ağırlık verdi. Ulemanın itibarını düşürdü ve onları etkisizleştirmeye çalıştı. Bu durum büyük bir toplumsal öfke ve kırgınlık yarattı. Petrol gelirlerinden sadece hanedanın çekirdek kadrosu pay alırken orduya katılan aşiret mensuplarına çok düşük maaşlar verildi. Neom gibi projeler için aşiretlerin topraklarına el konuldu, karşı çıkan aşiret lideri öldürüldü. Ritz-Carlton Oteli’nde üst düzey prensler gözaltına alınıp aşağılandı ve paralarına el konuldu.”

Aşiret liderlerinin kendi aralarında ve hatta İran Devrim Muhafızları Ordusu temsilcileriyle bölgenin geleceğine yönelik görüşmeler yürüttüğünü belirten Crooke, Muhammed bin Selman’ın daha önce hanedanı destekleyen aşiretlerin birikmiş öfkesiyle karşı karşıya kaldığını bildirdi.

“Dağdaki aşiretleri bombalayarak sonuç alamazsınız”

Glenn Diesen’ın, Suudi Arabistan’ın karşılaştığı ağır tehditlere rağmen neden yalnız bırakıldığı, ABD, Türkiye veya Pakistan’ın neden yardıma gelmediği yönündeki sorusunu yanıtlayan Crooke, hiçbir dış gücün bu tabloya askeri müdahalede bulunmak istemediğini söyledi.

Mısır’ın Nasır döneminde Yemen’e gönderdiği ordunun yaklaşık 20 bin kayıp vererek ağır bir yenilgi aldığını hatırlatan Crooke, Kahire yönetiminin bu tecrübeyi unutmadığını dile getirdi.

Pakistan nüfusunun yaklaşık yüzde 20’sini Şiilerin oluşturduğunu ve ülkede Tahran yanlısı güçlü bir toplumsal taban yer aldığını ifade eden Crooke, Türkiye’nin ise ekonomik kriz ortamında tarafları birbiriyle dengeleyen bir çizgide kenarda kalmayı tercih ettiğini belirtti.

Crooke, ABD müdahalesinin sınırlarına işaret ederek, “Dağlardaki aşiretleri bombalamayı denediniz mi hiç? Bu hiç de faydalı bir yöntem değildir. Kızıldeniz boyunca uzanan dağ silsilelerini denetimleri altında tutuyorlar, tüneller kazmış durumdalar. Amerika sivil yerleşimleri bombalamaktan başka ne yapabilir? Yemen halkı tarih boyunca savaşçı kimliğiyle bilinir, Gurkalar gibi bir gelenekten gelirler. Milyonluk yürüyüşlerle kararlılıklarını sergiliyorlar ve bin yıllık bir kökene sahipler” diye konuştu.

Körfez bölgesinin meşruiyet krizinin sadece Suudi Arabistan ile sınırlı olmadığını savunan Crooke; Ürdün’ün tamamen Körfez ülkelerinden gelen yıllık yaklaşık 4 milyar dolarlık yardımla ayakta durduğunu, İsrail’in doğu sınırını korumak ve topraklarından sürülen Filistinlileri göndermek için bu yapıyı desteklediğini aktardı.

Crooke; Kuveyt’in geçmişte Basra vilayetinin parçası olduğunu, Bahreyn’in 200 yıl İran’a bağlı kaldığını, Birleşik Arap Emirlikleri’nin ise 1971’de birleştirilen aşiret emirliklerinden doğduğunu hatırlatarak bölgedeki sömürge mirası rejimlerin derin bir meşruiyet açmazında olduğunu ifade etti.

Bölgede sömürgecilik projesinin temellerinden sarsıldığını belirten Crooke, zenginliğin halka yayılmadığı saray düzenlerinin artık sürdürülemez hale geldiğini, nitekim Mısır’da Uluslararası Para Fonu’nun ekmek sübvansiyonlarını kaldırma baskısının nüfusun yüzde 40’ını açlık tehlikesiyle yüz yüze bıraktığını söyledi.

“İsrail ordusu insan gücü, moral ve ahlak bakımından içten çöküyor”

Ortadoğu’da Şii-Sünni kutuplaşmasının artık belirleyici eksen olmaktan çıktığını dile getiren Crooke, Ensarullah hareketinin sanıldığı gibi İran’ın kuklası olmadığını ve On İki İmam Şiiliğini değil, Zeydilik inancını benimsediğini belirtti. Zeydi teolojisinde meşruiyetin zorbalığa karşı silahlı direniş şartına bağlı olduğunu vurgulayan Crooke, hareketin bünyesinde Sünnileri ve hatta Selefileri barındıran geniş tabanlı bir yapı kurduğunu söyledi.

Bölgesel dengelerde İsrail’in konumuna değinen Crooke, İsrail’in benimsediği güvenlik anlayışının bölgenin gerçekleriyle uyuşmadığını ifade etti.

İsrail ordusundaki aşınmaya dikkat çeken Crooke, şu değerlendirmeyi yaptı:

“İsrail’in büyük stratejisi İran’ın yıkılması ve bölgede Yahudi hegemonyasının, yani Büyük İsrail projesinin kurulması üzerine inşa edildi. Ancak sahadaki gerçekler farklı. Emekli Tümgeneral Yitzhak Brik, iki yıl sonra İsrail’in varlığını sürdürüp sürdüremeyeceğinin dahi kesin olmadığını söylüyor. Genelkurmay Başkanı hükümete mevcut askeri güçle yürütülen operasyonların sürdürülemeyeceğini düzenli olarak bildiriyor. Bu görevi yerine getirmek için ordunun mevcut gücünün sekiz katına ihtiyaç var. Büyük bir tehlike çanı çalıyor: İsrail ordusu insan gücü, moral, lojistik ve ahlaki açıdan içten çöküyor. İbrani basınını takip ettiğinizde tam olarak bu gerçeği görüyorsunuz.”

İbrahim Anlaşmaları gibi girişimlerin içinin boş çıktığını söyleyen Crooke, bölgede kalıcı güvenliğin komşu halkları sürmekle sağlanamayacağını, İsrail içindeki siyasi atmosferin ve genç kuşağın aşırı sağa kayması nedeniyle yönetimin uzlaşı yerine etrafına yüksek duvarlar örerek bir kale zihniyetine çekilmeyi tercih edeceğini dile getirdi.

Çok Okunanlar

Exit mobile version