Bizi Takip Edin

Ortadoğu

İran: ABD ve İsrail 40 günlük savaşın sonunda yenilgiyi kabul etti

Yayınlanma

İran, ABD ve İsrail ile yürüttüğü 40 günlük savaşın ardından “tarihi ve ezici bir zafer” kazandığını ilan ederek, Washington’un kalıcı ateşkes ve yaptırımların kaldırılmasını içeren 10 maddelik teklifi kabul ettiğini açıkladı. Yüksek Ulusal Güvenlik Konseyi tarafından yayımlanan bildiride, düşman güçlerin “Direniş Ekseni”nin iradesine boyun eğmekten başka yol bulamadığı belirtildi.

İran, 40 gün süren çatışmaların ardından Amerika Birleşik Devletleri ve İsrail’e karşı “tarihi ve ezici bir yenilgi” yaşattığını ilan etti. Tahran yönetimi, Washington’un kalıcı ateşkes, tüm yaptırımların kaldırılması ve ABD muharip güçlerinin bölgeden çekilmesi gibi kritik hususları içeren 10 maddelik İran teklifini kabul etmek zorunda kaldığını açıkladı.

Yüksek Ulusal Güvenlik Konseyi tarafından “İran’ın soylu, büyük ve kahraman milleti”ne hitaben yayımlanan bildiride, düşmanın inkâr edilemez bir bozguna uğradığı vurgulandı. Açıklamada, karşı tarafın artık “İran’ın büyük milletinin ve onurlu Direniş Ekseni’nin iradesine boyun eğmekten başka bir yol görmediği” ifade edildi. Zafer ilanı, 28 Şubat’ta İran Devrimi Lideri Ayetullah Seyyid Ali Hamaney ile üst düzey komutanların suikastla öldürülmesiyle başlayan savaşın 40. gününde geldi.

Washington’un kabul ettiği 10 maddelik taahhüt listesi

Resmi açıklamaya göre ABD, Washington’u esaslı yükümlülüklere bağlayan şu 10 maddelik teklifi kabul etti:

  • İran’a yönelik yeni bir saldırı gerçekleştirilmemesi,
  • Hürmüz Boğazı üzerindeki İran kontrolünün devam etmesi,
  • İran’ın uranyum zenginleştirme faaliyetlerinin kabul edilmesi,
  • Tüm birincil yaptırımların kaldırılması,
  • Tüm ikincil yaptırımların kaldırılması,
  • BM Güvenlik Konseyi’nin tüm kararlarının sona erdirilmesi,
  • Uluslararası Atom Enerjisi Kurumu (UAEK) Yönetim Kurulu’nun tüm kararlarının sona erdirilmesi,
  • İran’a savaş tazminatı ödenmesi,
  • ABD muharip güçlerinin bölgeden çekilmesi,
  • Lübnan’daki “İslami Direniş”e karşı yürütülenler de dahil olmak üzere tüm cephelerde savaşın durdurulması.

Bildiride, İran’ın büyük bir zafer kazandığı ve “suçlu Amerika’yı” kendi şartlarını içeren teklifi kabul etmeye zorladığı kaydedildi.

“Tarihin en ağır birleşik savaşlarından biri”

İran’ın en üst güvenlik organı, geride kalan 40 günü “tarihin en ağır birleşik savaşlarından biri” olarak nitelendirdi. Açıklamaya göre İran ile Lübnan, Irak, Yemen ve “işgal altındaki Filistin’deki” müttefikleri, “dünyanın tarihsel hafızasından silinmeyecek” darbeler indirdi. Metinde, “İran ve Direniş, bölgedeki Amerikan savaş makinesini neredeyse tamamen yok etti” ifadesi yer alırken; düşmanın yıllar boyu bölgeye konuşlandırdığı geniş altyapı ve kabiliyetlerin derin darbeler aldığı belirtildi.

Açıklamada ayrıca, ABD’nin savaşın başlamasından yalnızca 10 gün sonra bu mücadeleyi kazanamayacağını anladığı öne sürüldü. Düşmanın ana hedeflerinden hiçbirine ulaşamadığı gibi, 10. günde bu savaşı kazanma kabiliyetine sahip olmadığını idrak ettiği ve bu sebeple çeşitli kanallar üzerinden İran’la temas kurarak ateşkes isteme çabalarına başladığı ifade edildi.

Konsey ayrıca düşman tarafın başlangıçta hızlı bir askeri zafer hayal ettiğini, İran’ın füze ve İHA kabiliyetlerinin “hızla söndürüleceğine” inandığını ve “küresel Siyonizm”in “ABD’nin cahil başkanını” bu savaşın İran’ı bitireceğine ikna ettiğini belirtti. Zafer ilan edilirken, zaferin ayrıntıları kesinleşinceye kadar yetkililerin direncine, basiretine ve halk arasındaki birliğin korunmasına ihtiyaç olduğu vurgulanarak dikkatli olunması çağrısı yapıldı.

Trump’tan Hürmüz Boğazı şartına bağlı iki haftalık durdurma kararı

İran’ın bu duyurusu, ABD Başkanı Donald Trump’ın Tahran’ın Hürmüz Boğazı’nı yeniden açması şartına bağlı olarak bombardıman ve saldırıları iki haftalığına durdurmayı kabul ettiğini açıklamasından saatler sonra geldi. Trump, Truth Social platformundaki paylaşımında saldırıları “iki haftalık bir süre için askıya alacağını” bildirdi ve bu adımı “iki taraflı bir ATEŞKES” olarak tanımladı.

Trump, bu askıya alma kararının “İran İslam Cumhuriyeti’nin Hürmüz Boğazı’nın TAM, DERHAL ve GÜVENLİ biçimde açılmasını kabul etmesi” şartına dayandığını söyledi. Salı günü erken saatlerde ise Trump, İran talepleri karşılamazsa “bu gece bütün bir medeniyetin öleceğini” söylemiş; bu ifade dünya genelinde tepkiyle karşılanmıştı. Papa 14. Leo bu tehdidi “kabul edilemez” olarak nitelerken, ABD’li bazı milletvekilleri söylemi “kötülük” olarak değerlendirip Trump’ın görevden alınması için 25. Ek Madde’nin işletilmesi çağrısını dile getirdi.

Dünya petrol arzının yaklaşık beşte birinin geçtiği Hürmüz Boğazı, 28 Şubat’tan bu yana fiilen kapalı bulunuyor. İranlı yetkililer, ABD-İsrail saldırılarının kalıcı olarak durdurulması dahil tüm talepleri karşılanmadıkça boğazın açılmayacağını kesin bir dille belirtmişti.

İslamabad’da siyasi müzakere süreci başlıyor

İran Dini Lideri Ayetullah Seyyid Mücteba Hamaney’in talimatı ve Yüksek Ulusal Güvenlik Konseyi’nin onayı doğrultusunda, ayrıntıların kesinleştirilmesi için Pakistan’ın başkenti İslamabad’da müzakerelerin yapılması kararlaştırıldı. Savaş alanındaki üstünlüğün siyasi kazanımlarla pekiştirilmesinin amaçlandığı bu sürecin en geç 15 gün içinde gerçekleşeceği bildirildi.

Cuma günü başlaması planlanan İslamabad müzakereleri için İran’ın iki hafta ayıracağı, sürenin ise tarafların mutabakatıyla uzatılabileceği kaydedildi. Güvenlik organı, bu kritik dönemde ulusal birliğin korunmasının hayati olduğunu ifade etti. Müzakerelerin “ulusal bir müzakere” ve “savaş alanının uzantısı” niteliği taşıdığı belirtilen açıklamada, tüm siyasi grupların bu sürece destek vermesi istendi.

Açıklamada son olarak şu ifadelere yer verildi: “Eğer düşmanın savaş alanındaki teslimiyeti müzakerelerde belirleyici bir siyasi kazanıma dönüştürülürse, bu büyük tarihî zaferi birlikte kutlayacağız. Aksi halde İran halkının tüm talepleri karşılanıncaya kadar savaş alanında omuz omuza savaşacağız. Ellerimiz tetiktedir ve düşmanın yapacağı en küçük hata bile tüm güçle karşılık bulacaktır.”

Ortadoğu

ABD, Orta Doğu’ya üçüncü uçak gemisini gönderiyor

Yayınlanma

ABD ordusu, Başkan Donald Trump’ın İran’a yönelik yeni saldırıların ufukta olabileceği uyarısında bulunmasının ardından, Orta Doğu’ya üçüncü bir uçak gemisi saldırı grubunu sevk ediyor.

Özel bir amfibi saldırı grubunu da içeren bu sevkiyat, ABD’deki ara seçimlerin yaklaşmasıyla birlikte İran’a karşı Trump’ın savaşının hızla değişen dinamiklerini vurguluyor.

Trump, savaşın birkaç hafta süreceği yönündeki ilk vaatlerine rağmen, ara seçimlerden sonra gerginliğin tırmanmasının hâlâ geçerli bir seçenek olduğunu belirtti.

Şu anda Orta Doğu’ya doğru yol alan gemi grubu, toplamda 7.000’den fazla denizci ve 2.000 Deniz Piyadesi’ni taşıyor.

Bu gruba, USS Theodore Roosevelt uçak gemisi saldırı grubu ve iki amfibi çıkarma gemisinden oluşan USS Makin Island amfibi hazırlık grubu da dahil.

Hassas askeri operasyonlar hakkında konuşmak üzere isminin açıklanmaması koşuluyla konuşan bir ABD’li yetkiliye göre, bu durum Ekim ayı sonuna kadar bölgede üç uçak gemisinin bulunacağı anlamına gelebilir.

Orta Doğu’da halihazırda bulunan personel de hesaba katıldığında, bu hamle ABD’nin deniz kuvvetleri varlığını 20.000’den fazla denizci ve deniz piyadesi ile yüzlerce uçağa ulaşacak şekilde alışılmadık derecede yüksek bir seviyeye çıkaracak.

Donanma, Nisan ayında 2003 yılından bu yana ilk kez Orta Doğu’da üç uçak gemisi saldırı grubu bulundurmuştu.

USS George HW Bush ve USS George Washington uçak gemileri, USS Boxer amfibi hazırlık grubu ile birlikte şu anda bölgede bulunuyor.

USS George Washington genellikle Pasifik Okyanusu’nda görevlendirilir fakat zorlu görev süresi boyunca mürettebatın 260 günden fazla süreyle aralıksız denizde kalmasına neden olan USS Abraham Lincoln’ün yerini almak üzere Orta Doğu’ya sevk edildi.

Theodore Roosevelt uçak gemisi saldırı grubu bölgeye ulaştığında, Washington’un Japonya açıklarına kaydırılması muhtemel.

Perşembe günü Time dergisinde yayınlanan bir röportajda Trump, yeni saldırı olasılıklarına değindi ve 3 Kasım ara seçimlerinden sonra İran’a yönelik bombardımanı yoğunlaştırmasının “mümkün” olduğunu söyledi.

Israrla sorulunca Trump, stratejisi hakkında daha fazla ayrıntıya giremeyeceğini söyledi.

Trump, “Bunu size söyleyemem çünkü bakın, siz ‘nereyi bombalayacaksınız?’ diye soruyorsunuz,” dedi.

Pazartesi günü yapılan röportajda, İran’dan gelen son ateşkes teklifini reddettiğini belirterek, “bir yıl önce onaylamayacağı şeyleri bugün de onaylamayacağını” söyledi.

Trump, örnek olarak İran’ın önemli bir enerji nakil koridoru olan Hürmüz Boğazı’nı “açma” teklifini gösterdi ama teklifin genel olarak “yeterince iyi olmadığını” belirtti.

Giderek daha fazla tepki çeken bu savaşın Kasım ayında Cumhuriyetçilerin şansını zora sokup sokmayacağu sorulduğunda Trump, ilk başta “Mümkün” diye yanıt verdi. Fakat ardından, “İran’ın nükleer silahı olmayacağı için bu durum yardımcı olmalı,” diye ekledi.

Başkan, “dünya çapında da dahil olmak üzere” “halkın %100’ünün” İran’ın nükleer saldırı kapasitesine sahip olmasına karşı olduğunu söyledi ve “Yani, bu şekilde ifade ederseniz, faydası olur. Bunu söylemezseniz, zararı olabilir,” diye konuştu.

Okumaya Devam Et

Ortadoğu

Şam’dan yalanlama: Hizbullah ile Türkiye’de görüşmedik

Yayınlanma

Suriye Enformasyon Bakanlığı, Şam ile Hizbullah heyetlerinin gerilimi düşürmek için Türkiye’de gizlice görüştüğü yönündeki Reuters haberini yalanladı. Haberde yer alan iddiaya göre heyetler Türk istihbaratının davetiyle eylülde en az bir kez bir araya geldi ve Şam yönetimi örgüte Lübnan’a askeri müdahalede bulunmama güvencesi sundu.

Suriye Enformasyon Bakanlığı, Şam’daki yeni hükümet yetkilileri ile Lübnan merkezli Hizbullah temsilcilerinin Türkiye’de bir araya geldiği yönündeki iddiaları yalanladı.

Bakanlığa bağlı Dış Medya Dairesi, 1 Ekim’de yaptığı açıklamada, söz konusu haberlerin gerçek dışı ve dayanaksız olduğunu belirterek herhangi bir temasın gerçekleşmediğini duyurdu.

Reuters haber ajansı aynı gün yayımladığı haberde, iki tarafın aralarındaki gerilimi düşürmek amacıyla eylül ayında Türkiye’de en az bir kez gizli toplantı yaptığını aktarmıştı.

Ajans, haberini ikisi Suriyeli, biri ABD’li yetkili ve biri Hizbullah’a yakın üst düzey Lübnanlı güvenlik kaynağı olmak üzere altı kişiye dayandırdı.

Habere göre buluşma, Türk güvenlik ve istihbarat kurumlarının davetiyle düzenlendi. Toplantıda Hizbullah temsilcilerinin yanı sıra Suriye istihbaratından ve Dışişleri Bakanlığından yetkililer yer aldı.

Ajansa konuşan ABD’li kaynak, görüşmenin anlaşmazlıkları gidermeye odaklandığını ve iyi geçtiğini söyledi.

Görüşmeye katıldığı öne sürülen Suriyeli bir yetkili, tarafların birbirlerine karşı düşmanlık beslemedikleri hususunda uzlaştığını aktardı. Buna göre Şam yönetimi, Hizbullah’ı silahsızlandırma gerekçesiyle Lübnan topraklarına askeri müdahalede bulunmayacağına dair örgüte güvence verdi.

Washington ise Suriye’nin Hizbullah’a karşı harekete geçmesini istiyor. ABD Başkanı Donald Trump, Şam yönetiminin örgüte askeri saldırı düzenlemesi gerektiği yönündeki talebini kamuoyu önünde birden fazla kez paylaştı.

Haberde aktarılan uzlaşma arayışına karşın Suriyeli heyet, Hizbullah’ın sınır ötesi silah kaçakçılığını durdurmasını ve özellikle Suriye’nin güneyindeki uyuyan hücrelerini lağvetmesini talep etti.

Hizbullah ise eski Suriye Cumhurbaşkanı Beşar Esad yönetiminin Aralık 2024’te devrilmesinden bu yana ülke topraklarında hücreleri olduğu iddiasını reddediyor.

Şam yönetimi hafta başında roket saldırısı hazırlığı içindeki bir Hizbullah hücresinin yakalandığını ileri sürmüştü. Hizbullah bu iddia karşısında, “Suriye topraklarında hiçbir şekilde varlığımız yok ve orada herhangi bir güvenlik veya askeri faaliyette yer almıyoruz” açıklamasını yaptı.

Toplantı iddiasına ilişkin sorular karşısında Türkiye Dışişleri Bakanlığı, Milli Savunma Bakanlığı, Suriye Dışişleri Bakanlığı ve ABD Dışişleri Bakanlığı sessizliğini korurken Hizbullah’ın basın bürosu yorum yapmaktan kaçındı.

Suriye’deki yeni iktidar yapısı ile Hizbullah arasındaki temas iddiaları, tarafların geçmişteki yoğun çatışma geçmişine dayanıyor.

Hizbullah iç savaş boyunca Esad ordusu saflarında savaştı; Heyet Tahrir eş-Şam’ın (HTŞ) çekirdeğini oluşturan Nusra Cephesi ve Ahrar eş-Şam gibi gruplarla doğrudan karşı karşıya geldi.

Esad iktidarını Aralık 2024’te deviren HTŞ, mevcut Suriye Savunma Bakanlığında belirleyici konum taşıyor.

Nusra Cephesi, iç savaşın ilk evrelerinde Lübnan’ın kuzey ve doğu sınırlarını ele geçirmiş, ardından Lübnan ordusu ve Hizbullah birliklerince bu hatlardan püskürtülmüştü. Grup aynı dönemde Beyrut dahil Lübnan genelinde bombalı saldırılar ve suikastlar düzenledi.

Esad yönetiminin çöküşüyle Hizbullah’ın Suriye’deki etkinliği sona ererken, yeni Şam güçlerinin Lübnan sınırına askeri tahkimat yaptığı kaydediliyor.

Sınıra sevk edilen askeri birlikler arasında, geçmiş çatışma döneminde ülkeye giren yabancı savaşçıların da yer aldığı belirtiliyor.

Okumaya Devam Et

Ortadoğu

Trump’ın damadının şirketi İsrail ordusunun tedarikçisine ortak çıktı

Yayınlanma

CNN’in haberine göre Jared Kushner’ın yatırım şirketi Affinity Partners, İsrail ordusuna silah ve teçhizat sağlayan firmalarda pay sahibi olan Phoenix Financial grubunun en büyük hissedarı kalmayı sürdürdü. Kushner’ın Gazze müzakerelerinde resmi kadro almadan gönüllü diplomat olarak yer alması, şirketteki 1 milyar doları aşan hisse değeri nedeniyle tartışma yarattı.

ABD Başkanı Donald Trump’ın damadı Jared Kushner, Gazze’deki savaşın sona erdirilmesine yönelik müzakerelerde rol üstlenirken yatırım şirketi Affinity Partners üzerinden İsrailli finans grubu Phoenix Financial ile ticari bağlarını korudu.

CNN tarafından İsrail’deki mali kayıtlar incelenerek yapılan araştırma, Phoenix’in İsrail ordusuna silah, insansız hava aracı, savaş gemisi ve yıkım ekipmanı tedarik eden en az dokuz şirkette pay sahibi olduğunu ortaya koydu.

Bu şirketlerin tamamının hisse değeri geçen yıl artış kaydetti. Kuruluşların birçoğu, Gazze’deki çatışmaların ürünlerine yönelik talebi yükselttiğini açıkladı.

Affinity Partners, Trump’ın Ocak 2025’te başkanlık görevine başlamasından hemen önce Phoenix’teki payını neredeyse iki katına taşıdı.

Şirket, Temmuz 2026’da bu hisselerin dörtte birini 340 milyon doları aşkın bir bedelle elden çıkardı. Bu işlemden elde edilen gelir, satılan paylar için başlangıçta ödenen tutarın beş katını aştı.

Satışın ardından Phoenix’in en büyük hissedarı kalmayı sürdüren Affinity’nin elindeki yüzde 7,4’lük payın piyasa değeri temmuz ayı itibarıyla 1 milyar doların üzerine çıktı. Kushner, Phoenix’i daha önce şirketinin “en iyi yatırımı” olarak nitelendirmişti.

İncelenen belgelere göre Phoenix, İsrail’in en büyük savunma sanayisi şirketi Elbit Systems’e en az 265 milyon dolarlık yatırım yaptı. Elbit, İsrail ordusuna mühimmat, tank sistemleri ve askeri teçhizat temin ediyor.

İsrailli finans grubunun portföyünde İHA kameraları üreten NextVision, topçu mühimmatı tapası imal eden Reshef Technologies ve tank parçaları geliştiren Ashot Ashkelon da yer alıyor.

Phoenix ayrıca savaş gemisi üreticisi Israel Shipyards ile birlikte Boeing ve Caterpillar’da da hisse sahibi. İsrail ordusu operasyonlarda Boeing’in ürettiği uçak ve mühimmatları, Gazze’deki yıkımlarda ise Caterpillar üretimi iş makinelerini kullanıyor.

Kushner’ın şirketi Affinity doğrudan bu savunma kuruluşlarına ortak olmasa da Phoenix’in ana hissedarı sıfatıyla grubun mali kazancından pay alma imkanını koruyor.

Kushner, Trump yönetiminde resmi bir kadro almadan, gönüllü temsilci sıfatıyla diplomatik görüşmelere katılıyor. Bu konum, resmi bir kamu görevinde zorunlu tutulan mali bildirim ve çıkar çatışması yükümlülüklerine tabi olmamasını sağlıyor.

CNN, Kushner’ın yürüttüğü diplomatik temasların söz konusu yatırımları doğrudan etkilediğine dair somut bir veriye ulaşmadığını duyurdu.

Fakat Gazze müzakerelerinde görev üstlenen bir ismin, İsrail ordusunun tedarikçilerine sermaye aktaran bir grupta ana hissedar olması çıkar çatışması tartışmalarına yol açtı.

Kushner’ın avukatı, müvekkilinin Phoenix’in yönetim kurulunda yer almadığını, yatırım kararlarına müdahale etmediğini ve ticari girişimleriyle diplomatik temasları arasında bağ olmadığını savundu.

CNN ise Kushner’ın Eylül 2025’te Forbes dergisine verdiği mülakatta Phoenix yönetimiyle “çok aktif bir diyalog” sürdürdüğünü ve şirket yöneticileriyle birkaç haftada bir temas kurduğunu söylediğini aktardı.

Avukatı bu temasların tek tek yatırımlarla değil, genel piyasa eğilimleriyle sınırlı olduğunu öne sürerken diplomatik mesainin artmasıyla birlikte şirket yönetimiyle görüşmelerin seyreldiğini kaydetti.

Beyaz Saray Sözcüsü Anna Kelly, Kushner’ın şahsi ticari işlerinin gönüllü diplomatik vazifeleriyle bağlantısı bulunmadığını dile getirdi.

Phoenix ise hissedarlarına sunduğu değerin temel faaliyet performansından beslendiğini belirterek haberdeki ayrıntılı bulgular hakkında değerlendirme yapmadı.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English