Dünya Basını

İran krizi Almanya’nın iktisadi kaosunu ifşa ediyor

Yayınlanma

Alman gazeteci Simon Zeise, Surplus dergisinin son sayısında yayımlanan makalesinde, İran’a yönelik askeri müdahalenin ve Hürmüz Boğazı’ndaki ablukanın Alman ekonomisi üzerindeki sarsıcı etkilerini eleştirel bir ekonomi-politik perspektiften analiz ediyor. Zeise’nin temel tezi; artan enerji, lojistik ve gıda maliyetlerinin salt jeopolitik bir kader olmadığı, bilakis büyük sanayi ve hizmet şirketlerinin (Lufthansa, makine sanayisi vd.) bu “kriz” konjonktürünü kendi neoliberal ajandalarını (işçi haklarını gasp etmek, sendikaları kırmak, devlet teşviklerini geri almak) uygulamak için bir fırsat olarak kullandığı yönünde. Zeise, devletin ve sermayenin fosil yakıtlardan koparak gerçek bir ekolojik dönüşüm yaratmak yerine, ortaya çıkan küresel maliyet şokunu acımasız bir kurumsal soğukkanlılıkla doğrudan işçi sınıfının ve tüketicilerin sırtına yüklemesini, analitik ve ironik bir üslupla teşhir ediyor.


İran krizi Almanya’nın iktisadi kaosunu ifşa ediyor

Krizin bedelini kim ödüyor? Alman şirketleri, yaşanan enerji şokunda maliyetleri tüketiciye yıkma fırsatının kokusunu alıyor
Simon Zeise
Surplus
25 Nisan 2026

İran’ın bombalanması muazzam küresel iktisadi sonuçlar doğuruyor. ABD ve İsrail’in 28 Şubat’taki askeri müdahalesinden ve Hürmüz Boğazı’nda süregelen ablukadan bu yana, Ortadoğu’dan enerji sevkiyatı yapılamıyor; şirketler ara mamul niteliğindeki mühim hammaddelerden mahrum kalıyor, tedarik zincirleri kopuyor ve fiyatlar tırmanışa geçiyor. Peki, Almanya’daki şirketler Trump ve Netanyahu’nun İran’daki savaşından ne ölçüde etkileniyor?

İktisadi büyüme yarı yarıya düştü

Artan enerji fiyatlarının tüm Alman ekonomisi üzerinde sarsıcı bir etki yaratacağı aşikâr. Federal Hükümet, 2026 yılı büyüme projeksiyonunu şimdiden yarı yarıya tırpanladı. Yıl sonuna dek gayrisafi yurt içi hasılanın yüzde bir yerine yalnızca yüzde 0,5 oranında büyümesi öngörülüyor. Ekonomi enstitülerinin hazırladığı Ortak Teşhis raporuna[1] göre enflasyon oranı bu yıl yüzde 2,8, 2027’de ise yüzde 2,9 bandında seyredecek; elbette bu öngörü, jeopolitik tablonun iyileşeceği ve fiyatların yıl içinde yeniden düşüşe geçeceği varsayımına dayanıyor. Akaryakıt istasyonlarında ise tırmanan fiyatlar savaşın patlak vermesiyle birlikte anında görünür hale geldi. Dizel yakıtın litre fiyatı nisan başında ani bir sıçramayla 1,74 avrodan 2,45 avroya kadar fırladı. Federal Hükümetin devreye soktuğu hafifletici tedbirler piyasada nispi bir soğumaya yol açmış olsa da, dizelin litresi hâlâ 2,13 avro civarında seyrediyor ve savaş öncesi döneme kıyasla belirgin biçimde daha yüksek bir maliyet kalemi oluşturuyor.

Yüksek akaryakıt fiyatları tüketiciye yansıtılıyor

Tavan yapan yakıt fiyatları, özel hanelerin yanı sıra lojistik sektörünü de derinden vuruyor. Almanya’da mal sevkiyatının yüzde 85’i kamyonlarla yapılıyor ve karayolu yük taşımacılığında yakıt, toplam maliyetlerin yaklaşık üçte birine tekabül ediyor. Federal Nakliye ve Lojistik Birliği (DSLV), kısa vadede pek çok lojistik firmasının dizeldeki bu dramatik fiyat artışını sönümleyebileceğini belirtiyor. Zira tedarikçilerin büyük kısmı, artan depo maliyetlerinin işveren tarafından üstlenilmesini güvence altına alan ve Dieselfloater[2] (dizel dalgalanma klozları) olarak anılan sözleşme maddelerinden faydalanıyor. Artan yakıt maliyetlerinin yanı sıra, yükselen güvenlik riskleri de bir diğer maliyet artırıcı unsur olarak öne çıkıyor. Savaş nedeniyle armatörler, Fars Körfezi hattında seyreden konteynerler için gemi sahiplerine 4000 ABD dolarına varan acil durum çatışma zamları fatura ediyor. Pek çok gemi, ihtiyat gereği Ümit Burnu’nu dolaşıyor ve Süveyş Kanalı’ndan uzak duruyor. DSLV yetkilileri, “Tüketiciler, tedarik zincirindeki bu aksaklıkları belli bir gecikmeyle raflarda da hissedeceklerdir” uyarısında bulunuyor.

Gıda maddeleri daha da pahalanacak

Gıda fiyatlarının da tırmanışa geçeceğine kesin gözüyle bakılıyor. Mart ayında fiyatlar yıllık bazda yalnızca yüzde 0,9 oranında artmıştı. Ne var ki temel gıda maddelerinin fiyatları, Korona pandemisinin patlak verdiği Ocak 2020’den bu yana yaklaşık üçte bir oranında artmış durumda ve halihazırda son derece yüksek bir seviyede seyrediyor. Hürmüz Boğazı’ndaki abluka nedeniyle çiftçiler, acil ihtiyaç duydukları gübreden mahrum kalıyor. Zira dünya çapındaki azotlu gübrenin büyük bir kısmı Arap Yarımadası’nda doğalgazdan üretiliyor. Almanya iç piyasasında azotlu gübre fiyatları şimdiden yüzde 35 oranında fırlamış durumda. Enerji, lojistik ve gübre maliyetlerindeki artışın oluşturduğu bu uğursuz üçlü sarmal[3], süpermarket kasalarında kendini kaçınılmaz olarak hissettirecek. Özellikle ekmek, et ve süt ürünleri gibi enerji ve işleme yoğun gıdaların bu durumdan en ağır yarayı alması bekleniyor. Pek çok tüketici şimdiden fiyat artışlarının korkusunu yaşıyor ve tasarruf etmeye çabalıyor. Pazar araştırmaları şirketi Accurat’ın bir anketine göre, insanlar mart ayında ağırlıklı olarak indirimli marketlere yönelerek bütçelerini korumaya çalıştı. Verilere göre Aldi Nord ve Süd, 16 Mart haftasında pazar paylarını 1,7 puan artırarak yüzde 17,7’ye çıkardı. Rewe, Edeka ve Kaufland müşteri kaybederken, Netto ve Penny de bu eğilimden kârlı çıktı. Rapora göre pazar payındaki yüzde birlik bir artış, iki milyar avroluk ek ciro anlamına geliyor.

Lufthansa: Korona günlerindeki gibi

Almanya’nın en büyük havacılık tröstü Lufthansa, artan kerosen fiyatlarına ekim ayına kadar 20.000 iç hat uçuşunu iptal ederek yanıt verdi. Bu hamleyle 40.000 ton yakıt tasarrufu sağlanacağı belirtiliyor. Ancak şirket, zaruretten erdem çıkarmayı da gayet iyi biliyor. İran Krizi, başkaldıran sendikacılardan kurtulmak için bir çırpıda fırsata dönüştürüldü. Lufthansa’nın yan kuruluşu Cityline çalışanları, uzun süredir daha düşük ücret tarifesine sahip City Airline şirketine sürülmeye direniyordu. İşçiler greve gittiğinde, holding yönetimi İran savaşı ve işçi eylemlerinin yarattığı ek yükü bahane ederek Cityline’ı tasfiye etme[4] kararı aldı. Lufthansa, Korona krizi sırasında da benzer bir şablon izlemişti. Federal Hükümet’in altı milyar avroluk devlet kurtarma paketiyle şirkete ortak olmasından sadece birkaç gün sonra, çalışanların iradesi hiçe sayılarak Lufthansa’nın iştiraki Germanwings’in faaliyetlerine son verilmişti.

Makine mühendisliği: Silahlanma yoluyla büyüme

Krizde omuz omuza vermek mi? Patronlar ekseriyetle yalnızca kendi menfaatlerini gözetir. Otomotivle birlikte ülkenin ikinci öncü sanayisi konumundaki makine imalat sektörü, İran savaşını radikal bir şok tedavisi[5] için kılıf olarak kullanıyor. Hannover Fuarı’nın açılışında konuşan sektör birliği başkanı Bertram Kawlath, “Acı çekme kapasitesinin eşiğine ulaşıldı” ifadelerini kullandı. Son dönemde İran savaşı ve ABD’nin gümrük politikalarının yarattığı artçı şoklarla katlanan sayısız yük göz önüne alındığında, gerçek bir U dönüşüne ihtiyaç duyulduğunu belirtti. Makine sanayicilerinin arzusuna göre kurumlar vergisi ve sosyal güvenlik primleri düşürülmeli, haftalık çalışma saatleri esnetilmeli ve emeklilik yaşı yukarı çekilmeli. Sektör, asıl kârı ise silahlanma için planlanan milyarlık yatırımlarda görüyor. Mevcut durumda sektörün toplam cirosunun yaklaşık yüzde iki ila beşinin bu alandan geldiği tahmin ediliyor. Birliğin projeksiyonlarına göre, bu oran önümüzdeki üç ila beş yıl içinde ikiye katlanabilir.

Kenya’da park edilmiş lüks otomobiller

Süper zenginlerin dünyası da İran savaşı nedeniyle artık eskisi kadar tozpembe değil. Dubai’deki şeyhlerin ve diğer milyonerlerin arzuları şu sıralar tatmin edilemiyor. Alman lüks otomobilleri Ortadoğu yollarına çıkamıyor; bunun yerine Kenya’da depolarda bekletilmek zorundalar. Lamu limanında, aralarında çok sayıda Porsche 911’in de bulunduğu binlerce lüks araç yığılmış durumda. Genel hatlarıyla, Avrupa otomotiv sanayisi çok daha derin sarsıntılarla karşı karşıya kalabilir. Büyük Alman otomotiv devleri durumu değerlendirmekten bilhassa kaçınırken, Viyana merkezli Supply Chain Intelligence Institute Austria feci sonuçlar doğabileceği uyarısında bulunuyor. İran savaşının iki ay daha uzaması halinde, yarı iletkenler ve batarya hücrelerinde devasa darboğazlar yaşanabilir.

Enerji dönüşümü yerine tam gaz ileri

İran savaşının, içten yanmalı motorlardan elektrikli mobiliteye geçişi hızlandırıp hızlandırmayacağı ise hayli şüpheli. Avrupa Otomotiv Üreticileri Birliği (ACEA), mart ayında AB içindeki yeni elektrikli araç tescillerinin bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 48,9 arttığını duyurdu. Ne var ki, bu yüksek satış rakamlarının arkasında esasen büyük Avrupa ülkelerindeki vergi indirimleri ve teşvik programları yatıyor. Almanya ise bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 16’lık oranla bu tablonun gerisinde kalıyor. ‘Trafik Işığı’ hükümeti Aralık 2023’te devlet teşvik programlarını aniden sonlandırmıştı. Ancak İran savaşı nedeniyle mayıs ayından itibaren, birinci ocaktan geçerli olmak üzere bu teşviklerin yeniden yürürlüğe girmesi[6] bekleniyor. Fakat elektrikli otomobil üretimi de ağır bir darbe alabilir. Zira elektrikli araçların hatırı sayılır bir kısmı alüminyumdan oluşuyor. Batarya ile çalışan araçlarda, içten yanmalı motorlu bir araca kıyasla yaklaşık yüzde 40 daha fazla hafif metal kullanılıyor. Yoğun enerji sarfiyatıyla işlenen bu hammaddenin Ortadoğu’daki üreticileri, Hürmüz ablukası sebebiyle ihracat yapamıyor. Batarya üretimi için elzem olan kükürt ile mikroçip sanayisi için hayati önem taşıyan helyumun ihracatındaki sıkıntılar, Almanya’daki mobilite devrimi beklentilerini sekteye uğratacak gibi görünüyor. Üstelik ortada böylesi bir siyasi irade de yok.

Hesabı kim ödüyor?

İran krizi, Alman ekonomisini hazırlıksız yakaladı. Sanayi üretimi halihazırda Korona pandemisi öncesindeki seviyenin dahi altında. Şu an ihtiyaç duyulan şey, enerji şoklarına karşı koruma sağlayacak bir hükümettir. Ancak şirketler ve devlet yönetimi, fosil yakıtlardan uzaklaşıp sürdürülebilir bir ekonomi inşa etme fırsatını değerlendirmek yerine, yükün kahir ekseriyetini çalışanların sırtına yıkmayı tercih ediyor.


[1] Ortak Teşhis Raporu: Orijinal: Gemeinschaftsdiagnose der Wirtschaftsinstitute: Almanya’nın önde gelen altı ekonomik araştırma enstitüsünün Federal Ekonomi Bakanlığı adına yılda iki kez (ilkbahar ve sonbahar) yayınladığı makroekonomik öngörü raporu. (ç.n.)

[2] Dizel Dalgalanma Klozları: Orijinal: Dieselfloater: İngilizce float (dalgalanma/yüzme) kökünden Alman lojistik ve hukuk lügatine giren anglisizm. Akaryakıt fiyatlarındaki oynamaların faturaya otomatik yansıtılmasını sağlayan sözleşme mekanizması. Zeise, bu teknik jargonu, sermayenin kriz anlarında sorumluluktan kaçış mekanizmalarını ifşa etmek için kullanıyor. (ç.n.)

[3] Üçlü Sarmal: Orijinal: Der Dreiklang: Normal şartlarda müzikte “üçlü akor” anlamına gelen ve Alman klasisizminde ahengi temsil eden bu kelime, metinde ironik ve karanlık bir biçimde kullanılmış: Yani enerji, lojistik ve gübre maliyetlerinin “ahenkli” yükselişi. (ç.n.)

[4] Tasfiye Etmek: Orijinal: abzuwickeln (die Cityline abzuwickeln): Abwickeln, sözlükte bir ipi çözmek, bir işlemi halletmek anlamlarına gelir. Ancak Alman kurumsal jargonunda, işten çıkarmaları, bir departmanı kapatmayı veya bir şirketi lağvetmeyi gizleyen son derece steril, acımasız ve bürokratik bir örtmecedir. Kafkaesk bürokrasinin modern şirket dilindeki yansımasıdır; insan hayatlarına mal olan kararlar mekanik bir “işlem” gibi aktarılır. (ç.n.)

[5] Radikal Şok Tedavisi: Alman siyasi dilinde neoliberal reform paketleri (Hartz IV gibi) veya acı reçeteler için sıkça kullanılan tıbbi bir metafordur (Kur: kür/tedavi). Zeise, makine sanayisinin kriz fırsatçılığını bu kelimeyle teşhir ediyor. (ç.n.)

[6] Teşviklerin Yeniden Yürürlüğe Girmesi: Orijinal: …soll es ab Mai rückwirkend zum ersten Januar eine Neuauflage geben: Zeise burada ince bir siyasi tarihsellik sunuyor. Trafik Işığı (Ampel) koalisyonu (Scholz hükümeti) Aralık 2023’te bütçe krizi nedeniyle e-araba teşviklerini kesmişti. (ç.n.)

Çok Okunanlar

Exit mobile version