Bizi Takip Edin

Ortadoğu

İran’dan Trump’ın müdahale tehdidine sert yanıt: ‘Uzanan el kesilir’

Yayınlanma

ABD Başkanı Trump’ın İran’daki protestolara “koruma” gerekçesiyle müdahale edebileceği yönündeki açıklamaları Tahran’da sert tepkiyle karşılandı. İranlı üst düzey yetkililer, ülkenin güvenliğinin kırmızı çizgileri olduğunu vurgulayarak, dışarıdan gelecek her türlü müdahalenin en ağır şekilde karşılık bulacağını belirtti.

İran, ABD ve İsrail’in ülkede devam eden protestolara “göstericileri koruma” iddiasıyla müdahale etme tehditlerine sert bir dille karşılık verdi.

Tahran yönetimi, ülkenin güvenliğini ve istikrarını hedef alacak her türlü saldırıya karşı uyarıda bulundu.

Laricani: Trump’ın müdahaleleri bölge güvenliğini sarsıyor

İran Yüksek Ulusal Güvenlik Konseyi Başkanı Ali Laricani, X platformundan yaptığı paylaşımda, Trump ve İsrailli yetkililerin açıklamalarıyla “perde arkasındaki niyetlerin” açığa çıktığını belirtti.

Protestocuların haklı talepleri ile yıkıcı unsurlar arasında ayrım yaptıklarını vurgulayan Laricani, “Trump şunu anlamalıdır ki; ABD’nin iç meselelere müdahalesi, tüm bölgenin istikrarını bozmak ve Amerikan çıkarlarını baltalamak anlamına gelir” diye konuştu.

Laricani, Amerikan halkına da seslenerek şu uyarıda bulundu:

“Amerikan halkı bilmeli ki bu macerayı başlatan Trump’tır; askerleri konusunda dikkatli olmalılar.”

Şemhani: Güvenlik bahanesiyle uzanan el kesilir

İran Devrim Lideri ve Cumhurbaşkanı Siyasi Danışmanı Ali Şemhani de X hesabından yaptığı açıklamada, İran halkının ABD’nin Irak, Afganistan ve Gazze’deki “kurtarma tecrübesini” yakından bildiğini ifade etti.

Şemhani, “İran’ın güvenliği bahanesiyle müdahale etmeye ve yaklaşmaya çalışan her el, hedefine ulaşmadan kesilecektir ve saldırgan pişman edilecektir” uyarısında bulundu.

İranlı yetkili, “İran’ın ulusal güvenliği kırmızı çizgidir ve pervasız tweetlerin malzemesi değildir” diye konuştu.

Bekai: Amerika’nın sicili niyetini ortaya koyuyor

İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü İsmail Bekai ise ABD’nin İran halkına duyduğu sözde “sempatinin” derinliğini anlamak için Amerikalı siyasetçilerin geçmişteki icraatlarına bakmanın yeterli olacağını belirtti.

Bekai, X platformundaki paylaşımında şu ifadeleri kullandı:

“Muhammed Musaddık liderliğindeki seçilmiş hükümete darbe düzenlemekten, isyancıları finanse edip silahlandırmaya; 1988 yılında İran yolcu uçağını düşürüp Basra Körfezi üzerinde masum kadın ve çocukları öldürmekten, sekiz yıllık savaşta Saddam’a tam destek vermeye; İranlıların katledilmesinde İsrail rejimiyle işbirliği yapmaktan, 2025 yılında İran’ın altyapısına saldırılmasına ve insanlık tarihinin en ağır yaptırımlarına kadar uzanan bir sicil… Şimdi de İranlıları koruma bahanesiyle İran’a saldırma tehdidinde bulunuyorlar.”

Bu yaklaşımın uluslararası hukukun en temel ilkelerinin “açık bir ihlali” olduğunu vurgulayan Bekai, “İranlılar sorunlarını kendi aralarında diyalog ve etkileşimle çözecek, dış müdahalenin hiçbir türüne izin vermeyecektir” dedi.

Muhbir: ABD halkımıza düşmanlık ediyor

Devrim Lideri Danışmanı Muhammed Muhbir de Trump’ın yeni bir şey söylemediğini belirterek, “Onlar 1953’ten beri İran’da kargaşa çıkarmaya çalışıyor” diye konuştu.

ABD’yi “suçlu” olarak nitelendiren Muhbir, Washington’ın zalim yaptırımlarla İran halkına karşı en üst düzeyde düşmanlık sergilediğini ifade etti. İran halkının geçim sıkıntısıyla ilgili gerçek protestolar ile diğer hareketleri ayırt ettiğini belirten Muhbir, halkın kritik anlarda her zaman bilinçli hareket ettiğini kanıtladığını vurguladı.

Azizi: Trump önce kendi ülkesindeki sorunları çözsün

ABD’nin tehditlerine bir tepki de İslami Şûra Meclisi Ulusal Güvenlik ve Dış Politika Komisyonu Başkanı İbrahim Azizi’den geldi.

Azizi, “Eğer ABD kendi iç sorunlarını çözebilecek kapasitedeyse, İran’ın iç işlerine karışmadan önce kendi ülkesindeki evsizlik ve yoksulluk gibi ciddi sorunları halletsin” dedi.

Azizi, mevcut meselelerin İran’ın iç konusu olduğunu ve kendi çerçevesi içinde çözülmesi gerektiğini belirtti.

Trump ve İsrail’den müdahale tehdidi

ABD Başkanı Donald Trump, bugün yaptığı açıklamada İran’daki olaylara müdahale tehdidinde bulunarak, amacın “protestocuları korumak” olduğunu iddia etmişti.

Trump, “Eğer İran barışçıl göstericilere ateş açar ve onları öldürürse, ABD onları kurtarmak için müdahale edecektir” ifadelerini kullanmıştı.

Truth Social platformunda bir paylaşım yapan Trump, “Biz hazırız ve harekete geçmeye hazırız” demişti.

Bu açıklamanın ardından İsrail Evimiz Partisi lideri Avigdor Lieberman da Trump’ın sözlerine destek vererek, “Böyle bir durumda İsrail’in de bu adıma katılacağından eminim” diye konuştu.

Söz konusu tehditlerin, İran’da ekonomik durum nedeniyle başlayan protestoların ardından gelmesi dikkat çekti. ABD yönetimi ve İsrail’in, son savaştaki ve rejimi devirme konusundaki başarısızlıklarının ardından bu durumu kendi çıkarları için kullanmaya çalıştığı yorumları yapılıyor.

Trump’tan İran’a müdahale tehdidi: ‘Barışçıl göstericiler öldürülürse yardıma geliriz’

Batı ve İsrail kaynaklı medya manipülasyonu iddiası

Öte yandan Lübnan merkezli el-Meyadin televizyonu, Trump’ın paylaşımından önce protestoların boyutuyla ilgili büyük bir medya kampanyası yürütüldüğünü ve sahte haberlerin yayıldığını bildirdi.

Kanal, yapay zeka ile üretilen sahte bilgilerin ve geçmiş yıllara ait videoların dolaşıma sokulduğunu aktardı.

Batılı ve İsrailli kaynakların “öldürüldüğünü” iddia ettiği bazı İranlı göstericilerin hayatta olduğu ortaya çıktı.

Sosyal medyada öldüğü iddia edilen Rıza Niknam adlı vatandaş, yayınladığı videoda “Sağlığım yerinde, hakkımda çıkan haberlerin aslı yok. Medyada ve sosyal platformlarda yayılanlar gerçeği yansıtmıyor” ifadelerini kullandı.

Ayrıca İsrail Dışişleri Bakanlığının Farsça yayın yapan resmi sosyal medya hesabı “IsraelPersian”ın, İranlı göstericileri sokağa çıkmaya teşvik eden ve hükümete karşı kışkırtan paylaşımlar yaptığı belirtildi.

İran’ın birçok kenti geçtiğimiz günlerde zorlu ekonomik koşullar, hayat pahalılığı ve para biriminin dolar karşısında değer kaybetmesi nedeniyle gösterilere sahne oldu. Bazı gösterilerde şiddet olayları yaşandı.

Bu gelişmelerin gölgesinde İran Merkez Bankası Başkanı Muhammed Rıza Farzin pazartesi günü istifa etti ve yerine Abdunnasır Himmeti atandı.

İslam Devrimi’nden bu yana Batı’nın ambargolarına ve yaptırımlarına maruz kalan İran’da halk geçim sıkıntısı yaşıyor.

Buna rağmen İran hükümetleri, nükleer program, savunma sanayii ve gıda güvenliğinde kendi kendine yetme gibi alanlarda ilerleme kaydetmeye çalışıyor.

Fars ve Hemedan’da “müdahaleye hayır” yürüyüşleri

Öte yandan Cuma günü İran’ın Fars ve Hemedan vilayetlerinde, kamu güvenliğini tehdit edenlere karşı güvenlik güçlerinin kararlı adımlar atmasını talep eden kitlesel yürüyüşler düzenlendi.

Göstericiler, “barışçıl protestoları istismar ederek ülkede sabotaj eylemleri gerçekleştiren unsurları” kınadı. Şiddet ve vandalizmin her türlüsünü reddettiklerini belirten kalabalıklar, meşru taleplerin yasal ve barışçıl yollarla ifade edilmesi gerektiğine vurgu yaptı.

Gösterilerde ABD’nin İran’ın iç işlerine müdahalesini kınayan sloganlar atıldı.

Bunun yanı sıra İran televizyonu, bu sabah Luristan vilayeti Başsavcısı Said Şehvari’ye dayandırdığı haberinde, ülkenin batısındaki Azna ve Delfan kentlerinde “kamu güvenliğini bozan çok sayıda kişinin” tespit edilerek gözaltına alındığını duyurdu.

Yetkililer, bazı provokatörlerin barışçıl protestoları fırsat bilerek kamu binalarına, genel tesislere ve hatta askeri kurumlara saldırıp halk arasında korku ve kaos yaratmaya çalıştığını belirtti.

2025’ten 2026’ya İran: Güvenlik Öncelikli Devlet Aklı

Ortadoğu

Reuters: Suriye hükümeti yetkilileri ile Hizbullah Türkiye’de gizli görüşmeler yaptı

Yayınlanma

Suriye hükümeti temsilcileri ile Lübnan Hizbullahı’nın, aralarındaki gerilimi azaltmak amacıyla Türkiye’de yüz yüze görüşmeler yaptığı iddia edildi. Suriye iddiaları reddetti.

Reuters’a konuşan ve görüşme hakkında bilgi sahibi altı kaynak, bunun uzun süredir karşı karşıya olan taraflar arasında bilinen ilk toplantı olduğunu söyledi.

İki Suriyeli yetkili, bir ABD’li yetkili ve Hizbullah’a yakın üst düzey bir Lübnanlı güvenlik kaynağının da aralarında bulunduğu altı kaynak, Suriye yetkilileri ile Hizbullah yetkililerinin geçen ay en az bir kez gizlice bir araya geldiğini belirtti.

Esad’ın 2024’ün sonlarında devrilmesinin ardından Suriye’nin yeni hükümeti ile Hizbullah arasındaki gerilim artmıştı. Şam yönetimi, grubu Suriye üzerinden İran’a silah transfer etmekle suçlarken, ABD de Suriye ordusuna Hizbullah’la savaşmak üzere Lübnan’a asker göndermesi için baskı yapıyor.

Altı kaynağa göre geçen ayki görüşmeye Hizbullah temsilcileri ile Suriye istihbaratı ve dışişleri bakanlığından yetkililer katıldı. Toplantı, gerilimi düşürme amacıyla Türk güvenlik ve istihbarat kurumlarının daveti üzerine gerçekleştirildi.

Kaynakların tamamı, daha önce kamuoyuna yansımayan hassas görüşmeyi anlatabilmek için isimlerinin açıklanmaması koşuluyla konuştu.

Suriye Dışişleri Bakanlığı, Türkiye Dışişleri ve Savunma bakanlıkları ile ABD Dışişleri Bakanlığı, Reuters’ın toplantıyla ilgili sorularına hemen yanıt vermedi. Hizbullah’ın medya ofisi ise yorum yapmayı reddetti.

Kaynaklara göre taraflar karşılıklı güvenlik kaygılarını görüştü

ABD’li yetkili, Suriyeli yetkililer ve Lübnanlı kaynak, görüşmenin iki taraf arasındaki gerilim başlıklarını çözmeye odaklandığını ve olumlu geçtiğini söyledi.

Suriyeli yetkililerden biri, iki tarafın birbirine karşı düşmanlık beslemediği konusunda mutabık kaldığını ve Suriye’nin Hizbullah’a, grubun silahsızlandırılması amacıyla Lübnan’a askeri müdahalede bulunmayacağı güvencesini verdiğini aktardı.

Buna karşılık Suriyeli yetkililer, Hizbullah’tan sınır ötesi kaçakçılık girişimlerinin durdurulmasına yardımcı olmasını ve özellikle Suriye’nin güneyinde kalan uyuyan hücrelerini dağıtmasını istedi.

Suriye, salı günü ülkenin güneyinde roket fırlatmaya hazırlanan bir Hizbullah hücresinin yakalandığını açıklamıştı. Hizbullah ise çarşamba günü olaya karıştığını reddederek, “Suriye topraklarında hiçbir şekilde varlığımız yok ve orada herhangi bir güvenlik ya da askeri faaliyete dahil değiliz,” açıklamasını yaptı.

Görüşme ve sonuçları hakkında doğrudan bilgi sahibi Lübnanlı kaynak iki tarafın “güvenlik meselelerinde büyük ilerleme kaydettiğini” belirtti.

Kaynak, Hizbullah’ın Lübnan içinde Suriye kaynaklı olası bir saldırıya ilişkin endişelerine atıfta bulunarak, “Hizbullah kendi cephesini güvence altına almak istiyor,” dedi.

Hem Suriyeli yetkili hem de Lübnanlı kaynak, nihai bir anlaşmaya varılmadığını ve herhangi bir açıklama yapılmasının planlanmadığını söyledi.

Lübnanlı kaynak, iki taraf arasında Türkiye aracılığıyla temasların yaklaşık iki ay önce başladığını da Reuters’a aktardı.

Suriye hükümeti enformasyon bakanlığına bağlı X hesabı böyle bir görüşme olduğu yönündeki iddiaları reddetti.

Toplantı için Türkiye bastırdı, İran yer almadı

Hem Hizbullah hem de Suriye hükümeti, daha önce birbirleriyle görüşmeye açık olduklarının sinyalini vermişti.

Temmuz ayında Suriye Dışişleri Bakanı Esad Hasan Şeybani, Şam’ın Hizbullah’la görüşmeye açık olduğunu söylemişti. Bir ay sonra Hizbullah lideri Naim Kasım da televizyonda yaptığı konuşmada grubun Suriye yönetimiyle görüşmeye itirazı olmadığını belirtmişti.

Üç kaynak, Suriye Devlet Başkanı Ahmed Şara’nın önemli müttefiklerinden olan Türkiye’nin, bu çabalara doğrudan dahil olmak istediği için toplantının yapılması yönünde bastırdığını söyledi.

Ancak toplantılarda İran yer almadı.

Lübnanlı güvenlik kaynağına göre ise Hizbullah, İran’ın bilgisi dahilinde toplantıya katıldı. Ancak Tahran’ın, doğrudan görüşmelerde yer almamasından ve Şara’nın şimdilik İran’la doğrudan ilişki kurulması fikrini geri çevirmesinden rahatsız olduğu iddia edildi.

Kaynağa göre nihai anlaşmaya varılamamasının ve toplantıyla ilgili herhangi bir açıklama yapılmamasının temel nedeni de bu rahatsızlıktı.

İran’ın Cenevre’deki daimi temsilciliğinden konuya ilişkin hemen bir açıklama gelmedi.

Okumaya Devam Et

Ortadoğu

FlyDubai uçağında kokpit krizi: İsrail saldırı ihtimalini inceliyor

Yayınlanma

Dubai’den Tel Aviv’e giden ve yaklaşık 150 İsrailli yolcuyu taşıyan FlyDubai uçağı, kokpitte çıkan kavga ve ani irtifa kaybının ardından Suudi Arabistan’a indi. Uçaktan kaçırma kodu iletilmesi üzerine İsrail Hava Kuvvetleri alarma geçerken, Tel Aviv yönetimi olayın saldırı girişimi olma ihtimalini incelemeye aldı.

Dubai’den Tel Aviv’e giden FlyDubai yolcu uçağında kokpitte çıkan arbede ve ani irtifa kaybı üzerine acil durum ilan edildi.

İsrailli makamlar, uçağın Suudi Arabistan’a zorunlu iniş yaptığı hadiseyi olası bir saldırı girişimi veya intihar teşebbüsü ihtimaliyle incelemeye aldı.

FlyDubai’ye ait FZ1073 sefer sayılı Boeing 737 MAX tipi uçak, 30 Eylül’de İsrail hava sahasına yaklaştığı sırada rotasını değiştirerek Suudi Arabistan’ın kuzeybatısında yer alan Tebük Havalimanı’na teker koydu.

Yaklaşık 150 İsrailli yolcunun yer aldığı uçuşta bir “hadise” yaşandığını doğrulayan havayolu şirketi, tüm yolcuların güvende olduğunu duyurdu.

Uçuş takip platformu Flightradar24 verilerine göre, seyir halindeki uçak kısa süre içinde yaklaşık 33-34 bin feet seviyesinden 14-16 bin feet irtifaya kadar sert bir düşüş yaşadı.

Uçaktan ilk olarak 7700 genel acil durum kodunun, hemen ardından ise kısa süreliğine “yasa dışı müdahale veya olası uçak kaçırma” anlamına gelen 7500 kodunun gönderildiği tespit edildi. Bu sinyal üzerine İsrail Hava Kuvvetleri teyakkuza geçti.

İsrail basınında yer alan iddialarda, Umman vatandaşı yardımcı pilotun uçuş sırasında kaptana saldırarak kumandayı ele geçirmeye çalıştığı öne sürüldü.

Ynet ve Reuters’a değerlendirmede bulunan İsrailli yetkililer, soruşturmanın sürdüğünü belirtmekle birlikte ilk tespitler ışığında olayın “terör saldırısı girişimi” ya da bir intihar eylemi olma ihtimali üzerinde durulduğunu aktardı.

Uçaktaki bazı yolcuların kokpite girerek saldırgan olduğu ileri sürülen personele müdahale ettiği ve bu kişiyi etkisiz kıldığı iddia edildi.

Sosyal medyaya yansıyan ve henüz bağımsız kaynaklarca doğrulanmayan paylaşımlarda, kabinde panik yaşandığı ve zeminde kan izlerinin yer aldığı öne sürüldü. Tebük Havalimanı yetkilileri ise uçağın kaptanı ile yardımcı pilotunun yaralı halde hastaneye kaldırıldığını açıkladı.

Gelişmenin ardından İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu güvenlik yetkilileriyle olağanüstü bir değerlendirme toplantısı yaptı. Başbakanlık Ofisi durumun kontrol altında olduğunu ve yolcuların tahliyesi için temasların sürdüğünü açıkladı.

Muhalefet lideri Yair Lapid’e de süreç hakkında bilgilendirme yapıldı.

Yaklaşan seçimler öncesinde dün hasım aktörlerin saldırı hazırlığında olabileceğini savunan Netanyahu’nun aksine, İsrail güvenlik kaynakları seçim sürecine dönük somut bir istihbarat olmadığını dile getirmişti.

Yaşanan hadise Tel Aviv’de siyasi tepkilere de yol açtı. İsrail Ulaştırma Bakanı Miri Regev, FlyDubai şirketinin İsrail uçuşlarının durdurulmasını talep etti.

The Times of Israel’ın aktardığına göre Regev, İsrail Sivil Havacılık Dairesinden Birleşik Arap Emirlikleri ile yapılan havacılık anlaşmasının şartlarını denetlemesini istedi.

Anlaşmanın, İsrail’e uçan personelin Tel Aviv ile diplomatik bağı olan ülke pasaportlarını taşımasını şart koştuğu ileri sürülüyor.

Suudi Arabistan ile İsrail arasında resmi diplomatik temas kurulmamış olsa da Riyad yönetimi, acil durumlarda hava sahasını İsrail bağlantılı seferlere açıyor.

Hadiseye ilişkin FlyDubai bünyesinde inceleme başlatılırken, Birleşik Arap Emirlikleri ve Umman makamları henüz ayrıntılı bir açıklama yayımlamadı.

Okumaya Devam Et

Ortadoğu

Suudi Arabistan, yapay zeka fabrikaları için 14 GW’lık kaynak ayırdı

Yayınlanma

Suudi Arabistan, entegre bir yapay zeka ekosistemi oluşturmak için bol enerji kaynaklarına ve genişleyen dijital altyapıya güveniyor.

Şark’ül Evsat’ın haberine göre Riyad, HUMAIN’in “AI fabrikaları” olarak adlandırdığı yapıları desteklemek üzere yaklaşık 14 gigawattlık elektrik kapasitesi ayırıyor.

Bu adım, enerji, çip ve veri merkezlerinin kullanılabilirliği üzerindeki kısıtlamaların artmasıyla birlikte, şirketlerin ve ülkelerin gelişmiş modelleri eğitmek ve işletmek için gereken hesaplama kapasitesini güvence altına almak üzere yarıştığı bir dönemde atılıyor.

HUMAIN CEO’su Tareq Amin, Krallığın böyle bir ekosistem kurmak için gerekli kaynaklara sahip olduğunu belirterek, şirketin yalnızca hesaplama kapasitesi ve altyapı sağlamaya değil, aynı zamanda yazılım ve sistemleri şirket içinde geliştirmeye de odaklandığını açıkladı.

Bu, enerji ve veri merkezlerinden modellere ve uygulamalara uzanan entegre bir zincir oluşturmasına olanak tanıyacak.

Riyad’da düzenlenen Servcorp’un ilk ekonomi forumunda konuşan Amin, enerji sektöründeki önceki deneyiminin, gelişmiş bilgi işlem kapasitesini güvence altına almada karşılaşılan zorlukların boyutunu erkenden kavramasına olanak tanıdığını söyledi.

Grafik işlem birimlerine erişimin bazı durumlarda birkaç ay sürebileceğini belirten Amin, bunun kendisini Suudi Arabistan içinde entegre bir yapay zeka ekosistemi kurmayı düşünmeye ittiğini ifade etti.

Batılı şirketlerle ortaklık büyüyor

Amin, HUMAIN’in kurulduğu günden bu yana enerji, bilgi işlem ve dijital altyapı dahil olmak üzere ekosistemin temel bileşenlerini sağlayarak “yapay zeka fabrikaları” kurmaya odaklandığını, bunun yanı sıra yazılım, modeller, uygulamalar ve danışmanlık hizmetleri geliştirdiğini ve girişimlere yatırım yaptığını açıkladı.

Enerji Bakanlığı ve çeşitli devlet kurumlarıyla yapılan işbirliğinin, proje için gerekli arazi ve altyapının tahsisini hızlandırmaya yardımcı olduğunu ekleyen Amin, şirketin üzerinde çalıştığı tesise yaklaşık 14 GW’lık güç kapasitesinin tahsis edildiğini belirtti.

Amin, altyapı geliştirme çalışmalarının, küresel şirketleri bu altyapıyı kullanmaya çekme çabalarıyla paralel olarak ilerlediğini kaydetti.

Şirket, Amazon dahil olmak üzere uluslararası şirketlerle anlaşmalar imzalarken, AMD ile ortak bir proje üzerindeki çalışmalar da devam ediyor.

Diğer şirketler de Riyad’da geliştirilmekte olan yapay zeka ekosisteminde faaliyet göstermek üzere çekiliyor.

Suudiler üretken yapay zekanın ötesine geçmek istiyor

Amin, yapay zekanın mevcut kullanım alanlarının, teknolojinin mevcut potansiyelinin hâlâ sadece sınırlı bir kısmını temsil ettiğini söyledi.

Küresel ilgi şu anda üretken yapay zekaya ve şirketler içindeki uygulamalarına odaklanmışken, fiziksel dünya, endüstri ve altyapıyla bağlantılı yapay zeka uygulamaları henüz erken bir aşamada kalıyor.

Bir sonraki aşama için daha fazla bilgi işlem kapasitesi, enerji ve veri merkezi altyapısı gerekeceğini açıklayan Amin, destekleyici altyapı geliştikçe yapay zeka kullanımının kapsamında önemli bir genişleme olacağını öngördü.

Amin, şirketin yaklaşık 15 ayda çeşitli sektörleri kapsayan bir operasyon ağı kurmayı başardığını ekleyerek, yapay zekayı tam olarak kullanmanın sadece yeni teknolojik araçlar eklemekle ilgili bir mesele olmadığını, bunun yerine kuruluşların çalışma şekillerinin yeniden tasarlanmasını gerektirdiğini vurguladı.

Şirket için yazılım geliştirme sürecine odaklanılacak

Amin, şirketin karşılaştığı en büyük zorlukların teknolojik olmaktan çok, kurumsal kültür ve çalışma yöntemlerindeki değişikliklerle ilgili olduğunu belirtti.

HUMAIN, hazır yazılım satın almamak ve bunun yerine sistemlerini şirket içinde geliştirmek yönünde stratejik bir karar aldı.

Bu yaklaşım, ajansal iş akışlarının, kayıt sistemlerinin ve günlük operasyonlarda kullanılan bir dizi uygulamanın oluşturulmasını içeriyor.

Amin, işin geleceğinin kademeli olarak, kullanıcıların yalnızca gerçekleştirilmesini istedikleri görevi belirtmeleri yeterliyken, akıllı modellerin gerekli adımları ve prosedürleri otomatik olarak yerine getirdiği modellere doğru kayacağını söyledi.

Bu değişikliklerin amacının çalışanları ortadan kaldırmak değil, aksine verimliliklerini artırmak ve işlerini daha verimli bir şekilde yapmalarını sağlamak olduğunu vurguladı.

Bazı çalışanların artık daha önce çok daha büyük ekipler gerektiren görevleri tek başlarına tamamlayabildiğini belirtti.

Bu deneyim, insan kaynakları ve diğer departmanlara da yayıldı; artık ekip üyeleri, tamamen BT departmanlarına güvenmek zorunda kalmadan iş akışlarını ve yapay zeka ajanlarını kendileri geliştirebiliyor.

Yapay zeka ve jeopolitik

Amin’in açıklamaları, Suudi Arabistan, Orta Doğu, Kuzey Afrika ve Türkiye’nin ekonomilerini yeniden şekillendiren değişimleri tartışmak üzere yaklaşık 150 iş dünyası lideri, yatırımcı ve politika yapıcıyı bir araya getiren Servcorp’un ilk ekonomi forumu sırasında yapıldı.

Forumu açan Suudi Arabistan’daki EMIR Başkanı Walid Abukhaled, küresel ekonominin jeopolitik gerilimler ve hızlanan teknolojik değişim gibi birbiriyle iç içe geçmiş zorluklarla karşı karşıya olduğunu belirterek, Suudi Arabistan’ın küresel enerji sektöründeki kilit konumu nedeniyle öneminin giderek arttığını vurguladı.

Abukhaled, otomasyon ve modern teknolojilerin imalat, danışmanlık ve programlama alanlarına yayılmasıyla yapay zekanın işgücü piyasasını yeniden şekillendiren önemli bir faktör haline geldiğini ve bunun gelecekte ihtiyaç duyulacak becerilerle ilgili yeni zorluklar yarattığını da sözlerine ekledi.

Servcorp’un Orta Doğu, Avrupa ve Amerika kıtalarından sorumlu CEO’su David Godchaux ise Suudi Arabistan’ın son yıllarda büyük bir dönüşüm geçirdiğini ve gelişmekte olan bir pazardan, küresel etkisi giderek artan büyük bir ekonomiye dönüştüğünü belirtti.

Bilgi bolluğunun karar verme sürecini kolaylaştırmadığını, aksine muazzam veri akışının yarattığı gürültüden değerli bilgileri ayırt etme ihtiyacını artırdığını açıkladı.

Forumun amaçlarından birinin, iş dünyası liderlerine ve yatırımcılara ekonomik eğilimleri daha net bir şekilde yorumlamalarına ve daha isabetli kararlar almalarına yardımcı olacak bir platform sunmak olduğunu belirtti.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English