Avrupa
İrlanda Dışişleri Bakanı AB’nin yaptırım stratejisini açıkladı

İrlanda Dışişleri Bakanı Helen McEntee, Avrupa Birliği’nin Rusya’ya yönelik kapsamlı yaptırım paketleri yerine daha sık ve aşamalı tedbirleri değerlendirdiğini açıkladı. McEntee, yeni kısıtlamalar ile Avrupa ekonomilerinin korunması arasında denge kurulması gerektiğini vurguladı. Brüksel yönetimi üye ülkelerin veto hakkını sınırlandırmayı hedefleyen yeni mekanizmalar üzerinde çalışıyor.
İrlanda Dışişleri Bakanı Helen McEntee, Euractiv’e verdiği mülakatta, Avrupa Birliği’nin (AB) Rusya’yı hedef alan geniş kapsamlı yaptırım paketleri uygulama yönteminden vazgeçerek daha sık aralıklarla alınan ve aşamalı olarak hayata geçirilen tedbirlere yönelmeyi değerlendirdiğini söyledi.
Yeni bir yaptırım paketinin kabul edilip edilmeyeceğine ilişkin soruya yanıt veren McEntee, “Hangi yaklaşımın en iyisi olacağını düşünmemiz ve buna karar vermemiz gerekiyor” dedi.
İrlandalı Bakan, mevcut şartlarda AB’nin bir yandan yeni yaptırımlar uygularken diğer yandan bu tedbirlerin Avrupa ülkelerinin ekonomilerine zarar vermesini önleyecek bir denge kurması gerektiğini vurguladı.
McEntee, “Sanayi kollarının, kuruluşların ve bireysel olarak çok sayıda kişinin yaptırım kapsamına alınmış olması sebebiyle, bu süreç uzadıkça görev daha da zorlaşıyor; ancak bu durum yaptırımlardan vazgeçmek için bir gerekçe oluşturamaz” diye konuştu.
Veto yetkisini sınırlandırma arayışı
Financial Times gazetesinin ulaştığı bilgilere göre, Avrupalı yetkililer üye devletlerin veto hakkını kullanma imkanlarını azaltmak amacıyla daha hedef odaklı finansal kısıtlamaların kabul edilmesini hızlandıracak yöntemler aramaya başladı.
Gazeteye konuşan konuya vakıf bir kaynak, 21’inci kısıtlama setinin kabul edilmesini değerlendirirken, “Bu son yaptırım ‘paketi’ olabilir. Artık bu yaklaşımın işlemediği tamamen netleşti” ifadesini kullandı.
AB, 23 Temmuz tarihinde Rusya karşıtı 21’inci yaptırım paketini kabul etmişti. Söz konusu paket, 48’i gerçek ve 170’i tüzel kişi olmak üzere toplam 218 tarafı kapsayan ve “son dört yılın en büyüğü” olarak nitelendirilen bireysel kısıtlamaları içeriyordu.
Paket ayrıca finans, enerji, ticaret ve kripto para sektörlerini de hedef almıştı. Yaptırımlar üzerindeki uzlaşı, birtakım münferit kısıtlamalara dair uzun süren tartışmaların ardından sağlanabilmişti.
Avrupa
Macron ve Sánchez direndi: AB zirvesinde göç bildirgesi tıkandı

AB liderler zirvesinde Danimarka, İtalya ve Polonya’nın göç kurallarını sertleştirme girişimi, 12’den fazla ülkenin desteğine rağmen Fransa, İspanya ve Lüksemburg’un vetosuna takıldı. Fransa ve İtalya’da hayat pahalılığına karşı yüz binlerce kişinin sokağa çıktığı bir dönemde gerçekleşen toplantıda diplomatlar, liderler arasındaki diyaloğu “korkunç ve çirkin” olarak nitelendirdi.
Avrupa Birliği (AB) liderlerinin zirvesinde göç politikası üzerine yaşanan tartışmalar, diplomatların aktardığına göre sertleşerek kriz boyutuna ulaştı.
Politico‘ya konuşan Avrupalı diplomatlar, liderlerin göç konusunda “Avrupa Konseyi oturumuna yakışmayacak” nitelikte “korkunç”, “çirkin” ve “fazlasıyla doğrudan” bir tartışma yürüttüğünü bildirdi.
Gerilim, Danimarka, İtalya ve Polonya’nın zirve sonuç bildirgesindeki göç ifadelerini sertleştirme girişimiyle tetiklendi.
Üç diplomatik kaynağın aktardığına göre bu girişimi 12’den fazla ülke destekledi; ancak Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, İspanya Başbakanı Pedro Sánchez ve Lüksemburg Başbakanı Luc Frieden metne imza atmayı reddedince uzlaşma sağlanamadı.
Liderler “Avrupa medeniyetini koruma” söylemiyle karşı karşıya geldi
Kaynaklar, Danimarka Başbakanı Mette Frederiksen ile Çekya Başbakanı Andrej Babiš’in tartışmada sert ifadeler kullandığını ve göç politikasını “Avrupa medeniyetinin korunmasıyla” doğrudan ilişkilendirdiğini kaydetti.
Görüşmeyi aktaran diplomatlardan biri, Avrupa Konseyi Başkanı António Costa’nın müdahale ederek bu tartışmayı sonlandırması gerektiğini dile getirdi.
Bir başka kaynak ise tartışmanın hararetli geçmesine rağmen “siyasi nitelik taşıdığını” ve “seçmenlerin gerçek sorunlarına odaklanmak açısından zorunlu olduğunu” savundu.
Zirve sonrası liderlerden Fransa’daki olaylara gönderme
Zirvenin ardından Macaristan Başbakanı Péter Magyar, X hesabından yaptığı açıklamada Fransa’daki şehirleri saran sokak olaylarının “Macaristan’ın göç konusunda neden en katı yaklaşımı benimsediğini herkes için anlaşılır kıldığını” öne sürdü.
Polonya Başbakanı Donald Tusk ise Fransa’daki gelişmelere doğrudan değinmeden, “Polonya diğer Avrupa ülkelerinin hatalarını tekrarlamayacak ve bunların bedelini ödemeyecektir” açıklamasını yaptı.
Politico, Magyar ve Tusk’ın çıkışlarının AB içindeki görüş ayrılıklarını derinleştirdiğine dikkat çekti.
Bu gerilimin, üye ülkelerin birliğin uzun vadeli bütçesi ile Ukrayna’ya sağlanacak mali kaynakları karara bağlaması gereken bir süreçte öne çıktığı belirtildi.
Fransa’da ekim ayında hayat pahalılığı ve hükümetin sosyal politikalarına karşı başlayan kitlesel gösteriler geniş çaplı sokak olaylarına dönüştü.
İçişleri Bakanlığı eylemlere yaklaşık 550 bin kişinin katıldığını duyururken, sendikalar katılımcı sayısını 800 bin olarak açıkladı; Paris, Lyon ve Marsilya gibi kentlerde polisle çatışmalar, yağma ve kundaklama olayları kaydedildi.
Fransa’nın ardından İtalya’da da hayat pahalılığı, akaryakıt zamları ve vergiler nedeniyle protestolar düzenlendi.
Milano, Torino, Bologna ve Bergamo’da göstericiler polise taş ve patlayıcı maddeler fırlattı; eş zamanlı olarak Arnavutluk’ta da yolsuzluk karşıtı gruplar Başbakan Edi Rama’nın istifasını talep eden gösteriler yaptı.
Sokak eylemleri üzerine açıklama yapan ABD Başkanı Donald Trump, Fransa hükümetine sınırlarını kapatma çağrısında bulundu.
Trump, “Tamamen farklı bir dünyadan gelen, yüreklerinde nefret taşıyan insanların göçü bu bir zamanların büyük ülkesini mahvetti. Sınırları kapatın ve çok geç olmadan durumu kontrol altına alın” ifadelerini kullandı.
Avrupa
Fransa’da protestolar devam ediyor: Kentlerde sokağa çıkma yasağı adımı

Fransa’da hayat pahalılığı ve eğitim şartlarına karşı başlayan protestolar devam ederken hükümet bazı kentlerde sokağa çıkma yasağı getirilmesini istedi. İçişleri Bakanlığı olaylarda yarım milyondan fazla kişinin sokağa çıktığını, yaklaşık 2 bin 400 kişinin gözaltına alındığını ve 1000’e yakın güvenlik görevlisinin yaralandığını bildirdi.
Fransa’da hayat pahalılığı ve eğitim koşullarına tepki olarak başlayan eylemler, hafta sonu ülke genelinde sokak çatışmalarına dönüştü.
Yaşananları son yılların en ağır şiddet dalgası olarak niteleyen yetkililer, büyük kentlerde kontrolü kaybettiklerini itiraf etti.
Hükümet kriz toplantısının ardından düzeni yeniden sağlamak amacıyla bazı kentlerde sokağa çıkma yasağı getirilmesini talep ederken, güneydeki liman kenti Marsilya pazartesi günü boyunca kamuya açık toplanmaları yasakladı.
Paris’te eylemcilerin ablukaya alacağını duyurduğu Louvre Müzesi kapılarını kapatırken, pazar günü Cumhuriyet Meydanı’nda polis ile göstericiler arasındaki gerilim sürdü.
Belediye binaları ve kamu kurumları ateşe verildi
Ülke genelindeki tahribat başkentle sınırlı kalmadı. Porseleniyle tanınan Limoges kentinin 19’uncu yüzyıldan kalma tarihi belediye binası alevlere teslim oldu; yapının kulesi çevrede toplananların tezahüratları arasında çöktü ve geriye yalnızca iskeleti kaldı.
Belediye Başkanı Guillaume Guérin, sosyal medya platformu X’teki paylaşımında belediyeye yapılan saldırının doğrudan cumhuriyete yöneldiğini kaydetti.
İçişleri Bakanı Laurent Nuñez, Marsilya, Lille ve Angers kentlerinde belediye binalarına girildiğini açıkladı.
Bakan istifasını sundu, yarım milyonu aşkın kişi sokağa çıktı
Büyük kentlerde hakimiyetin yitirildiğini kabul eden İçişleri Bakanı Nuñez, Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’a istifasını sunduğunu ancak Macron’un bu talebi geri çevirdiğini bildirdi.
İçişleri Bakanlığı verilerine göre Fransa genelinde eylemlere yarım milyondan fazla kişi katıldı. Olaylarda yaklaşık 2 bin 400 kişi gözaltına alınırken, 1000’e yakın polis ve itfaiye görevlisi yaralandı.
Nuñez, gözaltına alınanların öğrenci protestolarıyla doğrudan ilgisi bulunmadığını savundu.
Macron solu suçladı, muhalefet iktidara yüklendi
Sağ siyasetçilerin olağanüstü hal ilan edilmesi çağrılarına rağmen Macron bu adımı atmaktan kaçındı. Pazar akşamı televizyondan halka seslenen Cumhurbaşkanı, şiddetten soldaki “marjinal grupları” sorumlu tuttu.
Görüntüleri izlerken yurttaşların bunu kendi ülkelerine nasıl yapabildiğini sorguladıklarını belirten Macron, “Bunu hiçbir şey haklı çıkaramaz, hiçbir şey açıklayamaz, hiçbir şey affettiremez” dedi ve cumhuriyeti yıkmaya çalışanların hesap vereceğini dile getirdi.
Cumhurbaşkanlığı görevinin son aylarında artan borç yükü, duraklayan ekonomik büyüme ve toplumsal hoşnutsuzlukla yüzleşen Macron yönetimi, nisan seçimleri öncesinde sert eleştirilerin hedefi oldu.
Solun lideri Jean-Luc Mélenchon faturayı iktidara keserken, kamuoyu yoklamalarında önde giden sağcı cumhurbaşkanı adayı Marine Le Pen yönetimi “tükenmiş, yönünü yitirmiş ve kendi acizliğine yorum yapmaktan başka hiçbir şey üretemeyen” bir ekip olarak niteledi.
Washington’dan göçmen çıkışı geldi
Fransız yetkililer göstericilerin dile getirdiği hayat pahalılığı gibi kaygıları meşru bulup şiddet için solu işaret ederken, göçmenlere yönelik bir suçlamada yer almadı.
ABD Başkanı Donald Trump ise Truth Social platformunda yaptığı paylaşımda şiddetin nedenini göç olarak gösterdi ve “Fransa yanıyor!” ifadesini kullandı.
ABD Başkan Yardımcısı JD Vance de sosyal medya üzerinden yaptığı değerlendirmede Fransa’daki görüntülerin Amerikalılar için uyarı niteliğinde olduğunu belirterek, “Kongre’deki Demokratların ülkeniz için istediği gelecek tam olarak bu” sözleriyle Amerikan iç siyasetine atıf yaptı.
Öğrenci taleplerinden sendika ve çiftçi grevlerine
Ülkedeki dalga, geçen ay lise öğrencilerinin yetersiz derslik koşulları, eskiyen binalar ve öğretmen eksikliğine karşı sokağa çıkmasıyla başladı. Polisin biber gazıyla müdahale ettiği öğrenci eylemlerine ilerleyen haftalarda sendikalar ile çiftçiler de eklendi.
Toplumsal tepkinin odağında yükselen yaşam maliyeti ve İran’daki savaşın etkisiyle artan doğalgaz fiyatları yer alıyor.
Fransız öğrencilerin eğitim şartlarına yönelik talepleri, son günlerde benzer gerekçelerle sokaklara çıkan İspanya, Portekiz ve Arnavutluk’taki akranlarının itirazlarıyla benzerlik gösteriyor.
Avrupa
Polonya: Hegseth Afganistan’da ölen askerlerin ailelerine hesap versin

ABD Savunma Bakanı Pete Hegseth’in NATO ülkelerinin Afganistan’daki muharebe katkısını sorgulaması Varşova’nın tepkisini çekti. Polonya Dışişleri Bakanı Radosław Sikorski, Hegseth’e yanıtında Gazni vilayetinde 44 Polonyalı askerin hayatını kaybettiğini hatırlattı.
Polonya Dışişleri Bakanı Radosław Sikorski, ABD Savunma Bakanı Pete Hegseth’in NATO müttefiklerinin Afganistan’daki muharebe katkısını sorgulayan sözlerine sert tepki gösterdi.
Sikorski, Amerikalı bakana hitaben, bu ifadeleri Gazni vilayetinde hayatını kaybeden Polonyalı askerlerin ailelerine söylemesi gerektiğini kaydetti.
Tartışma, ABD Savunma Bakanı Pete Hegseth’in cumartesi günü Knoxville’deki Tennessee Üniversitesinde Yedek Subay Hazırlık Kolordusu (ROTC) öğrencilerine ve yeni ordu mensuplarına hitap etmesiyle başladı.
Yüzbaşı rütbesiyle Afganistan’da yaptığı askeri göreve değinen Hegseth, Kabil’deki NATO karargahını ziyaret ettiği dönemi anlattı.
Karargahta yaklaşık 50 ülkenin bayrağının dalgalandığını hatırlatan Hegseth, o döneme ilişkin izlenimini aktardı. Hegseth, “Bu güzel bir manzaraydı: NATO ittifakına ve bölgedeki ISAF misyonuna katkı sunan 50 farklı ülke” dedi.
Hegseth: Çatışmalara yalnızca birkaç ülke katıldı
Konuşmasında sahadaki askeri operasyonlara değinen Hegseth, bu ülkelerin yalnızca küçük bir bölümünün muharebe faaliyetlerinde yer aldığını öne sürdü.
Hegseth, “Gerçek katkıyı sağlayan belki beş ülke hariçti. Doğrusunu söylemek gerekirse, misyonun sonuna doğru muharebe operasyonlarına katılan ülke sayısı bir veya ikiye inmişti” iddiasını dile getirdi.
Aynı zamanda Başbakan Yardımcısı olan Polonya Dışişleri Bakanı Radosław Sikorski, Hegseth’in bu değerlendirmesine pazar günü X platformu üzerinden yanıt verdi.
Sikorski paylaşımında, “Sayın Savunma Bakanı, bunu zorlu Gazni vilayetini emniyete alırken hayatını kaybeden 44 Polonyalı askerin ailelerine söyleyin” ifadesini kullandı.
Afganistan misyonunda 33 binden fazla Polonyalı görev aldı
NATO liderliğindeki Uluslararası Güvenlik Yardım Kuvveti (ISAF), 11 Eylül’de Dünya Ticaret Merkezine düzenlenen saldırıların ardından 2001 yılında kuruldu.
Gücün mevcudu, en yoğun döneminde 40’tan fazla ülkeden yaklaşık 130 bin askere ulaştı.
Bu uluslararası gücün bünyesinde 2002 ile 2021 yılları arasında Afganistan’daki Polonya Askeri Birliği de görev yaptı.
Bütün görev değişimleri boyunca misyonda 33 binden fazla Polonyalı asker ve askeri personel hizmet verdi.
Dünya Basını2 hafta önceEski CIA analisti Johnson: Trump İran’a girerse Çanakkale’deki Churchill gibi yenilir
Görüş2 hafta önceOrtadoğu’da Koridor İttifakları Devri
Dünya Basını2 hafta önceİktisatçı Richard Wolff: ABD’de oligarklar devleti rehin alarak piyasayı yönetiyor
Amerika2 hafta önceBrezilya’da başkanlık seçimleri ikinci tura kaldı
Asya2 hafta önceÇin’de bankacılık reformu: 2025’te 670’ten fazla banka kapatıldı
Asya2 hafta önceJaponya Başbakanı Takaichi piyasaları harcama gündemi konusunda yatıştırmaya çalışıyor
Asya2 hafta önceAvustralya muhalefeti, ülke tarihindeki “en büyük göçmenlik kesintisini” vaat etti
Asya2 hafta önceHindistan’da 130 milyon seçmen kaydı silindi: Protestolar büyüyor










