Bizi Takip Edin

Avrupa

İspanya’da tren faciası: Kontrol merkezi meşgul hatta geçiş izni vermiş

Yayınlanma

İspanya’da 68 kişinin yaşamını yitirdiği yüksek hızlı tren kazasında, devre dışı kalan otomatik sistemin ardından Atocha Garı’ndaki kontrolörün meşgul hatta hatalı hareket izni verdiği açıklandı.

İspanya’da en az 68 kişinin yaşamını yitirdiği yüksek hızlı tren kazasında ilk veriler, facianın teknik bir arıza ile kontrol merkezindeki insan hatasının birleşmesinden kaynaklandığına işaret ediyor.

İspanya Ulaştırma Bakanı Óscar Puente, BBC’nin aktardığı açıklamasında, kazanın kontrol merkezindeki bir iletişim ve işletim arızasından doğmuş olabileceğini bildirdi.

Bakan Puente’nin paylaştığı bilgilere göre, yerel saatle 08.30 sıralarında ağ bilgisayarları arasındaki bağlantı koptu ve LZB adlı otomatik tren kontrol sistemi devre dışı kaldı.

Sistemin çökmesiyle birlikte felaketin yaşandığı güzergâh da dahil olmak üzere hattaki tüm trenler otomatik frenle durdu.

Arızanın ardından söz konusu demiryolu kesiminin idaresi Madrid’deki Atocha Garı’nda görev yapan hareket kontrolörlerine geçti. Merkezdeki sevk idaresi, duran trenlerden birine yola “olağan seyrinde” devam etme izni verdi.

Bu talimatı “açıklaması güç” bir adım olarak nitelendiren Puente, kesin tablonun yürütülen adli soruşturmayla netleşeceğini vurguladı.

Ulaştırma Bakanı, demiryolu altyapı işletmecisi Adif’in yürürlükteki güvenlik kurallarına ve iç protokollerine dikkat çekti.

Puente, ray hattında Iryo işletmesine ait başka bir tren istasyon girişinde dururken ve sinyalizasyon geçişe izin vermezken, arkadan gelen trenin seyrine olağan şekilde devam etmemesi gerektiğini kaydetti.

Bu gelişmelerin ardından Jandarma birimleri ile Demiryolu Kazalarını Soruşturma Komisyonu (CIAF) teknik heyeti, çarpışma sırasında Madrid-Sevilla yüksek hızlı tren hattının sevk ve idaresinden sorumlu olan kontrolörü sorguladı.

Facia, 28 Ekim sabahı Toledo eyaletine bağlı Urda yakınlarında meydana geldi. Yerel saatle 08.54 sularında 146 yolcu ve bir bebeğin bindiği Iryo treni ile 397 yolcu taşıyan Renfe şirketine ait AVE treni çarpıştı; şiddetli çarpışmanın etkisiyle iki vagon demiryolu dolgusundan aşağı devrildi.

İlk dakikalarda yaklaşık 10 olarak duyurulan can kaybı hızla arttı. Antena 3 televizyonu ölü sayısını 39, ardından ABC News 46 olarak paylaştı; yetkililerin açıkladığı son verilere göre yaşamını yitirenlerin sayısı en az 68’e ulaştı.

Arama kurtarma ekipleri en ağır hasarı alan ve yolcuların sıkışmış olabileceği vagonlara henüz tam olarak ulaşamadığı için can kaybının artmasından endişe ediliyor.

Kaza nedeniyle Madrid ile Endülüs bölgesi arasındaki yüksek hızlı tren seferleri her iki yönde de tamamen durduruldu. Bölgesel yönetim acil durum müdahale planını ikinci seviyeye çıkardı.

İspanyol El País gazetesi de kaynaklarına dayandırdığı haberinde, teknik arıza sırasında gerçekleşen bir insan hatasına işaret etmişti.

Gazetenin aktardığına göre, sinyalizasyon sistemi devre dışı kalınca hat otomatik kontrolden manuel kumandaya alındı.

Atocha Garı’ndaki kontrolör, hat Iryo treniyle kapalı olmasına karşın Renfe trenine yanlışlıkla hareket izni verdi. Çarpışma anında trenlerin hangi hızda seyrettiği ise henüz netlik kazanmadı.

İspanya Başbakanı Pedro Sánchez, hayatını kaybedenlerin ailelerine başsağlığı dileyerek facianın bütün nedenlerinin açığa çıkarılacağı sözünü verdi ve 29-31 Ekim tarihleri arasında üç günlük ulusal yas ilan etti.

Yas kararı doğrultusunda, Vox dışındaki bütün siyasi partiler 29 Kasım’da yapılacak genel seçimler öncesindeki kampanya faaliyetlerini askıya aldı.

Avrupa

AB bütçesinde Ukrayna kredileri yüzünden 35 milyar avroluk delik açıldı

Yayınlanma

Politico’nun haberine göre Ukrayna’ya açılan kredilerin faiz ödemeleri, Avrupa Birliği’nin 2028-2034 bütçesinde en az 35 milyar avroluk açık yarattı. Faizlerin bir puan artması faturayı 41,9 milyar avroya çıkarırken, Macaristan, Çekya, Slovakya ve Bulgaristan bu maliyeti üstlenmeyi reddediyor.

Avrupa Birliği, Ukrayna’ya açtığı kredilerin faiz yükü yüzünden gelecek bütçe döneminde en az 35 milyar avroluk bir açıkla karşı karşıya.

Politico’nun Avrupa Komisyonu tarafından üye ülke hükümetlerine gönderilen belgeye dayandırdığı habere göre, 2028-2034 yıllarını kapsayan yedi yıllık bütçede borçlanma maliyetlerini karşılamak için bu kaynağın mutlaka yaratılması gerekiyor.

Hesaplamalar faiz oranlarının seyrine göre tablonun daha da ağırlaşabileceğini gösteriyor. Belgeye göre faiz oranlarında yaşanacak bir puanlık artış, borç servis maliyetini doğrudan 41,9 milyar avroya tırmandıracak.

Avrupa Komisyonu 2014 yılından bu yana Ukrayna’ya toplam 171 milyar avro tutarında kredi sağladı. Bu kaynağın büyük kısmı 2022’de başlayan savaşın ardından Kiev’e aktarıldı.

Özellikle 2025 yılında Kiev’e verilen 90 milyar avroluk kredinin ana para geri ödemesi savaşın bitiminden sonra başlayacak. Fakat bu borcun faiz ödemeleri, bir sonraki yedi yıllık bütçenin üzerinde şimdiden ciddi bir mali baskı oluşturuyor.

Komisyon yetkilileri basına yaptıkları açıklamada AB bütçesinin söz konusu harcamaları karşılamaya yetecek mali rezervlere sahip olduğunu savunuyor.

Buna karşılık üye ülkelere dağıtılan resmi çalışma belgesi, faiz ödemelerinin tam olarak hangi kaynaktan finanse edileceğinin henüz netleşmediğini açıkça ortaya koyuyor.

Bu belirsizlik, Birlik içinde çetin geçecek bütçe müzakerelerinin zeminini hazırlıyor. Macaristan, Çekya, Slovakya ve Bulgaristan’ın gelecekte Ukrayna’ya verilecek kredilerin faiz maliyetlerini üstlenmeyi reddetmesi süreci daha da karmaşık hale getiriyor. Bu dört ülkenin tutumu, Kiev’e tam destek veren diğer Avrupa başkentlerinde rahatsızlık yaratıyor.

Mali çıkmazın çözümü için gözler 26-27 Kasım tarihlerinde Brüksel’de düzenlenecek olağanüstü AB zirvesine çevrildi.

Avrupalı liderler bu toplantıda yeni yedi yıllık bütçeyi tartışırken aynı zamanda 2027 yılında Ukrayna için 45 milyar avroluk ek bir kaynak yaratma konusunda da uzlaşma arayacak.

Dış yardımların azalması Brüksel üzerindeki mali baskıyı artırıyor

Avrupa’nın sırtındaki yük yalnızca kendi bütçe açığıyla sınırlı değil. Financial Times’ın daha önce Avrupa Komisyonu hesaplamalarına dayandırdığı veriler, AB dışındaki ülkelerden Ukrayna’ya giden desteğin 2027’de neredeyse beş kat eriyerek 19 milyar avrodan 4 milyar avroya gerileyebileceğini gösteriyor.

ABD, İngiltere, Kanada ve Japonya bu dönemde Kiev’e yalnızca birer milyar avro vermeye hazır olduklarını bildirdi. Brüksel yönetimi ise ortaya çıkan bu devasa boşluğu kapatabilmek amacıyla G7 ortaklarına baskı yaparak katkı paylarını yükseltmelerini istiyor.

Avrupa Birliği Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Kaja Kallas, eylül ayında yaptığı açıklamada AB kurumları ile üye devletlerin 2022’den bu yana Ukrayna’ya sağladığı toplam yardım tutarının 220 milyar avroyu aştığını belirtmişti.

Kallas, bu dev meblağın 78 milyar avrodan fazlasının doğrudan askeri destek harcamalarına gittiğini vurguladı.

Kiev cephesinde ise nakit ihtiyacı her geçen yıl büyüyor. Ukrayna Maliye Bakanlığı, ülkenin 2026-2029 dönemindeki dış finansman ihtiyacının 145,9 milyar doları bulacağını hesaplıyor.

Maliye Bakanı Serhiy Marçenko, Batılı müttefiklerin mevcut desteğine rağmen Ukrayna’nın dış finansman ihtiyacının yüksek kalmaya devam ettiğini dile getiriyor.

Okumaya Devam Et

Avrupa

Brüksel, Kanada’dan Avrupa’ya LNG getirmeyi planlıyor

Yayınlanma

Avrupa, Kanada’dan çıkan sıvılaştırılmış doğalgazı (LNG) Asya’dan Avrupa’ya yönlendirmek için plan yapıyor.

Kağıt üzerinde, Rus boru hattı gazına olan büyük bağımlılığını ABD’den gelen sıvılaştırılmış doğalgaz (LNG) ile değiştiren Avrupa ile dünyanın en büyük beşinci gaz üreticisi Kanada, birbirleri için mükemmel bir eşleşme.

Perşembe günü yapılacak AB-Kanada zirvesi öncesinde üst düzey bir AB yetkilisi, ülkenin dünya pazarlarına 40 milyar metreküp (bcm) gaz ihraç edebileceğini tahmin etti.

Bu rakam, bir zamanlar Rusya’nın Sibirya gaz sahalarını AB’ye bağlayan devasa Kuzey Akım boru hattının en yüksek kapasitesinden daha fazla. 

Fakat bu boru hattının altyapısı Asya’ya hizmet vermek üzere inşa edildi.

Yetkili, gazetecilere yaptığı açıklamada, “Kanada’nın doğu kıyısında, Avrupa’ya LNG ihracatını kolaylaştırmak için kullanılabilecek önemli miktarda altyapı bulunmuyor,” dedi.

Ülkenin batı kıyısındaki devasa bir LNG terminali, nakliye amacıyla yılda 20 milyar metreküp gazı sıvılaştırabiliyor.

Batı kıyısındaki diğer terminaller de yapım aşamasında olup, bu kapasite 2030 yılına kadar ikiye katlanabilir. 

Fakat bu projelerin hiçbiri Avrupa pazarı göz önünde bulundurularak planlanmadı.

Columbia Üniversitesi Küresel Enerji Politikası Merkezi’nde küresel araştırmacı olarak görev yapan Ira Joseph, “Batı Kanada’dan Avrupa’ya LNG tankeriyle yapılacak yolculuk, olabilecek en uzun mesafeye yakın,” dedi.

Buna rağmen, Almanya’nın Sefe şirketi –eskiden Gazprom Germania olarak bilinen devlet gaz şirketi– pazartesi günü bir anlaşma imzaladı.

Anlaşma, 2030’lu yıllardan itibaren Kanada’nın batı kıyısından yıllık yaklaşık 1,4 milyar metreküp gaz tedarikini öngörüyor.

Rapporteur’e göre işin püf noktası, sözleşmenin şartlarında yatıyor. Bu sözleşmeye göre sıvılaştırılmış gaz “gemi üzerinde teslim” (FOB) olarak satılıyor.

Yani gaz, Kanada limanında bir LNG tankerine yüklendiği anda Sefe’ye ait oluyor.

Giderek yaygınlaşan bu düzenleme, nakliye sürelerini kısaltmak amacıyla deniz yoluyla taşınan yüklerin yolculuk sırasında el değiştirmesine olanak tanıyor.

Eski bir enerji tüccarı olan Joseph, “Uygulamada bu, Nijerya’dan kalkan bir tankerin Japonya yerine Almanya’ya, Kanada’dan kalkan bir geminin ise Almanya yerine Japonya’ya gitmesi anlamına gelebilir,” dedi.

Sadece Sefe anlaşması kapsamında, Orta Doğu veya Afrika’dan normalde Asya’ya giden yaklaşık 13 geminin rotası Avrupa’ya yönlendirilebilir; bu gemilerin sözleşme yükümlülükleri ise Kanada’nın batı kıyısından kalkan gemiler tarafından karşılanır.

Joseph, takasların halihazırda “yaygın” olduğunu belirtti. LNG piyasası olgunlaştıkça likiditesi de artıyor; bu da daha fazla takasın gerçekleşebileceği anlamına geliyor.

Enerji istihbarat şirketi Kpler’de analist olan Ronald Pinto, “Bence bu, Avrupalı oyuncuların esnekliğe bahis oynadığını açıkça gösteriyor,” dedi.

Pinto, Avrupa’nın “gelecekteki arz riskleriyle” mücadele ederken, aynı zamanda gazı Asya’nın “büyüyen pazarlarına” satma seçeneğini de elinde tuttuğunu ekledi.

Kanada medyası bu plana ‘büyük takas’ adını verirken, AB’nin enerji genel müdürlüğü DG ENER, Avrupa’ya gaz tedarikini sağlamak için bir seçenek olarak takasları uzun süredir inceliyor.

Ottawa, bundan sonra daha somut yatırımlara da bahis oynuyor. Rapporteur’un gördüğü bir zirve taslak belgesi, doğu kıyısı altyapısı için bir “fizibilite çalışması” yapılmasını öneriyor.

Üst düzey bir AB yetkilisi, bu çalışmanın AB alıcılarının uzun vadeli taahhütlerini ve özel yatırımcıları çekmek için alım potansiyelini inceleyeceğini belirtti. “Doğalgaz, [yeşil] geçiş sürecinde önemli bir rol oynayacak,” diye ekledi.

Okumaya Devam Et

Avrupa

CDU, Berlin’de AfD’li siyasetçiyi ilçe meclisine seçmek istiyor

Yayınlanma

Berlin’de, CDU ile AfD arasındaki “güvenlik duvarı” (Brandmauer) çöküyor olabilir.

Berliner Zeitung’da yer alan habere göre, Reinickendorf ilçesinde Hıristiyan Demokratlar, bugün (29 Ekim) bir AfD’li siyasetçiyi ilçe meclisine seçmeyi planlıyor.

Bu hamlenin arkasında, Reinickendorf CDU ilçe başkanı ve Federal Meclis üyesi Marvin Schulz bulunuyor.

Schulz, Şansölye Friedrich Merz’in emeklilik politikasının eleştirmeni olarak daha önce de adını duyurmuştu.

Schulz, Bild gazetesine verdiği demeçte, “Almanya’daki siyasi sistem verimsiz ve çöküyor. Artık partizan siyaset yerine somut politika izlemeye karar verdik,” dedi.

Ardından bu açıklamayı Instagram’da da paylaştı. AfD’nin ilçe meclisi adayı, 2020 yılında CDU’dan AfD’ye geçen avukat Thomas Ruschin.

AfD, Reinickendorf ilçe seçimlerinde oyların yaklaşık yüzde 18’ini aldı. Schulz’a göre bu, partiye ilçe meclisinde bir koltuk hakkı tanıyor. 

Öte yandan spesifik bir adayın seçilme hakkı söz konusu değil.

Eski SPD ilçe başkanı Jörg Stroedter ise bu plana sert tepki göstererek, “O zaman güvenlik duvarı yıkılır! Parti başkanı Friedrich Merz inandırıcılığını korumak istiyorsa, bu insanlar artık CDU’da yer almamalı,” dedi.

Merz, üç hafta önce Saksonya-Anhalt’ta AfD’li eyalet meclis başkanının seçilmesinin ardından, “AfD’ye oy verenler, aşırılıkçıların oyununa alet olur ve güvenilirliği yok eder. Bu, partim CDU’nun değerleriyle kesinlikle bağdaşmaz,” demişti.

Öte yandan Berlin’in diğer tüm ilçelerinde, AfD adayları muhtemelen yine dışlanacak gibi görünüyor.

2021-2026 döneminde parti dört ilçede görev alma hakkına sahipti fakat dördüncü tur oylamada yalnızca Treptow-Köpenick’te başarılı olabildi.

Açılan davalar sonuçsuz kaldı; Yüksek İdare Mahkemesi’ne göre AfD, aday gösterme hakkını dava yoluyla talep edemez.

Sonuç olarak, diğer partilerin belediye meclis üyeleri boş kalan görev alanlarını da üstlenmek, yani ek iş yükünü omuzlamak zorunda kalıyor.

Schulz’a göre bu artık bir seçenek değil: “Bu durum verimsizliğe yol açıyor. Buna izin vermeye niyetim yok.”

CDU üyelerinin AfD’yi seçecek olmasına rağmen Schulz, Brandmauer olayından bahsetmek istemiyor ve “Kimseyle işbirliği yapmıyoruz, koalisyon kurmuyoruz. Seçmenlerin kararını uyguluyoruz ve bunun dışında somut politikaya odaklanıyoruz,” diyor.

Berlin CDU Genel Sekreteri Lukas Krieger de durumu şöyle açıklıyor:

“CDU için şunu belirtmek gerekir: Ne AfD ile ne de radikalleşmiş Sol Parti ile herhangi bir işbirliği söz konusu değil. Anlaşma yok, ortak strateji yok, çoğunluk oluşturmaya yönelik mutabakat yok.”

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English