Bizi Takip Edin

Ortadoğu

İsrail, Lübnan’da dijital verileri AI ile kullanarak Hizbullah’a saldırıyor

Yayınlanma

İsrail, Lübnan’daki tüm dijital verileri bir AI sisteminde birleştirerek Hizbullah ile bağlantılı isimlere yönelik saldırılar düzenliyor.

Los Angeles Times’ta yer alan habere göre, akıllı telefonlar, güvenlik ve trafik kameraları, Wi-Fi sinyalleri, insansız hava araçları, devlet veri tabanları ve sosyal medyadan gelen verileri birleştiren bu sistem, İsrail’e Hizbullah kadrolarının her hareketini takip etme konusunda neredeyse her şeyi bilen bir yetenek kazandırdı.

Haber, Hizbullah ile Tallusa sakinleri arasında irtibat görevlisi olarak çalışan 62 yaşındaki Ahmed Turmus’un hikayesini anlatıyor.

Buna göre, şubat ayında bir pazartesi öğleden sonra ailesini ziyaret ederken telefon çaldığında, Arapça aksanlı konuşan kişinin bir İsrail askeri subayı olması Turmus’u pek şaşırtmadı. Onu şaşırtan şey, sorulan soruydu. “Ahmad, çevrendekilerle birlikte mi yoksa tek başına mı ölmek istersin?”

Görüşülen aile üyelerine göre Turmus, telefonu kapatmadan önce tek kelimeyle cevap verdi: “Tek başıma.”

Turmus, 15 aylık ateşkes süresince, İsrail’in Güney Lübnan’daki saldırıları devam etmesine rağmen, köyü yeniden işler hale getirmek için onarım ekipleri ve sivil savunma görevlileriyle koordinasyon içinde çalışarak zamanını geçirmişti.

Ailesi, onu Hizbullah’ın eski bir savaşçısı olarak tanımladı. Fakat Turmus, yaşlandıkça idari bir rol üstlenmişti.

İsrail ise, onun “Hizbullah’ın terörist altyapısını yeniden inşa etmek amacıyla askeri ve mali konularda” çalıştığını iddia ediyor.

Rolü ne olursa olsun, o da artık İsrail’in “öldürme zinciri”nin tuzağına düşmüştü ve bu zincir, yıllar önce başlayan bir istihbarat toplama sürecinin doruk noktasıydı.

Turmus’un ordunun hedef tahtasına girmesinin pek çok yolu olabilirdi; bunların hiçbiri tek başına kesin bir kanıt sayılmazdı, fakat hepsi de o Şubat günü sonunda onu öldürülmek üzere seçen algoritma için “potansiyel birer girdi” oluşturuyordu.

Birincisi, Turmus, Hizbullah’’ı destekleyen Şii çoğunluklu bir köy olan Tallusa’da yaşıyordu; bu da Turmus ve diğer sakinlerin hareketlerinin sürekli olarak İsrail insansız hava araçlarının gözetimi altında olduğu anlamına geliyordu.

Gazze’de bu tür sistemlerin kullanımına ilişkin endişelerini dile getirene kadar savunma şirketlerinde çalışan bir yapay zeka uzmanına göre, insansız hava araçlarının kameraları muhtemelen Turmus’un yüzünü, arabasının markasını ve plakasını ve evini filme almış ve kaydetmişti.

İnsansız hava araçları, “stingray” olarak bilinen baz istasyonu simülatörlerini kullanarak kendilerini cep telefonu baz istasyonları gibi gösterip Turmus’un akıllı telefonunu bağlantı kurmaya ikna etmiş olabilir.

Bu sayede sadece Turmus’un verilerine değil, aynı zamanda hareketlerine de gerçek zamanlı olarak erişim sağlamış olabilirler.

Çalışmalarını tartışabilmesi için isminin açıklanmaması şartıyla konuşan yapay zeka uzmanı, Turmus SIM kartını değiştirmiş olsa bile yine de izlenmeye devam edeceğini belirtti:

“Bu devasa bir veri akışı: telefon meta verileri, konum sinyalleri, SIM kart değişiklikleri, uygulama kullanımı, sosyal medya davranışları, bazen hatta bankacılık veya yüz tanıma girdileri. Bunların çoğu ticari platformlardan, mobil ağlardan, ortak istihbarat ajanslarından veya sahadaki casuslardan ‘toplanıyor’.”

Toplandıktan sonra, Palantir’in Maven’i gibi platformlar tüm verileri standartlaştırır, etiketler ve puanlar, bunları cihazlar ve hesaplar arasındaki kimliklerle ilişkilendirir.

Böylece yapay zeka, bir kişinin faaliyetlerinin zaman çizelgesini oluşturabilir ve ilişkilerinin ağını haritalandırabilir.

Turmus da bu noktada dikkat çekmiş olabilir: Oğullarından biri 2024’ün başlarında öldürülen bir Hizbullah savaşçısıydı; diğeri ise çağrı cihazı saldırılarında yaralanmıştı.

Lübnan hükümetinin Lübnan’daki Birleşmiş Milletler barış gücü misyonuna koordinatörü olarak görev yapmış emekli General Münir Şehadet, İsrail’in Lübnan’a yönelik kapsamlı ve uzun soluklu istihbarat sızma faaliyetleri sayesinde Turmus’un izini sürmenin daha kolay olacağını söyledi.

Cep telefonu aboneleri veya araç kayıtlarına ilişkin bilgileri içeren veritabanları da dahil olmak üzere ülkenin veri altyapısının büyük bir kısmı yirmi yıldır İsraillilerin erişimine açıktı.

Ayrıca Şehadet’e göre İsrail istihbaratı Hizbullah’ın karasal ağına ve sinyal birimlerine de sızdı.

Ona göre Hizbullah’ın 2011’den 2024’e kadar Suriye’deki savaşa dahil olması, örgütün güvenliğini daha da tehlikeye attı.

Şehadet, “Bu faktörler, İsrail’in hem saha komutanlarını hem de üst düzey liderleri kapsayan kesin bir hedef havuzu oluşturmasına olanak sağladı,” dedi.

Bu aşamada yapay zeka devreye giriyor. Terabaytlarca veriyi hızla tarayan sistem, kalıpları tespit ediyor ve bunları bilinen bir tehdit olan ya da işaretlenmiş bölgelerin yakınında görünen bir kişinin hareketleriyle karşılaştırıyor.

Ayrıca, bir kişinin rutininden sapmaları da analiz ediyor. Tüm bunlar, bir “tehdit profili” oluşturmak için kullanılıyor.

2023 Şubat ayında savaşta yapay zeka hakkında yayınlanan bir İsrail ordusu makalesinde röportaj yapılan bir İsrail albayına göre, sonuç, hedefleri hızlı bir şekilde bulabilen bir sistem.

İsrail ordusunun Yapay Zeka Merkezi başkanı, sadece Albay Yoav olarak tanıtılan kişi, “Sistem bu işlemi saniyeler içinde gerçekleştiriyor; oysa geçmişte aynı işi yapmak yüzlerce araştırmacının birkaç haftasını alıyordu,” dedi.

Fakat yapay zeka uzmanı, bu sistemlerin bir kişinin tehlikeli olup olmadığını belirlemek için mantık yerine verileri kullanmasının endişe verici olduğunu belirtti.

Dahası, eğer bu bilgiler hatalıysa, sistem aynı hataları tekrar tekrar yapmaya devam eder ve bunu “daha hızlı ve daha emin bir şekilde” yapar.

Uzman, “Bu, bir kesinlik yanılsaması yaratıyor ve bu tehlikeli; çünkü her zaman bağlamı göz önünde bulundurmadan korelasyonu eyleme dönüştürüyor,” diyor ve ekliyor:

“Bu laboratuvar ortamı gibi değil. Peki sistem kim kimdir nasıl anlıyor? Ve birini işaretlediğinde bu bir insan kararı mı, yoksa sadece bir algoritmanın düğmeye basması mı?”

Slovenya Kriminoloji Enstitüsünde profesör ve meta veriler ile büyük veri odaklı hedefleme süreçlerinin yükselişine dair 2023 tarihli bir araştırma makalesi yazan Vasji Badalic, bu tür sistemlerin bir kişinin savaşçı olma olasılığını hesaplamak için kimin kiminle konuştuğu ya da nereye ve ne zaman seyahat ettiği gibi sıradan, rutin faaliyetleri izlemeye dayandığını ve bunun potansiyel olarak yanlış pozitif sonuçlara yol açabileceğini söyledi.

Badalic, “Akrabalar ya da propaganda veya finans faaliyetlerinde bulunan kişiler savaşçı değildir ama makine benzer iletişim kalıplarına sahip oldukları için onları savaşçı olarak algılar. Savaşçıları ve sivilleri ayıran eşiği nereye koyuyorlar?” diye soruyor.

Savaş bölgesinde hedefleri tespit etmek veya olayları öngörmek için makine öğrenimini kullanma çabası yeni değil.

ABD Başkanı George W. Bush döneminde Irak işgali sırasında, ABD ordusu telefon meta verilerini topladı ve şüpheli faaliyetleri tespit etmek için işledi.

Ulusal Güvenlik Ajansı (NSA) da Afganistan’daki El Kaide kuryelerini tespit etmek için SKYNET adlı bir davranış profilleme programı geliştirdi.

2019 yılına gelindiğinde, Amazon ve Microsoft gibi şirketler, tahminleri iyileştirecek daha karmaşık senaryolar üzerinde hesaplamalar yapmak için yeterli “hesaplama gücü” geliştirmişti.

Afganistan’daki ABD ordusu, bu gelişmeleri kullanarak, 80’lere kadar uzanan isyancı saldırı raporları ve çeşitli bölgelerdeki sokak aydınlatma miktarı gibi yardımcı bilgilerle eğitilmiş bir yapay zeka olan Raven Sentry’yi geliştirdi.

ABD Ordusu Savaş Kolejinde Raven Sentry hakkında yazan Albay Thomas W. Spahr’a göre, 2021’de ABD’nin Afganistan’dan çekilmesine kadar, modelin yaklaşan saldırıların yerlerine ilişkin tahminleri %70’lik bir başarı oranına ulaştı ve bu da onu insan analistlerle yaklaşık olarak aynı seviyeye getirdi.

Öte yandan İsrail’in Lübnan’daki başarısına rağmen, Hizbullah’ın İsrail’in yapay zeka destekli hedeflerine uyum sağladığına dair işaretler var.

Mevcut çatışmalar sırasında Hizbullah, gerilla savaşının köklerine geri döndü ve merkezi olmayan bir yapıya sahip daha küçük birimlere geçti.

Emekli general Şehadet’e göre, grup ayrıca daha az kullanışlı olsa da daha güvenli iletişim yöntemlerine de başvurdu.

Algoritmanın Turmus’u gözetim listesinden öldürme listesine almasına neden olan eylemin ne olduğu belirsiz.

İrtibat görevlisi olarak görev yapan Turmus, Hizbullah’ın savaşçı olmayan bir üyesiydi ve aile üyeleri, telefonunu değiştirmeye bile zahmet etmediğini söyledi.

Turmus’un, “İsrailliler beni zaten tanıyor, ne önemi var ki?” dediği aktarılıyor.

Öldürülmesinden bir gün önce, 15 Şubat’ta akıllı telefonunu kapattı ve ertesi gün yakındaki bir köyde düzenlenen belediye toplantısına giderken telefonu evde bıraktı. İsraillilerden gelen telefon, Tallusa’daki evine dönüp akıllı telefonunu açtıktan kısa bir süre sonra geldi.

Aile üyeleri Los Angeles Times’a verdikleri demeçte, telefonu kapattığında yüzünün değiştiğini anlattı.

İsraillilerin peşinde olduğunu ve evi terk edip onu yalnız başına ölmeye bırakmaları gerektiğini söyledi. Ailesi, kaçmaya çalışması için yalvardı ve ayrılabilmesi için ona bir kılık değiştirme kıyafeti verdi.

Fakat Turmus reddetti. Kapıya doğru yürüdü. “Yüzümü tanıyorlar. Buna karşı yapabileceğimiz hiçbir şey yok,” dedi. Aile üyeleri, o çıkarken karısının içeri girdiğini, fakat karısının onu durdurmaya çalışmaması için ona seslenmediğini söyledi.

Arabasına bindi, motoru çalıştırdı ve yola çıktı. 30 saniye geçmeden, Turmus’un arabasını delip geçen iki füzenin gümbürtüsü duyuldu.

Ortadoğu

Suudi Arabistan, yöneticilerin FII konferansına uzaktan katılmalarına izin verecek

Yayınlanma

Suudi Arabistan, kritik önemdeki yatırım konferansını hibrit bir etkinlik haline getirip yöneticilere uzaktan katılma seçeneği sunacak.

Reuters’a konuşan bir kaynak, bazı katılımcıların yine de uçakla gelmesinin beklendiğini ve Riyad dışındaki havaalanlarına, hatta komşu Körfez ülkelerine inip, ardından bu ayın sonlarında düzenlenecek olan Future Investment Initiative’e (Gelecek Yatırım Girişimi – FII) katılmak üzere başkente arabayla gelebileceğini belirtti.

Bu ayın başlarında, organizatörler, krallıkta önemli hedefleri vuran füze ve insansız hava aracı saldırılarına rağmen etkinliğin gerçekleştirileceğini açıklamışlardı.

Enerji Bakanlığı, doğudaki Dhahran kentinde bulunan devlet petrol şirketi Saudi Aramco’nun genel merkezindeki bir idari binanın salı akşamı saldırıya uğradığını belirtti ve saldırıda yaralanan ya da ölen kimsenin olmadığını ekledi.

Konuyla ilgili yorum istenen bir FII medya temsilcisi, Reuters’a cumartesi günkü saldırılardan önce FII Enstitüsü’nün CEO’su ve başkanının imzaladığı ortak açıklamayı gösterdi.

CEO Maha Al Saud ve yürütme kurulu başkanı Richard Attias, “Future Investment Initiative’in olağanüstü 10. edisyonu için Riyad’da binlerce delegenin ağırlanmasına hazırlanırken, onların güvenliği ve refahı bizim en büyük önceliğimiz olmaya devam ediyor,” dedi 

Pazartesi günü, önde gelen petrol şirketi yöneticileri, Riyad Havalimanı’na 10 km uzaklıktaki bir kongre merkezinde planlandığı gibi yüz yüze devam eden uluslararası bir konferanstan çekildiler.

Petrol şirketlerinin yöneticileri Riyad’a gidemedi

FII’nın hibrit modele geçmesi, Suudi Arabistan’ın Riyad’ı küresel etkinliklerin merkezi haline getirme çabalarını zorlayan Yemen’le tırmanan savaş rağmen, küresel yatırımları çekme çabasını sürdürmeye çalıştığını gösteriyor.

Krallık, FII’yı ekonomisini petrolden uzaklaştırma ve yabancı yatırımları çekme planlarını sergilemek için kullandı.

Etkinliğe genellikle çok sayıda dünya lideri, şirket yöneticisi ve finansçının katılması, İsviçre’de düzenlenen Dünya Ekonomik Forumu’nun yıllık toplantısına atıfta bulunularak etkinliğe “çöldeki Davos” lakabının takılmasına neden olmuştu.

Riyad’da organizatörler Pazartesi günü, Veliaht Prens Muhammed bin Selman tarafından kurulan ve gençlere odaklanan yıllık bir etkinlik olan bu yılki Misk Global Forumu’nun, organizasyonel ve lojistik zorluklar nedeniyle gerçekleştirilmeyeceğini açıkladılar.

6 Ekim tarihli web sitesinde yer alan taslak programa göre, Goldman Sachs CEO’su ve Yönetim Kurulu Başkanı David Solomon, Standard Chartered CEO’su Bill Winters ve Citi CEO’su Jane Fraser gibi küresel finans devlerinin FII etkinliğinde konuşma yapması planlanıyordu.

10. kez düzenlenecek olan FII etkinliği, Riyad’ın batı ucundaki Kral Abdulaziz Uluslararası Konferans Merkezi’nde gerçekleştirilecek.

Okumaya Devam Et

Ortadoğu

INSS: ABD gerileyen bir güç; artık etnik Yahudi kimliği demokratik normları önceliyor

Yayınlanma

İsrail’in önemli düşünce kuruluşlarından INSS, İsrail’in yeni ulusal güvenlik konseptinin ABD’yi gerileyen bir güç olarak gördüğünü ve “sonsuz savaş”ın bir gereklilik haline geldiğini yazdı.

Ulusal Güvenlik Araştırmaları Enstitüsü’nün (INSS) İcra Direktörü ve ve eski İsrail Savunma Kuvvetleri (IDF) İstihbarat Müdürlüğü Başkanı Tamir Hayman imzalı analizde, 7 Ekim 2023 Aksa Tufanı operasyonunun ardından, İsrail’in ulusal güvenlik çerçevesinin devletin savunma, diplomasi ve bölgesel istikrara yaklaşımını kökten değiştiren “derin ve yazılı olmayan bir dönüşüm” geçirdiğini savunuyor.

Hayman’a göre ortaya çıkan bu paradigma, demokratik normların yerine etnik Yahudi kimliğini önceliklendiriyor, sürekli savaşı geçici bir aksaklık değil bir zorunluluk olarak görüyor ve bölgesel barış antlaşmalarını “aldatıcı düzenlemeler” olarak reddediyor.

Ayrıca bu strateji, ABD’ye olan stratejik bağımlılığı azaltarak tamamen kendi kendine yeterliliği savunuyor ve sivil karakollarla desteklenen “ileri savunma bölgeleri”nin yanı sıra “önleyici saldırı” eylemlerini vurguluyor.

Yeni konseptte İsrail devleti sivilleri, ileri karakolları ve çatışma bölgesi yerleşimlerini doğrudan aktif savunma ağına dahil ediyor.

Bu da, sivillerin cephe hattında kalkan görevi gördüğü, devletin kurulmasından önceki Yişuv dönemindeki ilkelere geri dönüş anlamına geliyor.

ABD’yi “uyumsuz ilerici değerlere” sahip, gerileyen bir güç olarak gören yeni konsept, ABD’ye olan stratejik bağımlılığın kesilmesini ve savunma teknolojisi alanında içsel kendi kendine yeterliliğin sağlanmasını savunuyor.

Küresel tedarik zincirlerine karşı maruz kalınan riskleri azaltmak amacıyla, bu yeni strateji, diğer sektörlere kıyasla yerli üretime öncelik verilmesini ve savunma teknolojisi sektörüne (savunma sanayii, siber güvenlik ve yapay zeka) yoğun yatırım yapılmasını gerektiriyor.

AB’nin “Horizon” programı gibi uluslararası işbirliği çerçevelerine katılmak yerine, teknolojiyi destekleyen araştırmaların bağımsız olarak ilerletilmesini savunuyor.

Hayman, bu değişimin göç ve büyük çaplı beyin göçünü tetikleyebileceği ve bunun da ekonominin kalitesini, dayanıklılığını ve sürdürülebilirliğini doğrudan tehdit edeceği konusunda uyarıyor.

Hayman’a göre “yeni İsrail”, Filistin ulusunu ve iki devletli çözümü tamamen reddederek, sınırsız yerleşim genişlemesi yoluyla güvenlik sağlamaya çalışıyor ve komşu Arap devletlerinin istikrarının bozulmasını teşvik ediyor.

Hayman, bu operasyonel dönüşümün resmi bir yasama onayı bulunmadığından, ülkenin “demokratik” yapısı, uluslararası konumu ve uzun vadeli ulusal kimliği üzerindeki derin etkilerini değerlendirmek üzere kapsamlı bir kamuoyu tartışması yapılmasını talep ediyor.

Okumaya Devam Et

Ortadoğu

Israel Hayom yazdı: İsrailli istihbaratçılar yıllardır Riyad’da

Yayınlanma

Israel Hayom gazetesinde yayımlanan makale, İsrail ile Suudi Arabistan arasındaki istihbarat temaslarının perde arkasını ve İsrailli danışmanların Riyad ile kurduğu gizli işbirliği ağını mercek altına aldı. Makalede, 2006’da başlayan örtülü ilişkilerin Husilere karşı istihbarat paylaşımına kadar uzandığı belirtilerek eski istihbarat yetkililerinin doğrudan değerlendirmelerine yer verildi.

Israel Hayom gazetesinde Itay Ilnai imzasıyla yayımlanan makale, Tel Aviv ile Riyad yönetimleri arasında yıllardır gizlilik içinde yürütülen istihbarat ortaklığını ve İsrailli güvenlik danışmanlarının Suudi Arabistan’ın başkenti Riyad’daki temaslarını ele aldı.

Makalede, iki ülke arasındaki örtülü temasların ilk olarak 2006’da dönemin Mossad Başkanı Meir Dagan öncülüğünde şekillenmeye başladığı ve Dagan’ın krallık yetkilileriyle doğrudan temas kuran ilk İsrailli olduğu aktarıldı.

Mossad’ın dış ilişkilerini yürüten Tevel Biriminin Ortadoğu Dairesi Başkanlığına dört yıl sonra atanan Eyal Tzir Cohen, makalede yer alan değerlendirmesinde, “Mossad’ın Suudi Arabistan ile geliştirdiği ilişkiyi devraldım” ifadesini kullandı.

Üçüncü taraflardan doğrudan temaslara geçiş

İlk dönemlerde temasların çoğunlukla “özel irtibat” adı verilen üçüncü taraflar aracılığıyla sağlandığını aktaran Tzir Cohen, makalede şu ifadeleri kullandı:

“Örneğin, Amerikalı bir tanıdığımdan Mossad’ın Washington temsilcisi ile Suudi Büyükelçiliğindeki irtibat kişimiz arasında, Beyaz Saray’daki bir resepsiyon ya da benzeri bir ortamda bir görüşme ayarlamasını isteyebilirdim. Bir yan odaya geçer ve konuşurlardı.”

Sürecin zamanla daha ileri bir aşamaya taşınmasının hedeflendiğini vurgulayan Tzir Cohen, makalede şunları kaydetti:

“Amacımız üçüncü taraflar üzerinden kurulan temaslardan istihbarat uzmanlarıyla doğrudan ilişkiye, ardından siyasi yetkililere ve nihayetinde liderliğe geçmekti. Suudiler bizimle olan bağlarının ortaya çıkmasından son derece endişe duysalar da kraliyet ailesine ulaşacak kanallar arıyorduk. Çıkarımız, işbirliği ‘virüsünü’ onların tolere edebileceği yere kadar yaymaktı. Bunun bir parçası da profesyonel düzeydeki bağları sağlamlaştırmak ve bunları kişisel ilişkilere dönüştürmekti. Bu nedenle bazen çok az istihbarat ya da askeri değeri olsa dahi İsrailliler ile Suudilerin bir araya gelip oturmasına zemin hazırlayan operasyonlar başlattık. Peşinde olduğumuz şey kişisel temastı.”

Riyad’da görev yapan İsrailli danışmanlar

İsrailli uzmanların ve danışmanların Riyad yönetiminin talepleri doğrultusunda sahada ve doğrudan Suudi başkentinde kurulan mekanizmalarda yer aldığına işaret edilen makalede, iki taraf arasındaki ilişkinin karşılıklı çıkarlara dayandığı belirtildi. Riyad yönetiminin yıllar boyunca İsrail’den nitelikli istihbarat ve siber kabiliyetler talep ettiği, Tel Aviv’in ise İran’a karşı bir denge unsuru olarak gördüğü Ortadoğu’nun en güçlü ve varlıklı ülkelerinden birinin en üst kademelerinde temaslar kurmayı amaçladığı bildirildi.

Makalede, İsrailli NSO Group’un Suudi Arabistan’a Pegasus casus yazılımını sağladığına dair ifşaatlar haricinde, ikili ilişkilerin uzun süre sıkı korunan bir sır olarak kaldığı hatırlatıldı.

Fakat yaklaşık bir ay önce gazeteci Danny Zaken’in Israel Hayom’da çıkan haberinde, Suudi Arabistan’ın Yemen’deki Husilere karşı istihbarat desteği almak amacıyla ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM) aracılığıyla İsrail’e başvurduğu kaydedildi.

İsrail ve Suudi Arabistan resmi olarak bu ilişkiyi kabul etmese de Ensarullah lideri Abdulmelik el-Husi, yaptığı konuşmada, İsrail’den alınan istihbarat karşılığında Suudi Arabistan’ın “İsrail’in Yemen’e yönelik keşif uçuşlarına havalimanlarını açtığını” bildirmişti.

İstihbarat kurumlarının kabiliyetlerini artırmak veya diplomatik ilişkileri güçlendirmek için diğer ülkelerle yürüttüğü bilgi paylaşımının resmen “FORINT” (dış istihbarat) olarak adlandırıldığı kaydedilen makalede, 7 Ekim 2023’teki zafiyete rağmen İsrail istihbaratının küresel ortaklık ağını koruduğu belirtildi.

Dış kaynaklı raporlara göre İsrail’in ABD, Avrupa ülkeleri, Basra Körfezi devletleri ile Brezilya ve Panama dahil en az 25 ülkeyle istihbarat işbirliği yürüttüğü ifade edildi.

Makalede değerlendirmelerine yer verilen üst düzey eski bir İsrailli istihbarat yetkilisi, “İsrail, ortaklarıyla paylaştığı istihbarat sayesinde çok sayıda terör saldırısını önledi. Engellenen büyük planlardan bahsediyorum; üst düzey kişilere yönelik suikastlar, kitlesel can kayıplarına yol açacak saldırılar, askeri güçlere yönelik eylemler ve daha fazlası” ifadelerini kullandı.

İstihbarat paylaşımına örneklerin sıralandığı makalede, İsrail’in Ağustos ayında Donald Trump’ın Türkiye’den ayrılmaya hazırlandığı sırada Air Force One uçağını düşürerek suikast düzenlemeyi amaçlayan bir İran planını ABD’ye ilettiği, Temmuz 2024’te Fransa’ya Olimpiyat Oyunları sırasında planlanan bir saldırıyı engelleyen istihbarat sağladığı ve 2018’de Sidney’den Abu Dabi’ye giden Avustralya yolcu uçağının bombalanması girişiminin de bu yolla engellendiği öne sürüldü.

Eski istihbarat yetkilisi, paylaşılan istihbaratın liderlerin diplomatik konumunu güçlendirmeyi amaçladığını belirterek makalede şu ifadeleri kullandı:

“Birçok durumda İsrail istihbaratı, Amerikalılar dahil ortaklarımızın önündedir. Hayat kurtaran bir istihbarat iletildikten sonra savunma bakanı veya başbakan ertesi gün telefonu kaldırıp o ülkenin devlet başkanını arayabilir ve ‘Kıçınızı kurtardık, bize borçlusunuz’ diyebilir. Bunun muazzam bir değeri var.”

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English