Bizi Takip Edin

Diplomasi

İsrail’den İngiltere’ye sert tepki

Yayınlanma

İsrail, İngiltere’nin Batı Şeria yerleşimcilerine ticaret yasağı getirmesine ve “etnik temizlik” yapıldığını söylemesine sert tepki gösterdi.

İsrail, yasadışı yerleşim yerlerinden gelen mallara yönelik Birleşik Krallık’ın kapsamlı yaptırımlarına yanıt olarak, işgal altındaki Doğu Kudüs’teki İngiliz konsolosluğunun kapatılmasını emretti.

İngiltere Dışişleri Bakanı Ed Miliband’ın işgal altındaki Batı Şeria’daki şiddet içeren Yahudi yerleşimci faaliyetlerini “Netanyahu hükümetinin zımni desteğiyle yürütülen etnik temizlik” olarak nitelendirmesine tepki gösteren İsrail Dışişleri Bakanı Gideon Sa’ar, konsolosluğun kapatılması ve bazı İngiliz milletvekillerine giriş yasağı getirilmesi dahil olmak üzere misilleme tedbirlerini açıkladı.

Şehrin Şeyh Cerrah bölgesinde bulunan konsolosluk Gazze, Batı Şeria ve Kudüs dahil olmak üzere işgal altındaki topraklardaki Filistin meselelerine odaklanıyor.

Tel Aviv’deki büyükelçilik ise Birleşik Krallık’ın İsrail büyükelçisinin görev yaptığı yer.

Çoğu ülke, Doğu Kudüs’ü 1967’deki Altı Gün Savaşı’ndan bu yana İsrail tarafından yasadışı olarak işgal edilmiş olarak kabul ederken, İsrail ise Kudüs’ün bölünmemiş başkenti olduğunu savunuyor.

Sa’ar, “Birleşik Kudüs, İsrail’in başkentidir ve tam egemenliği altındadır. Bölgedeki her türlü yabancı faaliyet, kabul edilmiş ve üzerinde mutabık kalınmış kanallar aracılığıyla ve İsrail’in egemenliğini ihlal etmeden yürütülmelidir,” dedi.

Sa’ar ayrıca, eski İşçi Partisi lideri Jeremy Corbyn, Your Party milletvekili Zarah Sultana, İşçi Partisi milletvekilleri Diane Abbott, Naz Shah, John McDonnell ve Richard Burgon ile Yeşiller Partisi milletvekilleri Hannah Spencer, Carla Denyer, Siân Berry ve Ellie Chowns’un da aralarında bulunduğu, çoğunluğu sol görüşlü bir dizi milletvekiline giriş yasağı uygulandığını duyurdu.

İsrail hükümeti, Batı Şeria’daki Filistin güvenlik güçlerinin eğitimine yönelik uzun süredir devam eden İngiliz katılımının sonlandırılacağını da ekledi.

İngiltere ayrıca, İsrail’de üslenmiş olan ABD liderliğindeki Gazze koordinasyon misyonundan da dışlanacak.

İngiltere’nin uyguladığı yaptırımlar, Fransa ve Kanada dahil olmak üzere 11 ülkeyle koordineli olarak gerçekleştirildi.

Sa’ar şunları söyledi:

“İngiltere’nin bu hamlesi ahlaki açıdan çarpık bir tutumdur ve egemen bir devletin iç işlerine ve seçim sürecine açık bir müdahale teşkil etmektedir. İsrail’in İngiliz halkına karşı hiçbir garez yoktur. İngiltere’de birçok dostumuz olduğunu biliyoruz. Ne yazık ki, şu anda iktidarda olan düşmanca tutum sergileyen İşçi Partisi hükümeti, sistematik olarak İsrail Devleti’ne karşı hareket etmekte ve bize, bu düşmanca eylemlere nihayetinde karşılık vermekten başka bir seçenek bırakmamaktadır.”

Sa’ar, İsrail’in tepkisini Başbakan Binyamin Netanyahu ile koordine ettiğini söyledi. İsrail, Ekim ayı sonunda bir seçim düzenleyecek.

İsrail Cumhurbaşkanı Isaac Herzog, yasağı “ciddi bir yanlış hesaplama, tarihin yanlış tarafında yer alacak bir karar” olarak nitelendirdi ve şöyle devam etti:

“Mevcut bağlamda bu, egemen bir ulusun demokratik seçimlerine yönelik ağır bir müdahale olur. Yaptırımlar çözüm değildir; çözüm diyalogdur. Tüm yabancı hükümetlere şunu söylüyorum: Durun. Yaptırımlar ve boykotların çıkmazından uzaklaşın ve yapıcı diyaloga ve işbirliğine yönelin.”

Netanyahu hükümetindeki aşırı sağcı İsrailli bakanların himayesinde, yerleşim yerlerinin inşası ve yerleşim yerleriyle ilgili şiddet olayları arttı.

Bu bakanlar, eylemleriyle “iki devletli çözümü ortadan kaldırmayı” hedeflediklerini kamuoyuna açıkça belirtiyorlar.

İsrail’in sert çizgideki kamu güvenliği bakanı ve bir yerleşimci lideri olan İtamar Ben-Gvir, Netanyahu’dan, Güney Atlantik’te bulunan ve Arjantin’de “Islas Malvinas” olarak bilinen bir İngiliz denizaşırı toprağı olan Falkland Adaları üzerindeki Arjantin’in hak talebini tanımaya çağırdı.

Yerleşim yerlerinin uzun süredir destekçisi olan ABD’nin İsrail Büyükelçisi Mike Huckabee, İngiltere’nin uyguladığı yaptırımların “Yahudi halkına karşı ayrımcılık” olduğunu söyledi.

Fakat  çok daha ılımlı bir tepki veren ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, Washington’un İngiltere, Fransa ve Kanada’nın izinden giderek Filistin topraklarındaki İsrail yerleşim yerlerinden yapılan ithalatı engellemeyeceğini ve Batı Şeria’yı istikrarsızlaştıracak adımların atılmasını istemediğini belirtti.

Rubio, salı günü gazetecilerin sorusu üzerine Birleşik Krallık’ın bu hamlesini kınamadı ve şöyle dedi:

“Başkan bu konuda yorum yapmadı, ben de yapmadım. Bu kararı alacakları konusunda bilgilendirildik. Neden böyle bir karar aldıklarına dair gerekçelerini dinledik. İstikrar hedefini paylaşıyoruz. Bölgedeki durumun hassas olduğu bir dönemde Batı Şeria’da şiddet veya gerginliklerin artmasını istemiyoruz.”

Öte yandan ABD’li yetkililer ve Batılı diplomatlar, Trump yönetiminin, işgal altındaki Batı Şeria’daki İsrail yerleşimlerine yeni yaptırımlar getirilmesini öngören Birleşik Krallık öncülüğündeki girişime karşı çıkmadığını belirtiyor.

Axios’a göre Beyaz Saray’ın, 11 diğer Batılı ülkenin de katıldığı bu Birleşik Krallık girişimine karşı çıkmama kararı, Netanyahu hükümetinin Batı Şeria’daki politikasına duyduğu hoşnutsuzluğun bir göstergesi.

İngiltere Başbakanı Andy Burnham, yaptırımların açıklanmasından önce Trump’a bilgi verdi. 

Görüşme hakkında bilgi sahibi iki kaynak, Trump’ın itiraz etmediğini veya Burnham’dan politikasını değiştirmesini istemediğini belirtti.

Kaynaklara göre, ABD’li yetkililer İngiliz meslektaşlarına, bu spesifik yaptırımlara katılmasalar da Netanyahu hükümetinin Batı Şeria politikasına ilişkin endişelerini paylaştıklarını söylediler.

Beyaz Saray ayrıca Mike Huckabee’nin yaptığı ve yeni yaptırımları eleştiren açıklamalardan da uzak durdu.

Bir Beyaz Saray yetkilisi, Axios’a yaptığı açıklamada, bu açıklamaların “ne Beyaz Saray ne de Dışişleri Bakanlığı ile koordine edildiğini” belirtti.

Diplomasi

Güney Kore, Ukrayna’daki diplomatik personelinin bir kısmını çekiyor

Yayınlanma

Güney Kore, Ukrayna’daki hava saldırısı tehdidi ve Kuzey Koreli esirlerin teslimine dair bilginin açıklanmasıyla başlayan kriz nedeniyle büyükelçilik personelinin bir bölümünü geri çekiyor. Seul yönetimi, 8 Ekim’de büyükelçisini çağırmasının ardından konsolosluk çalışanlarının Ukrayna’da kalacağını, diplomatik temasların ise geçici maslahatgüzar düzeyinde süreceğini duyurdu.

Güney Kore hükümeti, Ukrayna’daki büyükelçilik personelinin bir kısmını geri çekme kararı aldı.

Yonhap haber ajansının aktardığına göre Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Park Doo-sun, adımın gerekçesi olarak Kiev yönetiminin Kuzey Koreli esirlerin teslimine dair bilginin sızdırılmasıyla başlayan anlaşmazlıkta “olumlu adımlar” atmamasını gösterdi.

Sözcü, diplomatların güvenliğini zorlaştıran hava saldırısı tehdidinin sürmesini de gerekçeler arasında saydı.

Personelin bir bölümünün çekilmesinin ardından zorunlu diplomatik temaslar, Ukrayna Geçici Maslahatgüzarı başkanlığında sürecek. Güney Kore vatandaşlarını korumakla görevli konsolosluk personelinin tamamı ise Ukrayna’da kalacak.

Seul yönetimi bu adımdan önce, 8 Ekim’de büyükelçisini geri çekme kararı almıştı. Dışişleri Bakanlığı o tarihte, ortaya çıkan sorunları yapıcı biçimde çözmek üzere Kiev ile istişareleri sürdürmeye hazır olduğunu belirtmişti.

İki ülke arasındaki gerginlik, Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy’nin eylül ayında Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nda yaptığı konuşmayla başladı.

Zelenskiy, Kuzey Kore ordusuna mensup iki esir askerin Güney Kore’ye teslim edildiğini açıkladı.

Güney Kore Devlet Başkanı Lee Jae-myung ise Kiev’i gizlilik anlaşmasını ihlal etmekle suçladı.

Lee, bu bilgilerin açığa çıkmasının esirlerin ailelerini ve Kore Yarımadası’ndaki istikrarı tehlikeye attığını söyledi.

Seul kamuoyu önünde özür bekliyor

Ukrayna Devlet Başkanı Danışmanı Dmitriy Litvin gizlilik anlaşmasının varlığını reddetti.

Güney Kore Dışişleri Bakanlığı 28 Eylül’de Ukrayna Maslahatgüzarı Andrey Veşkin’i çağırarak Litvin’in açıklamalarına karşı protesto notası verdi.

Devlet Başkanı Lee Jae-myung, 2 Ekim’de yaptığı açıklamada, Ukrayna makamlarının anlaşmayı kabul etmemesi ve kamuoyu önünde özür dilememesi durumunda Kiev’e karşı ek tedbirler alacakları uyarısını yaptı. Lee, esirlerin tesliminin gizli tutulmasını başlangıçta Ukrayna’nın bizzat talep ettiğini ifade etti.

Ukrayna Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Georgiy Tıhiy, anlaşmazlığın gizlilik rejiminin farklı yorumlanmasından kaynaklandığını dile getirdi.

Tıhiy, Seul’ün bütün Kore Yarımadası’nı kendi toprağı kabul eden anayasasına dayanarak esirlerin “kendi vatandaşları gibi” teslim edilmesini istediğini aktardı.

Teslimi bir “iyi niyet gösterisi” olarak nitelendiren Tıhiy, görüş ayrılıklarını gidermek üzere kamuoyuna kapalı müzakereler yürüttüklerini bildirdi.

Büyükelçi Park Ki-chang, 10 Ekim’de Seul’e döndü. The Korea Times gazetesinin bakanlığa dayandırdığı haberine göre büyükelçinin geri çağrılması, esirlerle ilgili bilginin sızdırılmasına karşı diplomatik bir protesto niteliği taşıyordu.

Gazete, Güney Kore’nin benzer bir adımı en son 2008 yılında Japonya’daki büyükelçisini geri çekerek attığını yazdı.

Moskova yabancı diplomatları uyardı

Rusya Dışişleri Bakanlığı 3 Ekim’de, diplomatik misyon çalışanları dahil olmak üzere yabancı ülke vatandaşlarını Ukrayna’da bulunmamaları konusunda yeniden uyardı.

Bakanlık, askeri hedeflere yönelik devam eden saldırıları gerekçe göstererek Kiev’den ayrılma tavsiyesini hatırlattı.

Bakanlık, uyarılara kulak asmayanların olası sonuçların sorumluluğunu üstleneceğini kaydetti.

Kremlin Sözcüsü Dmitriy Peskov, 24 Eylül’de yaptığı açıklamada, Kiev’in Seul’e iki Kuzey Koreli savaş esirini teslim ettiğine dair ellerinde bilgi olmadığını söyledi.

Peskov, esir meselelerinin Savunma Bakanlığı ile istihbarat servislerinin yetkisinde olduğunu belirterek “Özel servisler üzerinden temaslar sürüyor” dedi.

Okumaya Devam Et

Diplomasi

NATO’nun Rusya hazırlığında beş kritik anlaşmazlık

Yayınlanma

NATO üyesi 32 ülke, 2029 yılına kadar ordularına kazandırmaları gereken asker ve silah kapasitesini belirlemek üzere müzakerelere başlıyor. İttifak içinde ABD’nin Avrupa’daki askeri varlığından insansız hava araçlarının bütçe payına kadar beş temel başlıkta görüş ayrılığı yaşanıyor.

NATO, Rusya ile olası bir çatışmaya hazırlık çerçevesinde ittifakın savunma planlarını şekillendirecek kritik bir müzakere sürecine giriyor.

Politico‘nun haberine göre ittifak üyesi ülkeler, 2029 yılına kadar sağlamaları gereken asker ve silah kapasitesini belirlemek üzere bu ay masaya oturuyor.

Bazı Avrupalı yetkililer, Moskova’nın 2029’a kadar bir NATO ülkesine saldırabilecek askeri hazırlığa ulaşmasından endişe duyuyor. İttifakın görevdeki ve eski 15 temsilcisi ile diplomatlarla görüşen Politico, 32 üyenin uzlaşmaya çalıştığı beş temel görüş ayrılığını aktardı.

Müzakerelerin ilk başlığını, savunma için gereken kuvvet büyüklüğü ve silah miktarı oluşturuyor.

Müttefikler, savunma ihtiyaçlarının yanı sıra ittifak sınırları dışındaki küçük çaplı operasyonlar için ayrılan ve her biri yaklaşık 5 bin kişiden oluşan 18 ek tugayın korunup korunmayacağını tartışıyor.

ABD’nin Avrupa’dan kendi güvenliği için daha fazla sorumluluk almasını istemesi nedeniyle, bu dış operasyon taahhütlerinin azaltılması veya tamamen kaldırılması gündemde tutuluyor.

ABD Avrupa’daki askeri varlığını gözden geçiriyor

İkinci anlaşmazlık noktası, Amerikan ordusunun kıtadaki varlığını azaltma ihtimali olarak öne çıkıyor. Pentagon, Avrupa’daki kuvvet yapısına dair hazırladığı incelemeyi aralık ayında tamamlamayı planlıyor.

Daha önce bazı savaş uçaklarını, insansız hava araçlarını ve savaş gemilerini NATO kullanımındaki güç havuzundan çeken Washington’ın bu adımı, Avrupalı müttefikleri zorluyor. Avrupa ülkelerinin ağır nakliye uçakları ve keşif araçları gibi kritik Amerikan askeri teçhizatındaki eksikliği kendi imkanlarıyla kapatmak zorunda kalabileceği belirtiliyor.

Üçüncü başlıkta coğrafi öncelikler yer alıyor. Ukrayna’daki çatışmaların başlamasıyla doğu kanadına yoğunlaşan NATO, son dönemde rotasını aynı zamanda Arktik bölgesine çevirmiş durumda.

Dördüncü tartışma konusu ise savunma bütçelerinin dağılımında düğümleniyor. Müttefiklerin askeri harcamalarda insansız sistemler ile tank ve topçu gibi geleneksel ağır silahlar arasında nasıl bir denge kuracağı henüz netleşmedi.

Ukrayna tecrübesi ittifak doktriniyle ne kadar örtüşüyor?

Son görüş ayrılığı, Ukrayna sahasından çıkarılan derslerin NATO planlarına nasıl aktarılacağı sorusundan kaynaklanıyor. İttifak içindeki bazı ülkeler Kiev ile insansız hava araçları, hava savunması ve askeri teknolojiler alanında daha yakın işbirliğini savunuyor.

Fakat diğer üyeler, Ukrayna’daki çatışma tecrübesinin NATO doktrinine doğrudan kopyalanamayacağı uyarısında bulunuyor. Bu görüşü savunanlar, ittifakın askeri yaklaşımının hızlı birlik manevralarına ve mutlak hava üstünlüğüne dayandığını vurguluyor.

Genel Sekreter’den doğrudan tehdit açıklaması

NATO Genel Sekreteri Mark Rutte, 14 Ekim’de yaptığı açıklamada ittifakın üye ülkelerden herhangi birine yönelik acil bir Rusya saldırısı tehdidi görmediğini kaydetti.

Rutte, NATO’nun gerekli savunma planlarına sahip olduğunu ve müttefiklerin bütün topraklarını korumaya hazır olduğunu ifade etti.

Buna karşılık NATO liderleri, temmuz ayında Ankara’da düzenlenen zirvede Rusya’yı Avrupa-Atlantik güvenliğine yönelik “uzun vadeli tehdit” olarak tanımladı.

Liderler, askeri harcamaları 2035 yılına kadar gayrisafi yurt içi hasılanın yüzde 5’ine çıkarma hedefini de bu toplantıda teyit etti.

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ise daha önce yaptığı değerlendirmelerde, ülkesinin saldırgan planları olduğuna dair iddiaları “saçmalık, kaba ve küstahça bir yalan” olarak nitelendirmişti.

Okumaya Devam Et

Diplomasi

ABD, Avrupa’daki Rus varlıklarını kısmen serbest bırakmayı önerdi

Yayınlanma

Financial Times gazetesinin haberine göre ABD, dondurulan Rus devlet varlıklarının bir kısmını serbest bırakarak kendi denetimindeki bir fona aktarmayı önerdi. Avrupa ülkeleri, 260 milyar avroluk rezervin denetimini devretmeyi ve Moskova’ya kaynak iadesini reddetti. Almanya Başbakanı Friedrich Merz, fonlar hakkında yalnızca Avrupa’nın karar verebileceğini söyledi.

ABD yönetimi, Ukrayna’da barış görüşmelerini yeniden başlatabilmek amacıyla Avrupa ülkelerine dondurulan Rus devlet varlıklarının bir bölümünü serbest bırakma önerisi götürdü.

Financial Times gazetesinin konuya aşina dört kaynağa dayandırdığı habere göre plan, ABD Başkanı Donald Trump’ın özel temsilcisi Steve Witkoff ile damadı Jared Kushner tarafından Miami’deki müzakerelerde gündeme taşındı.

Washington fonların kendi denetimine devredilmesini istedi

Görüşmelerde Ukrayna, Fransa, Almanya, İngiltere, AB ve NATO yetkilileri yer aldı. Amerikan heyeti, Rusya’nın dondurulan egemen varlıklarının çözülmesi için çeşitli yöntemler sundu.

Bu seçenekler arasında, söz konusu kaynakların Washington denetimindeki özel amaçlı yeni bir mali yapıya aktarılması da yer aldı.

Amerikalı bir yetkili, konunun kapsamlı bir barış anlaşmasının parçası olarak ele alındığını doğruladı. Yetkili, fonların nasıl serbest bırakılacağı ve çatışma sonrasında nerelere harcanacağı konusunda henüz kesinleşmemiş birçok fikrin tartışıldığını dile getirdi.

Aynı yetkili, Washington’ın Kiev’den hangi kaynaktan gelirse gelsin fonların nasıl harcanacağına dair bir plan sunmasını istediğini aktardı. ABD tarafı ayrıca Ukrayna’nın yolsuzlukla mücadele reformları ve hesap verebilirlik mekanizmaları için Dünya Bankası ile ortak çalışmasını talep etti.

Benzer bir varlık planı, Trump yönetiminin bir yıl önce hazırladığı ancak kabul görmeyen 28 maddelik barış taslağında da yer almıştı.

Avrupalı müzakerecilerden Washington’ın planına ret

Görüşmeye katılan Avrupalı heyetler, varlıklar üzerindeki denetimi devretmeye ve fonların bir kısmını Moskova’ya iade etmeye karşı çıktı. Süreci izleyen bir kaynak, heyetlerin Amerikan tarafına “Bunun kesinlikle gerçekleşmeyeceğini” ilettiğini kaydetti.

Öneri, Washington’ın savaşı sonlandırma yaklaşımı ve niyetleri konusunda Avrupa başkentleri ile Kiev’de tedirginlik yarattı.

Almanya Başbakanı Friedrich Merz, Brüksel’deki AB liderler zirvesi öncesinde yaptığı açıklamada girişime doğrudan tepki gösterdi. Merz, “Bunlar Avrupa’da dondurulan varlıklar ve Avrupa’da dondurulmuş olarak kalmalı. Bu bizim meselemiz, kararını da biz veririz” dedi.

Polonya Dışişleri Bakanı Radoslaw Sikorski de varlıkların serbest bırakılarak Moskova’ya dönmesi fikrini 13 Ekim’de sert sözlerle reddetmişti. Sikorski, “Ortak görüşü yansıttığımı düşünerek söylüyorum: Ancak cesedimizi çiğnerseniz olur” açıklamasını yapmıştı.

260 milyar avroluk rezervin kaderi belirsizliğini koruyor

Batılı müttefikler, Rusya’nın 2022’deki Ukrayna işgalinin ardından Moskova’ya ait yaklaşık 260 milyar avroluk devlet varlığını dondurdu. Bu tutarın büyük çoğunluğu AB sınırları içinde kalıyor.

En büyük pay olan yaklaşık 170 milyar avro, Belçika merkezli menkul kıymet takas kurumu Euroclear bünyesinde tutuluyor. AB, Aralık 2025’te 210 milyar avroluk Rus varlığını süresiz dondurma kararı aldı.

Avrupa Birliği mevcut düzende bu varlıkların getirilerini Ukrayna’ya aktarıyor. Ukrayna, G7 ülkelerinden dondurulan bu varlıkların faiz gelirleriyle temin edilen 45 milyar avroluk bir kredi sağladı.

Buna karşın birçok Avrupa başkenti, ana paraya dokunmanın yaratacağı hukuki ve mali risklerden kaçınıyor. Belçika Dışişleri Bakanı Maxime Prevot, bu kaynaklar üzerinden tazminat kredisi verilmesini getireceği riskler nedeniyle en kötü seçenek olarak nitelemişti.

AB liderleri geçen yılın sonunda, Rusya’nın savaş tazminatı ödememesi halinde bu fonları Ukrayna’nın yeniden inşasında kullanma taahhüdünde bulundu. Ancak varlıkların serbest bırakılması 27 AB üyesinin oybirliğini gerektiriyor ve üye ülkelerin mevcut tutumu bu yönde bir kararı uzak kılıyor.

Kremlin Sözcüsü Dmitriy Peskov ise Rus devlet medyasına yaptığı açıklamada, Moskova’nın varlıkları geri almak için her yolu deneyeceğini belirtti. Peskov, bu çabaların hukuki çalışmaları, mahkeme süreçlerini ve adli kovuşturmaları kapsadığını bildirdi.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English