Dünya Basını
İsrail’in eski ABD elçisi Oren: Bu anlaşma bizi hiçbir şekilde bağlamaz
İsrail’in eski Washington Büyükelçisi Michael Oren, ABD ile İran arasında varılan geçici anlaşmanın ülkesinin temel güvenlik ihtiyaçlarını karşılamaktan çok uzak olduğunu iddia etti. Anlaşma sürecinde İsrail’e danışılmadığını vurgulayan Oren, başbakanlığın ve devletin meşruiyetini korumak adına müttefikleriyle sürtüşme yaşama pahasına da olsa savunma adımlarını atmaya devam edeceklerini bildirdi.
İsrail’in eski Washington Büyükelçisi Michael Oren, Bloomberg televizyonunda yayımlanan Balance of Power programına katılarak ABD ile İran arasında varılan geçici nükleer anlaşmayı ve ABD Başkanı Donald Trump ile İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu arasındaki ilişkilerde yaşanan son gelişmeleri değerlendirdi.
Oren, iki ülke arasındaki stratejik ittifaka rağmen, İsrail’in güvenlik önceliklerinin Washington’dan farklı olduğunu ve bu mutabakatın kendilerini bağlamadığını vurguladı.
“Bu mutabakat ABD ile İran arasındadır, İsrail’i bağlamaz”
İki ülke arasındaki hedeflerin ve önceliklerin zamanla farklılaşmasının son derece doğal olduğunu kaydeden Michael Oren, ABD’nin coğrafi konumuna işaret ederek şu değerlendirmede bulundu:
“ABD, Ortadoğu’dan çok uzakta konumlanmış çok büyük bir ülke. İran’dan gelebilecek roket, füze saldırıları ya da terör eylemleriyle doğrudan ve hemen tehdit edilmiyor. Ancak İsrail küçük bir ülke ve biz İran’ın arka bahçesindeyiz. Biz sadece stratejik olarak değil, varoluşsal olarak tehdit ediliyoruz. Eğer kuzeyimizi savunamazsak, esasen bu ülkeyi kaybetmiş oluruz. Dolayısıyla günün sonunda çok farklı çıkar grupları ortaya çıkıyor ve evet, bu çıkarlar bir noktada çatışabilir.”
Söz konusu mutabakatın hazırlanma sürecine ilişkin detayları paylaşan Oren, İsrail’in sürece dahil edilmediğini belirterek şunları kaydetti:
“İsrail, Sayın Başkan’a duyduğu tüm saygıyla birlikte şunu söyleyecektir: Bu anlaşma ABD ile İran arasındadır, İsrail ile değil. Anlaşma konusunda bize danışılmadı, bu anlaşmanın içinde değiliz ve bu anlaşmaya imza atmadık. Bu anlaşma bizi hiçbir şekilde bağlamaz. Lübnan’da veya başka bir yerde olsun, topraklarımızı ve halkımızı savunmak, İran’ın nükleer ve balistik programından kaynaklanmaya devam eden tehditlerle mücadele etmek için gerekli her türlü önlemi almaya devam edeceğiz.”
“Kuzey bölgesi günlük roket saldırıları nedeniyle tamamen insansızlaştı”
Savaşın başlangıcında ABD ve İsrail tarafından ortaklaşa belirlenen stratejik hedefleri hatırlatan Oren, bu hedeflerin İran’ın nükleer silah edinmesini önlemek, nükleer programını sonlandırmak ve yaklaşık bir düzine veya daha fazla bomba yapımına yetecek düzeydeki yaklaşık 1000 kilogramlık yüksek düzeyde zenginleştirilmiş uranyum stokunu ortadan kaldırmak olduğunu aktardı.
Oren ayrıca, komşu ülkeleri ve İsrail’i vuran kıtalararası balistik füze sisteminin durdurulması, Hizbullah, Hamas ve Husiler gibi örgütlere verilen desteğin kesilmesi ve İran rejiminin kendi vatandaşları ile komşularını tehdit edemeyecek şekilde değiştirilmesinin de bu hedefler arasında yer aldığını ekledi.
Savaş sürecinde bu hedeflere Hürmüz Boğazı’nın yeniden ulaşıma açılmasının da eklendiğini belirten Oren, mevcut mutabakatın bu hayati meseleleri ne ölçüde karşıladığının büyük bir soru işareti olduğunu ifade etti.
ABD Başkanı Donald Trump’ın İsrail’in Hizbullah’a karşı yürüttüğü savunma operasyonlarına yönelik eleştirilerine de yanıt veren Oren, ülkenin kuzeyindeki durumu şu sözlerle anlattı:
“Hatırlamamız gereken şey, şu an benim de bulunduğum bu ülkenin tüm kuzey bölgesi, yani birçok Amerikalının dini törenlerden bildiği Celile bölgesi bugün tamamen insansızlaşmış durumdadır. Çünkü her gün Hizbullah’ın roket ve insansız hava araçlarıyla bombalanıyorlar. İsrail, Amerika Birleşik Devletleri Başkanı’na karşı durmak pahasına dahi olsa, bu vatandaşları korumak ve ülkenin bu bölgesini savunmak için gerekli olan her türlü tedbiri almak zorundadır.”
Programda ABD Başkanı Donald Trump’ın G7 Zirvesi’nde sarf ettiği ve Netanyahu ile iyi ilişkileri olduğunu belirtmekle birlikte, “Bibi artık Lübnan konusunda daha sorumlu olmak zorunda. Daha spesifik olarak, aradığınız her kişinin arkasından bir apartmanı yıkmak zorunda değilsiniz, çünkü o binalarda çok sayıda insan var ve hepsi Hizbullah üyesi değil. İsrail’in Lübnan ve Hizbullah ile olan durumları idare etme biçiminden memnun değilim” şeklindeki eleştirileri de eski büyükelçiye soruldu.
Bu eleştirilerin İsrail’in karşı karşıya olduğu tehditlerin temelden yanlış anlaşılmasından kaynaklandığını savunan Oren, şu ifadeleri kullandı:
“Bu, ABD ile uzun süredir yaşadığımız bir görüş ayrılığıdır. Biz, bilerek ve isteyerek sivil nüfusun arasına gizlenen düşmanlarla mücadele ediyoruz. Sivilleri canlı kalkan olarak kullanıyorlar ve bize ateş etmeye devam edecekler. Eğer siviller zarar görürse ya da trajik bir şekilde hayatını kaybederse, bu kesinlikle büyük bir trajedidir. Ancak bu durum kesinlikle İsrail devletinin tercihi değildir. Sayın Başkan’a, açıklamalarını Hizbullah’a yöneltmesini, onlara ülkenin kuzeyine ateş etmeyi keserek buraları yaşanamaz hale getirmekten vazgeçmelerini ve sivil nüfusun arkasına saklanmayı bırakmalarını söylemesini tavsiye ederim. O zaman zaten yıkılacak başka bir apartman binası da kalmayacaktır.”
İsrail kamuoyundaki genel havaya değinen Oren, halkın oldukça düşünceli ve endişeli bir ruh hali içinde olduğunu belirterek geçmiş aylardaki iyimserliğin dağıldığını şu sözlerle aktardı:
“Birkaç ay öncesine kadar, bu ülke ve tüm bölge için tamamen farklı bir geleceğe baktığımızı düşündüğümüz umut verici bir an vardı. İran tehdidinden arınmış bir bölge, İsrail ile Lübnan’ın, İsrail ile Suriye’nin, İsrail ile Suudi Arabistan’ın ve hatta belki de İsrail ile Ayetullah sonrası bir İran’ın barış yapabileceği bir gelecek hayal ediyorduk. Akdeniz’den Ganj Nehri kıyılarına kadar uzanacak bir Amerikan barış düzeninin tesis edileceğini umuyorduk. Bu bizim umudumuzdu ancak şimdi bu umut büyük ölçüde yok oldu. Bu mutabakat metninde ne olduğunu henüz tam olarak bilmiyoruz ancak şu ana kadar görebildiğimiz kadarıyla, balistik füzelere, teröre verilen desteğe ya da İran’ın bu ülkeyi yok etme ve içindeki 10 milyon insanı öldürme taahhüdüne yönelik hiçbir unsur yer almıyor. Bu tamamen soykırımcı bir politikadır.”
Oren, ABD ile birlikte İran’ın askeri kapasitesine ve vekil güçlerine büyük darbeler vurulmuş olmasına rağmen, yakın gelecekte geçmişte karşılaşılandan çok daha büyük ve gelişmiş tehditlerle yüz yüze kalınabileceği uyarısında bulundu.
“Hiçbir İsrail hükümeti asli görevini yerine getirmeden meşruiyetini koruyamaz”
ABD’nin diplomatik çözümleri tercih etmesi ve İran’a yönelik taarruz operasyonlarını sürdürmemesi durumunda, gelecekte müttefiki İsrail’i savunmak için askeri olarak bölgeye tekrar çekilme riskinin bulunup bulunmadığı yönündeki soruya Oren, şu yanıtı verdi:
“Bu ihtimal her zaman var ve geçmişte Biden yönetimi döneminde de yaşandı. İran, İsrail’e iki kez yüzlerce füze ve insansız hava aracıyla saldırdı ve Biden yönetimi, Arap müttefiklerimizle birlikte İsrail semalarının savunulmasına yardımcı oldu. Bu durum geçmişteki çatışmalarda da yaşandı, son savaşta da gerçekleşti ve gelecekte de tekrarlanacaktır çünkü Amerika Birleşik Devletleri bizim savunmamıza bağlıdır. Ancak belirttiğiniz gibi, İsrail’in kendisini nasıl savunacağı konusunda politikalarımız arasında görüş ayrılıkları olabilir. Bizim hareket alanımız son derece kısıtlı. Şunu söyleyebilirim ki, mevcut hükümet veya başka bir hükümet olsun, hiçbir İsrail hükümeti, asli görevi olan bu ülkeyi ve vatandaşlarını savunma yükümlülüğünü yerine getirmediği sürece meşruiyetini koruyamaz. Evet, bu durum en önemli müttefikimizle bazı sürtüşmeler yaşama riskini barındırsa bile bu bizim görevimiz ve işimizdir.”
Anlaşmanın imzalanması durumunda başlayacak 60 günlük müzakere sürecinin sonunda nükleer konuda bir uzlaşı sağlanamaması halinde ne olacağına dair öngörülerini de paylaşan Oren, yeni bir 60 günlük uzatma dönemine gidilebileceğini tahmin ettiğini söyledi.
Mevcut süreci 2015 yılındaki nükleer anlaşmayla kıyaslayan Oren, şunları kaydetti:
“Şu ana kadar bildiklerimiz çerçevesinde görebildiğim faydalardan biri, Obama yönetiminin 2015’teki Kapsamlı Ortak Eylem Planı’nın aksine bir yaklaşım sergilenmesidir. O dönemde İran’ın sorumlu bir bölgesel güç haline geleceği ümidiyle kendilerine peşin para verilmişti ki bu hiçbir zaman gerçekleşmedi. Trump yönetiminin ise İran anlaşma şartlarına uyana kadar ödemeleri durdurduğu görülüyor. Bu olumlu bir gelişmedir ancak yine de İsrail’in temel güvenlik ihtiyaçlarının çok gerisinde kalabilir.”
“1967 öncesinde ABD ile stratejik bir ittifakımız yoktu ve hayatta kaldık”
Donald Trump’ın, “ABD olmasaydı İsrail olmazdı. Ben olmasaydım İsrail olmazdı çünkü başka hiçbir başkan benim yaptıklarımı yapmaya cesaret edemedi” şeklindeki sözlerini de değerlendiren eski büyükelçi, tarihi perspektiften bakılması gerektiğini belirterek şu savunmayı yaptı:
“Buna sadece eski bir büyükelçi olarak değil, aynı zamanda bir tarihçi olarak cevap vereceğim. İsrail’in 1967 yılından önce Amerika Birleşik Devletleri ile stratejik bir ittifakı yoktu. Altı Gün Savaşı’nı Amerikan silahlarıyla değil, Fransız silahlarıyla savaştık. İsrail varlığını sürdürdü. Hayatta kaldığımızı söyleyebilirim. Bazen sınıra çok yaklaştığımız anlar oldu ama hayatta kalmayı başardık. Amerikan silahları olmasaydı, İsrail başka yerlerden silah aramak zorunda kalırdı.”
Trump’ın Netanyahu’yu sorumsuz davranmakla suçlamasına karşılık İsrail kamuoyundaki eleştirilerin tam tersi yönde olduğunu ifade eden Oren, “Ülke içindeki eleştiriler, başbakanın yeterince sorumlu davranmadığı ve Hizbullah’a karşı yeterli güçle karşılık vermediği yönündedir. Bu eleştiriler özellikle kuzeyde yaşayan, ateş altında kalan ya da yerlerinden edilen on binlerce vatandaşımız tarafından dile getiriliyor. Başbakana yönelik bu tepkiler o kadar derinleşmiş durumda ki, sonbaharda yapılması planlanan seçimlerde yeniden seçilme şansını ciddi şekilde zedeliyor” diyerek sözlerini tamamladı.