Bizi Takip Edin

Amerika

İsviçre ve ABD, Venezuelalı yetkililere uyguladığı yaptırımları kaldırıyor

Yayınlanma

İsviçre, mal varlıkları ve haklarında yolsuzluk suçlaması bulunmayan iki Venezuelalı yetkiliye yönelik ihtiyati tedbir kararını hata gerekçesiyle kaldırdı. ABD ise Caracas ile yürütülen diyalog sürecinin başmüzakerecisi Jorge Rodríguez’i yaptırım listesinden çıkarırken ekonomik sektörlere yönelik kısıtlamalarını sürdürüyor.

İsviçre Federal Dışişleri Bakanlığı, Venezuela İçişleri, Adalet ve Barış Bakanı Diosdado Cabello’nun eşi Marleny Contreras ile Birleşik Sosyalist Parti (PSUV) milletvekili Jorge Arreaza hakkındaki ihtiyati mal varlığı dondurma kararını kaldırdı.

Yetkililer, iki ismin İsviçre topraklarında herhangi bir varlığının bulunmadığını ve yolsuzluk suçlamasıyla karşılaşmadıklarını belirterek yaptırım listesine alınmalarını “hata” olarak nitelendirdi.

Söz konusu tedbir kararı, ABD güçlerinin Caracas’ı bombalayıp Venezuela Devlet Başkanı Nicolás Maduro’yu kaçırmasından iki gün sonra, 5 Ocak tarihinde uygulamaya konmuştu.

Bern yönetimi, kararın olası yasal soruşturmalar sürerken yasa dışı kaynakların İsviçre dışına çıkarılmasını önleme amacı taşıdığını açıklamıştı.

2030 yılına kadar yürürlükte kalacak hukuki tedbir, yasa dışı yollarla elde edildiği kanıtlanan tüm kaynakların Venezuela halkına iade edileceğine dair resmi bir taahhüt içeriyor.

Listede 40’ı aşkın mevcut ve eski Venezuelalı yetkilinin yanı sıra bu kişilerin doğrudan akrabaları ile bağlantılı olduğu öne sürülen isimler kalmaya devam ediyor.

İsviçre yaptırım listesine altı yeni isim ekledi

Venezuelanalysis‘in haberine göre Contreras ve Arreaza’nın kayıttan çıkarılmasıyla eş zamanlı olarak İsviçre hükümeti listeye altı yeni isim dahil etti.

Yeni eklenenler arasında Venezuela hükümetinin eski özel temsilcisi ve Sanayi Bakanı Álex Saab ile iş ortağı Álvaro Pulido yer alıyor.

Venezuela makamları tarafından kara para aklama suçlamasıyla yargılanmak üzere teslim edilen Pulido, 13 Ekim’de Miami’de mahkemeye çıktı.

ABD kurumlarına teslim edilen Saab da kara para aklama suçlamalarını kabul ederek diğer soruşturmalarda işbirliği yapma sözü verdi.

Kara listeye alınanlar arasına, Venezuela devlet petrol şirketi PDVSA’daki 1,2 milyar dolarlık yolsuzluktan elde edilen parayı aklamakla suçlanan avukat José Vicente Amparan Croquer de girdi.

Nicolás Maduro’nun üvey oğullarının paravanı olduğu öne sürülen iş insanı Mario Enrique Bonilla Vallera da yeni yaptırım listesine yazıldı.

İsviçre yönetimi, daha önce listeye aldığı iki eski elektrik bakan yardımcısının eşlerini de kapsama dahil etti.

Bu kapsamda Nervis Villalobos’un eşi ve iş ortağı Milagros Coromoto Torres Morán ile Javier Alvarado Ochoa’nın eski eşi María Consuelo Pardi Celis listeye eklendi.

Washington ile Caracas arasındaki diyalog adımları

İsviçre’nin adımı, ABD Hazine Bakanlığının Venezuela Ulusal Meclis Başkanı ve muhalefetle yürütülen diyalog sürecinin başmüzakerecisi Jorge Rodríguez’i yaptırım listesinden çıkarmasından iki gün sonra geldi.

Geçici Devlet Başkanı Delcy Rodríguez’in kardeşi olan Rodríguez’den önce, Delcy Rodríguez de nisan ayında Özel Olarak Belirlenmiş Vatandaşlar ve Bloke Edilen Kişiler (SDN) listesinden çıkarılmıştı.

Jorge Rodríguez, ilk kez 25 Eylül 2018’de, Donald Trump’ın ilk başkanlık döneminde yaptırım kapsamına alınmıştı.

Şahsi yaptırımlar, hedef alınan kişilerin ABD topraklarındaki varlıklarını donduruyor ve ABD vatandaşları ile şirketlerinin bu kişilerle işlem yapmasını yasaklıyor.

İspanyol gazetesi ABC‘nin Beyaz Saray muhabiri David Alandete, meclis başkanının yaptırım listesinden çıkarılmasını, Caracas ile Beyaz Saray arasındaki ilişkilerde açılan yeni evredeki işbirliğinin karşılığı olarak değerlendirdi.

Karar, Delcy Rodríguez’in geçici hükümeti ile eski milletvekili Dinorah Figuera liderliğindeki muhalefet heyetinin Caracas’ta ABD destekli görüşmelerin üçüncü turuna başladığı gün açıklandı.

Görüşmeler, Yüksek Adalet Mahkemesinin (TSJ) yenilenme sürecinin sürdürülmesini ve siyasi haklar ile güvenceleri ele almayı hedefliyor.

Adımlara rağmen ABD Hazine Bakanlığı Yabancı Varlıklar Kontrol Ofisinin (OFAC) yaptırım listesinde 254 kişi ve kuruluş kalmaya devam ediyor.

Trump yönetimi; petrol, madencilik ve bankacılık gibi kilit Venezuela ekonomik sektörlerine yönelik kapsamlı zorlayıcı tedbirleri de sürdürüyor.

Washington, ocak ayından bu yana belirli Batılı şirketlerin Venezuela petrol ve maden kaynaklarına uygun koşullarda erişmesine olanak tanıyan yaptırım muafiyetleri uyguluyor.

Beyaz Saray bazı ABD merkezli şirketlerin ülkeyle ticaret yapmasına onay verse de ihracat gelirleri ABD Hazinesindeki bir hesapta tutuluyor ve Caracas’a yapılacak aktarımların miktarını ABD’li yetkililer belirliyor.

Trump yönetimi son olarak 60A sayılı Genel Lisansı yayımladı.

Düzenleme, Venezuela’da 24 Haziran’da meydana gelen çifte depremin yol açtığı hasarın giderilmesine yönelik insani yardım işlemlerine 21 Nisan 2027 tarihine kadar izin veriyor.

Bir avuç petrolden ötesi

Amerika

ABD’den eski Küba lideri Raúl Castro için yakalama kararı

Yayınlanma

Florida Başsavcılığı, 1996 yılında dört kişinin öldüğü uçak saldırısını gerekçe göstererek 95 yaşındaki Raúl Castro hakkında yakalama kararı çıkardı. Havana yönetimi hava sahası ihlali tezini savunurken uluslararası kuruluşlar Küba’yı suçluyor; Devlet Başkanı Díaz-Canel ise kararı siyasi bir manevra olarak niteliyor.

Florida Başsavcısı James Uthmeier, Küba’nın 2006 ile 2021 yılları arasındaki fiili lideri olan 95 yaşındaki Raúl Castro hakkında yeni bir yakalama kararı çıkarıldığını duyurdu.

Küba Komünist Partisi eski genel sekreteri ve Devlet Konseyi eski başkanı, 30 yıl önce üç ABD vatandaşı ile bir ABD daimi ikametgah sahibinin öldürülmesiyle suçlanıyor.

CBS News kanalının haberine göre suçlama, 24 Şubat 1996 tarihinde Florida Boğazı üzerinde yaşanan olaya dayanıyor. O tarihte Küba Hava Kuvvetlerinin, insani yardım girişimi Brothers to the Rescue bünyesindeki iki sivil uçağı düşürdüğü iddia edilmişti.

Söz konusu uçaklarda Carlos Costa, Armando Alejandre, Mario de la Peña ve Pablo Morales hayatını kaybetti. ABD’deki Kübalı göçmenlerden oluşan aktivistler, derme çatma sallarla denize açılarak hayatları pahasına ABD’ye kaçmaya çalışan yurttaşlarını kurtarma çalışmaları yürütüyordu.

Brothers to the Rescue grubuna ait bir başka uçak ise saldırıdan kurtulmayı başardı. Uçaktaki ekip, arkadaşlarının uluslararası sularda hayatını kaybettiğine tanıklık etti.

Havana hava sahası ihlali iddiasına uluslararası kuruluşlar karşı çıktı

Havana yönetimi, askeri güçlerinin Küba hava sahası içinde hareket ettiğini ileri sürdü.

Uluslararası Sivil Havacılık Örgütü ile Amerikan Devletleri Örgütü ise Brothers to the Rescue tarafını destekleyerek Küba yönetimini uluslararası hukuku ihlal etmekle suçladı.

Olayın yaşandığı tarihte ağabeyi Fidel Castro hükümetinde savunma bakanı olarak görev yapan Raúl Castro, eleştirmenler tarafından 24 Şubat 1996 operasyonunun doğrudan sorumlusu olarak görülüyor.

Castro, aynı yıl ağır hasta olan ağabeyinden adanın fiili yönetimini devraldı.

ABD makamları, Mayıs 2026’da Küba’nın eski lideri hakkında Amerikan vatandaşlarını öldürmek amacıyla komplo kurma suçlamasıyla resmi iddianame hazırladı.

Küba Devlet Başkanı Miguel Díaz-Canel, suçlamayı hiçbir hukuki temeli olmayan siyasi bir manevra olarak nitelendirdi.

Donald Trump yönetimi, 3 Ocak 2026 tarihinde bir başka Latin Amerika ülkesinin liderini yerel yakalama kararına dayanarak ABD’ye getirerek bir emsal oluşturmuştu.

Uluslararası uyuşturucu kaçakçılığı suçlamasıyla aranan Venezuela eski Devlet Başkanı Nicolás Maduro, eşiyle birlikte kendi konutundan kaçırılarak ABD’ye götürülmüştü.

Okumaya Devam Et

Amerika

ABD genelinde 50 eyalette Trump karşıtı erken oy protestoları

Yayınlanma

ABD’de Kongre ara seçimlerine iki buçuk hafta kala No Kings hareketi öncülüğünde 50 eyalette 3 binden fazla etkinlik düzenlendi. Göstericiler 3 Kasım öncesinde erken oy kullanma çağrısı yaparken, postayla oy yöntemi Trump ile Demokratlar arasındaki anlaşmazlığın odağında kalmaya devam ediyor.

ABD Kongresi ara seçimlerine iki buçuk hafta kala, 17 Ekim Cumartesi günü ülke genelinde Donald Trump yönetiminin politikalarını hedef alan ve seçmenleri sandığa çağıran gösteriler düzenlendi.

“No Kings” (Krallara Hayır) hareketinin öncülük ettiği eylemler kapsamında 50 eyaletin tamamında 3 binden fazla etkinlik yapıldı.

Gösterilere toplam kaç kişinin katıldığına dair henüz resmi bir veri paylaşılmadı.

Organizatörler, “No Kings: Vote Early” (Krallara Hayır: Erken Oy Kullan) sloganıyla yürüttükleri kampanyada yurttaşlara 3 Kasım’daki seçimler öncesinde erken oy kullanma imkanlarından yararlanma çağrısı yaptı.

Eylemler New York, Los Angeles, Chicago, Philadelphia ve Atlanta gibi büyük kentlerin yanı sıra çok sayıda yerleşim birimine yayıldı. Sokaklara çıkan yurttaşlar, ellerinde demokrasiyi savunan ve Trump karşıtı mesajlar taşıyan dövizlerle yürüdü.

Kampanya bazı kentlerde alışılmış miting formatının dışına çıktı. Kalabalık açık hava toplantıları yerine araç konvoyları, konserler ve yerel topluluk buluşmaları organize edildi.

Eylemciler ana hedeflerini, yurttaşların sandığa katılım oranını olabildiğince yukarı çekmek olarak açıklıyor.

Postayla oy kullanma tartışması iki partiyi karşı karşıya getiriyor

ABD’de postayla erken oy kullanma yöntemi, partiler arasındaki siyasi çekişmenin merkezinde duruyor.

Başkan Donald Trump, inandırıcı kanıtlar sunmadan bu yöntemin usulsüzlüklere ve seçim hilesine yol açabileceğini iddia ederek uygulamaya defalarca karşı çıktı.

Demokratlar ise Trump’ın getirmeye çalıştığı sınırlamaların seçmenlerin bir bölümünün oy kullanmasını zorlaştıracağını savunuyor.

Kamuoyu yoklamaları, Demokrat Parti seçmenlerinin postayla oy kullanma sistemine Cumhuriyetçilerden daha sık başvurduğunu ortaya koyuyor.

Kongre’de kontrol dengesi değişebilir

Kuruluşu 2025 yılına uzanan No Kings hareketi, Trump’ı otoriter bir yönetim tarzı benimsemek ve demokratik kurumları zayıflatmakla suçluyor.

Organizatörlerin verilerine göre, hareketin mart ayında düzenlediği önceki büyük çaplı hükümet karşıtı gösteri dalgasına milyonlarca insan katılmıştı.

3 Kasım’daki ara seçimler, Temsilciler Meclisi ve Senato’daki çoğunluğun hangi partiye geçeceğini belirleyecek.

Son kamuoyu araştırmaları, Demokrat Parti’nin Temsilciler Meclisi’nde çoğunluğu yeniden kazanabileceğine işaret ederken, Senato için yarışın başa baş sürdüğünü gösteriyor.

Prof. Pape: Şiddet içeren popülizm Amerikan demokrasisini tehdit ediyor

Okumaya Devam Et

Amerika

Milenyum kuşağı tarihin en büyük nostalji dalgasını başlattı

Yayınlanma

Ekonomik gücün ve karar mercilerinin zirvesine çıkan 30-45 yaş aralığındaki milenyum kuşağı, kendi gençlik kültürünü tüketim pazarının merkezine taşıyor. The Economist dergisinin incelemesine göre sinemada devam filmleri, müzikte stadyum turneleri ve dijital yayınlardaki eski diziler, eğlence endüstrisinin güvenli limanı hâline geliyor.

Bugün 30 ila 45 yaş aralığında olan milenyum kuşağı, gelir ve satın alma gücünün zirvesine doğru ilerlerken yönetim kademelerine de yerleşiyor.

The Economist, bu kuşağın karar verici pozisyonlara gelmesiyle birlikte kendi gençlik kültürünü kaçınılmaz olarak yeniden üretmeye başladığını ve modern kültürü doğrudan şekillendirdiğini aktardı.

Kuşaklar büyüdükçe gençlik dönemlerinin kültürel kodlarını yeniden canlandırıyor. Yaşanan toplumsal ve ekonomik dönüşümler ise süreci daha da hızlandırarak etkisini büyütüyor.

Derginin değerlendirmesine göre, milenyum kuşağı kültürünün girdiği yeni evre, önceki nesillerin canlanma dönemlerinden çok daha geniş bir kitleyi yakalayarak tarihin en güçlü nostalji dalgasına dönüşme potansiyeli taşıyor.

Eğlence sektörü gişe kayıplarına karşı eski serilere sığınıyor

Milenyum kültürünün dönüşünde yaratıcı endüstrilerin temkinli tutumu belirleyici rol oynuyor.

Salgın sonrasında sinema salonlarının doluluk oranlarındaki yavaş toparlanma ve sosyal ağların izleyicilerin zamanını alması nedeniyle sinema sektörü riskleri en aza indirmeye çalışıyor.

Bu eğilim yapımcıları denenmiş ve başarısı kanıtlanmış serilere yönlendiriyor. Yılın başında vizyona giren “Şeytan Marka Giyer 2” (The Devil Wears Prada 2) gişede 2006 tarihli orijinal filmi geride bıraktı; eylülde ise Sandra Bullock ve Nicole Kidman 28 yıl aradan sonra “Aşkın Büyüsü” (Practical Magic) devam filminde yeniden bir araya geldi. Gelecek yıl ise “Sahil Güvenlik” (Baywatch) serisinin yeniden çekilmesi planlanıyor.

Yeniden yapım dalgası küresel pazara ve müzik sahnelerine yayılıyor

Eskiye dönüş eğilimi yalnızca Hollywood ile sınırlı kalmıyor.

Hindistan’da ocak ayında gösterime giren ve 1997 yapımı savaş filminin devamı olan “Sınır 2” (Border 2) yüksek izlenme rakamlarına ulaştı.

Japon anime stüdyoları da milenyum kuşağını hedefleyen “Cehennem Öğretmeni Nube” (Hell Teacher Nube) ve efsanevi samuray animesi “Yaiba” gibi yapımların yeniden uyarlamalarını hazırlıyor.

Video oyun sektöründe ise bu eğilim 2010’lu yılların sonunda Crash Bandicoot ve Resident Evil 2 projeleriyle başlamıştı.

Müzik endüstrisi de canlı konser gelirlerindeki artışla birlikte geniş çaplı bir nostalji dönemine girdi. Büyüyen ve kârlılığı artan stadyum konserleri, sahneyi bırakan müzisyenleri geri dönmeye teşvik ediyor.

1990’larda milenyum kuşağının ilk temsilcilerinin gençlik yıllarına eşlik eden Oasis, 2025 yılının en yüksek hasılat getiren ikinci turnesinin ardından sahnelere dönüşünün ikinci ayağını duyurdu.

My Chemical Romance grubundan Shania Twain’e kadar birçok isim konserlere başlarken, Dixie Chicks grubu da Chicks adıyla yeniden toplandı.

Koleksiyon ürünlerine yönelen yetişkinler pazarı büyütüyor

Eğlenceye, oyuncaklara ve koleksiyon eşyalarına yüksek harcamalar yapan “yetişkin çocuk” (kidult) kitlesi giderek genişliyor. Bu tüketici grubunun harcamaları, nostaljik oyuncak pazarının doğrudan büyümesini sağlıyor.

Teknolojinin sunduğu arşiv erişimi de nostalji dalgasını besleyen temel etkenler arasında yer alıyor.

Dijital yayın platformları sayesinde eski içerikler sürekli erişilebilir kalıyor; “Friends” ve “Gilmore Girls” gibi diziler bu servisler aracılığıyla yeni izleyicilere ulaşıyor. Müzik kütüphaneleri eski albümlere ulaşımı kolaylaştırırken, sosyal medya algoritmaları ve viral içerikler akımların aynı on yıl içinde kaybolup yeniden yayılmasına zemin hazırlıyor.

Moda ve tasarım dünyasında ise akımların her 20 yılda bir geri döndüğü kabul ediliyor. Vogue, kitle kültürünün 1990’ların sonu ve 2000’lerin başını tanımlayan “Y2K” stilini bütünüyle tüketmesinin ardından ilginin 2000’lerin sonuna ve 2010’ların başına kaydığını kaydediyor.

“İnternet Yüzünden Kaybettiğimiz 100 Şey” kitabının yazarı Pamela Paul ise hızlı teknolojik dönüşüme rağmen gençlerin somut deneyimlere yöneldiğini savunuyor.

Paul, gençlerin hiç yaşamadıkları geçmişe ve internetin yok ettiği gerçekliğe nostalji duyduklarını, bunun sonucunda elle tutulur uğraşlara yöneldiklerini ifade ediyor.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English