Amerika
Bir avuç petrolden ötesi

Amerikan güçlerinin Venezuela’yı işgali göstere göstere gelirken, bir kez daha petrol gaspı hikayeleri ile yatıp kalkıyoruz.
Hikaye dediysek, hepten masal sayılmaz: İşgal operasyonunun başındaki isim, Donald Trump, uyuşturucu gibi bahanelerin yanı sıra Venezuela petrollerine çökmek istediğini de büyük bir açıklıkla dile getiriyor. Çökmekten kasıt sadece üretime el koymak değil, bunun yanı sıra Venezuela’nın “ABD’nin hasımlarına” petrol satmasını da engellemek istiyor.(1)
OPEC’e göre, Venezuela küresel rezervlerin yaklaşık %17’sine veya 303 milyar varile sahip; bu da onun OPEC lideri Suudi Arabistan’ın önünde yer aldığı anlamına geliyor. ABD enerji bakanlığına göre, rezervleri çoğunlukla Venezuela’nın merkezindeki Orinoco bölgesindeki ağır petrolden oluşuyor ve bu da ham petrolün üretimini pahalı hale getiriyor.(2)
ABD’nin buna uygun bir altyapısı mevcut. Dünyanın en büyük petrol üreticisi olmasına rağmen ABD hâlâ büyük miktarlarda ham petrol ithal ediyor. Ağır petrol Amerikan rafinerileri için, özellikle Meksika Körfezi dolaylarındaki rafinerileri için kritik önemde. Amerikan ham petrol ithalatının yaklaşık yüzde 70’i ağır petrol ve bunun yüzde 60’ı da, Venezuela ile benzer “ağırlığa” sahip Kanada’dan geliyor.
Öte yandan Venezuela’da anlamlı bir toparlanma için zaman, büyük ölçekli altyapı yeniden inşası ve milyarlarca dolarlık sermaye ile uluslararası petrol şirketlerinin sürekli katılımı gerekiyor. Petrol tekelleri başka yerlerdeki daha rekabetçi ve daha düşük riskli projelere öncelik verdiklerinden, bu düzeyde bir taahhüt elde etmek şu anda hayli zor.(3)
Nitekim halihazırda lisans muafiyetine sahip Chevron da dahil olmak üzere, Exxon ve ConocoPhilips gibi enerji devleri Venezuela’ya yeniden girmek konusunda tereddüt ediyorlar. Sırf bu nedenle, kimileri halihazırda Venezuela’da faaliyet yürüten Eni gibi “müttefik” ülkelerin şirketlerinden yardım alınması gerektiğini savunuyor.
İktisatçı Michael Roberts yazdı: Trump’ın Venezuela planı ve petrol piyasasının gerçekleri
Dahası, Amerikan petrol tekellerinin Amerika kıtasında daha ucuza çıkarılabilecek sondaj projeleri halihazırda mevcut. Örneğin Venezuela’nın toprak anlaşmazlığı yaşadığı Guyana’da, hem Exxon hem de Chevron faaliyet yürütüyor ve Exxon’un bu bölgede varil başına 35 doların altında maliyete üretim yapabileceği tahmin ediliyor (Venezuela, Orinoco bölgesinde 49 dolara mal ediyor). Chevron’un Permian bölgesinde 37 ila 44 dolara petrol mal etmesi bekleniyor. ConocoPhilips’in Kanada’daki yatırımları, varil başına 42 dolarlık bir maliyet öngörüyor. Dolayısıyla, Venezuela petrollerinin yeniden uluslararası piyasalara dahil edilmesinin, Trump’ın iddia ettiği türde bir fiyat düşüşüne yol açması şu anda mümkün değil.
Ayrıca “upstream” konusunda yol alınabilse dahi, rafinasyon, taşıma, dağıtım gibi “midstream” ve “downstream” sektörlerinde Venezuela bir süredir yerinde sayıyor. Rafineri kapasitesi uzun yıllardır sabit kalan ülkede, kapasite kullanımı da zayıftı.
O halde nasıl oluyor da Venezuela’ya yatırım akacağı, petrol endüstrisinin ayağa kalkacağı varsayılıyor? Bloomberg’den Javier Blas, meselenin sadece Venezuela petrolleri değil, son Ulusal Güvenlik Stratejisi’nde (NSS) dikkat çekilen “Monroe Doktrini” ile tüm “Batı Yarımküre”deki petrol rezervleri üzerindeki Amerikan hegemonyası olduğuna işaret ediyor. Bu hesaba göre, Kanada ve Meksika ve Tüm Latina Amerika dahil edildiğinde, ABD tüm dünyanın petrol üretiminin yüzde 40’ını ele geçirerek rakiplerine karşı paha biçilmez bir varlık elde ediyor. Ayrıca bir zamanlar Arap ülkelerinin, şimdilerde ise OPEC’in tekelinde olan fiyatları belirleme imkânını elde ediyor.
Trump’ın etrafında kümelenen yırtıcı sermaye hizbi için enerji fiyatları hayli önemli. Yapay zekayı büyütecek veri merkezlerine büyük yatırım yapan Silikon Vadisi teknoloji sermayesi için nükleer de dahil yeni enerji kaynaklarına erişim kritik. Bu kapsamda Microsoft gibi şirketler nükleer enerjiye yatırım yaparken, süper majör olarak bilinen Amerikan petrol tekelleri, veri merkezlerine enerji sağlamak için harekete geçmiş durumda; zira doğalgaz, petrol ve kömür, ABD’nin primer enerji üretiminde hâlâ en büyük paya sahip üç hammadde.
Aralık 2024’te, Exxon ve Chevron’un yöneticileri ayrı ayrı, şirketlerinin elektrik sektörüne girmeye hazırlandığını açıklamıştı. Genellikle sadece kendi faaliyetleri için elektrik üreten petrol şirketleri, talebin hızla arttığı bir dönemde daha geniş elektrik piyasasına girecekler.
Emin olunsun, bütün bunlara Venezuela’da hayli zengin olduğu tespit edilen nikel yataklarının yağmalanması da eşlik edecektir. Nitekim Axios, Venezuela’daki sözümona rejim değişikliğinin kazananları arasında AI şirketlerini de sayıyor. Venezuela, AI veri merkezlerine güç sağlayan yarı iletkenlerde kullanılan kritik minerallerin en zengin kaynağı. Axios’a göre ABD, bu malzemeler için Çin’e bağımlı olmak yerine Venezuela’yı kullanabilirse, AI yarışında bir adım öne geçebilir.
Eski Chevron yöneticisi, Venezuela petrolü için 2 milyar dolar arıyor
Zaten pazar günü Air Force One uçağında, Ticaret Bakanı Howard Lutnick de Venezuela’daki “madencilik fırsatlarına” değindi ve “Çeliğiniz var, mineralleriniz var, tüm kritik mineralleriniz var. Büyük bir madencilik geçmişleri var ama bu geçmiş paslanmış durumda,” dedi.
Öte yandan burada pek de küçük olmayan bir sorun var: ABD, nadir toprak elementlerinin tedarikinde Çin’den kurtulsa da, bu maddelerin rafinasyon işlemleri neredeyse tamamen Çin’de yapılıyor. ABD’nin böyle bir uzmanlığı yok ve bunu elde etmesi muhtemelen uzun yıllar alacak.
Fakat bunun ötesinde, hem petrolünün, hem de Venezuela’nın borçlarının finansallaştırılması çok daha iştah açıcı gibi görünüyor ve Trump’ın haydutluğunun esas önemi de burada yatıyor. Nitekim Wall Street’in Maduro kaçırılmadan önce rejim değişikliğinin yaratacağı “zenginlik” olanaklarını gözüne kestirdiği anlaşılıyor. Bloomberg’in aktardığına göre, işgalden haftalar önce, Citigroup analistleri, Maduro’nun görevden alınması halinde ülke tahvillerinde %60’a varan kazançlar olacağını öngörmüştü. Kalabalık konferans ve seminerlerde, diğer stratejistler yeni rejimin ülkenin 60 milyar dolarlık tahvillerinin sahiplerine sunabileceği potansiyel kâr hakkında görüşlerini dile getirdiler. Maduro üzerindeki baskı artarken, tüccarlar tahvillere akın ederek bir toparlanma başlattı:
“Amerikalı enerji ve nakliye patronu Harry Sargeant III dahil olmak üzere yatırımcılar, Trump yönetiminden Venezuela’da daha elverişli bir iş ortamı yaratması için baskı yaptılar ve bunun ABD için avantajlarını vurguladılar. Paul Singer’ın Elliott Investment Management şirketi, diğer yatırımcılardan oluşan bir konsorsiyumla birlikte Venezuela’nın en değerli yabancı varlığı için yıllardır mücadele ediyordu.”
Halka açık piyasalarda, tahvil sahipleri bir günde yaklaşık 4 milyar dolarlık kazanç elde etti ve daha fazla kâr getirecek bir yeniden yapılandırma umudu gördü. Habere göre özel sermaye şirketleri ve enerji yatırımcıları için ise Donald Trump, “ABD’nin Venezuela’nın bozuk petrol altyapısını düzeltmek için milyarlarca dolar harcayacağına söz vererek” daha da büyük bir ödül vaat ediyordu.
Bu vaatler arasında elbette, Chavez döneminde millileştirilen şirketlerin alacaklarını da var. ConocoPhilips yıllardır el konulan varlıklarından yaklaşık 12 milyar dolarlık tazminat almaya çalışıyor. Hedge fonları ise Venezuela ile bağlantılı milyarlarca dolarlık finansal alacaklara yatırım yapmanın yollarını arıyor. Venezuela, 2007 yılında varlıklarını millileştirdikten sonra birçok büyük şirkete de borçlu sayılıyor. 2017’deki temerrüdün ardından ülkenin uzun süredir ertelenen borç yeniden yapılandırması ihtimali, borç alıp borç satan özel sermaye şirketlerinin avuçlarını kaşındırıyor. Venezuela’nın devlet tahvilleri piyasası görece rağbet görse de, alacaklar ve tahkim taleplerinin finansal piyasalara açılması Amerikan sermayesi açısından önemli. Bu sermaye hizbi, Fakat Venezuela’nın petrol endüstrisinin canlanma olasılığını, özellikle devlet petrol şirketi PDVSA’dan alacaklı olanların borçlarını ödemesi için Venezuela’ya baskı yapma fırsatı olarak görüyor.(4) Maduro hükümetinden nakit para elde etmek için yıllarca sonuçsuz çabalar sarf ettikten sonra, birçok şirket bu uluslararası tahkim davalarını hedge fonları da dahil olmak üzere uzman yatırımcılara satmış durumda.
4 milyar dolarlık Tribeca Investment Partners’ın ortağı ve direktörü Ben Cleary, potansiyel ortaklarla görüşmek ve potansiyel varlıkları incelemek için bir yatırımcı ekibini Caracas’a gönderiyor. Geçen yıl yeniden inşa çalışmaları kapsamında yatırımcıları Ukrayna’ya götüren ABD merkezli danışmanlık firması Signum Global Advisors da mart ayı sonunda Venezuela’ya bir gezi planlıyor. Grup, çok uluslu şirketler ve para yöneticilerinden oluşan yaklaşık 20 katılımcıdan oluşacak.
Nitekim Bloomberg, Trump’ın petrol gaspı iddiasıyla yaptığı saldırgan hamle ile Wall Street ve özel sermayenin, Venezuela’yı yeniden şekillendirmek için nasıl iç içe geçtiğine işaret ediyor. Örneğin bir fon yöneticisi, Venezuela’da her şeyin petrol sektörüne ne tür yatırımlar yapılacağına bağlı olacağını öne sürüyor.
Varlık yöneticilerinin petrol tekellerine büyük yatırımlar yaptığını da hatırlatmak istiyorum. Petrol metasının kendisi aynı zamanda bir finansal ürün olduğu gibi, petrol tekelleri de finans piyasaları ile iç içe. Brookfield ve Blackstone gibi varlık yöneticileri halihazırda enerji varlıklarına yatırım yaparken, Suudi Arabistan Kamu Yatırım Fonu ve Abu Dabi Yatırım Otoritesi gibi varlık fonları, milyarlarca dolarlık yatırımlarını Güney Amerika’ya aktarmanın yollarını yıllardır arıyorlar.
Petrol gaspına bağlı devlet borcunun finansallaşması ve özel sermaye hücumu, Venezuela’yı Ukraynalaştırma, yani bir tür ulus-ötesi (ama bu örnekte Amerikan) sermayenin kolonisine dönüştürme anlamına geliyor. Her halükarda, gerçekten de ortada bir “petrol bahanesi” var. Ama zannedildiği gibi değil.
(1) Ekonomistler Asdrubal Oliveros ve Juan Palacios, Venezuela’daki Yaptırımlar adlı kitapta, 2023’ten 2024’e kadar ABD, İspanya ve Hindistan’a yapılan ihracatın Çin ve Malezya’nın aleyhine arttığını tespit etmişler. 2023 yılında, ilk grup Venezuela ham petrol ihracatının %34’ünü alırken, ikinci grup %51,6’sını alıyordu. 2024 yılında bu oranlar neredeyse tersine döndü ve sırasıyla %56,2 ve %26,8 oldu.
(2) Bloomberg’in analizine göre Venezuela ham petrolünün çoğu yüksek kükürtlü ve ağır, bu da hafif ve tatlı kaliteli petrole kıyasla nakliyesinin ve rafine edilmesinin maliyetli ve teknik olarak zor olduğunu anlamına geliyor. Bu tür ham petrolün nakliyesi ve işlenmesi kolaylaştırmak için genellikle seyreltici (kondensat veya nafta gibi) ile karıştırılması gerekiyor. Ayrıca, bu tür ham petrolün rafine edilmesi için özel rafinasyon ekipmanları da gerekli. Sonuç olarak, bu tür ağır ve ekşi ham petrol, uluslararası referans fiyatlarına kıyasla önemli ölçüde indirimli olarak işlem görüyor. Ayrıca ağır petrolün nakliyesinde kullanılan naftanın üretimi, büyük oranda Rusya’ya bağlı ve yaptırımlar sürdüğü müddetçe nafta ithalatında yol alınması pek mümkün görünmüyor. Geçen aralık ayında Rusya’dan Venezuela’ya nafta taşıyan bir tanker Trump blokajı nedeniyle geri dönmüştü.
(3) POLITICO’nun aktardığına göre Rystad Energy, bir müşteri notunda, “Venezuela’nın ham petrol üretimini günde 1,1 milyon varilde sabit tutmak için önümüzdeki 15 yıl içinde yaklaşık 53 milyar dolarlık petrol ve gaz upstream ve altyapı yatırımı gerekli olduğunu” belirtti: “[Günde] 1,4 milyon [varil] seviyesinin üzerine çıkmak mümkün, fakat bunun için 2026’dan 2040’a kadar ‘sabit tutma’ sermaye gereksinimlerinin yanı sıra yıllık 8-9 milyar dolarlık istikrarlı bir yatırım gerekecek.”
(4) Venezuela ve devlet petrol şirketi Petróleos de Venezuela tarafından ihraç edilen temerrüde düşmüş tahviller, pazartesi günü %35’e varan artışın ardından salı günü de kazançlarını sürdürdü. Bloomberg’in yatırımcıların en son açıklamalarına dayalı olarak derlediği verilere göre, bu tahvillerin sahipleri arasında Fidelity Investments, BlackRock ve T. Rowe Price Group gibi dünyanın en büyük varlık yöneticileri de bulunuyor.
Amerika
Mahkemeden 110 milyar dolarlık Paramount ve Warner Bros. birleşmesine onay

ABD federal mahkemesi, Paramount’un Warner Bros.’u 110 milyar dolara devralmasına yönelik uzlaşmayı onaylayarak birleşmenin önünü açtı. Şirket, varılan mutabakat uyarınca beş yıl boyunca yılda en az 30 film vizyona sokacak ve yerli yapımlara yıllık 300 milyon dolar ek yatırım yapacak.
ABD’de federal mahkeme, medya şirketi Paramount’un Warner Bros. Discovery’yi 110 milyar dolara devralmasına onay verdi.
ABD Bölge Yargıcı Araceli Martinez-Olguin, tarihin en büyük medya birleşmelerinden birini engellemek amacıyla Kaliforniya öncülüğündeki 12 eyaletin açtığı davada tarafların 21 Eylül’de vardığı uzlaşmayı onayladı.
Eyaletler, birleşmenin sinema ve televizyon alanında nihai tüketiciler için fiyatları artırabilecek bir tekel yaratacağını savunuyordu.
Yargıç Martinez-Olguin ise uzlaşmayı “makul, fiili ve hukuki bir çözüm” olarak nitelendirdi.
Onaylanan uzlaşma şartlarına göre şirket, beş yıl boyunca ABD sinemalarında her yıl en az 30 film vizyona sokmak ve ülke içindeki yapımlara yılda 300 milyon dolar ek kaynak aktarmak zorunda kalacak.
Şartların yerine getirilmemesi durumunda Paramount, Miramax film stüdyosunu satma yaptırımıyla karşılaşabilecek.
Anlaşma ayrıca kablolu yayın müzakerelerinin iki şirketin kanalları için ayrı ayrı yürütülmesini ve Paramount bünyesindeki CBS News ile Warner Bros.’a ait CNN’i denetleyecek bağımsız bir gazeteciler kurulu oluşturulmasını zorunlu kılıyor.
Kaliforniya Adalet Bakanlığı temsilcisi, varılan uzlaşmanın rekabet konusundaki endişeleri giderdiğini, tüketici tercihlerini güvenceye aldığını ve Kaliforniyalı çalışanların geleceğini gözettiğini açıkladı.
Şirketler ayrıca Amerika Yazarlar Birliği (WGA) ile yürütülen antitröst davasında da anlaşmaya vardı.
Bu kapsamda sendikanın sağlık fonuna 17,5 milyon dolar ödenecek ve CBS News bünyesindeki WGA istihdam seviyesi beş yıl boyunca korunacak.
Paramount, birleşmenin tamamlanmasıyla birlikte oyuncak üreticisi Mattel’in CEO’su Ynon Kreiz’in şirkette Yönetim Kurulu Başkanı ve CEO David Ellison ile ortak CEO görevini üstleneceğini duyurdu. Satın alma sürecinin 6 Ekim Salı günü tamamlanması bekleniyor.
Yaklaşık 110 milyar dolarlık devralma işlemi, Paramount Pictures, CBS, Paramount+, HBO ve CNN gibi dev medya varlıklarını tek çatı altında toplayacak.
Süreç, Paramount’un Netflix ile girdiği rekabeti kazanmasının ardından şekillendi.
Warner Bros. daha önce stüdyo operasyonları, HBO ve HBO Max yayın platformu için Netflix ile 82,7 milyar dolarlık satış üzerinde anlaşmış, ancak Netflix’in teklif artırmaması üzerine Warner Bros. Discovery şubat ayında Paramount’un teklifini kabul etmişti.
Paramount ise süreçte rakibi Netflix’i “yakıp yıkma taktiği” izlemekle suçlamıştı.
Mahkemece onaylanan uzlaşmaya bazı eyalet başsavcıları tepki gösterdi. Süreçte özellikle Massachusetts, New York, Connecticut ve Minnesota eyaletlerinin savcıları uzlaşma şartlarına itiraz etti.
Connecticut Başsavcısı William Tong, ofisinin CNN ile CBS News birimlerinin tamamen elden çıkarılarak yapıdan ayrılmasını talep ettiğini, bağımsız bir denetim kurulu kurulmasının önemine rağmen tam ayrışmayı sağlayamadıklarını belirtti.
Söz konusu birleşme temmuz ayından bu yana federal mahkeme kararıyla askıya alınmış durumdaydı.
Paramount daha sonra yasal süreç tamamlanana veya birleşme anlaşmasının vadesi olan Haziran 2027’ye kadar devralmayı tamamlamamayı taahhüt etmişti.
Amerika
ABD’den gizlenen nükleer testleri yakalamak için yer altında deney

ABD Ulusal Nükleer Güvenlik İdaresi, yer altında gizlenen düşük kapasiteli nükleer patlamaları tespit etmek amacıyla Nevada sahasında kimyasal patlayıcılarla deney gerçekleştirdi. Ölçümlerde sismometreler, sesötesi sensörler ve radyoaktif izleyiciler kullanılırken kurum yönetimi nükleer tespit kapasitesinde geride kalmayacaklarını açıkladı.
ABD Ulusal Nükleer Güvenlik İdaresi (NNSA), düşük kapasiteli nükleer patlamaların tespit edilmesine yönelik bir deneme gerçekleştirdiğini duyurdu.
Kurumun basın servisinden yapılan açıklamaya göre çalışma, Nevada Ulusal Güvenlik Sahası’ndaki P Tüneli’nde kimyasal patlayıcılar ve radyoaktif izleyiciler kullanılarak yapıldı.
Denemeden elde edilen verilerin, ABD’nin nükleer patlamaları tespit etme kapasitesini güçlendirme çalışmaları kapsamında bilimsel modellerin sınanması ve algoritmaların hassaslaştırılması amacıyla kullanılacağı kaydedildi.
NNSA, deneyin özellikle sismik etkisi zayıflatılmış patlamaların tespit edilmesine odaklandığını bildirdi.
Klasik yer altı nükleer denemelerinde patlayıcı düzenek kayayla doğrudan temas edecek biçimde derin kuyulara yerleştiriliyor ve patlama dalgası çevreye tam olarak ulaşıyor.
Öte yandan sismik etkisi azaltılmış yöntemde düzenek geniş bir yer altı odasında patlatılıyor; bu uygulama patlamanın yarattığı sismik izi önemli ölçüde düşürüyor.
Deney sırasındaki ölçümler ivmeölçerler, sismometreler, elektromanyetik ve sesötesi sensörler, radyoaktif izleyici örnekleyicileri ile meteoroloji aygıtlarını kapsayan gelişmiş algılayıcı sistemleriyle yürütüldü.
NNSA Başkanı Brandon Williams, nükleer faaliyetlerin saptanmasının nükleer uzmanlık gerektirdiğini belirterek şu ifadeleri kullandı:
“Bu tür deneyler Amerika’nın tespit kabiliyetinde rakipsiz kalmasını sağlıyor. Başkan Donald Trump yönetimi, Birleşik Devletler’in güç konumundan hareket edeceğini açıkça ortaya koydu. Amerikan inovasyonundan kaçış yok. Bu deneyle net bir mesaj veriyoruz: Bu yönetim döneminde Amerika’nın geride kalmasına asla izin verilmeyecektir.”
Nevada’daki deneme planını mayıs ayı ortasında duyuran Williams, yabancı ülkelerdeki nükleer testleri tespit edecek sensörlerin bu sonbaharda test edileceğini belirtmişti.
Williams o dönemde, hasım ülkelerin Kapsamlı Nükleer Testlerin Yasaklanması Antlaşması’nı (CTBT) arkadan dolanarak yürüttüğü nükleer denemeleri saptamak ve sismik sensörlerin verimini artırmak amacıyla merkezi olmayan testler uyguladıklarını dile getirmişti.
ABD’de nükleer test tartışması, Donald Trump’ın geçen yıl nükleer silah denemelerine “eşit şartlarda” yeniden başlayacaklarını açıklamasının ardından hareketlendi.
ABD’nin deneme yapmayan tek ülke olarak kalmasını istemediğini savunan Trump, Rusya, Çin, Kuzey Kore ve Pakistan’ın nükleer testler gerçekleştirdiğini öne sürdü.
Washington yönetimi şubat ayında da Rusya ve Çin ile eşit şartlar temelinde nükleer denemelere dönmeye hazır olduğunu bildirdi.
Birleşmiş Milletler ise mayıs ayı başında yaptığı değerlendirmede, Rusya ve ABD’nin nükleer testlere yeniden başlamasının dünya genelindeki diğer ülkeleri de aynı yönde adım atmaya sevk edeceği uyarısında bulundu.
Amerika
Pentagon’dan Boeing’e 20 milyar dolarlık yeni nesil savaş uçağı sözleşmesi

ABD Donanması, uçak gemisi filosunun yeni nesil muharip uçağı F/A-XX için Boeing ile 20 milyar doları aşan bir geliştirme sözleşmesi imzaladı. 2030’lu yıllarda envantere girmesi hedeflenen sistem, Super Hornet uçaklarının yerini alacak ve insansız hava araçlarıyla koordineli görev yapacak.
ABD Donanması, uçak gemisi filosunda görev yapacak altıncı nesil F/A-XX savaş uçağının kapsamlı geliştirme süreci için havacılık şirketi Boeing ile 20 milyar doları aşan bir sözleşme imzaladı.
29 Eylül’de duyurulan anlaşma uyarınca üretici firma, donanmanın gelecek nesil hava muharebe filosunu şekillendirecek.
Pentagon yetkilileri, geliştirilecek uçağın çekişmeli hava sahalarında üstünlük sağlama ve uçak gemisi görev gruplarının operasyon menzilini artırma hedefi taşıdığını bildirdi.
Pentagon’un tedarik ve idame işlerinden sorumlu müsteşarı Michael P. Duffey, askeri personelin caydırıcılık, güç gösterisi ve hava hakimiyeti için yüksek ateş gücüne sahip ağ bağlantılı sistemlerle donatılacağını belirtti.
Duffey, programı ABD’nin ulusal güvenliği ve hava muharebe kabiliyeti açısından vazgeçilmez bir yatırım olarak tanımladı.
Donanma Bakan Vekili Hung Cao ise işbirliğinden duyulan memnuniyeti dile getirerek hedeflerinin hava sahasındaki hakimiyeti sürdürmek olduğunu kaydetti.
Yeni Nesil Hava Üstünlüğü programı çerçevesinde imzalanan sözleşme; yer testleri, uçuşa elverişlilik denetimleri ile silah ve sistem entegrasyonunda kullanılacak birden fazla test platformunu kapsıyor.
F/A-XX modelinin 2030’lu yıllardan başlayarak hizmetteki F/A-18E/F Super Hornet ve EA-18G Growler filolarını desteklemesi, sonraki aşamada ise bu uçakların yerini alması öngörülüyor.
Uçak, mevcut F-35C filolarıyla ortak görev icra edecek; insanlı ve insansız hava araçlarının birlikte kullanıldığı müşterek harekâtlarda görev üstlenecek.
Bu anlaşma, Boeing’in üstlendiği ikinci altıncı nesil muharip uçak projesi oldu. ABD Hava Kuvvetleri, 2025 yılındaki F-47 projesi için de aynı üreticiyi tercih etmişti.
Şirket, ulusal güvenlik ve ihracat mevzuatı gerekçesiyle F/A-XX’in teknik verilerinin gizli tutulduğunu açıkladı.
Gelişmenin ardından şirketin New York borsasındaki hisseleri yaklaşık yüzde 2 değer kazandı.
Boeing, aynı süreçte İsrail ordusunun hava unsurlarına yönelik tedarik faaliyetlerini de sürdürüyor.
İsrail Savunma Bakanlığı, 3 Mayıs’ta Boeing yapımı F-15IA modellerinden oluşan ikinci bir filonun yanı sıra Lockheed Martin üretimi F-35’lerden oluşan dördüncü filonun alımına onay verdi.
Toplam 119 milyar dolarlık savunma planı kapsamında konuşan İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, adımın hava sahasındaki operasyonel üstünlüğü pekiştireceğini ifade etti.
Ekim 2023’ten bu yana İsrail ordusu Gazze Şeridi, Lübnan, Suriye ve İran’da geniş kapsamlı hava saldırıları düzenliyor.
Gazze’de büyük bir yıkıma ve çoğunluğunu kadın ile çocukların oluşturduğu on binlerce sivilin ölümüne yol açan saldırılarda ABD menşeli savaş uçaklarının yanı sıra Boeing üretimi güdümlü mühimmatın okul binaları ve çadır kampları hedef alan operasyonlarda kullanıldığı kaydedildi.
Washington yönetimi, çatışma sürecinde İsrail’e aralarında F-15 uçakları ve hassas güdümlü bombaların da yer aldığı milyarlarca dolarlık askeri sevkiyat anlaşmalarını onaylamayı sürdürdü.
Diplomasi2 hafta önceKanada, Birleşik Krallık liderliğindeki askeri koalisyona katılmak istiyor
Asya2 hafta önceÇin yapay zekâ, çipler ve akıllı fabrikalara büyük yatırım yapıyor
Asya2 hafta önceFed’in faiz artışının ardından Çin parasal gevşemeye devam edecek mi?
Asya2 hafta önceHindistan ve Vietnam, ‘Çin artı bir’ rekabetini ticari kazanıma dönüştürmeyi hedefliyor
Asya2 hafta önceJaponya Merkez Bankası faizleri 1995’ten bu yana en yüksek seviyeye çıkardı, yen değer kaybetti
Asya2 hafta önceGüney Kore lideri Lee, ABD baskısına rağmen Ortadoğu’da savaşa dahil olmayacaklarını söyledi
Diplomasi3 gün önceEast-West Forum İstanbul’da toplandı: Çok kutupluluk geri döndürülemez
Ortadoğu2 hafta önceABD, Yemen ile görüştü iddiası









