Amerika
Bir avuç petrolden ötesi
Amerikan güçlerinin Venezuela’yı işgali göstere göstere gelirken, bir kez daha petrol gaspı hikayeleri ile yatıp kalkıyoruz.
Hikaye dediysek, hepten masal sayılmaz: İşgal operasyonunun başındaki isim, Donald Trump, uyuşturucu gibi bahanelerin yanı sıra Venezuela petrollerine çökmek istediğini de büyük bir açıklıkla dile getiriyor. Çökmekten kasıt sadece üretime el koymak değil, bunun yanı sıra Venezuela’nın “ABD’nin hasımlarına” petrol satmasını da engellemek istiyor.(1)
OPEC’e göre, Venezuela küresel rezervlerin yaklaşık %17’sine veya 303 milyar varile sahip; bu da onun OPEC lideri Suudi Arabistan’ın önünde yer aldığı anlamına geliyor. ABD enerji bakanlığına göre, rezervleri çoğunlukla Venezuela’nın merkezindeki Orinoco bölgesindeki ağır petrolden oluşuyor ve bu da ham petrolün üretimini pahalı hale getiriyor.(2)
ABD’nin buna uygun bir altyapısı mevcut. Dünyanın en büyük petrol üreticisi olmasına rağmen ABD hâlâ büyük miktarlarda ham petrol ithal ediyor. Ağır petrol Amerikan rafinerileri için, özellikle Meksika Körfezi dolaylarındaki rafinerileri için kritik önemde. Amerikan ham petrol ithalatının yaklaşık yüzde 70’i ağır petrol ve bunun yüzde 60’ı da, Venezuela ile benzer “ağırlığa” sahip Kanada’dan geliyor.
Öte yandan Venezuela’da anlamlı bir toparlanma için zaman, büyük ölçekli altyapı yeniden inşası ve milyarlarca dolarlık sermaye ile uluslararası petrol şirketlerinin sürekli katılımı gerekiyor. Petrol tekelleri başka yerlerdeki daha rekabetçi ve daha düşük riskli projelere öncelik verdiklerinden, bu düzeyde bir taahhüt elde etmek şu anda hayli zor.(3)
Nitekim halihazırda lisans muafiyetine sahip Chevron da dahil olmak üzere, Exxon ve ConocoPhilips gibi enerji devleri Venezuela’ya yeniden girmek konusunda tereddüt ediyorlar. Sırf bu nedenle, kimileri halihazırda Venezuela’da faaliyet yürüten Eni gibi “müttefik” ülkelerin şirketlerinden yardım alınması gerektiğini savunuyor.
İktisatçı Michael Roberts yazdı: Trump’ın Venezuela planı ve petrol piyasasının gerçekleri
Dahası, Amerikan petrol tekellerinin Amerika kıtasında daha ucuza çıkarılabilecek sondaj projeleri halihazırda mevcut. Örneğin Venezuela’nın toprak anlaşmazlığı yaşadığı Guyana’da, hem Exxon hem de Chevron faaliyet yürütüyor ve Exxon’un bu bölgede varil başına 35 doların altında maliyete üretim yapabileceği tahmin ediliyor (Venezuela, Orinoco bölgesinde 49 dolara mal ediyor). Chevron’un Permian bölgesinde 37 ila 44 dolara petrol mal etmesi bekleniyor. ConocoPhilips’in Kanada’daki yatırımları, varil başına 42 dolarlık bir maliyet öngörüyor. Dolayısıyla, Venezuela petrollerinin yeniden uluslararası piyasalara dahil edilmesinin, Trump’ın iddia ettiği türde bir fiyat düşüşüne yol açması şu anda mümkün değil.
Ayrıca “upstream” konusunda yol alınabilse dahi, rafinasyon, taşıma, dağıtım gibi “midstream” ve “downstream” sektörlerinde Venezuela bir süredir yerinde sayıyor. Rafineri kapasitesi uzun yıllardır sabit kalan ülkede, kapasite kullanımı da zayıftı.
O halde nasıl oluyor da Venezuela’ya yatırım akacağı, petrol endüstrisinin ayağa kalkacağı varsayılıyor? Bloomberg’den Javier Blas, meselenin sadece Venezuela petrolleri değil, son Ulusal Güvenlik Stratejisi’nde (NSS) dikkat çekilen “Monroe Doktrini” ile tüm “Batı Yarımküre”deki petrol rezervleri üzerindeki Amerikan hegemonyası olduğuna işaret ediyor. Bu hesaba göre, Kanada ve Meksika ve Tüm Latina Amerika dahil edildiğinde, ABD tüm dünyanın petrol üretiminin yüzde 40’ını ele geçirerek rakiplerine karşı paha biçilmez bir varlık elde ediyor. Ayrıca bir zamanlar Arap ülkelerinin, şimdilerde ise OPEC’in tekelinde olan fiyatları belirleme imkânını elde ediyor.
Trump’ın etrafında kümelenen yırtıcı sermaye hizbi için enerji fiyatları hayli önemli. Yapay zekayı büyütecek veri merkezlerine büyük yatırım yapan Silikon Vadisi teknoloji sermayesi için nükleer de dahil yeni enerji kaynaklarına erişim kritik. Bu kapsamda Microsoft gibi şirketler nükleer enerjiye yatırım yaparken, süper majör olarak bilinen Amerikan petrol tekelleri, veri merkezlerine enerji sağlamak için harekete geçmiş durumda; zira doğalgaz, petrol ve kömür, ABD’nin primer enerji üretiminde hâlâ en büyük paya sahip üç hammadde.
Aralık 2024’te, Exxon ve Chevron’un yöneticileri ayrı ayrı, şirketlerinin elektrik sektörüne girmeye hazırlandığını açıklamıştı. Genellikle sadece kendi faaliyetleri için elektrik üreten petrol şirketleri, talebin hızla arttığı bir dönemde daha geniş elektrik piyasasına girecekler.
Emin olunsun, bütün bunlara Venezuela’da hayli zengin olduğu tespit edilen nikel yataklarının yağmalanması da eşlik edecektir. Nitekim Axios, Venezuela’daki sözümona rejim değişikliğinin kazananları arasında AI şirketlerini de sayıyor. Venezuela, AI veri merkezlerine güç sağlayan yarı iletkenlerde kullanılan kritik minerallerin en zengin kaynağı. Axios’a göre ABD, bu malzemeler için Çin’e bağımlı olmak yerine Venezuela’yı kullanabilirse, AI yarışında bir adım öne geçebilir.
Eski Chevron yöneticisi, Venezuela petrolü için 2 milyar dolar arıyor
Zaten pazar günü Air Force One uçağında, Ticaret Bakanı Howard Lutnick de Venezuela’daki “madencilik fırsatlarına” değindi ve “Çeliğiniz var, mineralleriniz var, tüm kritik mineralleriniz var. Büyük bir madencilik geçmişleri var ama bu geçmiş paslanmış durumda,” dedi.
Öte yandan burada pek de küçük olmayan bir sorun var: ABD, nadir toprak elementlerinin tedarikinde Çin’den kurtulsa da, bu maddelerin rafinasyon işlemleri neredeyse tamamen Çin’de yapılıyor. ABD’nin böyle bir uzmanlığı yok ve bunu elde etmesi muhtemelen uzun yıllar alacak.
Fakat bunun ötesinde, hem petrolünün, hem de Venezuela’nın borçlarının finansallaştırılması çok daha iştah açıcı gibi görünüyor ve Trump’ın haydutluğunun esas önemi de burada yatıyor. Nitekim Wall Street’in Maduro kaçırılmadan önce rejim değişikliğinin yaratacağı “zenginlik” olanaklarını gözüne kestirdiği anlaşılıyor. Bloomberg’in aktardığına göre, işgalden haftalar önce, Citigroup analistleri, Maduro’nun görevden alınması halinde ülke tahvillerinde %60’a varan kazançlar olacağını öngörmüştü. Kalabalık konferans ve seminerlerde, diğer stratejistler yeni rejimin ülkenin 60 milyar dolarlık tahvillerinin sahiplerine sunabileceği potansiyel kâr hakkında görüşlerini dile getirdiler. Maduro üzerindeki baskı artarken, tüccarlar tahvillere akın ederek bir toparlanma başlattı:
“Amerikalı enerji ve nakliye patronu Harry Sargeant III dahil olmak üzere yatırımcılar, Trump yönetiminden Venezuela’da daha elverişli bir iş ortamı yaratması için baskı yaptılar ve bunun ABD için avantajlarını vurguladılar. Paul Singer’ın Elliott Investment Management şirketi, diğer yatırımcılardan oluşan bir konsorsiyumla birlikte Venezuela’nın en değerli yabancı varlığı için yıllardır mücadele ediyordu.”
Halka açık piyasalarda, tahvil sahipleri bir günde yaklaşık 4 milyar dolarlık kazanç elde etti ve daha fazla kâr getirecek bir yeniden yapılandırma umudu gördü. Habere göre özel sermaye şirketleri ve enerji yatırımcıları için ise Donald Trump, “ABD’nin Venezuela’nın bozuk petrol altyapısını düzeltmek için milyarlarca dolar harcayacağına söz vererek” daha da büyük bir ödül vaat ediyordu.
Bu vaatler arasında elbette, Chavez döneminde millileştirilen şirketlerin alacaklarını da var. ConocoPhilips yıllardır el konulan varlıklarından yaklaşık 12 milyar dolarlık tazminat almaya çalışıyor. Hedge fonları ise Venezuela ile bağlantılı milyarlarca dolarlık finansal alacaklara yatırım yapmanın yollarını arıyor. Venezuela, 2007 yılında varlıklarını millileştirdikten sonra birçok büyük şirkete de borçlu sayılıyor. 2017’deki temerrüdün ardından ülkenin uzun süredir ertelenen borç yeniden yapılandırması ihtimali, borç alıp borç satan özel sermaye şirketlerinin avuçlarını kaşındırıyor. Venezuela’nın devlet tahvilleri piyasası görece rağbet görse de, alacaklar ve tahkim taleplerinin finansal piyasalara açılması Amerikan sermayesi açısından önemli. Bu sermaye hizbi, Fakat Venezuela’nın petrol endüstrisinin canlanma olasılığını, özellikle devlet petrol şirketi PDVSA’dan alacaklı olanların borçlarını ödemesi için Venezuela’ya baskı yapma fırsatı olarak görüyor.(4) Maduro hükümetinden nakit para elde etmek için yıllarca sonuçsuz çabalar sarf ettikten sonra, birçok şirket bu uluslararası tahkim davalarını hedge fonları da dahil olmak üzere uzman yatırımcılara satmış durumda.
4 milyar dolarlık Tribeca Investment Partners’ın ortağı ve direktörü Ben Cleary, potansiyel ortaklarla görüşmek ve potansiyel varlıkları incelemek için bir yatırımcı ekibini Caracas’a gönderiyor. Geçen yıl yeniden inşa çalışmaları kapsamında yatırımcıları Ukrayna’ya götüren ABD merkezli danışmanlık firması Signum Global Advisors da mart ayı sonunda Venezuela’ya bir gezi planlıyor. Grup, çok uluslu şirketler ve para yöneticilerinden oluşan yaklaşık 20 katılımcıdan oluşacak.
Nitekim Bloomberg, Trump’ın petrol gaspı iddiasıyla yaptığı saldırgan hamle ile Wall Street ve özel sermayenin, Venezuela’yı yeniden şekillendirmek için nasıl iç içe geçtiğine işaret ediyor. Örneğin bir fon yöneticisi, Venezuela’da her şeyin petrol sektörüne ne tür yatırımlar yapılacağına bağlı olacağını öne sürüyor.
Varlık yöneticilerinin petrol tekellerine büyük yatırımlar yaptığını da hatırlatmak istiyorum. Petrol metasının kendisi aynı zamanda bir finansal ürün olduğu gibi, petrol tekelleri de finans piyasaları ile iç içe. Brookfield ve Blackstone gibi varlık yöneticileri halihazırda enerji varlıklarına yatırım yaparken, Suudi Arabistan Kamu Yatırım Fonu ve Abu Dabi Yatırım Otoritesi gibi varlık fonları, milyarlarca dolarlık yatırımlarını Güney Amerika’ya aktarmanın yollarını yıllardır arıyorlar.
Petrol gaspına bağlı devlet borcunun finansallaşması ve özel sermaye hücumu, Venezuela’yı Ukraynalaştırma, yani bir tür ulus-ötesi (ama bu örnekte Amerikan) sermayenin kolonisine dönüştürme anlamına geliyor. Her halükarda, gerçekten de ortada bir “petrol bahanesi” var. Ama zannedildiği gibi değil.
(1) Ekonomistler Asdrubal Oliveros ve Juan Palacios, Venezuela’daki Yaptırımlar adlı kitapta, 2023’ten 2024’e kadar ABD, İspanya ve Hindistan’a yapılan ihracatın Çin ve Malezya’nın aleyhine arttığını tespit etmişler. 2023 yılında, ilk grup Venezuela ham petrol ihracatının %34’ünü alırken, ikinci grup %51,6’sını alıyordu. 2024 yılında bu oranlar neredeyse tersine döndü ve sırasıyla %56,2 ve %26,8 oldu.
(2) Bloomberg’in analizine göre Venezuela ham petrolünün çoğu yüksek kükürtlü ve ağır, bu da hafif ve tatlı kaliteli petrole kıyasla nakliyesinin ve rafine edilmesinin maliyetli ve teknik olarak zor olduğunu anlamına geliyor. Bu tür ham petrolün nakliyesi ve işlenmesi kolaylaştırmak için genellikle seyreltici (kondensat veya nafta gibi) ile karıştırılması gerekiyor. Ayrıca, bu tür ham petrolün rafine edilmesi için özel rafinasyon ekipmanları da gerekli. Sonuç olarak, bu tür ağır ve ekşi ham petrol, uluslararası referans fiyatlarına kıyasla önemli ölçüde indirimli olarak işlem görüyor. Ayrıca ağır petrolün nakliyesinde kullanılan naftanın üretimi, büyük oranda Rusya’ya bağlı ve yaptırımlar sürdüğü müddetçe nafta ithalatında yol alınması pek mümkün görünmüyor. Geçen aralık ayında Rusya’dan Venezuela’ya nafta taşıyan bir tanker Trump blokajı nedeniyle geri dönmüştü.
(3) POLITICO’nun aktardığına göre Rystad Energy, bir müşteri notunda, “Venezuela’nın ham petrol üretimini günde 1,1 milyon varilde sabit tutmak için önümüzdeki 15 yıl içinde yaklaşık 53 milyar dolarlık petrol ve gaz upstream ve altyapı yatırımı gerekli olduğunu” belirtti: “[Günde] 1,4 milyon [varil] seviyesinin üzerine çıkmak mümkün, fakat bunun için 2026’dan 2040’a kadar ‘sabit tutma’ sermaye gereksinimlerinin yanı sıra yıllık 8-9 milyar dolarlık istikrarlı bir yatırım gerekecek.”
(4) Venezuela ve devlet petrol şirketi Petróleos de Venezuela tarafından ihraç edilen temerrüde düşmüş tahviller, pazartesi günü %35’e varan artışın ardından salı günü de kazançlarını sürdürdü. Bloomberg’in yatırımcıların en son açıklamalarına dayalı olarak derlediği verilere göre, bu tahvillerin sahipleri arasında Fidelity Investments, BlackRock ve T. Rowe Price Group gibi dünyanın en büyük varlık yöneticileri de bulunuyor.