Bizi Takip Edin

Amerika

Bir avuç petrolden ötesi

Yayınlanma

Amerikan güçlerinin Venezuela’yı işgali göstere göstere gelirken, bir kez daha petrol gaspı hikayeleri ile yatıp kalkıyoruz.

Hikaye dediysek, hepten masal sayılmaz: İşgal operasyonunun başındaki isim, Donald Trump, uyuşturucu gibi bahanelerin yanı sıra Venezuela petrollerine çökmek istediğini de büyük bir açıklıkla dile getiriyor. Çökmekten kasıt sadece üretime el koymak değil, bunun yanı sıra Venezuela’nın “ABD’nin hasımlarına” petrol satmasını da engellemek istiyor.(1)

OPEC’e göre, Venezuela küresel rezervlerin yaklaşık %17’sine veya 303 milyar varile sahip; bu da onun OPEC lideri Suudi Arabistan’ın önünde yer aldığı anlamına geliyor. ABD enerji bakanlığına göre, rezervleri çoğunlukla Venezuela’nın merkezindeki Orinoco bölgesindeki ağır petrolden oluşuyor ve bu da ham petrolün üretimini pahalı hale getiriyor.(2)

ABD’nin buna uygun bir altyapısı mevcut. Dünyanın en büyük petrol üreticisi olmasına rağmen ABD hâlâ büyük miktarlarda ham petrol ithal ediyor. Ağır petrol Amerikan rafinerileri için, özellikle Meksika Körfezi dolaylarındaki rafinerileri için kritik önemde. Amerikan ham petrol ithalatının yaklaşık yüzde 70’i ağır petrol ve bunun yüzde 60’ı da, Venezuela ile benzer “ağırlığa” sahip Kanada’dan geliyor.

Öte yandan Venezuela’da anlamlı bir toparlanma için zaman, büyük ölçekli altyapı yeniden inşası ve milyarlarca dolarlık sermaye ile uluslararası petrol şirketlerinin sürekli katılımı gerekiyor. Petrol tekelleri başka yerlerdeki daha rekabetçi ve daha düşük riskli projelere öncelik verdiklerinden, bu düzeyde bir taahhüt elde etmek şu anda hayli zor.(3)

Nitekim halihazırda lisans muafiyetine sahip Chevron da dahil olmak üzere, Exxon ve ConocoPhilips gibi enerji devleri Venezuela’ya yeniden girmek konusunda tereddüt ediyorlar. Sırf bu nedenle, kimileri halihazırda Venezuela’da faaliyet yürüten Eni gibi “müttefik” ülkelerin şirketlerinden yardım alınması gerektiğini savunuyor.

İktisatçı Michael Roberts yazdı: Trump’ın Venezuela planı ve petrol piyasasının gerçekleri

Dahası, Amerikan petrol tekellerinin Amerika kıtasında daha ucuza çıkarılabilecek sondaj projeleri halihazırda mevcut. Örneğin Venezuela’nın toprak anlaşmazlığı yaşadığı Guyana’da, hem Exxon hem de Chevron faaliyet yürütüyor ve Exxon’un bu bölgede varil başına 35 doların altında maliyete üretim yapabileceği tahmin ediliyor (Venezuela, Orinoco bölgesinde 49 dolara mal ediyor). Chevron’un Permian bölgesinde 37 ila 44 dolara petrol mal etmesi bekleniyor. ConocoPhilips’in Kanada’daki yatırımları, varil başına 42 dolarlık bir maliyet öngörüyor. Dolayısıyla, Venezuela petrollerinin yeniden uluslararası piyasalara dahil edilmesinin, Trump’ın iddia ettiği türde bir fiyat düşüşüne yol açması şu anda mümkün değil.

Ayrıca “upstream” konusunda yol alınabilse dahi, rafinasyon, taşıma, dağıtım gibi “midstream” ve “downstream” sektörlerinde Venezuela bir süredir yerinde sayıyor. Rafineri kapasitesi uzun yıllardır sabit kalan ülkede, kapasite kullanımı da zayıftı.

O halde nasıl oluyor da Venezuela’ya yatırım akacağı, petrol endüstrisinin ayağa kalkacağı varsayılıyor? Bloomberg’den Javier Blas, meselenin sadece Venezuela petrolleri değil, son Ulusal Güvenlik Stratejisi’nde (NSS) dikkat çekilen “Monroe Doktrini” ile tüm “Batı Yarımküre”deki petrol rezervleri üzerindeki Amerikan hegemonyası olduğuna işaret ediyor. Bu hesaba göre, Kanada ve Meksika ve Tüm Latina Amerika dahil edildiğinde, ABD tüm dünyanın petrol üretiminin yüzde 40’ını ele geçirerek rakiplerine karşı paha biçilmez bir varlık elde ediyor. Ayrıca bir zamanlar Arap ülkelerinin, şimdilerde ise OPEC’in tekelinde olan fiyatları belirleme imkânını elde ediyor.

Trump’ın etrafında kümelenen yırtıcı sermaye hizbi için enerji fiyatları hayli önemli. Yapay zekayı büyütecek veri merkezlerine büyük yatırım yapan Silikon Vadisi teknoloji sermayesi için nükleer de dahil yeni enerji kaynaklarına erişim kritik. Bu kapsamda Microsoft gibi şirketler nükleer enerjiye yatırım yaparken, süper majör olarak bilinen Amerikan petrol tekelleri, veri merkezlerine enerji sağlamak için harekete geçmiş durumda; zira doğalgaz, petrol ve kömür, ABD’nin primer enerji üretiminde hâlâ en büyük paya sahip üç hammadde. 

Aralık 2024’te, Exxon ve Chevron’un yöneticileri ayrı ayrı, şirketlerinin elektrik sektörüne girmeye hazırlandığını açıklamıştı. Genellikle sadece kendi faaliyetleri için elektrik üreten petrol şirketleri, talebin hızla arttığı bir dönemde daha geniş elektrik piyasasına girecekler.

Emin olunsun, bütün bunlara Venezuela’da hayli zengin olduğu tespit edilen nikel yataklarının yağmalanması da eşlik edecektir. Nitekim Axios, Venezuela’daki sözümona rejim değişikliğinin kazananları arasında AI şirketlerini de sayıyor. Venezuela, AI veri merkezlerine güç sağlayan yarı iletkenlerde kullanılan kritik minerallerin en zengin kaynağı. Axios’a göre ABD, bu malzemeler için Çin’e bağımlı olmak yerine Venezuela’yı kullanabilirse, AI yarışında bir adım öne geçebilir.

Eski Chevron yöneticisi, Venezuela petrolü için 2 milyar dolar arıyor

Zaten pazar günü Air Force One uçağında, Ticaret Bakanı Howard Lutnick de Venezuela’daki “madencilik fırsatlarına” değindi ve “Çeliğiniz var, mineralleriniz var, tüm kritik mineralleriniz var. Büyük bir madencilik geçmişleri var ama bu geçmiş paslanmış durumda,” dedi.

Öte yandan burada pek de küçük olmayan bir sorun var: ABD, nadir toprak elementlerinin tedarikinde Çin’den kurtulsa da, bu maddelerin rafinasyon işlemleri neredeyse tamamen Çin’de yapılıyor. ABD’nin böyle bir uzmanlığı yok ve bunu elde etmesi muhtemelen uzun yıllar alacak.

Fakat bunun ötesinde, hem petrolünün, hem de Venezuela’nın borçlarının finansallaştırılması çok daha iştah açıcı gibi görünüyor ve Trump’ın haydutluğunun esas önemi de burada yatıyor. Nitekim Wall Street’in Maduro kaçırılmadan önce rejim değişikliğinin yaratacağı “zenginlik” olanaklarını gözüne kestirdiği anlaşılıyor. Bloomberg’in aktardığına göre, işgalden haftalar önce, Citigroup analistleri, Maduro’nun görevden alınması halinde ülke tahvillerinde %60’a varan kazançlar olacağını öngörmüştü. Kalabalık konferans ve seminerlerde, diğer stratejistler yeni rejimin ülkenin 60 milyar dolarlık tahvillerinin sahiplerine sunabileceği potansiyel kâr hakkında görüşlerini dile getirdiler. Maduro üzerindeki baskı artarken, tüccarlar tahvillere akın ederek bir toparlanma başlattı:

“Amerikalı enerji ve nakliye patronu Harry Sargeant III dahil olmak üzere yatırımcılar, Trump yönetiminden Venezuela’da daha elverişli bir iş ortamı yaratması için baskı yaptılar ve bunun ABD için avantajlarını vurguladılar. Paul Singer’ın Elliott Investment Management şirketi, diğer yatırımcılardan oluşan bir konsorsiyumla birlikte Venezuela’nın en değerli yabancı varlığı için yıllardır mücadele ediyordu.”

Halka açık piyasalarda, tahvil sahipleri bir günde yaklaşık 4 milyar dolarlık kazanç elde etti ve daha fazla kâr getirecek bir yeniden yapılandırma umudu gördü. Habere göre özel sermaye şirketleri ve enerji yatırımcıları için ise Donald Trump, “ABD’nin Venezuela’nın bozuk petrol altyapısını düzeltmek için milyarlarca dolar harcayacağına söz vererek” daha da büyük bir ödül vaat ediyordu.

Hedge fonları Venezuela’nın borçlarına hücum edecek

Bu vaatler arasında elbette, Chavez döneminde millileştirilen şirketlerin alacaklarını da var. ConocoPhilips yıllardır el konulan varlıklarından yaklaşık 12 milyar dolarlık tazminat almaya çalışıyor. Hedge fonları ise Venezuela ile bağlantılı milyarlarca dolarlık finansal alacaklara yatırım yapmanın yollarını arıyor. Venezuela, 2007 yılında varlıklarını millileştirdikten sonra birçok büyük şirkete de borçlu sayılıyor. 2017’deki temerrüdün ardından ülkenin uzun süredir ertelenen borç yeniden yapılandırması ihtimali, borç alıp borç satan özel sermaye şirketlerinin avuçlarını kaşındırıyor. Venezuela’nın devlet tahvilleri piyasası görece rağbet görse de, alacaklar ve tahkim taleplerinin finansal piyasalara açılması Amerikan sermayesi açısından önemli. Bu sermaye hizbi, Fakat Venezuela’nın petrol endüstrisinin canlanma olasılığını, özellikle devlet petrol şirketi PDVSA’dan alacaklı olanların borçlarını ödemesi için Venezuela’ya baskı yapma fırsatı olarak görüyor.(4) Maduro hükümetinden nakit para elde etmek için yıllarca sonuçsuz çabalar sarf ettikten sonra, birçok şirket bu uluslararası tahkim davalarını hedge fonları da dahil olmak üzere uzman yatırımcılara satmış durumda.

4 milyar dolarlık Tribeca Investment Partners’ın ortağı ve direktörü Ben Cleary, potansiyel ortaklarla görüşmek ve potansiyel varlıkları incelemek için bir yatırımcı ekibini Caracas’a gönderiyor. Geçen yıl yeniden inşa çalışmaları kapsamında yatırımcıları Ukrayna’ya götüren ABD merkezli danışmanlık firması Signum Global Advisors da mart ayı sonunda Venezuela’ya bir gezi planlıyor. Grup, çok uluslu şirketler ve para yöneticilerinden oluşan yaklaşık 20 katılımcıdan oluşacak.

Nitekim Bloomberg, Trump’ın petrol gaspı iddiasıyla yaptığı saldırgan hamle ile Wall Street ve özel sermayenin, Venezuela’yı yeniden şekillendirmek için nasıl iç içe geçtiğine işaret ediyor. Örneğin bir fon yöneticisi, Venezuela’da her şeyin petrol sektörüne ne tür yatırımlar yapılacağına bağlı olacağını öne sürüyor.

Varlık yöneticilerinin petrol tekellerine büyük yatırımlar yaptığını da hatırlatmak istiyorum. Petrol metasının kendisi aynı zamanda bir finansal ürün olduğu gibi, petrol tekelleri de finans piyasaları ile iç içe. Brookfield ve Blackstone gibi varlık yöneticileri halihazırda enerji varlıklarına yatırım yaparken, Suudi Arabistan Kamu Yatırım Fonu ve Abu Dabi Yatırım Otoritesi gibi varlık fonları, milyarlarca dolarlık yatırımlarını Güney Amerika’ya aktarmanın yollarını yıllardır arıyorlar.

Petrol gaspına bağlı devlet borcunun finansallaşması ve özel sermaye hücumu, Venezuela’yı Ukraynalaştırma, yani bir tür ulus-ötesi (ama bu örnekte Amerikan) sermayenin kolonisine dönüştürme anlamına geliyor. Her halükarda, gerçekten de ortada bir “petrol bahanesi” var. Ama zannedildiği gibi değil.


(1) Ekonomistler Asdrubal Oliveros ve Juan Palacios, Venezuela’daki Yaptırımlar adlı kitapta, 2023’ten 2024’e kadar ABD, İspanya ve Hindistan’a yapılan ihracatın Çin ve Malezya’nın aleyhine arttığını tespit etmişler. 2023 yılında, ilk grup Venezuela ham petrol ihracatının %34’ünü alırken, ikinci grup %51,6’sını alıyordu. 2024 yılında bu oranlar neredeyse tersine döndü ve sırasıyla %56,2 ve %26,8 oldu.
(2) Bloomberg’in analizine göre Venezuela ham petrolünün çoğu yüksek kükürtlü ve ağır, bu da hafif ve tatlı kaliteli petrole kıyasla nakliyesinin ve rafine edilmesinin maliyetli ve teknik olarak zor olduğunu anlamına geliyor. Bu tür ham petrolün nakliyesi ve işlenmesi kolaylaştırmak için genellikle seyreltici (kondensat veya nafta gibi) ile karıştırılması gerekiyor. Ayrıca, bu tür ham petrolün rafine edilmesi için özel rafinasyon ekipmanları da gerekli. Sonuç olarak, bu tür ağır ve ekşi ham petrol, uluslararası referans fiyatlarına kıyasla önemli ölçüde indirimli olarak işlem görüyor. Ayrıca ağır petrolün nakliyesinde kullanılan naftanın üretimi, büyük oranda Rusya’ya bağlı ve yaptırımlar sürdüğü müddetçe nafta ithalatında yol alınması pek mümkün görünmüyor. Geçen aralık ayında Rusya’dan Venezuela’ya nafta taşıyan bir tanker Trump blokajı nedeniyle geri dönmüştü.
(3) POLITICO’nun aktardığına göre Rystad Energy, bir müşteri notunda, “Venezuela’nın ham petrol üretimini günde 1,1 milyon varilde sabit tutmak için önümüzdeki 15 yıl içinde yaklaşık 53 milyar dolarlık petrol ve gaz upstream ve altyapı yatırımı gerekli olduğunu” belirtti: “[Günde] 1,4 milyon [varil] seviyesinin üzerine çıkmak mümkün, fakat bunun için 2026’dan 2040’a kadar ‘sabit tutma’ sermaye gereksinimlerinin yanı sıra yıllık 8-9 milyar dolarlık istikrarlı bir yatırım gerekecek.”
(4) Venezuela ve devlet petrol şirketi Petróleos de Venezuela tarafından ihraç edilen temerrüde düşmüş tahviller, pazartesi günü %35’e varan artışın ardından salı günü de kazançlarını sürdürdü. Bloomberg’in yatırımcıların en son açıklamalarına dayalı olarak derlediği verilere göre, bu tahvillerin sahipleri arasında Fidelity Investments, BlackRock ve T. Rowe Price Group gibi dünyanın en büyük varlık yöneticileri de bulunuyor.

Amerika

Cumhuriyetçiler, veri merkezleri karşıtı tepkiyi Çin’in kışkırttığına inanıyor

Yayınlanma

ABD Temsilciler Meclisi’nde Cumhuriyetçi bir lider, Çin’den para alan kuruluşların veri merkezlerine karşı yurt içindeki muhalefeti körüklediğini ve cezalandırılması gerektiğini söyledi.

Temsilciler Meclisi Yollar ve Araçlar Komitesi Başkanı Jason Smith, bir röportajda Çin’in, Amerikan halkını yapay zeka geliştirme açısından hayati öneme sahip veri merkezlerine karşı kışkırtmak için çok sayıda kâr amacı gütmeyen kuruluşa finansman sağladığını ileri sürdü.

Kendi soruşturmalarını başlatan Smith, Hazine Bakanı Scott Bessent’ten bu kuruluşların vergi muafiyetini kaldırmasını istiyor ve hükümetin “ulusal ve iktisadi güvenliğimizi tehlikeye atan” gruplara fiilen yardım etmemesi gerektiğini savunuyor.

Smith, “Çin’in hesaplama alanında hakimiyet kurmak istediği için veri merkezlerine karşı protestolar düzenleyen ABD’li kâr amacı gütmeyen kuruluşlara gelen Çin kaynaklı paranın izini sürdük. Eğer Amerikan halkı arasında ayrılık ve kaos tohumları ekebilirlerse, yapay zeka yarışında [Amerika’yı] yavaşlatacaklar ve kazanacaklar. Tetikte olmalıyız,” dedi.

Smith’in yorumları sorulduğunda, bir Hazine sözcüsü yaptığı açıklamada şunları söyledi:

“Vergi muafiyeti, yabancı etkiler için bir kalkan değildir. Yabancı çıkarları ilerletmek için hayır kurumlarını kötüye kullanan kuruluşlar, yasalarımızı, demokrasimizi ve halkın güvenini sarsmaktadır.”

ABD’deki kâr amacı gütmeyen kuruluşlara karşı yasal işlem başlatılması önemli bir adım ve teknoloji sektörünün iç muhalefeti aşmasına yardımcı olacak.

Hukuk uzmanları ayrıca bunun, Trump yönetiminin vergi kanununu siyasi amaçlar için bir silah olarak kullanmasının bir başka örneği olabileceği konusunda uyarıyor.

Vergi Mükellefleri Hakları Merkezi’nin yönetici direktörü Nina E. Olson, “İnsanlar, hoşlanmadıkları fikirlerin veya vergi mükelleflerinin peşine düşmek için vergi kanununu veya IRS’i [İç Gelir Servisi] kullanmadan önce iki kez düşünmelidir. Bu, vergi dairesine karşı güvensizliği besler ve mevzuata uyumu olumsuz etkiler… ve iktidardan düştüğünüzde aleyhinize kullanılabilir,” dedi.

Smith daha önce, Şanghay’da yaşayan eski teknoloji devi ve ABD vatandaşı Neville Roy Singham’dan aldıkları bağışlar nedeniyle BreakThrough News ve Tricontinental haber sitelerinin yanı sıra aktivist grup The People’s Forum’u hedef almıştı.

Smith, talep ettiği iç mali kayıtları teslim etmeyi reddederlerse bu gruplara mahkeme celbi göndereceği tehdidinde bulunmuştu.

Politika yapıcılar, ülke genelinde ortaya çıkan devasa yeni veri merkezlerine yönelik halkın endişesiyle boğuşuyor.

Geçen yılın sonundan bu yana en az 14 eyalet, bu tesisler için kısıtlamalar veya yasaklar önerdi.

Ülke genelinde ise onlarca belediye bunları çoktan yürürlüğe koydu.

Gallup’a göre, Amerikalıların yaklaşık 10’da 7’si artık yakınlarında yapay zeka veri merkezlerinin inşasına karşı çıkıyor.

Teknoloji şirketleri, yaklaşan yapay zeka patlamasını desteklemek için 2030 yılına kadar yaklaşık 7 trilyon dolarlık yeni fiziksel altyapı yatırımını hedefliyor.

Bazı Kongre üyeleri ve uzmanlar, yeni hükümet engellerinin ilerlemeyi durdurabileceğinden ve Çinli teknoloji firmalarıyla rekabet eden ABD’yi zayıflatabileceğinden endişe ediyor.

Smith, veri merkezlerine yönelik iç muhalefet hakkında, “Bunun kesinlikle yabancı aktörler tarafından kışkırtıldığına inanıyorum,” dedi.

Eleştirmenler, veri merkezlerine yönelik iç direniş için, kamu hizmetleri fiyatları ve çevre üzerindeki etkileri de dahil olmak üzere bir dizi başka açıklamaya işaret etti.

Anketler, birçok Amerikalının, işlerini kaybetme korkusu ve diğer birçok endişe nedeniyle, yapay zekadan fayda göreceklerine henüz ikna olmadıklarını gösteriyor.

Smith, veri merkezi muhalefetinden doğrudan Çin’i sorumlu tutan şu ana kadar en üst düzey Cumhuriyetçi gibi görünüyor, ancak son zamanlarda birkaç kişi daha benzer iddialarda bulundu. 

İçişleri Bakanı Doug Burgum geçen hafta, veri merkezi muhalefetini körüklemede “yabancı kaynaklı propaganda”nın rolünden bahsetti ve “Shark Tank” programından milyarder Kevin O’Leary, Utah’ta 40.000 dönümlük bir veri merkezine karşı çıkan muhalefetten Çin Komünist Partisi’ni sorumlu tuttu.

Bitcoin Policy Institute de geçen ay, İsviçreli, İngiliz ve Çinli milyarderlerin “veri merkezi karşıtı kampanyayı yönlendiren” gruplara aktardığı milyarlarca doları ortaya koyan bir rapor yayınladı.

Bu rapor, birçok iddianın temelini oluşturuyor. Wired da geçen ay, ABD kolluk kuvvetlerinin “teknoloji karşıtı aşırılıkçılığı” soruşturduğunu bildirdi.

Smith, yapay zeka rekabetinin öneminin Hazine Bakanlığı’nın harekete geçmesi gerektiğini gösterdiğini savunuyor ve komitenin bulgularının sonuçlarını kamuoyuna duyurmak için baskı yapacağını söylüyor.

Smith, “Tetikte olmalıyız. Bunu kamuoyuna duyurmaya devam edeceğiz, çünkü bu delilik,” dedi.

Okumaya Devam Et

Amerika

Musk halka arzla ilk trilyoner olmaya yaklaşıyor

Yayınlanma

SpaceX şirketinin 12 Haziran’da başlayacak halka arzı kapsamında hisse fiyatının 135 dolar olarak belirlenmesiyle Elon Musk’ın servetinin 988 milyar dolara ulaşması bekleniyor. Bloomberg’ün yaptığı hesaplamalara göre Musk’ın trilyoner unvanını alabilmesi için SpaceX hisselerinin ilk işlem gününde yüzde 2,2 oranında değer kazanması yetecek.

Uzay teknolojileri firması SpaceX’in gerçekleştireceği ilk halka arz (IPO) sonrasında milyarder iş insanı Elon Musk’ın kişisel servetinin 988 milyar dolara yükseleceği bildirildi.

Bloomberg’ün yaptığı hesaplamalara göre dünyanın en zengin insanı unvanına sahip olan Musk’ın ilk trilyoner statüsüne ulaşması için 12 milyar dolarlık bir bakiye kalıyor.

Ajans, bu eksik miktarın ünlü yönetmen Steven Spielberg’ün yaklaşık 12,2 milyar dolar değerindeki toplam servetine denk geldiğine dikkat çekti.

Halka arz sürecinde SpaceX hisselerinin birim fiyatının 135 dolar olarak belirlenmesi planlanıyor. Borsadaki işlemlerin 12 Haziran tarihinde başlayacağı belirtilirken, hisse değerinin ilk gün yüzde 2,2 oranında artarak 138 dolara yükselmesi durumunda Musk’ın serveti 1 trilyon dolar barajını aşmış olacak.

Halka arz için 1,75 trilyon dolarlık piyasa değeri hedefleniyor

Musk tarafından 2002 yılında kurulan SpaceX, bugüne kadar halka kapalı bir şirket olarak faaliyet gösterdi ve finansal verilerini resmi olarak kamuoyuyla paylaşmadı.

Musk, geçtiğimiz yaz döneminde SpaceX için halka arz sürecini başlatma teklifinde bulunmuştu. Reuters ajansının elde ettiği bilgilere göre şirket, halka arzda hisse başı sabit fiyatı 135 dolar olarak belirleyerek 75 milyar dolarlık rekor bir kaynak yaratmayı amaçlıyor.

Bu süreçte 555,6 milyon adet hissenin satışını planlayan şirketin hedeflediği toplam piyasa değeri ise 1,75 trilyon dolar seviyesinde bulunuyor.

Geçtiğimiz şubat ayında Musk, yapay zeka girişimi xAI ile SpaceX şirketlerini birleştirme kararı almıştı. Bloomberg ve The Wall Street Journal’ın konuya aşina kaynaklara dayandırdığı haberlerde, birleşen şirketlerin toplam piyasa değerinin 1,25 trilyon dolara ulaştığı aktarılmıştı.

Sabit fiyatlı halka arz yöntemiyle şirket, yatırımcı talepleri toplanmaya başlamadan önce her bir hissenin kesin satış bedelini önceden ilan etmiş oluyor.

Tesla hisselerinin performansı trilyonerlik sürecini etkileyebilir

Şu anda 54 yaşında olan Musk, dünyanın en zengin insanı konumunu sürdürüyor. Güncel verilere göre serveti 726 milyar dolar olarak hesaplanan Musk, Forbes’un en zengin milyarderler listesinde ilk sırada yer alıyor.

Musk, şubat ayında elde ettiği başarıyla tarihte serveti 800 milyar doları aşan ilk kişi unvanını kazanmıştı.

Bloomberg, Musk’ın gelecekteki servet seyrinin en büyük ikinci varlığı konumundaki Tesla Inc. hisselerinin performansına da bağlı olduğunu hatırlattı.

Tesla hisselerinin mayıs ayının ortasında kaydedilen 445 dolar seviyesine geri dönmesi durumunda, Musk’ın trilyoner unvanını alabilmesi için SpaceX hisselerinin ilk işlem gününde hızlı bir yükseliş kaydetmesine gerek kalmayacağı belirtiliyor.

Okumaya Devam Et

Amerika

ABD Temsilciler Meclisi, Trump’tan İran savaşını bitirmesini istedi

Yayınlanma

ABD Temsilciler Meclisi, Başkan Donald Trump’ın Kongre onayı olmadan İran’la yürüttüğü savaşı sona erdirmesini öngören savaş yetkileri kararını kabul etti. Karar, dört Cumhuriyetçi vekilin Demokratlara katılmasıyla 215’e karşı 208 oyla geçti ve Temsilciler Meclisi’nin çatışma konusunda ilk kez Beyaz Saray’a karşı çıkmasına işaret etti.

ABD Temsilciler Meclisi çarşamba günü, Başkan Donald Trump’ın Kongre yetkilendirmesi olmadan İran’la yürütülen savaşı sona erdirmesini zorunlu kılacak tedbiri kabul etti.

Bu oylama, alt kanadın çatışma konusunda ilk kez Beyaz Saray’a karşı çıkması anlamına geliyor.

Temsilciler Meclisi, savaş yetkileri kararını dört Cumhuriyetçi vekilin desteğiyle 215’e karşı 208 oyla kabul etti.

Daha önceki üç başarısız girişimde karara karşı oy kullanan Maine Demokratı Jared Golden da bu kez tutumunu değiştirerek destek verdi. Böylece Demokrat Parti saflarında konuya ilişkin tam birlik sağlandı.

Kentucky’den Cumhuriyetçi Temsilci Thomas Massie, Pensilvanya’dan Brian Fitzpatrick, Michigan’dan Tom Barrett ve Ohio’dan Warren Davidson Demokratlarla birlikte karar lehine oy kullandı.

Kararın kabul edilmesinin ardından Demokrat vekiller salonda alkışlarla tepki verdi.

Oylamanın, Kongre üyeleri Memorial Day tatili için Washington’dan ayrılmadan önce yapılması planlanıyordu. Ancak Temsilciler Meclisi’ndeki Cumhuriyetçi liderler, kararı engelleyecek yeterli sayıya sahip olmadıklarının anlaşılması üzerine oylamayı son anda gündemden çıkardı. Birden fazla Cumhuriyetçi vekil oturuma katılmamıştı. Diğer bazı Cumhuriyetçilerin de kararı desteklemesi bekleniyordu.

ABD Senatosu da mayıs ayında Trump’ın İran konusundaki yetkilerini sınırlamayı amaçlayan benzer bir düzenlemeyi ilerletmişti.

Dört Cumhuriyetçi senatör, bir Demokrat dışında tüm Demokratlarla birlikte hareket ederek sürecin ilerlemesini sağlamıştı. Yedi başarısız oylamanın ardından gelen bu gelişmede üç Cumhuriyetçi senatörün yokluğu da etkili olmuştu.

Ancak Senato’daki usul oylaması yalnızca olası kabul sürecinin ilk aşamasıydı. Cumhuriyetçilerin önümüzdeki günlerde tasarıyı engellemek için yeniden fırsat bulması bekleniyor.

Senato’nun Temsilciler Meclisi’nden geçen versiyonu ne zaman oylayacağı ise henüz netleşmedi. Temsilciler Meclisi Demokrat liderleri yayımladıkları açıklamada Senato Cumhuriyetçilerine “doğru olanı yapmaları” çağrısında bulundu.

Bazı Cumhuriyetçilerin savaşa verdiği destek, çatışmanın 1973 tarihli Savaş Yetkileri Yasası’nda öngörülen 60 günlük süreyi aşmasının ardından zayıflamaya başladı. Söz konusu yasa, Kongre savaş için yetki vermemişse başkanın silahlı kuvvetleri çatışma alanından çekmesini öngörüyor.

Çatışma 1 Mayıs’ta bu süreyi aşmıştı. Ancak Trump yönetimi, nisan ayının başlarında yürürlüğe giren kırılgan ateşkesin süre hesabını durdurduğunu belirtti. Buna rağmen her iki taraf da o tarihten sonra saldırılar gerçekleştirdi.

Trump yönetimi ayrıca 1973 tarihli Savaş Yetkileri Yasası’nın Anayasa’ya aykırı olduğunu ifade ediyor. Ancak bu görüş şimdiye kadar herhangi bir mahkeme tarafından test edilmedi.

Trump’ın İran konusundaki askeri yetkilerini sınırlayan girişimlere destek veren Cumhuriyetçiler, savaşın Kongre onayı olmadan sürdürülmesinden ve çatışmayı sona erdirecek bir stratejinin bulunmamasından rahatsızlık duyuyor.

Bazıları savaşın kamuoyundaki düşük desteğinin ve ekonomik sonuçlarının, kasım ayında yapılacak ara seçimlerin ardından Cumhuriyetçilerin Kongre üzerindeki kontrolünü sürdürme ihtimaline zarar verebileceğinden endişe ediyor.

Senato adaylığı için kampanya yürüten Iowa Cumhuriyetçisi Ashley Hinson, geçen hafta bir seçim etkinliğinde yaptığı özel bir görüşmede savaşın “önümüzdeki birkaç haftanın ötesine” uzaması halinde siyasi açıdan yük haline gelebileceğini söyledi.

CBS News’in ulaştığı ses kaydına göre Hinson, savaşın devam etmesinin “siyasi bir yükümlülük” oluşturabileceğini ifade etti.

Trump ise geçen ay yaptığı açıklamada ara seçimler öncesinde İran’la anlaşmaya varmak konusunda acele etmediğini söyledi.

Trump, “Herkes ‘Ara seçimler geliyor, acele ediyorum’ diyor. Hiç acelem yok” ifadelerini kullandı.

Çarşamba günü kabul edilen karar, Nisan ayında Temsilciler Meclisi Dış İlişkiler Komisyonu’nun kıdemli Demokrat üyesi New York Temsilcisi Gregory Meeks tarafından sunuldu.

Karar, Kongre savaş ilan etmediği veya askeri güç kullanımına yetki vermediği sürece başkana “Amerika Birleşik Devletleri Silahlı Kuvvetlerini İran’la yürütülen çatışmalardan çekme” talimatı veriyor.

Temsilciler Meclisi Dış İlişkiler Komisyonu Başkanı olan Florida Cumhuriyetçisi Brian Mast ise çarşamba günü daha önce yaptığı açıklamada kararı “aptalca bir siyasi oylama” olarak nitelendirdi.

Mast, kararın “başkanın İran’la yürüttüğü müzakerelerde elini zayıflattığını” söyledi.

Oylamanın ardından konuşan Meeks ise savaş yetkileri kararlarının İran’la yürütülen müzakerelerde başkanı zayıflattığı yönündeki değerlendirmeyi reddetti.

Demokratların İran savaşını sona erdirmek için benzer oylamaları gündeme getirip getirmeyeceği sorulduğunda Meeks, gazetecilere, “Görevimizi yapmayı sürdüreceğimizi bekleyebilirsiniz” dedi.

Meeks, “Anayasal sorumluluklarımızı yerine getirmeye devam edeceğiz” ifadelerini kullandı.

Mayıs ayında da benzer bir savaş yetkileri kararına destek veren Fitzpatrick ise, “Yasa yasadır” dedi.

Fitzpatrick, “Yasaya uymak zorundayız. Yürürlükte bir yasa var” ifadelerini kullandı.

Cumhuriyetçi vekil sözlerini şöyle sürdürdü:

“Önünüzde iki seçenek var. Ya yasaya uyarsınız ya da yasayı değiştirirsiniz. Yasayı ihlal edemezsiniz. Bu bir seçenek değil.”

20 Mayıs’taki genel kurul görüşmeleri sırasında Demokratlar, Cumhuriyetçilerin neden Trump’ın İran’a yönelik askeri operasyonlarına hukuki çerçeve sağlayacak bir askeri güç kullanım yetkisi oylaması düzenlemediğini sorguladı.

Meeks, “Cumhuriyetçi meslektaşlarım bunun haklı olduğuna inanıyorsa, askeri güç kullanım yetkisini öngören bir tasarıyı genel kurul gündemine getirmeliler” dedi.

Barrett tarafından mayıs ayının başlarında sunulan böyle bir askeri güç kullanım yetkisi tasarısının ise şimdiye kadar kayda değer destek toplamadığı belirtiliyor.

Cumhuriyetçilerle birlikte hareket eden Kaliforniyalı bağımsız Temsilci Kevin Kiley ise Kongre’nin yetkisini ortaya koyması için “daha iyi araçlar” bulunduğunu söyledi.

Kiley, Kongre’nin bütçe üzerindeki yetkisine atıfta bulunarak, “Fonların nasıl kullanılacağı konusunda yönlendirme yapma imkanımız var” dedi.

Kiley, “İnsanların eldeki bütün araçları kullanmak istemesini anlıyorum. Ancak Kongre’nin burada gerçekten etkili sonuçlar doğurabilecek gözetim araçlarını ve Anayasa’nın birinci maddesinden kaynaklanan yetkilerini kullanması gerektiğine inanıyorum” ifadelerini kullandı.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English