Amerika
NATO 3.0’un mucidi: Elbridge Colby

Ankara zirvesinin işaret fişeğini ateşleyeceği umulan yeni NATO konseptinin (“NATO 3.0”) mucidi, Pentagon müsteşarı olarak görev yapan Elbridge Colby.
Geçen şubat ayında, NATO savunma bakanları toplantısında Pentagon şefi Pete Hegseth’in yerine önemli bir konuşma yapmıştı. ABD’nin temsilci profilinin düşüklüğü, Trump yönetiminin NATO’ya verdiği önemin azaldığına delalet sayılmıştı; fakat Colby, bir “teorisyen” olarak, üstelik ABD’nin askeri varlığını Avrupa ve Orta Doğu’dan Asya-Pasifik’e kesin olarak kaydırmasının savunucusu olarak, müttefiklerine yeni ev ödevleri vermeye gelmişti.
ABD’nin son Ulusal Güvenlik Stratejisi’nin gayriresmi yazarı olarak da bilinen Colby, konuşmasında Soğuk Savaş sonrasında içine girilen “tek kutuplu dünya” momentinin ortadan kalktığını kabul ediyor ve güç siyaseti ile geniş çaplı askeri kuvvet kullanımının dünya sahnesine geri döndüğünü ilan ediyordu: Artık gerçekçiliğe ve uyum sağlama yeteneğine ihtiyaç vardı.
Müsteşar, hemen sadede geliyor ve bu yeni durum ışığında, ABD’nin, “Amerikalıların çıkarlarına yönelik en ciddi tehditlere”, özellikle de “ABD ana vatanının savunmasına” ve “Batı Yarımküre”deki çıkarlarına öncelik verdiğini; ayrıca Batı Pasifik’te “engelleme yoluyla caydırıcılık” ilkesini güçlendirdiğini ilan ediyordu (Colby, Hint-Pasifik bölgesinin “artık jeopolitikanın merkezi bir sahnesi olduğu[nu]” da ileri sürüyordu; Colby’nin Asya’ya dair fikirlerine aşağıda tekrar geleceğiz).
Tüm bu önceliklere eşlik eden, daha doğrusu Amerikan “müttefiklerine” bu yeni ABD stratejisinde düşen rol ise şuydu: “Potansiyel rakiplerin koordineli bir şekilde ya da fırsatçı bir yaklaşımla birden fazla cephede eşzamanlı olarak harekete geçme olasılığına karşı” hazırlıklı olmak.
Soğuk Savaş’ta Sovyetler Birliği’ne ve komünizme karşı Avrupa’nın korunması (“NATO 1.0”); Sovyetler Birliği ortadan kalktıktan sonra NATO operasyonlarının Kıta dışına kayması ve Avrupa’nın “savunmasını” ABD’ye tamamen ihale etmesi (“NATO 2.0”); ve şimdi de “çok kutupluluk” anında ABD’nin Çin’in yükselişine karşı Asya-Pasifik’e odaklanabilmesi için “yük paylaşımına” gidilmesi (“NATO 3.0”)… Colby’nin söylediklerinin özeti bu: “Ulusal Güvenlik Stratejisi (NSS) ve Ulusal Savunma Stratejisi (NDS) tarafından ortaya konan temel stratejik gerçek şudur,” diyordu müsteşar, “Avrupa, kendi konvansiyonel savunması konusunda birincil sorumluluğu üstlenmeli.”
Bu kapsamda, ABD artık yalnızca Amerikan gücünün belirleyici bir rol oynayabileceği sahnelere ve zorluklara öncelik verecekti. Colby’ye göre bu, Avrupa’dan geri çekilme anlamına gelmiyordu. “Aksine,” diyordu Colby, “Bu, stratejik pragmatizmin bir teyidi ve müttefiklerimizin, hepimizi daha güçlü ve daha güvenli hale getirecek şekilde Avrupa’nın savunmasında öne çıkıp liderlik etme konusundaki yadsınamaz yeteneğinin kabulü.”
Dolayısıyla, ABD’nin Avrupa’nın “başlıca konvansiyonel savunucusu” olarak “süresiz bir şekilde” görev yaparken aynı zamanda dünyanın geri kalan her yerinde de “belirleyici yükü üstlenebileceğini varsayan” bir strateji, “ne sürdürülebilir ne de akıllıca” idi.
Peki ne olacaktı? Colby, savunma harcamalarının düzeyinin önemini kabul ediyor ve bunun yerini tutacak başka bir şeyin olmadığını söylüyordu. Fakat nihayetinde asıl önemli olan, ona göre, bu kaynakların neyi ortaya çıkardığıydı: Savaşa hazır kuvvetler, kullanıma hazır mühimmat, dayanıklı lojistik ve zorlu koşullarda geniş ölçekte işlev gören entegre komuta yapıları.
Zurnanın zırt dediği yer de burası. Colby, Pentagon’daki “inovatif” dönüşüme benzer şekilde, Avrupalı NATO üyelerinin de askeri olarak dönüşmesini öneriyordu: Bürokratik ve düzenleyici durgunluğa karşı, savaşma etkinliğine öncelik vermek.
Bunun anlamı, “barış zamanı siyaseti”nden ziyade “modern çatışmaların gerçeklerini” yansıtan, “kuvvet yapısı, hazırlık durumu, stoklar ve sanayi kapasitesi konusunda zorlu kararlar almak” idi.
Pentagon içinde ayrışma
Uzun yıllardır Avrupa ve Orta Doğu’yu müttefiklere bırakıp Asya’ya odaklanmayı savunan Colby’nin Pentagon’daki güçlü pozisyonu, Amerikan siyasetinde ayrışmanın taraflarını da belirginleştiriyor.
Geçen yaz meydana gelen 12 günlük İran savaşı bu meseleyi daha da alevlendirmişti. Buna göre ABD Merkez Komutanlığı (CENTCOM) bir tarafta, Colby’nin başını çektiği “Asyacılar” ise diğer taraftaydı. CENTCOM Komutanı Michael “Erik” Kurilla, İran’ın misillemelerinin artmasıyla birlikte İsrail’i savunmak için daha fazla kaynak ayrılmasını savunurken, ABD’nin askeri olarak Çin’e ve Hint-Pasifik’e odaklanmasını savunan Colby, askeri varlıkların Asya’dan Orta Doğu’ya aktarılmasına karşı çıkıyordu.
Colby’nin muhalefetinin nedeni, Nisan 2025’te Güney Kore’deki Patriot füze bataryasının Orta Doğu’ya taşınması gibi konuşlandırmaların, ABD’nin Çin veya Kore Demokratik Halk Cumhuriyeti ile gelecekteki çatışmalarda hazırlık durumunu zedeleyebileceği endişesiydi.
Colby, geçen sene temmuz ayında POLITICO‘ya verdiği bir mülakatta, kişisel görüşünün, NATO’nun doğusunu savunmak için, ABD’nin Tayvan’ı savunma kabiliyetini azaltmayacak miktarda kuvvet ayırmak gerektiği yönünde olduğunu vurgulamıştı.
Colby ayrıca uzun menzilli ateş, lojistik, komuta kontrol ve C4ISR olarak bilinen lojistik, mühimmat ve hava savunması gibi “kilit yetenekleri”, ABD’nin Avrupa’ya değil Asya’ya odaklanması gereken alanlar olarak göstermişti.
Avrupa’ya “Çin merceğinden” bakmak
Daha önce de ABD’nin Ukrayna’ya taahhütlerinin fazla olduğunu savunan Colby, ülkesine ve çıkarlarına yönelik en somut meydan okumanın, iktisadi ve askeri olarak Çin’den geldiğinin altını çizmişti.
Ukrayna’ya da “Çin merceğinden” baktığını söyleyen stratejist, Kiev’e bir anda tüm yardımların kesilmesini söylemediğini, Rusya’nın yaptıklarının “şeytani” olduğunu ama ABD’nin yaptığı yardımların Amerikalıların somut çıkarlarıyla uyuşmadığını savunuyordu.
Colby, şu anda ABD Başkanının danışmanı olsa ne yapmasını tavsiye edeceği yönündeki bir soruya şu cevabı veriyordu:
“Şöyle derdim: ‘Şu anda Ukrayna hakkında konuşmak istemiyorum. Önce Tayvan, Çin ve Asya hakkında konuşacağız ve bu sorunu tatmin edici bir şekilde çözdükten sonra Ukrayna için zaman, siyasi sermaye ve kaynak harcayacağız.’”
O dönem Financial Times (FT), Colby’nin İngiliz yetkililere Trump yönetiminin İngiliz ordusunun Avrupa-Atlantik bölgesine odaklanmasını artırması gerektiğini söylediğini aktarmıştı.
2024 yılında verdiği bir mülakatta Cumhuriyetçilerin oy tabanının işçi sınıfı ve orta sınıf Amerikalılardan oluştuğunu savunan Colby, Washington’ın dış siyasetinin bu oy tabanına hizmet etmediğini söylüyordu.
Maksimalist bir dış siyasetin “felaket” getirdiğini kaydeden müsteşar, Amerikalıların “sonsuz savaşlardan” bıktığını belirtiyordu.
Çin takıntısı
Yakın çevresindeki bazı isimler, Colby’nin “takıntı derecesinde” Çin ile ilgili olduğunu söylüyor.
Geçen sene Semafor’da çıkan bir habere göre, Colby Asya’ya o kadar odaklanmış durumda ki, “Trump’ın sadık destekçileri de dahil olmak üzere dış politikada başka bir şey yapan herkesle ters düşüyor.”
Colby’ye göre, ABD’nin askeri ve iktisadi kaynaklarını yönlendirmesi gereken esas nokta Tayvan. Çin’in “Yeni Sovyetler Birliği” olduğunu öne süren Colby, NATO’nun şu anda her şeyi ABD’nin yaptığı bir “Soğuk Savaş sonrası” zihniyeti ile çalıştığını, ihtiyaç duydukları şeyin ise yükün bölüşüldüğü “Soğuk Savaş zihniyeti” olduğunu belirtiyor.
Çin’in Tayvan’a askeri müdahalede bulunması durumunda ABD’nin kararlılıkla karşı koyması gerektiğini belirten Colby, bu müdahaleye Çin anakarasındaki seçilmiş hedeflere yönelik saldırıların da dahil olduğunu kaydediyor.
“Savaş başladığında konvansiyonel bir muharebenin marjinal ucuna doğru kaymamalıyız,” diyen Colby, mümkün olan her şekilde konvansiyonel bir savaşa hazırlanmak gerektiğini vurguluyor.
Colby’ye göre, ABD’nin Tayvan Boğazındaki askeri varlığını azaltması nedeniyle Tayvan’da bir savaş artık daha yakın. Ona göre ABD, 1930’ların sonundaki Britanya’nın darboğazdaki durumuna bir hayli benziyor: Zayıf görünüp savaştan kaçınabilirsiniz ama tüm hayati çıkarlarınız zedelenir; güçlü görünüp silahlanırsanız, rakibinizin size askeri olarak yanıt verme ihtimali artar.
Asya stratejisi: Çin’in kazanamamasını temin etmek
Öte yandan Colby’nin Çin karşıtı pozisyonunun çatısının da ihtiyatlarla çatıldığına işaret etmek gerekiyor.
Geçen ocak ayında Güney Kore’deki Sejong Enstitüsü’nde bir konuşma yapan Colby, hükümetinin Asya’daki politikalarının köşe taşlarını özetledi.
Yukarıda da değindiğimiz gibi, Hint-Pasifik bölgesini artık “küresel büyümenin ana merkezlerinden biri, Güney Kore de dahil olmak üzere küresel üretimin merkezi ve 21. yüzyılın jeopolitik ekseni” olarak tanımlayan Colby, “Sonuç olarak, bu belgelerin de açıkça belirttiği gibi, Amerikalıların uzun vadeli güvenliği, refahı ve özgürlükleri, bu bölgedeki gelişmeler tarafından belirleyici bir şekilde şekillenecek,” diyordu.
Fakat Asya’da “tatmin edici bir istikrar”ın “afili retorik, varsayılan normlar veya görünüşte iyi niyetlerle” elde edilip korunamayacağını kabul eden Colby, bu istikrarın ancak “bölgenin tek bir devlet tarafından hakimiyet altına alınmasını önleyen, kalıcı ve elverişli bir güç dengesi ile” korunabileceğini savunuyordu:
“Bu bağlamda, Amerika’nın Asya’daki savunma politikasının hedefi herkes için açık ve makul olmalı. Bu hedef, Çin veya başka herhangi bir ülkeyle çatışma değil. Amaç, Amerikalılar, müttefiklerimiz ve aslında tüm bölge için uygun olan makul bir denge sağlamak. Bu, formalist ve katı bir bölgesel düzen değil, uyarlanabilir ve gelişen bir düzen. Hegemonyadan ziyade, egemenliğin saygı gördüğü ve barışın sürdürüldüğü, rahatlatıcı hayallerle değil, netlik, güç ve kararlılıkla tanımlanan uygun bir denge ile tanımlanan bir düzen.”
Bu stratejinin, “güvenilir caydırıcılık ve stratejik dengeye dayanan bir istikrar yoluyla Amerika ve müttefiklerinin çıkarlarının korunması” ile ilgili olduğunun altını çizen müsteşar, ABD’nin Çin’i egemenliği altına almaya, onu boğmaya veya küçük düşürmeye çalışmadığını savunuyordu:
“Aradığımız şey –ve Başkanın sürekli olarak ifade ettiği gibi– Amerikalılar ve müttefiklerimiz için uygun olan, hiçbir devletin hegemonyasını dayatamayacağı, gerçekten istikrarlı bir denge: elverişli bir güç dengesi.”
Pekin’de rejim değişikliği peşinde olmadıklarını, Çin’i domine etmeye çalışmadıklarını söyleyen Colby, “Çin’in gururlu tarihini kabul ediyor ve saygı duyuyoruz,” diyordu. Amerikalı stratejistin önerdiği şey, Hint-Pasifik’te “ilk ada zinciri boyunca reddetme yoluyla caydırıcılık” idi.
Colby’ye göre ABD Batı Pasifik’te, ilk ada zinciri boyunca “saldırganlığın imkansız, tırmanmanın cazip olmayan ve savaşın gerçekten mantıksız” olmasını sağlayan bir askeri duruş oluşturmaya odaklanıyordu.
Bu da Japonya, Filipinler, Kore Yarımadası ve bölgenin diğer yerlerinde “dayanıklı, yayılmış ve modernize edilmiş bir kuvvet postürü”, askeri güçle “hızlı veya belirleyici kazanımları engellemek” için optimize edilmiş, “kırılgan değil dayanıklı” ve ABD’yi “barış ve istikrar arayışında bir araya getiren bir postürü” içeriyordu.
Colby şöyle devam ediyordu:
“Bu tür bir istikrarlı barış, caydırıcılıkla desteklenmeli ve bu nedenle sert güç kapasitesi, yeteneği ve iradesi ile güvence altına alınmalı; elbette bizimki, ama aynı zamanda müttefiklerimizin de.”
Dolayısıyla, ABD ve Colby’nin Avrupalı “müttefikleri” için uygun gördükleri rolün bir benzerini Asyalılar için de düşündüğü kendiliğinden ortaya çıkıyor olmalı. “NATO 3.0” konseptinin ilan edileceği Ankara zirvesine Asyalı ortakların çağrılması bir yana, zaten Colby de bu konuşmasında, Avrupalıların temel askeri işlevler için GSYİH’nin %3,5’ini ayırmayı taahhüt etmesine atıf yaparak, “Fakat bu ilkelerin Avrupa’da olduğu kadar Asya’da da geçerli olduğunu vurgulamalıyım,” diyordu.
“Yük paylaşımı” mı, “yük değişimi” mi?
Yakın zamanda CFR’a verdiği mülakatta Colby, NATO 3.0 hakkında çok açık konuşuyor: ABD daha fazla savaşa gireceği için, ittifak içinde “rekalibrasyon” gerekiyor.
ABD’de ordu için ayrılan bütçenin büyüklüğüne de işaret eden Colby, net bir şekilde “ulusal bir seferberlik”ten bahsediyor; savunma sanayii tabanının genişlemesini istiyor; büyük ölçekli üretim istiyor.
Avrupalılar ve Asyalılara düşen rol, Amerikan silahları satın almak ve Amerikan askeri standartlarına uyum sağlamak; Colby bu konuda da açık konuşuyor. Sanayi üretiminde senkronizasyon bu işin temeli ve görünen o ki, Ankara zirvesi önceside Mark Rutte ve Ursula von der Leyen gibi isimlerin yazdıkları, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın NATO Parlamenter Asamblesinde yaptığı konuşmadaki “Teksas’tan Kaliforniya’ya” vurgusu, mesajın alındığını ve bazı yolların kat edildiğini gösteriyor.
Bu, Çin konusunda farklı çıkarlara sahip Avrupalı NATO ülkelerinin sanayisine “yem” konusunda önemli bir eşiğin aşılabileceğini gösteriyor.
Amerika
ABD, Latin Amerika’ya yüzlerce asker gönderiyor

ABD, Latin Amerika’daki yerel güçlerle eğitim ve tatbikatlar gerçekleştirmek üzere yüzlerce askerini bölgeye gönderiyor.
New York Times’a konuşan isimsiz yetkililer, New York eyaletindeki Fort Drum’da bulunan 10. Dağ Tümenine bağlı 600 kişilik taburun ilk birimlerinin Panama’daki yeni orman eğitim tesisine konuşlandırılmaya başladığını belirtti.
Yetkililer, birliklerin nihayetinde Kolombiya ve Honduras’taki yerel güçlerle eğitim yapacağını ve ayrıca, uyuşturucu kaçakçılığıyla suçlanan kişilere yönelik baskınlar düzenleyen ordulara danışmanlık yapan ABD Özel Harekat birliklerine destek verebileceğini belirtti.
Orta ve Güney Amerika’ya yapılan konuşlandırmaların yanı sıra, yetkililer, 10. Dağ Tümeninden birkaç yüz askerin, Miami’de bulunan “Batı Yarımküre operasyonları” için yeni bir komutanlığın kadrosuna katılmasının planlandığını da ifade etti.
Savunma Bakanı Pete Hegseth, ordunun uyuşturucu kartellerine karşı faaliyetlerini denetlemek üzere yakın zamanda Pentagon bünyesinde bir ofis kurdu.
Daha önce haber yapılmamış olan bu konuşlandırmalar ve genişleyen karargah, Pentagon’un son dönemde birkaç MQ-9 Reaper insansız hava aracını Afrika’dan Kolombiya ve Ekvador’a nakletmesiyle birlikte, Savunma Bakanlığı’nın bölgedeki uyuşturucu kaçakçılarına karşı mücadelesinin en son genişlemesini işaret ediyor.
Araştırma grubu Washington Office on Latin America’nın Savunma Denetimi Direktörü Adam Isacson, “işgal veya doğal afetler gibi olağanüstü durumlar hariç, 600’e yaklaşan herhangi bir ABD askerinin bölgeye konuşlandırılmasını” hatırlamadığını söyledi.
Bu hamleler, Trump yönetiminin bölge genelindeki liderleri uyuşturucu kaçakçılığı gruplarına karşı askeri operasyonlarını artırmaya ve ABD ile ortak operasyonlara izin vermeye çağırdığı bir dönemde gerçekleşiyor.
Latin Amerika’nın büyük bir kısmından sorumlu en üst düzey ABD askeri komutanı General Francis L. Donovan, ABD’nin operasyonlarını teknelere yönelik saldırılardan karada gerçekleştirilen saldırılara doğru genişletmeyi planladığını belirtti.
ABD’nin Latin Amerika topraklarında operasyon düzenleme olasılığı, egemenlik konusunda endişelere yol açarken, bölgedeki uzun ve kanlı ABD müdahalesi tarihini de akıllara getirdi.
Birçok Latin Amerika ülkesi, suç örgütleriyle mücadele etmek amacıyla ABD öncülüğündeki yeni bir siyasi ve askeri ittifaka katılmış olsa da, Kolombiya ve Honduras dahil olmak üzere sadece birkaçı sınırları içinde ortak operasyonlara izin vermeyi resmi olarak kabul etti.
Her iki ülke de Başkan Donald Trump tarafından desteklenen ve yeni seçilmiş başkanlar tarafından yönetiliyor.
Bu konuşlandırmalar, ABD’nin İran’a karşı yürüttüğü savaşın, savaş uçakları ve uçak gemilerinden gözetleme insansız hava araçları ve yakıt ikmal uçaklarına kadar tüm askeri gücü zorladığı bir dönemde gerçekleşiyor.
Savaş ayrıca Pentagon’un kritik mühimmat stoklarını da tüketmiş durumda.
Ordunun Güney Komutanlığı (SOUTHCOM), yeni konuşlandırmalarla ilgili soruları Pentagon’a yönlendirdi.
Pentagon ise yaptığı açıklamada, bu hamleler hakkında yorum yapmaktan kaçındı fakat bakanlığın “işbirliğini derinleştirmek ve yarımküredeki tehdit ağlarına karşı sürekli baskı uygulamak için yetkin müttefikler ve ortaklarla çalışma yaklaşımına” bağlı olduğunu belirtti.
Trump yönetimi, Latin Amerika’da daha fazla etki yaratmayı bir öncelik haline getirdi.
Yönetim, kartellerin çökertilmesine yardım etme sözü veren, ABD’nin de dahil olduğu 19 bölgesel ortaktan oluşan bir askeri koalisyon kurdu.
Grubun resmi sloganı, “Kötü insanlara kötü şeyler yaparız.”
Bu haftanın başlarında, Kara Kuvvetleri’nin Batı Yarımküre Komutanlığı’nın başındaki General Joseph A. Ryan, ABD ordusunun on yıllardır ana odak noktası olmayan bir bölgeye geri dönerken karşı karşıya kaldığı ciddi zorlukları anlattı.
General Ryan, bu bölgenin Çin’in iktisadi etkisinin giderek arttığı ve uyuşturucu kartellerinin yasadışı ürünlerini satmak için sofistike küresel ağlar kurduğu bir bölge olduğunu ileri sürdü.
General Ryan, pazartesi günü Washington’da düzenlenen ABD Ordusu Derneği’nin yıllık konferansında yaptığı konuşmada şunları söyledi:
“Bölgedeki iktisadi hakimiyeti bir rakibe kaptırdık ve bu bir gerçek. Şu anda, daha önce vazgeçtiğimiz birçok alanda —deniz ve kara, insani alan, bilişsel alan— kontrolü geri kazanmak için mücadele ediyoruz.”
General Ryan, ABD Güney Komutanlığı’nın kartellerden kaynaklanan en acil tehditlere karşı koymak için bölgedeki ordularla yapılan eğitim ve tatbikatları güçlendirdiğini belirtti.
Yetkililer, 10. Dağ Piyade Tümeni askerlerinin konuşlandırılmasının Trump yönetiminin yeni odak noktasıyla uyumlu olduğunu belirtti.
Yetkililer, askerlerin ilk olarak Panama’ya gideceklerini ve burada orman eğitim tatbikatlarına katılacaklarını söyledi.
Oradan Kolombiya’ya geçecekler ve yetkililerin “Southern Vanguard” olarak adlandırdığı, bu ayın sonlarında başlaması planlanan tatbikata katılacaklar.
Diğer rotasyon grupları ise yerel ortaklarla eğitim yapmak üzere Honduras’a gidecek.
Askerlerin bir kısmı, bölgedeki ABD helikopterlerine ek güvenlik sağlamak için görevlendirilebilir.
Bu helikopterler, ABD Özel Harekat güçlerine destek sağlıyor.
Yetkililer, 10. Dağ Piyade Tümeni askerlerinin, yerel ortak ordulara danışmanlık yapan Özel Harekat güçlerinin başı belaya girmesi durumunda müdahale etmek için de kullanılabileceğini belirtti.
Bu rotasyonlar geçici nitelikte olmakla birlikte, ABD ordusunun bölgedeki varlığının daha kalıcı bir parçası haline gelebilir.
Hegseth, ABD Güney Komutanlığı’nın bölgede daha saldırgan bir tutum sergilemesi için baskı yaparken, bazı üst düzey ABD’li yetkililer, kendisinin ve Trump yönetiminin diğer liderlerinin operasyon için net bir hedef ortaya koymadıkları konusunda endişelerini dile getirdiler.
Silahlı gruplar ABD askerlerine saldırırsa, Trump yönetimi durumu tırmandırmak zorunda kalabilir.
Bir yetkili, İran savaşı ve Avrupa ile Asya’daki yükümlülükler nedeniyle zaten zor durumda olan ABD kuvvetlerinin, oradan çekilmeye yönelik net bir plan olmaksızın dünyanın başka bir bölgesinde yaşanan çatışmaya daha da derin bir şekilde sürüklenebileceğini belirtti.
Ağustos ayında, ordunun Güney Komutanlığı, Batı Yarımküre Müşterek Görev Gücü’nü duyurarak, bölgesel müttefiklerle işbirliği içinde uyuşturucuya karşı mücadelesini genişletmek için gerekli altyapıyı oluşturdu.
Amerika
Mamdani, NYPD şefi Tisch’in arkasında durdu

New York Belediye Başkanı Zohran Mamdani, NYPD Komiseri Jessica Tisch’in görevden alınması yönündeki çağrıları reddetti.
Manhattan’da bir Göçmenlik ve Gümrük Muhafaza (ICE) ajanı tarafından bir erkeğin vurulmasının ardından protestocuların polisle çatışmasından birkaç gün sonra, Amerika Demokratik Sosyalistleri (DSA) ve belediye başkanının bizzat desteklediği iki aday da dahil olmak üzere birçok solcu ses, polis şefinin görevden alınmasını talep etti.
Fakat Mamdani, Queens’te meydana gelen ve bu olayla ilgisi olmayan bir olayın ardından talepleri reddetti.
“Jessica Tisch polis komiseri ve bunu değiştirmeye niyetim yok,” diyen belediye başkanı bir muhabire verdiği demeçte, hem kendi liderliği hem de selefi Belediye Başkanı Eric Adams döneminde Tisch’in başarılarını övdü:
“Jessica Tisch’i polis komiseri olarak atama kararını almamın nedeni, NYPD’nin üst kademelerindeki yolsuzluğu kökünden söküp, aynı zamanda şehrimiz genelinde suç oranını düşürme konusundaki başarılarıydı.”
Kısa bir süre sonra belediye başkanı ve Tisch, ölen polis memurlarını anmak amacıyla düzenlenen bir etkinliğe birlikte katıldılar.
Bu etkinlikte belediye başkanı, onunla birlikte yer alma fırsatını “bir ayrıcalık” olarak nitelendirdi.
Bu tür söylemler, Mamdani’nin siyasi müttefiklerinin son günlerde komiseri hedef alan öfkeli tepkilerinden çok uzak.
Belediye başkanının desteğiyle Haziran ayında yapılan ön seçimlerde Temsilci Adriano Espaillat’ı mağlup eden Demokrat Kongre adayı Darializa Avila Chevalier, komiseri X üzerinden protestoları kontrol altına alarak New York’un sığınak şehir politikalarının “ruhunu ihlal etmekle” suçladı ve “Komiser Tisch istifa etmelidir” talebinde bulundu.
Bu yaz Mamdani’nin desteğiyle büyük bir başarı elde eden bir başka solcu aday olan Demokrat Meclis adayı Illapa Sairitupac ise, X hesabında “Tisch’i kovun” yazısını paylaştı.
Bu isimlerin her ikisi de DSA üyesi. Bu ulusal örgütün cumartesi günü attığı tweet’te, “Belediye Başkanı Zohran Mamdani’den NYPD Komiseri Jessica Tisch’i kovmasını talep ediyoruz,” denildi.
Mamdani’nin uzun süredir üyesi olduğu ve yönetimi ile yakın bağları bulunan DSA’nın New York Şubesi de komiserin, “federal göçmenlik uygulamalarıyla polisin suç ortaklığı” olarak görülen duruma son vermediği sürece “görevden alınması gerektiğini” belirtti.
Mamdani ise pazartesi günü NYPD’nin güç kullanımı politikalarının gözden geçirileceğini duyurarak eleştirileri yatıştırmaya çalıştı.
Belediye başkanı ve komiser, protestolarla ilgilenen ve Mamdani’nin uzun süredir lağvetmeye söz verdiği Stratejik Müdahale Grubu (SRG) konusunda kamuoyu önünde fikir ayrılığına düştü.
Tisch birimin mevcut haliyle kalması gerektiğini savunuyor.
Mamdani, bu konuda komiserin kararını geçersiz kılmak için harekete geçmedi fakat SRG’den tutuklama yapmadan önce Belediye Binası’ndan doğrudan onay almasını şart koştu.
Geçtiğimiz hafta, “demokratik sosyalist” belediye başkanı ile onu iktidara taşıyan hareket arasında bugüne kadarki en belirgin ayrılık yaşandı.
Mamdani, geçen çarşamba günü 7 Ekim 2023 Aksa Tufanı operasyonunun kurbanlarını anmak için düzenlenen anma törenine katılması nedeniyle sol gruplardan yuhalamalara ve “hain” sloganlarına maruz kaldı.
Jessica Tisch, New York’un en önemli zenginlerinden James Tisch’in kızı.
Amerika
Cumhuriyetçiler için Temsilciler Meclisi artık “kaybedilmiş bir dava”

Kongre’deki bazı üst düzey Cumhuriyetçiler, ara seçimlerde Temsilciler Meclisi’ndeki kontrolü ellerinde tutmalarının muhtemelen imkânsız olduğu sonucuna vardı.
POLITICO’ya göre parti yöneticileri şu anda yenilginin boyutunu sınırlandırmaya ve partinin Senato’daki çoğunluğunu korumaya odaklanmış durumdadırlar.
Beş üst düzey Cumhuriyetçi milletvekili, POLITICO’ya Temsilciler Meclisi’nin fiilen kaybedildiğini söyledi.
Üst düzey bir Cumhuriyetçi Kongre üyesi, bu noktada partinin hedefinin “mümkün olduğunca çok sayıda Cumhuriyetçi koltuğu kurtarmak” olduğunu söyledi.
Bu kişiye göre, başkan bu konuda yardımcı olmuyor:
“Başkan Trump bu seçimi tamamen kendisiyle ilgili hale getirdi. Şimdi bu siyasi fırtınadan sağ çıkmamız gerekiyor.”
Kongre’deki ikinci bir Cumhuriyetçi üye, seçim kampanyası reklamlarının gidişatının ara seçimlerde hangi tarafın kontrolü elinde tuttuğunu açıkça ortaya koyduğunu söyledi.
Bu milletvekili, Demokratların yaklaşık 10 sandalye kazanacağını ve bunun Meclisi kontrol altına almak için fazlasıyla yeterli olacağını öngördü.
Bu kişi, Florida ve Teksas gibi yeniden seçim bölgeleri çizilen “kırmızı eyaletlerde” bile Cumhuriyetçi adayların “tırnaklarıyla tutunmaya çalıştıklarını” belirtti.
Cumhuriyetçiler, artık kazanılmayacağını düşündükleri birkaç çekişmeli Temsilciler Meclisi seçim bölgesinden çoktan çekildiler.
Bunlara Iowa’dan Temsilci Mariannette Miller-Meeks ve New Jersey’den Tom Kean Jr.’ın elinde bulunan bölgeler de dahil. Trump, bu bölgeleri iki yıl önce kazanmıştı.
Parti geçen hafta, emekliye ayrılan Temsilci Don Bacon’ın elinde bulunan Omaha merkezli bir seçim bölgesinden de vazgeçti.
Trump yönetimi yetkilileri ve diğer üst düzey Cumhuriyetçi parti yetkilileri, reklam bütçesini daha etkili olabilecek seçim yarışlarına kaydırmak amacıyla önümüzdeki günlerde daha fazla adayın listeden çıkarılabileceğini belirtiyor.
Cumhuriyetçi gruplar, bir zamanlar Demokratları koltuklarından etmek umuduyla girdikleri birçok yarıştan şimdiden vazgeçti.
Cumhuriyetçi Parti, Orta Batı’da aşırı baskı altında bulunuyor ve şu anda Iowa, Nebraska ve Kansas gibi bir zamanlar MAGA’ya sadık eyaletlerdeki Senato koltuklarını korumak için büyük harcamalar yapıyor.
Beyaz Saray ile sık sık çatışan Bacon, partisinin yaşadığı siyasi sıkıntılarda gizemli bir durum olmadığını söyledi.
Bacon, “Bu kararları veren bazı kişilerle konuştum: En büyük sorun, başkanın anket sonuçları ve olumsuz algısı,” dedi.
Beyaz Saray yetkilileri ise, Kongre’nin her iki meclisinde de yarışı sürdürdüklerini vurguluyor.
Beyaz Saray sözcüsü Liz Huston yaptığı açıklamada, Trump’ın “hem Temsilciler Meclisi’nde hem de Senato’da Cumhuriyetçi çoğunluğu korumaya kararlı” olduğunu belirtti.
Salı günü, zor durumda olan Cumhuriyetçi Senatör Dan Sullivan için Alaska’da seçim kampanyası yapmak üzere yola çıkan Trump, ara seçimler konusunda iyimser olduğunu dile getirdi fakat görevdeki başkanların genellikle ara seçim yıllarında partilerinin koltuk kaybettiğini kabul etti:
“Ama şu anda bir turne yapıyorum ve mitingler düzenliyorum. Cumhuriyetçi Parti’ye yönelik coşku seviyesi çok yükseldi.”
Temsilciler Meclisi Başkanı Mike Johnson ise daha da ileri giderek, Cumhuriyetçilerin kalesi sayılan Teksas’ta yaptığı bir seçim mitinginde, partisinin büyük bir yenilginin eşiğinde olduğunu gösteren “anketlerin yanlış olduğunu” kesin bir dille açıkladı.
Yine de taktiksel düzeyde, partinin kaynaklarını Temsilciler Meclisi’ni savunmaktan Senato’yu kurtarmaya kaydırma hamleleri yeterince açık.
Son günlerde, Temsilciler Meclisi Cumhuriyetçileri’nin en büyük süper PAC’ı (Siyasi Eylem Komitesi) olan Kongre Liderlik Fonu (CLF), Nebraska ve Iowa’daki kilit Temsilciler Meclisi adayları için reklamları iptal etti.
Üst meclise odaklanan bir Cumhuriyetçi grup olan Senato Liderlik Fonu (SLF) devreye girerek, Nebraska Senatörü Pete Ricketts ile Iowa’da Senato’ya aday olan Temsilci Ashley Hinson’ı desteklemek üzere reklam süresini CLF’den devraldı.
Cumhuriyetçi bir başka kaynağa göre bunlar, Temsilciler Meclisi’ni elinde tutacak bir partinin hamleleri değil.
POLITICO’ya yaptıkları açıklamalarda hem CLF hem de Ulusal Cumhuriyetçi Kongre Komitesi (NRCC), Temsilciler Meclisi’nin kontrolü için verilen mücadeleden vazgeçme niyetinde olmadıklarını belirtti.
NRCC sözcüsü Mike Marinella, seçim bölgelerinin “tek tek” kazanıldığını ve Cumhuriyetçi Parti’nin “kazanmak için gerekli mali güce ve sahadaki organizasyona” sahip olduğunu söyledi.
CLF Başkanı Chris Winkelman, grubunun ulusal düzeyde etkiyi en üst düzeye çıkarmak için fonları yeniden dağıtmaya devam edeceğini söyledi.
Winkelman hedefin, “en savunmasız Demokratlar üzerinde baskı kurmak ve 218 sandalyeye ulaşma yolunu korumak” olduğunu belirtti.
Sekiz yıl önce Trump’ın ilk ara seçimlerinde çekişmeli seçim bölgesindeki koltuğunu kaybeden Floridalı Cumhuriyetçi eski Temsilci Carlos Curbelo, eski meslektaşlarının seçimin nereye doğru gittiği konusunda net bir görüşe sahip olduklarını söyledi.
Curbelo, “Ortam, beklenebileceği kadar zorlu. Cumhuriyetçilerin Temsilciler Meclisi’ndeki çoğunluğu koruyabileceğine inandığını özel olarak belirten kimse yok; en azından son haftalarda,” dedi.
Dünya Basını1 hafta önceEski CIA analisti Johnson: Trump İran’a girerse Çanakkale’deki Churchill gibi yenilir
Görüş2 hafta önceOrtadoğu’da Koridor İttifakları Devri
Dünya Basını2 hafta önceİktisatçı Richard Wolff: ABD’de oligarklar devleti rehin alarak piyasayı yönetiyor
Asya2 hafta önceÇin’de bankacılık reformu: 2025’te 670’ten fazla banka kapatıldı
Amerika2 hafta önceBrezilya’da başkanlık seçimleri ikinci tura kaldı
Asya2 hafta önceAvustralya muhalefeti, ülke tarihindeki “en büyük göçmenlik kesintisini” vaat etti
Asya2 hafta önceJaponya Başbakanı Takaichi piyasaları harcama gündemi konusunda yatıştırmaya çalışıyor
Asya2 hafta önceİmran Han’ın binlerce destekçisi Pakistan’ın başkentine yürüyüşe başladı









