Amerika
NATO 3.0’un mucidi: Elbridge Colby

Ankara zirvesinin işaret fişeğini ateşleyeceği umulan yeni NATO konseptinin (“NATO 3.0”) mucidi, Pentagon müsteşarı olarak görev yapan Elbridge Colby.
Geçen şubat ayında, NATO savunma bakanları toplantısında Pentagon şefi Pete Hegseth’in yerine önemli bir konuşma yapmıştı. ABD’nin temsilci profilinin düşüklüğü, Trump yönetiminin NATO’ya verdiği önemin azaldığına delalet sayılmıştı; fakat Colby, bir “teorisyen” olarak, üstelik ABD’nin askeri varlığını Avrupa ve Orta Doğu’dan Asya-Pasifik’e kesin olarak kaydırmasının savunucusu olarak, müttefiklerine yeni ev ödevleri vermeye gelmişti.
ABD’nin son Ulusal Güvenlik Stratejisi’nin gayriresmi yazarı olarak da bilinen Colby, konuşmasında Soğuk Savaş sonrasında içine girilen “tek kutuplu dünya” momentinin ortadan kalktığını kabul ediyor ve güç siyaseti ile geniş çaplı askeri kuvvet kullanımının dünya sahnesine geri döndüğünü ilan ediyordu: Artık gerçekçiliğe ve uyum sağlama yeteneğine ihtiyaç vardı.
Müsteşar, hemen sadede geliyor ve bu yeni durum ışığında, ABD’nin, “Amerikalıların çıkarlarına yönelik en ciddi tehditlere”, özellikle de “ABD ana vatanının savunmasına” ve “Batı Yarımküre”deki çıkarlarına öncelik verdiğini; ayrıca Batı Pasifik’te “engelleme yoluyla caydırıcılık” ilkesini güçlendirdiğini ilan ediyordu (Colby, Hint-Pasifik bölgesinin “artık jeopolitikanın merkezi bir sahnesi olduğu[nu]” da ileri sürüyordu; Colby’nin Asya’ya dair fikirlerine aşağıda tekrar geleceğiz).
Tüm bu önceliklere eşlik eden, daha doğrusu Amerikan “müttefiklerine” bu yeni ABD stratejisinde düşen rol ise şuydu: “Potansiyel rakiplerin koordineli bir şekilde ya da fırsatçı bir yaklaşımla birden fazla cephede eşzamanlı olarak harekete geçme olasılığına karşı” hazırlıklı olmak.
Soğuk Savaş’ta Sovyetler Birliği’ne ve komünizme karşı Avrupa’nın korunması (“NATO 1.0”); Sovyetler Birliği ortadan kalktıktan sonra NATO operasyonlarının Kıta dışına kayması ve Avrupa’nın “savunmasını” ABD’ye tamamen ihale etmesi (“NATO 2.0”); ve şimdi de “çok kutupluluk” anında ABD’nin Çin’in yükselişine karşı Asya-Pasifik’e odaklanabilmesi için “yük paylaşımına” gidilmesi (“NATO 3.0”)… Colby’nin söylediklerinin özeti bu: “Ulusal Güvenlik Stratejisi (NSS) ve Ulusal Savunma Stratejisi (NDS) tarafından ortaya konan temel stratejik gerçek şudur,” diyordu müsteşar, “Avrupa, kendi konvansiyonel savunması konusunda birincil sorumluluğu üstlenmeli.”
Bu kapsamda, ABD artık yalnızca Amerikan gücünün belirleyici bir rol oynayabileceği sahnelere ve zorluklara öncelik verecekti. Colby’ye göre bu, Avrupa’dan geri çekilme anlamına gelmiyordu. “Aksine,” diyordu Colby, “Bu, stratejik pragmatizmin bir teyidi ve müttefiklerimizin, hepimizi daha güçlü ve daha güvenli hale getirecek şekilde Avrupa’nın savunmasında öne çıkıp liderlik etme konusundaki yadsınamaz yeteneğinin kabulü.”
Dolayısıyla, ABD’nin Avrupa’nın “başlıca konvansiyonel savunucusu” olarak “süresiz bir şekilde” görev yaparken aynı zamanda dünyanın geri kalan her yerinde de “belirleyici yükü üstlenebileceğini varsayan” bir strateji, “ne sürdürülebilir ne de akıllıca” idi.
Peki ne olacaktı? Colby, savunma harcamalarının düzeyinin önemini kabul ediyor ve bunun yerini tutacak başka bir şeyin olmadığını söylüyordu. Fakat nihayetinde asıl önemli olan, ona göre, bu kaynakların neyi ortaya çıkardığıydı: Savaşa hazır kuvvetler, kullanıma hazır mühimmat, dayanıklı lojistik ve zorlu koşullarda geniş ölçekte işlev gören entegre komuta yapıları.
Zurnanın zırt dediği yer de burası. Colby, Pentagon’daki “inovatif” dönüşüme benzer şekilde, Avrupalı NATO üyelerinin de askeri olarak dönüşmesini öneriyordu: Bürokratik ve düzenleyici durgunluğa karşı, savaşma etkinliğine öncelik vermek.
Bunun anlamı, “barış zamanı siyaseti”nden ziyade “modern çatışmaların gerçeklerini” yansıtan, “kuvvet yapısı, hazırlık durumu, stoklar ve sanayi kapasitesi konusunda zorlu kararlar almak” idi.
Pentagon içinde ayrışma
Uzun yıllardır Avrupa ve Orta Doğu’yu müttefiklere bırakıp Asya’ya odaklanmayı savunan Colby’nin Pentagon’daki güçlü pozisyonu, Amerikan siyasetinde ayrışmanın taraflarını da belirginleştiriyor.
Geçen yaz meydana gelen 12 günlük İran savaşı bu meseleyi daha da alevlendirmişti. Buna göre ABD Merkez Komutanlığı (CENTCOM) bir tarafta, Colby’nin başını çektiği “Asyacılar” ise diğer taraftaydı. CENTCOM Komutanı Michael “Erik” Kurilla, İran’ın misillemelerinin artmasıyla birlikte İsrail’i savunmak için daha fazla kaynak ayrılmasını savunurken, ABD’nin askeri olarak Çin’e ve Hint-Pasifik’e odaklanmasını savunan Colby, askeri varlıkların Asya’dan Orta Doğu’ya aktarılmasına karşı çıkıyordu.
Colby’nin muhalefetinin nedeni, Nisan 2025’te Güney Kore’deki Patriot füze bataryasının Orta Doğu’ya taşınması gibi konuşlandırmaların, ABD’nin Çin veya Kore Demokratik Halk Cumhuriyeti ile gelecekteki çatışmalarda hazırlık durumunu zedeleyebileceği endişesiydi.
Colby, geçen sene temmuz ayında POLITICO‘ya verdiği bir mülakatta, kişisel görüşünün, NATO’nun doğusunu savunmak için, ABD’nin Tayvan’ı savunma kabiliyetini azaltmayacak miktarda kuvvet ayırmak gerektiği yönünde olduğunu vurgulamıştı.
Colby ayrıca uzun menzilli ateş, lojistik, komuta kontrol ve C4ISR olarak bilinen lojistik, mühimmat ve hava savunması gibi “kilit yetenekleri”, ABD’nin Avrupa’ya değil Asya’ya odaklanması gereken alanlar olarak göstermişti.
Avrupa’ya “Çin merceğinden” bakmak
Daha önce de ABD’nin Ukrayna’ya taahhütlerinin fazla olduğunu savunan Colby, ülkesine ve çıkarlarına yönelik en somut meydan okumanın, iktisadi ve askeri olarak Çin’den geldiğinin altını çizmişti.
Ukrayna’ya da “Çin merceğinden” baktığını söyleyen stratejist, Kiev’e bir anda tüm yardımların kesilmesini söylemediğini, Rusya’nın yaptıklarının “şeytani” olduğunu ama ABD’nin yaptığı yardımların Amerikalıların somut çıkarlarıyla uyuşmadığını savunuyordu.
Colby, şu anda ABD Başkanının danışmanı olsa ne yapmasını tavsiye edeceği yönündeki bir soruya şu cevabı veriyordu:
“Şöyle derdim: ‘Şu anda Ukrayna hakkında konuşmak istemiyorum. Önce Tayvan, Çin ve Asya hakkında konuşacağız ve bu sorunu tatmin edici bir şekilde çözdükten sonra Ukrayna için zaman, siyasi sermaye ve kaynak harcayacağız.’”
O dönem Financial Times (FT), Colby’nin İngiliz yetkililere Trump yönetiminin İngiliz ordusunun Avrupa-Atlantik bölgesine odaklanmasını artırması gerektiğini söylediğini aktarmıştı.
2024 yılında verdiği bir mülakatta Cumhuriyetçilerin oy tabanının işçi sınıfı ve orta sınıf Amerikalılardan oluştuğunu savunan Colby, Washington’ın dış siyasetinin bu oy tabanına hizmet etmediğini söylüyordu.
Maksimalist bir dış siyasetin “felaket” getirdiğini kaydeden müsteşar, Amerikalıların “sonsuz savaşlardan” bıktığını belirtiyordu.
Çin takıntısı
Yakın çevresindeki bazı isimler, Colby’nin “takıntı derecesinde” Çin ile ilgili olduğunu söylüyor.
Geçen sene Semafor’da çıkan bir habere göre, Colby Asya’ya o kadar odaklanmış durumda ki, “Trump’ın sadık destekçileri de dahil olmak üzere dış politikada başka bir şey yapan herkesle ters düşüyor.”
Colby’ye göre, ABD’nin askeri ve iktisadi kaynaklarını yönlendirmesi gereken esas nokta Tayvan. Çin’in “Yeni Sovyetler Birliği” olduğunu öne süren Colby, NATO’nun şu anda her şeyi ABD’nin yaptığı bir “Soğuk Savaş sonrası” zihniyeti ile çalıştığını, ihtiyaç duydukları şeyin ise yükün bölüşüldüğü “Soğuk Savaş zihniyeti” olduğunu belirtiyor.
Çin’in Tayvan’a askeri müdahalede bulunması durumunda ABD’nin kararlılıkla karşı koyması gerektiğini belirten Colby, bu müdahaleye Çin anakarasındaki seçilmiş hedeflere yönelik saldırıların da dahil olduğunu kaydediyor.
“Savaş başladığında konvansiyonel bir muharebenin marjinal ucuna doğru kaymamalıyız,” diyen Colby, mümkün olan her şekilde konvansiyonel bir savaşa hazırlanmak gerektiğini vurguluyor.
Colby’ye göre, ABD’nin Tayvan Boğazındaki askeri varlığını azaltması nedeniyle Tayvan’da bir savaş artık daha yakın. Ona göre ABD, 1930’ların sonundaki Britanya’nın darboğazdaki durumuna bir hayli benziyor: Zayıf görünüp savaştan kaçınabilirsiniz ama tüm hayati çıkarlarınız zedelenir; güçlü görünüp silahlanırsanız, rakibinizin size askeri olarak yanıt verme ihtimali artar.
Asya stratejisi: Çin’in kazanamamasını temin etmek
Öte yandan Colby’nin Çin karşıtı pozisyonunun çatısının da ihtiyatlarla çatıldığına işaret etmek gerekiyor.
Geçen ocak ayında Güney Kore’deki Sejong Enstitüsü’nde bir konuşma yapan Colby, hükümetinin Asya’daki politikalarının köşe taşlarını özetledi.
Yukarıda da değindiğimiz gibi, Hint-Pasifik bölgesini artık “küresel büyümenin ana merkezlerinden biri, Güney Kore de dahil olmak üzere küresel üretimin merkezi ve 21. yüzyılın jeopolitik ekseni” olarak tanımlayan Colby, “Sonuç olarak, bu belgelerin de açıkça belirttiği gibi, Amerikalıların uzun vadeli güvenliği, refahı ve özgürlükleri, bu bölgedeki gelişmeler tarafından belirleyici bir şekilde şekillenecek,” diyordu.
Fakat Asya’da “tatmin edici bir istikrar”ın “afili retorik, varsayılan normlar veya görünüşte iyi niyetlerle” elde edilip korunamayacağını kabul eden Colby, bu istikrarın ancak “bölgenin tek bir devlet tarafından hakimiyet altına alınmasını önleyen, kalıcı ve elverişli bir güç dengesi ile” korunabileceğini savunuyordu:
“Bu bağlamda, Amerika’nın Asya’daki savunma politikasının hedefi herkes için açık ve makul olmalı. Bu hedef, Çin veya başka herhangi bir ülkeyle çatışma değil. Amaç, Amerikalılar, müttefiklerimiz ve aslında tüm bölge için uygun olan makul bir denge sağlamak. Bu, formalist ve katı bir bölgesel düzen değil, uyarlanabilir ve gelişen bir düzen. Hegemonyadan ziyade, egemenliğin saygı gördüğü ve barışın sürdürüldüğü, rahatlatıcı hayallerle değil, netlik, güç ve kararlılıkla tanımlanan uygun bir denge ile tanımlanan bir düzen.”
Bu stratejinin, “güvenilir caydırıcılık ve stratejik dengeye dayanan bir istikrar yoluyla Amerika ve müttefiklerinin çıkarlarının korunması” ile ilgili olduğunun altını çizen müsteşar, ABD’nin Çin’i egemenliği altına almaya, onu boğmaya veya küçük düşürmeye çalışmadığını savunuyordu:
“Aradığımız şey –ve Başkanın sürekli olarak ifade ettiği gibi– Amerikalılar ve müttefiklerimiz için uygun olan, hiçbir devletin hegemonyasını dayatamayacağı, gerçekten istikrarlı bir denge: elverişli bir güç dengesi.”
Pekin’de rejim değişikliği peşinde olmadıklarını, Çin’i domine etmeye çalışmadıklarını söyleyen Colby, “Çin’in gururlu tarihini kabul ediyor ve saygı duyuyoruz,” diyordu. Amerikalı stratejistin önerdiği şey, Hint-Pasifik’te “ilk ada zinciri boyunca reddetme yoluyla caydırıcılık” idi.
Colby’ye göre ABD Batı Pasifik’te, ilk ada zinciri boyunca “saldırganlığın imkansız, tırmanmanın cazip olmayan ve savaşın gerçekten mantıksız” olmasını sağlayan bir askeri duruş oluşturmaya odaklanıyordu.
Bu da Japonya, Filipinler, Kore Yarımadası ve bölgenin diğer yerlerinde “dayanıklı, yayılmış ve modernize edilmiş bir kuvvet postürü”, askeri güçle “hızlı veya belirleyici kazanımları engellemek” için optimize edilmiş, “kırılgan değil dayanıklı” ve ABD’yi “barış ve istikrar arayışında bir araya getiren bir postürü” içeriyordu.
Colby şöyle devam ediyordu:
“Bu tür bir istikrarlı barış, caydırıcılıkla desteklenmeli ve bu nedenle sert güç kapasitesi, yeteneği ve iradesi ile güvence altına alınmalı; elbette bizimki, ama aynı zamanda müttefiklerimizin de.”
Dolayısıyla, ABD ve Colby’nin Avrupalı “müttefikleri” için uygun gördükleri rolün bir benzerini Asyalılar için de düşündüğü kendiliğinden ortaya çıkıyor olmalı. “NATO 3.0” konseptinin ilan edileceği Ankara zirvesine Asyalı ortakların çağrılması bir yana, zaten Colby de bu konuşmasında, Avrupalıların temel askeri işlevler için GSYİH’nin %3,5’ini ayırmayı taahhüt etmesine atıf yaparak, “Fakat bu ilkelerin Avrupa’da olduğu kadar Asya’da da geçerli olduğunu vurgulamalıyım,” diyordu.
“Yük paylaşımı” mı, “yük değişimi” mi?
Yakın zamanda CFR’a verdiği mülakatta Colby, NATO 3.0 hakkında çok açık konuşuyor: ABD daha fazla savaşa gireceği için, ittifak içinde “rekalibrasyon” gerekiyor.
ABD’de ordu için ayrılan bütçenin büyüklüğüne de işaret eden Colby, net bir şekilde “ulusal bir seferberlik”ten bahsediyor; savunma sanayii tabanının genişlemesini istiyor; büyük ölçekli üretim istiyor.
Avrupalılar ve Asyalılara düşen rol, Amerikan silahları satın almak ve Amerikan askeri standartlarına uyum sağlamak; Colby bu konuda da açık konuşuyor. Sanayi üretiminde senkronizasyon bu işin temeli ve görünen o ki, Ankara zirvesi önceside Mark Rutte ve Ursula von der Leyen gibi isimlerin yazdıkları, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın NATO Parlamenter Asamblesinde yaptığı konuşmadaki “Teksas’tan Kaliforniya’ya” vurgusu, mesajın alındığını ve bazı yolların kat edildiğini gösteriyor.
Bu, Çin konusunda farklı çıkarlara sahip Avrupalı NATO ülkelerinin sanayisine “yem” konusunda önemli bir eşiğin aşılabileceğini gösteriyor.
Amerika
Tahvil piyasalarında yapay zeka çılgınlığı

22 Temmuz itibariyle Alphabet, Amazon, Meta, Microsoft ve Oracle olmak üzere beş şirket, hisse senedi satışı ve tahvil ihracı yoluyla piyasalardan yaklaşık 302 milyar dolar kaynak sağladı.
Bunlar, S&P Global Market Intelligence verileri. Goldman Sachs’ın ayrı bir raporunda, küresel kurumsal tahvil ve kredi piyasalarındaki yapay zeka ile ilgili ihraçlar incelendi ve “bu yılın başından bu yana yapay zeka ile ilgili arzın 489 milyar dolar olduğu ve bu rakamın, 2025 yılı için tüm yıl tahminimiz olan 322 milyar doları şimdiden çok aştığı” tespit edildi.
Hiperkalerlerin hızla borçlanması ile birlikte tahvil piyasası kredi göstergelerinde de bozulma başladı. Son zamanlarda, Oracle ile ilişkili bir tahvil piyasası kredi göstergesi rekor seviyeye ulaştı.
Tüccarlar, düşük maliyetli, açık kaynaklı Çin yapay zeka modellerinin ortaya çıkmasının, bilgi işlem kapasitesi sağlamanın potansiyel kârlılığını nasıl değiştirebileceğini kavramaya çalışıyordu.
Oracle’a ilişkin beş yıllık kredi temerrüt swapları (CDS, yatırımcıların bir şirketin borcunu ödeyememesi durumunda kendilerini korumak için satın alabilecekleri bir tür sigorta) sigortalanacak her 100.000 dolarlık Oracle borcu için 212 baz puana (veya 2,12 yüzde puana) sıçradı.
Bu, 10 milyon dolarlık Oracle tahvillerini temerrüt riskine karşı sigortalamanın yıllık maliyetinin yaklaşık 212.000 dolar olduğu anlamına geliyor.
Kredi itibarı daha yüksek kabul edilen teknoloji devlerinin bile CDS oranlarında kademeli bir artış gözlemleniyor.
Bu durum, bu şirketlerin yoğun sermaye harcamalarıyla finansal olarak kaldırabileceklerinden fazlasını üstlenip üstlenmediklerine dair nispeten küçük ama giderek artan bir endişeye işaret ediyor.
Apple bu noktada bir istisna olarak öne çıkıyor. Şirketin CDS fiyatı, diğer teknoloji devleri arasında en düşük seviyede bulunuyor.
Oracle’ın CDS’lerindeki artış, bu patlamanın boyutu ve potansiyel getirisiyle ilgili yeni bilgiler her gün ortaya çıktıkça, en azından bazı yatırımcıların bu tür yatırımların riskleri üzerinde biraz daha derinlemesine düşünmeye başladığını gösteriyor.
Nikkei, geçen hafta büyük hiper ölçekli şirketlerin, Japon yayınının “gizli borçlar” olarak adlandırdığı kalemde yaklaşık 1,65 trilyon dolarlık bir tutara sahip olabileceğini vurgulayan bir haber yayınladı.
Bunlar esasen bilanço dışı yükümlülükler ve geçerli muhasebe kuralları uyarınca bilanço dışında tutulabilirler.
Bu arada Alphabet, bazı yatırımcıları tedirgin etti; büyük ölçüde kontrolsüz yapay zeka harcamalarının bir sonucu olarak, 2004’teki halka arzından bu yana ilk kez negatif serbest nakit akışı bildirdi.
Yapay zeka altyapısı için borçlanan şirketler, muhtemelen artan faiz maliyetleriyle karşı karşıya kalacak.
Bunun nedeni kısmen kredi risklerine ilişkin endişeler. Fakat yatırımcıların bu şirketlerin mali durumuna ilişkin hiçbir endişesi olmasa bile, ABD Hazine tahvili getirilerindeki son dönemdeki artış nedeniyle borçlanma maliyetleri yine de yükselecek.
Amerika
Demokratlar Kanada tarifelerini Michigan’da seçim kozuna çeviriyor

ABD ile Kanada arasındaki ticaret gerilimi, sınır ticaretine büyük ölçüde bağlı Michigan’da seçim kampanyalarının ekonomi eksenini yeniden şekillendirebilir. Kanada’dan yılda 43,5 milyar doları aşan ithalat yapan eyalette Demokratlar, yeni tarifelerin hane halkı maliyetlerini artıracağını savunuyor.
BD ile Kanada arasında tırmanan ticaret geriliminin, yoğun sınır ticaretine sahip Michigan’da Demokratların ara seçim kampanyalarında ekonomi başlığını öne çıkarmasına imkan tanıyabileceği değerlendiriliyor.
ABD Başkanı Donald Trump, geçen hafta Kanada’yı “ayrımcı” ticaret uygulamaları izlemekle suçlayarak ülkeye uygulanan tarifelere ilave yüzde 50 vergi getirdi. Trump ayrıca, geçen ay çok sayıda ABD eyaletini etkileyen yoğun dumanın kaynağı olan orman yangınları nedeniyle Kanada’ya yeni tarifeler uygulamayı da değerlendirdiğini açıkladı.
Trump pazartesi günü Michigan’daki seçim etkinliğinde ticaret politikalarını savunsa da, bu tartışmanın eyalette valilik, Senato ve Temsilciler Meclisi için yarışan Cumhuriyetçi adayları siyasi açıdan zorlayabileceği belirtiliyor.
Grassroots Midwest şirketinde görev yapan Michigan merkezli siyasi danışman Adrian Hemond, “Cumhuriyetçiler açısından zaten zorlu geçen seçim dönemindeki bir başka ters rüzgar. Ancak bunun ne kadar güçlü hissedileceği, Demokratların bu tarifelerin seçmen üzerindeki doğrudan etkisini ne ölçüde görünür kılacağına bağlı” dedi.
Hemond, “Tarifelerin ekonomik açıdan olumsuz olduğunu onlarca yıldır biliyoruz. Başkan buna rağmen yoluna devam etmeyi seçti. Demokratların görevi, bunun seçmenlerin günlük yaşamındaki etkisini açık biçimde ortaya koymak” ifadelerini kullandı.
Michigan ekonomisi Kanada ile ticarete büyük ölçüde bağlı. Kanada’nın Detroit Başkonsolosluğu verilerine göre eyalet, Kanada’dan her yıl 43,5 milyar dolardan fazla mal ithal ediyor.
Gordie Howe Köprüsü ABD ve Kanada arasındaki gelir anlaşmazlığıyla açıldı
Bunun içinde 934 milyon dolarlık doğalgaz ve diğer gazlar, 637 milyon dolarlık plastik ve plastik ürünleri ile 638 milyon dolarlık alüminyum ve alüminyum ürünleri yer alıyor.
Eyalet ayrıca Kanada’ya yılda 21,2 milyar dolarlık ihracat yapıyor. İhracat kalemleri arasında 726 milyon dolarlık motor ve türbin, 559 milyon dolarlık ham petrol ile 346 milyon dolarlık uçak ve uçak parçaları öne çıkıyor.
Michigan merkezli Cumhuriyetçi stratejist Jason Cabel Roe, “Kanada tarifeleri özellikle Michigan’a özgü bir mesele. Ekonomiyle ilgili saldırılarda bunun mutlaka gündeme geleceğini düşünüyorum” dedi.
ABD halen çelik ve alüminyum ürünlerine yüzde 25, Kanada’dan ithal edilen yumuşak kereste ürünlerine ise yüzde 10 tarife uyguluyor. Buna ek olarak Kanada, geçen ay yürürlüğe giren zorla çalıştırma gerekçeli yüzde 12,5’lik tarifeye de tabi tutuluyor.
Bazı değerlendirmelere göre Trump’ın Kanada mallarına ilave yüzde 50 tarife kararı, iki ülke arasındaki ticaret görüşmelerinde pazarlık aracı niteliği taşıyor.
Kanada Başbakanı Mark Carney, geçen hafta tarifelerin gelecek ay yürürlüğe girmesinden önce anlaşma sağlanamazsa “masadaki tüm seçeneklerin değerlendirileceğini” söyledi.
Detroit ile Kanada’nın Ontario eyaletindeki Windsor kentini birbirine bağlayan Gordie Howe Köprüsü de iki ülke arasındaki hassas ticaret ilişkisinin son simgelerinden biri haline geldi. ABD, cuma günkü resmi açılış törenine davet edilmedi. Trump da pazartesi günü Michigan ziyaretinde köprüye uğramadı.
Trump, ABD’nin törenden dışlanmasına ilişkin, “ABD’ye önemli tarifeler ödedikleri düşünülürse bunda sorun görmüyorum” açıklamasını yaptı.
Trump, pazartesi günü Michigan’ın Milford kentindeki General Motors Deneme Merkezi’nde yaptığı konuşmada Kanada ile yaşanan ticaret gerilimine değinmedi. Buna karşılık tarifelerin Amerikan işçisini koruduğunu savundu.
Trump, “Otomobillerde yıllık ticaret açığı 300 milyar doların üzerindeydi” dedi.
Sözlerini, “Ancak artık bunların hepsi değişiyor. Çünkü yabancı üretici ve imalatçılara, yabancı otomobiller dahil olmak üzere yüzde 25 tarihi tarife uyguladım. Bunu benden önce hiçbir başkan yapacak cesareti gösteremedi” ifadeleriyle sürdürdü.
Michigan’da kasım ayında sandığın her kademesinde çekişmeli yarışlar bekleniyor.
Cumhuriyetçi Senato ön seçiminde rakipsiz olan eski Temsilciler Meclisi üyesi Mike Rogers, Demokrat ön seçimin ardından Temsilciler Meclisi üyesi Haley Stevens veya Abdul El-Sayed ile karşı karşıya gelecek.
Cumhuriyetçiler, parti içinde “komünizm” uyarılarına yol açan sol kanadın önde gelen isimlerinden biri olarak görülen El-Sayed’in genel seçimde Rogers’ın rakibi olmasını tercih ediyor. Trump ise pazartesi günkü konuşmasında Demokrat adaylardan hiçbirinin adını anmadı.
Valilik yarışında Trump’ın desteklediği Temsilciler Meclisi üyesi John James, iş insanı Perry Johnson ile mücadele ediyor. Ön seçimin galibi, Demokrat tarafta Michigan Dışişleri Bakanı Jocelyn Benson ile Genesee County Şerifi Chris Swanson arasındaki yarışın kazananıyla karşılaşacak.
Temsilciler Meclisi seçimlerinde ise görevdeki Cumhuriyetçi Tom Barrett zorlu bir yeniden seçilme mücadelesi veriyor. Tarafsız Cook Political Report, Barrett’ın yarışını “başa baş” olarak değerlendiriyor.
4 Ağustos’taki ön seçimler yaklaşırken Demokratların önemli bölümü henüz Cumhuriyetçilere yönelik kapsamlı eleştirilerine başlamış değil.
Roe, “Şu ana kadar tarifeler konusunda yoğun bir söylem duymadım. Ancak bu, ileride kullanmayacakları anlamına gelmiyor” dedi.
Haley Stevens ise geçen hafta, milletvekili sıfatıyla yaptığı açıklamada Trump’ın Kanada mallarına getirdiği ilave yüzde 50 tarifeyi eleştirdi ve bunun Michigan ailelerinin maliyetlerini artıracağını savundu.
Stevens, X platformundaki paylaşımında, “Trump, Michigan ailelerinden çok güç gösterileriyle ilgileniyor” ifadelerini kullandı.
Geçen hafta yayımlanan ve Midwest Economic Policy Institute ile Illinois Üniversitesi Urbana-Champaign bünyesindeki Project for Middle Class Renewal tarafından hazırlanan tarafsız araştırma, Trump’ın geçen yıl uyguladığı tarifelerin Ortabatı’daki hanelerin maliyetlerini ulusal ortalamanın yüzde 55 üzerine kadar çıkardığını ortaya koydu.
Araştırmaya göre Michigan’da tarifelerin hane başına maliyeti 3 bin 200 dolara kadar ulaştı. Çalışma Illinois, Indiana, Ohio, Minnesota ve Wisconsin’i de kapsadı.
Roe, “Fiyatlar yüksek kalır ve seçmen enflasyona odaklanırsa tarifeler etkili bir saldırı hattına dönüşebilir” değerlendirmesini yaptı.
Bununla birlikte seçim kampanyalarında hayat pahalılığı tartışmalarına şu ana kadar İran ile yaşanan savaşın damga vurduğu belirtiliyor.
Demokratlar, çatışmanın mevcut enflasyon ile yükselen enerji fiyatları üzerindeki etkisini gündeme taşıyor.
Roe, “Açıkçası İran’daki savaş, Demokratların bu söylemini bir miktar karmaşık hale getirmiş olabilir. Çünkü birçok seçmen açısından İran konusu tarifelerin önüne geçiyor” dedi.
Amerika
Büyük teknoloji CEO’ları yapay zeka görüşmeleri için Washington’da

Nvidia ve OpenAI gibi büyük teknoloji şirketlerinin yöneticileri, yapay zeka görüşmeleri yapmak için Washington’a gidiyor.
Nvidia CEO’su Jensen Huang, yapay zeka alanında ABD’nin liderliğini görüşmek üzere Washington’da Kongre üyeleriyle bir araya gelecek.
Çip üreticisinin bir sözcüsü, Huang’ın Capitol Hill’de hem Cumhuriyetçiler hem de Demokratlarla görüşerek bu teknolojideki son gelişmeleri ele alacağını söyledi.
Sözcü, “Jensen, açık kaynak alanında liderlik de dahil olmak üzere yapay zeka konusunda ABD’nin liderliğini tartışmak üzere her iki partiden liderlerle bir araya gelmek üzere Washington’da bulunuyor,” dedi.
Sözcü, Huang’ın ayrıca NVIDIA’nın ABD’de 500 milyar dolar değerinde yapay zeka altyapısı üretme taahhüdünü vurgulayacağını da ekledi.
Huang’ın, geçen hafta OpenAI’a yönelik otonom siber saldırının ardından güvenlik tehditleri konusunda ciddi endişelerini dile getiren Senato İstihbarat Komitesi’nin en üst düzey Demokrat üyesi Senatör Mark Warner ile bir araya gelmesi planlanıyor.
Bu gelişme, Huang’ın X platformunda açık kaynaklı yapay zekayı savunarak, bu tür modellerin “güvenliği ve siber güvenliği güçlendirdiğini, inovasyonu ve yaygınlaşmayı hızlandırdığını ve egemenliği sağladığını” yazmasının ardından geldi.
Huang’ın ziyareti, OpenAI CEO’su Sam Altman’ın da Warner ile görüşmesi beklenirken gerçekleşti fakat senatörün sözcüsü, görüşmelerin birbirinden bağımsız olduğunu belirtti. Pazartesi günü OpenAI, Nvidia ile bir veri merkezi projesi kapsamında görüşmelerde bulunduğunu duyurmuştu.
Sektöre ve yönetime yakın kaynakların POLITICO’ya aktardığına göre, OpenAI CEO’su Sam Altman’ın çarşamba ve perşembe günleri Washington’a gitmesi ve Beyaz Saray yetkilileri, diğer yönetim yetkilileri ve iki partiden Kongre üyeleriyle yapay zeka politikasını görüşmek üzere toplantılara katılması bekleniyor.
Kaynaklardan biri, Altman’ın Hazine Bakanı Scott Bessent ile görüşmesinin beklendiğini, iki kaynak ise Ticaret Bakanı Howard Lutnick ile görüşmesinin beklendiğini belirtti.
Ayrıca, Altman’ın Senato İstihbarat Komitesi’nin en üst düzey Demokrat üyesi ve Senato Siber Güvenlik Grubu’nun eşbaşkanı olan Senatör Mark Warner ile de görüşmesi bekleniyor.
Gerçekleştireceği toplantılarda Altman, OpenAI’ın en yeni modellerini tanıtacak, şirket geçen hafta yaptığı açıklamada belirtti.
Ayrıca, insan müdahalesi olmaksızın OpenAI’ın en yeni modelleri tarafından gerçekleştirilen son siber güvenlik saldırısı ile ilgili sorulara da maruz kalması muhtemel; bu, bu türden belgelenmiş ilk olaydır.
Altman, ayrıca, gelişmiş modellere yönelik hükümet denetiminin artırılmasını öngören Beyaz Saray’ın haziran ayında yayınlanan başkanlık emrinin uygulanmasını da ele alacak.
Haziran ayında yayınlanan başkanlık kararnamesinde çerçeve çalışmasının hazırlanması için belirlenen 60 günlük süre, 1 Ağustos’ta sona erecek.
Kararname, şirketlerin gelişmiş yapay zeka modellerini piyasaya sürmeden 30 gün önce güvenlik testleri için gönüllü olarak hükümete sunmalarını ve ardından bu modelleri, genel kamuoyuna sunmadan önce hükümetin onayladığı ortaklara ilk aşamadaki sınırlı uygulamalar için devretmelerini öngörüyor.
Bu son tarih, ülkenin en büyük yapay zeka şirketleri tarafından yoğun bir lobi faaliyetini tetikledi. Görüşmelere yakın üç kaynağın belirttiğine göre, bu şirketler, Anthropic’e yönelik ihracat kontrollerinin ve OpenAI’ın en son modeline uygulanan kısıtlamaların kaldırılmasının ardından son iki hafta içinde Beyaz Saray ile görüşmelere yeniden başladı.
Yönetime yakın kaynaklardan birine göre, OpenAI, Anthropic ve Google, geçen hafta başında Beyaz Saray Ulusal Siber Direktörlüğü’nün hazırladığı çerçeve taslağına ortaklaşa kapsamlı “kırmızı çizgi” düzenlemeleri sundu.
“Tek bir ortak kırmızı çizgi belgesi hazırladılar,” diyen bu kişi, bunu şirketler arasında alışılmadık bir birlik gösterisi olarak nitelendirdi.
Sektördeki en azından bazı aktörler tarafından desteklenen bir öneri, yalnızca sektör genelinde mevcut en yüksek performanslı yapay zeka sistemlerinin incelemeye tabi tutulmasını öngörüyor.
Bu da bazı şirketlerin en iyi modellerinin hiç incelemeye tabi tutulmayacağı anlamına geliyor.
Başkanlık emri, bir modelin devlet tarafından incelemeye tabi tutulabilmesi için gerekli olan kesin performans kriterini belirleyecek.
Görüş2 hafta önceNATO 2.9: Atlantik cephesinin çok kutuplu paradoksu
Avrupa2 hafta önceİngiltere çelik üreticisi British Steel’i kamulaştırdı
Rusya2 hafta önceRus bankalarından Türkiye’deki ödemelere blokaj
Asya2 hafta önceDeepSeek, önümüzdeki yıl halka arz planlıyor
Asya2 hafta önceÇin’in petrol hamlesi akaryakıt krizini önleyebilir mi?
Dünya Basını1 gün önceGlazyev yazdı: Hibrit dünya savaşının devam etmesinin nedenleri üzerine – 1
Avrupa2 hafta önceCebelitarık ve İspanya arasındaki fiziki sınır kalkıyor
Asya2 hafta önceTokyo’dan Hürmüz Boğazı’nı baypas edecek hatlara destek








