Bizi Takip Edin

Diplomasi

Elbridge Colby: ABD’nin Asya’daki hedefi, kimsenin hegemon olamayacağı bir düzen

Yayınlanma

Çevirmenin notu: Aşağıda çevirisini verdiğimiz konuşma, Trump yönetimindeki Pentagon stratejisini belirlemede kritik bir rol oynayan Elbridge Colby tarafından yapıldı. Colby, Trump’ın ilk döneminde hazırlanan 2018 tarihli Ulusal Güvenlik Stratejisi’nin (NSS) yazılmasında da önemli bir rol oynamış ve daha izolasyonist, Monroe Doktrini taraftarı ve askeri güçlerin Çin’e odaklanmasını isteyen bir Amerikan politikasının sadık bir destekçisi olmuştu. Zaten yeni NSS’i okuyanlar, Colby’nin konuşmasındaki temalardan yola çıkarak bu versiyonda da müsteşarın ağır izlerini fark edebilir. Pentagon’da devam eden “Asya-Orta Doğu” ayrışmasında askeri kuvvetlerin Asya’ya kaydırılması gerektiğini savunan kampın başını da Colby çekiyor. Daha önce de ABD’nin Ukrayna’ya taahhütlerinin fazla olduğunu savunan Colby, ülkesine ve çıkarlarına yönelik en somut meydan okumanın, iktisadi ve askeri olarak Çin’den geldiğinin altını çizmiş, Doğu Avrupa’ya daha fazla kuvvet kaydırılmasına karşı çıkmış ve Çin’i Rusya’dan çok daha tehlikeli bir rakip olarak gördüğünü açıkça belirtmişti. Colby, konuşmasında birkaç kez Çin’i boğmak istemediklerini ve saygılı bir iletişim istediklerini söylese de kuvvet postürü, müttefiklerin (Japonya, Güney Kore, Filipinler, vd.) silahlandırılması ve “hegemonsuz denge” arayışları çatışmasızlıktan ziyade, çatışmaların Hint-Pasifik bölgesine yayılması anlamına geliyor gibi görünüyor.


Güney Kore’deki Sejong Enstitüsü’nde Savaş Bakanlığı Politika Müsteşarı Elbridge Colby’nin Konuşması

ABD Savaş Bakanlığı
26 Ocak 2026

Bu nazik takdim için teşekkür ederim, Dr. Kim, teşekkür ederim Büyükelçi Lee ve bugün beni burada ağırlayan Sejong Enstitüsüne teşekkür ederim. Bu benim için büyük bir onur. Enstitü, bölgesel ve küresel güvenliği en doğrudan etkileyen konular hakkında ciddi tartışmalar düzenleyerek mükemmel bir itibar kazanmıştır. Bu nedenle, burada bulunmak benim için büyük bir ayrıcalık ve onur. Savunma Bakanlığı Politika Müsteşarı olarak ilk uluslararası gezimde Güney Kore’de bulunmak da benim için büyük bir ayrıcalık ve onur. Bugün sizlere hitap ederek Savaş Bakanlığı ve yönetimimizin düşüncelerini aktarabilmek de benim için bir ayrıcalık.

Gerçek bir stratejik geçiş döneminden geçiyoruz. Soğuk Savaş sonrası dönemin büyük bir bölümünde, Amerikan savunma politikası soyutlamalar, kalıcı tek kutupluluk varsayımları ve jeopolitik gerçeklikten kopuk emeller tarafından şekillendirildi. Strateji, güç, coğrafya ve kısıtlar gibi somut konulardan koparak sürüklendi. Sonuç, istikrar ya da tarihin sonu değil, daha çok hayal kırıklığı ve kaynakların, güvenilirliğin ve halkın güveninin israfı oldu.

Başkan Trump, büyük ölçüde bu üzücü gidişatı tersine çevirmek için seçildi. Başından beri, Amerikan çıkarlarını ve gücün hakikatlerini inatçı bir şekilde değerlendirmeyi tercih ederek belirsiz vaatleri ve odağı belirsiz taahhütleri reddetti. Onun liderliğinde, 2025 Ulusal Güvenlik Stratejisi’nin çok net bir şekilde ortaya koyduğu gibi, Amerika Birleşik Devletleri, NSS (Ulusal Güvenlik Stratejisi) tarafından esnek gerçekçilik olarak adlandırılan strateji yaklaşımına geri döndü: öncelikler konusunda netlik, taahhütler konusunda disiplin, gerekeni yapma konusunda azim ve caydırıcılık konusunda ciddiyet.

Yeni Pentagon stratejisi: Çin ile denge arayışı ve “savaşçı ruhu”

Amerika Birleşik Devletleri, Başkan Trump’ın liderliğinde muazzam bir iktisadi canlanma dönemine girmiş olması nedeniyle büyük bir şansa sahip. Aynı zamanda, Ulusal Güvenlik Stratejisi ve yeni yayınlanan Ulusal Savunma Stratejisi’nde belirtildiği gibi, Hint-Pasifik bölgesi artık küresel büyümenin ana merkezlerinden biri, Güney Kore de dahil olmak üzere küresel üretimin merkezi ve 21. yüzyılın jeopolitik ekseni. Sonuç olarak, bu belgelerin de açıkça belirttiği gibi, Amerikalıların uzun vadeli güvenliği, refahı ve özgürlükleri, bu bölgedeki gelişmeler tarafından belirleyici bir şekilde şekillenecek.

Bu büyüklükteki çıkarlar söz konusu olduğunda, netlik önemli. Amerikalılar, Asya’daki çıkarlarımızın ne olduğu, bu çıkarları savunmak için ne yapmaya hazır olduğumuz ve tatmin edici bir dengenin neye benzediği konusunda net bir görüşe sahip olmalı. Asya’da tatmin edici bir istikrar, afili retorik, varsayılan normlar veya görünüşte iyi niyetlerle elde edilip korunamaz. Karşılıklı iktisadi bağımlılık veya diplomatik sembolizmle garanti edilemez. Aksine, akıllıca ve doğru bir şekilde uygulanan güçle, özellikle de Ulusal Güvenlik Stratejisi’nde belirtildiği gibi, bu önemli bölgenin tek bir devlet tarafından hakimiyet altına alınmasını önleyen, kalıcı ve elverişli bir güç dengesi ile korunabilir.

Bu, Başkan Trump’ın uzun süredir vurguladığı, Savaş Bakanlığı’nın 2026 Ulusal Savunma Stratejisi’nde çok açık bir şekilde yansıtılan, güç yoluyla barış mantığının ardındaki mantık. Bu, gereksiz çatışmalarla ilgili değil. Bu, sonsuz savaşlarla ilgili değil. Bunun yerine, güvenilir caydırıcılık ve stratejik dengeye dayanan bir istikrar yoluyla Amerika ve müttefiklerinin çıkarlarının korunmasıyla ilgili.

Gerçi bunu başarmak, söylemek kadar kolay değil. Bu nedenle, hem hedeflerimizi hem de bu hedeflere ulaşmak için kullanacağımız araçları net bir şekilde belirlememiz gerek.

Bu amaçla, Başkan Trump, ABD ve müttefiklerimizin çıkarlarını koruyan, Çin ile istikrarlı ve barışçıl bir ilişki kurmaya çalışabileceğimizi ve çalışmamız gerektiğini açıkça belirtti. Başkan Trump’ın bilge liderliği altındaki ABD, Çin’i egemenliği altına almaya, onu boğmaya veya küçük düşürmeye çalışmıyor. Aradığımız şey –ve Başkanın sürekli olarak ifade ettiği gibi– Amerikalılar ve müttefiklerimiz için uygun olan, hiçbir devletin hegemonyasını dayatamayacağı, gerçekten istikrarlı bir denge: elverişli bir güç dengesi. Bu istikrar, birbirimizle ticaret yapmamızı ve ülkelerimizin refah içinde yaşamalarını sağlayacak, saygılı ve net bir şekilde, anlaşabildiğimiz konularda anlaşacak ve anlaşamadığımız konularda farklı görüşlere sahip olabileceğiz. Bakan Hegseth’in 2025 Shangri-La’daki önemli konuşmasında belirttiği gibi, bu bizim izlediğimiz pratik yaklaşım ve kendisi, bu yaklaşımın sadece Amerikalılar için değil, daha fazla iktisadi büyüme ve ulusal geleceklerini çizmede bağımsız egemenlikleri için çabalayan tüm bölge halkları için de işe yaradığını vurguladı. Bu, makul bir barışın temeli.

Aynı zamanda, Bakan Hegseth’in en son aralık ayında Reagan Ulusal Savunma Forumunda yaptığı tarihi konuşmada da açıkça belirttiği gibi, Çin’in devam eden askeri modernizasyonu ve güçlenişi ile bu bölgede ve giderek daha uzak bölgelerde artan askeri faaliyetleri konusunda net olmalıyız. Bunu bir suçlama olarak değil, basit ama açık bir gözlem olarak söylüyorum; ciddiye almamız gereken somut bir gerçek.

Yine de bunu gereksiz bir çatışma tavrıyla değil, odaklanmış, kasıtlı bir güç ve hedeflerimiz ve bunları gerçekleştirmek için gerekli araçlar konusunda makul bir netlikle ele alabiliriz ve alacağız. Bakanın da söylediği gibi, güçlü ve net, ama sessiz. Pekin’e karşı rejim değişikliği peşinde değiliz, Çin’i domine etmeye çalışmıyoruz. Çin’in gururlu tarihini kabul ediyor ve saygı duyuyoruz.

Bunun yerine, bakanın geçen ay açıkladığı ve Ulusal Savunma Stratejisi’nde açıkça belirtildiği gibi, Hint-Pasifik’teki savunma stratejimiz, ilk ada zinciri boyunca reddetme yoluyla caydırıcılık üzerine odaklanıyor. Başkanın Ulusal Güvenlik ve Ulusal Savunma stratejilerindeki talimatları doğrultusunda, Batı Pasifik’te, ilk ada zinciri boyunca saldırganlığın imkansız, tırmanmanın cazip olmayan ve savaşın gerçekten mantıksız olmasını sağlayan bir askeri duruş oluşturmaya odaklanıyoruz. Bu, Japonya, Filipinler, Kore Yarımadası ve bölgenin diğer yerlerinde dayanıklı, yayılmış ve modernize edilmiş bir kuvvet postürü, askeri güçle hızlı veya belirleyici kazanımları engellemek için optimize edilmiş, kırılgan değil dayanıklı ve bizi barış ve istikrar arayışında bir araya getiren bir postürü içeriyor.

Bu yaklaşım, barış ve istikrar arzusu ile motive ediliyor. Fakat caydırıcılığın en güçlü olduğu zamanın, tehditlerin yüksek sesle dile getirildiği ama desteklenmediği zaman değil, sonuçların öngörülebilir şekilde olumlu olduğu ve güvenilir bir şekilde iletildiği zaman olduğu şeklindeki eski bir atasözüne dayanıyor. Başka bir deyişle, bu, pozitif gerçekçilik jeopolitik stratejisine uygun bir askeri stratejidir.  

Aynı ruhla, Ulusal Savunma Stratejisi’nin de belirttiği gibi, aynı zamanda zeytin dalını da taşıyoruz. Başkan Trump’ın haklı olarak vurguladığı gibi, güç ve diplomasi birlikte çalışmalı ve bu nedenle istikrarlı bir güç dengesi, iletişim, şeffaflık ve risk azaltma ile pekiştirilir. Bu nedenle Bakanlık, stratejik istikrar, kriz yönetimi ve yanlış hesaplama ve yanlış iletişim riskini azaltmaya odaklanarak Çin ile saygılı ve profesyonel iletişimi sürdürmeye devam edecek.

Bakan ve ben, Çinli meslektaşlarımızla saygı ve açıklıkla, ama aynı zamanda kendinden emin bir güç ve netlikle iletişim kurduk; biz ve diğer Bakanlık liderleri bunu sürdüreceğiz. Bu etkileşimlerin neyi başarabileceği konusunda naif değiliz. Yine de mesajları net bir şekilde iletmek ve almak için değil, saygı göstermek için de bunların değerini kabul ediyoruz.

Bu, motivasyonumuzun netliğinden kaynaklanıyor: Pekin ile düşmanca bir ilişki aramıyoruz. İstikrarlı bir ilişki, yani makul bir barış arıyoruz.

Fakat istikrar umut üzerine inşa edilemezken, onu sağlamaktan kimin sorumlu olduğu konusunda da eşitsiz bir dağılım olamaz. Bu tür bir istikrarlı barış, caydırıcılıkla desteklenmeli ve bu nedenle sert güç kapasitesi, yeteneği ve iradesi ile güvence altına alınmalı; elbette bizimki, ama aynı zamanda müttefiklerimizin de.

Burada da Başkan Trump, birçok liderin bir nesildir görmezden geldiği bir gerçeği açıkça dile getirerek yol gösterdi: Çok uzun süredir, kilit bölgelerin güvenliği orantısız bir şekilde Amerika’nın kararlılığı ve katkılarına dayanırken, birçok müttefik kendi savunmalarına yeterince yatırım yapmadı. Bu dengesizlik ne adil ne de sürdürülebilir.

Bu, Başkan Trump’ı göreve getiren sıradan Amerikalılar için mantıklı değil. Ayrıca, sıradan Amerikalılara makul olmayan bir şekilde aşırı yük bindiren sürdürülemez bir modele fazla güvenmeye teşvik edilen müttefiklerimiz için de mantıklı değil.

Bunu düzeltmek için açık bir gerçeği kabul etmek gerek: Elverişli bir güç dengesi, gerçek askeri güce, gerçek endüstriyel kapasiteye ve gerçek siyasi kararlılığa sahip yetenekli müttefikler gerektirir. Başkan Trump, ittifakların kalıcı bağımlılıktan ziyade ortak sorumluluğa dayandığında en güçlü olduğunu sürekli savunageldi. Ortaya koyduğu model, basit bir sağduyuya dayanıyor: İttifaklar, ortaklıklar olduklarında en dayanıklı ve en güçlüdür – her üye kendi ülkesine olan sevgisiyle motive olduğunda, ittifaklar ortak çıkarlar üzerine kurulduğunda ve pragmatik karşılıklı saygı ve uyumla yönetildiğinde.

Başkan Trump, bu modelin üstün sonuçlarını kısa sürede zaten gösterdi. Sadece Amerikalılar için değil, müttefiklerimiz için de. Bir nesil boyunca, Amerikalıların Avrupalılara savunma harcamalarını artırmaları yönündeki nazik ricaları kulak ardı edildi. Aksine, Avrupalılar, harcamalarını düşük tutmaya devam edebileceklerini ve Amerika’nın “kurallara dayalı uluslararası düzen” gibi belirsiz soyut kavramlarla motive olarak, ABD’deki deyimimizle kabağın yine başımızda patlayacağını hesapladılar. Bunun sonucu, Avrupa’nın askeri gücünün dramatik bir şekilde zayıflaması oldu. Bu durum ne Avrupa’ya ne de Amerika’ya fayda sağladı ve Avrupa’nın çok daha fazla ağırlığını koyduğu Soğuk Savaş döneminin asil örneğine aykırıydı.

Şimdi, Başkan Trump’ın liderliği sayesinde, NATO müttefiklerimiz –on yıllarca yetersiz yatırım yaptıktan sonra– Ulusal Güvenlik Stratejisi ve Ulusal Savunma Stratejisi’nin müttefik savunma harcamaları için yeni bir küresel standart olarak belirlediği hedefi, yani temel askeri işlevler için GSYİH’nin %3,5’ini ayırmayı taahhüt ettiler.

Fakat bu ilkelerin Avrupa’da olduğu kadar Asya’da da geçerli olduğunu vurgulamalıyım.

Bu durum, bu büyük ülke Güney Kore’de tam olarak anlaşıldı ve eylemlerine yansıtıldı. Bu nedenle, Savunma Bakanlığı Politika Müsteşarı olarak ilk uluslararası gezim Güney Kore Cumhuriyeti’ne oluyor.

Güney Kore stratejik gerçekliği anlıyor. Elbette, savaşı gerçeklikten soyutlama lüksüne sahip değil. Güney Kore, coğrafyayı, tehdidi ve somut askeri gücün merkezi önemini anladığı için kendi savunmasına sürekli yatırım yaptı. Ve bu dönemde, Başkan Lee’nin savunma harcamalarını bu yeni küresel standarda uygun olarak %3,5’e çıkarma ve Güney Kore’nin konvansiyonel savunması için daha fazla sorumluluk üstlenme kararı, hepimizin karşı karşıya olduğu güvenlik ortamını nasıl ele alacağımız ve uzun vadede tarihi ittifakımızı sağlam bir temele oturtmak için nasıl hareket edeceğimiz konusunda net ve bilgece bir anlayışı yansıtıyor.

Bu, ortaklığı güçlendirmek için rasyonel, pratik ve gerçekçi bir tepki. Bu, elbette Amerika’nın çıkarına, ama daha da önemlisi, Güney Kore’nin çıkarına. Bu, Amerika Birleşik Devletleri’nin müttefiklerinden beklediği türden bir eylem ve mantık.

Ve tam da bu, ittifaklarımızın uzun vadede en sağlam temellere oturtulmasını sağlayacağımızın yolu.

Bu nedenle, örnek bir müttefik olan Güney Kore ile ittifakımız konusunda bu kadar iyimseriz. Dünya değişiyor, bu nedenle Güney Kore Cumhuriyeti ile ittifakımız da buna uyum sağlıyor. Bu uyum, karşı karşıya olduğumuz durum ve yüklerin paylaşılmasında daha büyük bir dengeye duyulan ihtiyaç konusunda net bir gerçekçilik, caydırıcılığın bu değişen dünyada güvenilir, sürdürülebilir ve dirençli kalmasını sağlayacak. Bu da yine sağduyunun bir gereği. Amerika Birleşik Devletleri ile Güney Kore arasındaki ittifak gibi güçlü ortaklıklar ve ittifaklar elbette ortak tarih ve değerlere dayanır.

Ve tabii ki geçen yıl, halklarımızın birlikte unutulmaz bir şekilde savaştığı Kore Savaşı’nın patlak verişini andık. Birkaç yıl sonra ittifakın 75. yıldönümünü anacağız. Elbette, bu ortak tarihi kutlamak ve onurlandırmak çok önemli.

Ama sonuçta, ittifaklar sadece duygular üzerine kurulamaz. İttifaklar, uyumlu çıkarlar, paylaşılan riskler, orantılı katkılar ve karşılıklı fayda üzerine kurulmalı.

Bu nedenle, basit bir gözlemle bitirmek istiyorum. Güç dengesi uygun olduğunda barış mümkündür. Bu denge bozulduğunda ise çatışma olasılığı çok daha yüksek hale gelir. Barış, odaklanmış güç ve hazırlığın bir ürünüdür, hafife alınabilecek bir durum değildir.

Başkan Trump, bu sağduyuyu geri getirmiştir, fakat başkanlık döneminden önce, Amerika Birleşik Devletleri’nde devlet yönetimine çok heterodoks bir yaklaşım vardı. Barış, sadece soyut kavramlarla değil, adil ve sürdürülebilir yollarla gücü seferber ederek korunur. Görünüşte asil hedeflerle değil, gücün temelleriyle akıllıca mücadele ederek korunur. Sloganlarla değil, disiplin ve gerçekçi stratejilerle korunur.

Bu bağlamda, Amerika’nın Asya’daki savunma politikasının hedefi herkes için açık ve makul olmalı. Bu hedef, Çin veya başka herhangi bir ülkeyle çatışma değil. Amaç, Amerikalılar, müttefiklerimiz ve aslında tüm bölge için uygun olan makul bir denge sağlamak. Bu, formalist ve katı bir bölgesel düzen değil, uyarlanabilir ve gelişen bir düzen. Hegemonyadan ziyade, egemenliğin saygı gördüğü ve barışın sürdürüldüğü, rahatlatıcı hayallerle değil, netlik, güç ve kararlılıkla tanımlanan uygun bir denge ile tanımlanan bir düzen.

Bu, güç yoluyla barış mantığı. Bu, inkâr yoluyla caydırıcılık mantığı. Bu, stratejimizin mantığı.

Ve bu, nihayetinde Hint-Pasifik bölgesinde sadece Amerikalılara değil, bu hayati bölgedeki tüm insanlara fayda sağlayacak, makul ve kalıcı bir barışın temeli.

Çok teşekkür ederim.

Diplomasi

Ukrayna Başbakanı Sviridenko istifa dilekçesini verdi

Yayınlanma

Ukrayna Başbakanı Yuliya Sviridenko, parlamentoya istifa dilekçesini sundu. Parlamentonun istifa talebini en kısa sürede resmi prosedürlere uygun olarak ele alması bekleniyor. Daha önce Zelenskiy, dış politika ve kışa hazırlık öncelikleri doğrultusunda kabinede kapsamlı değişiklikler yapılacağını açıklamıştı. Zelenskiy, Sviridenko’ya çalışmalarından dolayı teşekkür ederek kendisine yeni bir görev teklif ettiğini açıkladı.

Ukrayna Başbakanı Yuliya Sviridenko, parlamentoya istifa dilekçesini sundu. Gelişmeyi Ukrayna Parlamentosu (Verhovna Rada) Başkanı Ruslan Stefançuk, Facebook hesabı üzerinden yaptığı açıklamayla duyurdu.

Stefançuk, parlamentonun Sviridenko’nun istifa talebini belirlenen yasal usullere uygun olarak yakın zamanda değerlendireceğini bildirdi.

Sviridenko’ya “devlet için son derece zor bir zamanda” hükümete liderlik ettiği için teşekkür eden Stefançuk, kendisinin ekonominin güçlendirilmesi, vatandaşlara destek sağlanması ve Ukrayna’nın Avrupa Birliği üyeliği yolundaki ilerlemesine sunduğu katkıları vurguladı.

Kabinede yapısal değişiklikler bekleniyor

Başbakanın istifa kararı, Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy’nin hükümette kadro değişikliklerine gidileceğini açıklamasının ertesi günü geldi. Zelenskiy, ülkenin güncellenmiş bir siyasi stratejiye geçiş yaptığını ifade etmişti.

Yeni dönemde her bir stratejik dış politika yöneliminden geniş deneyime sahip ayrı bir yöneticinin sorumlu olacağını kaydeden Zelenskiy, öncelikli alanları sıraladı.

Devlet Başkanı; ABD ile ilişkileri, Avrupa füze savunma projesinin geliştirilmesini, Ukrayna’nın Avrupa Birliği üyeliği sürecini, Polonya ve Macaristan dahil komşu ülkelerle ilişkileri, Ortadoğu ülkeleri, Çin ve uluslararası kuruluşlarla yürütülen işbirliklerini bu öncelikler arasında gösterdi.

Zelenskiy ayrıca cephe hattındaki ve sınırdaki bölgelerde çalışmaların yoğunlaştırılması, kış hazırlıklarının hızlandırılması ve devlet şirketlerinin reforme edilmesi gerektiğini de dile getirdi.

Görevinden ayrılan Sviridenko’ya yürüttüğü çalışmalar vesilesiyle teşekkür eden Zelenskiy, kendisine “kilit bir ortakla ilişkilerde yeni ve önemli bir alanın” yönetimini üstlenmeyi teklif ettiğini açıkladı.

Zelenskiy ayrıca kolluk kuvvetlerinin yönetim kademelerinde de değişiklikler yapılacağını duyurdu.

Sviridenko’nun kariyeri

Yuliya Sviridenko, Ukrayna hükümetinin liderliğini 17 Temmuz 2025 tarihinde üstlenmişti.

Başbakanlık görevine getirilmeden önce Sviridenko, Kasım 2021 tarihinden itibaren Ukrayna Birinci Başbakan Yardımcısı ve Ekonomi Bakanı olarak görev yapıyordu. Sviridenko, bu görevlerinden önce ise Cumhurbaşkanlığı Ofisi Başkan Yardımcılığı görevini yürütmüştü.

Ukrayna hükümetinde revizyon: Başbakan Sviridenko istifa etti

Okumaya Devam Et

Diplomasi

Avrupa ve ABD arasında Ukrayna’ya destek çatlakları büyüyor

Yayınlanma

Ukrayna’ya güvenlik garantileri sağlamak ve ateşkes sonrası çok uluslu güç konuşlandırmak amacıyla kurulan “gönüllüler koalisyonu”, askeri eğitimlerin ortak planlanması ve Avrupa’nın sanayi potansiyelinin kullanılmasını görüşmek üzere Paris’te toplanıyor. Avrupa ülkeleri arasında Rusya ile doğrudan diyalog, yaptırımlar ve Ukrayna’ya bütçeden askeri yardım sağlanması konularında ciddi görüş ayrılıkları yaşanırken, bazı Doğu Avrupa ülkeleri misyona katılmayı reddediyor.

Ukrayna’ya destek veren ve ağırlıklı olarak Avrupa ülkelerinden oluşan “gönüllüler koalisyonu”, Rusya ile yaşanan çatışmada Kiev’e yönelik güvenlik garantilerini ve ortak askeri eğitim planlarını ele almak üzere 13 Temmuz’da Paris’te bir araya geliyor.

Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, toplantıda Avrupa’nın sanayi potansiyelinin bu amaçla kullanılmasına yönelik planların yanı sıra askeri tatbikatların ortaklaşa planlanmasının da tartışılacağını açıkladı.

Zirvenin ertesi günü tüm katılımcıların, “Avrupa’nın Stratejik Uyanışı” sloganıyla Şanzelize Caddesi’nde düzenlenecek geleneksel Bastille Günü askeri geçit törenine katılması öngörülüyor.

Gönüllüler koalisyonu, olası bir ateşkes durumunda Ukrayna için güvenlik garantileri geliştiren, çoğunluğu Avrupa ülkelerinden oluşan 30’dan fazla devletin birleşiminden oluşuyor. Girişimi 2024 yılının sonlarında Fransa ve İngiltere başlattı. Aynı ülkeler, ateşkes rejimini denetlemek üzere Ukrayna’ya Avrupa askeri birliği gönderilmesi fikrini de ilk ortaya atanlar oldu.

Macron, geçen yılın eylül ayında yaptığı açıklamada, 26 ülkenin Ukrayna’ya asker göndermeye veya bu misyonu desteklemek için fon ayırmaya hazır olduğunu teyit ettiğini bildirdi. Rusya bu girişime kesin bir dille karşı çıkıyor. ABD ise bugüne kadar böyle bir misyon için gerekli olan teknik ve lojistik desteği sunmayı kabul ettiğini beyan etmedi.

Avrupa müttefikleri arasında uzlaşı aranıyor

Paris’te düzenlenen ocak ayı toplantısının ardından katılımcı ülkeler, çatışma sonrasında Ukrayna’da çok uluslu güçlerin konuşlandırılmasına yönelik bir niyet deklarasyonu imzaladı.

Belgede, yabancı güçlerin ülkede yer almasının parametreleri belirlendi. Bu kapsamda askeri üslerin kurulması, hava ve deniz sahasının korunması ile çok uluslu gücün Ukrayna Silahlı Kuvvetleriyle etkileşim sistemi ele alındı.

Avrupa diplomatik kaynakları, tüm bu adımlardan önce bir ateşkes rejiminin kurulması gerektiğini belirtti.

Rus basınına konuşan konuya aşina kaynak, “Avrupa’nın yaklaşımına göre öncelikle bu noktaya ulaşılmalı, ardından başta Ukrayna olmak üzere tüm taraflar için güvenlik garantileri detaylıca tartışılmalıdır. O zamana kadar asker gönderilmesi konusu gündemde yer almıyor” dedi.

Fransa, Almanya ve İngiltere liderleri 7 Haziran’da yaptıkları ortak açıklamada, Ukrayna krizinin çözümü için müzakerelerin yeniden başlamasını ve Rusya ile doğrudan diyaloğun yeniden kurulmasını destekledi. Liderler, “adil ve kalıcı bir barış” için beş şart öne sürdü. Bu şartlar arasında çatışmaların durdurulması ve mevcut cephe hattının herhangi bir anlaşma için başlangıç noktası olarak kabul edilmesi yer alıyor.

Ancak diplomatik kaynak, Ukrayna konusundaki diplomatik sürecin şu an fiilen dondurulduğunu belirtti. Kaynak, “ABD’nin odağını İran’a çevirmesi nedeniyle süreç durma noktasına geldi. ABD ve Rusya devlet başkanları arasında telefon görüşmeleri artık nadiren gerçekleşiyor. ABD’li müzakerecilerin yeniden Moskova’ya gelebileceğini öngörüyorum ancak bu durum gerçek müzakerelere yol açmaktan ziyade fikir alışverişiyle sınırlı kalacaktır. Üstelik şu anda askeri tansiyonun yükseldiği bir aşamadayız” değerlendirmesinde bulundu.

Avrupa Birliği (AB) içinde Rusya ile doğrudan diyaloğun yeniden başlatılmasına yönelik tartışmalar mayıs başında hareketlendi. Batı medyasında Moskova ile temasları yürütecek özel temsilci adayları arasında Almanya eski şansölyeleri Gerhard Schröder ve Angela Merkel ile Finlandiya Cumhurbaşkanı Alexander Stubb’ın isimleri geçti. Konuyla ilgili 28 Mayıs’ta Kıbrıs’ta AB Dışişleri Bakanları toplantısı düzenlense de resmi bir açıklama yapılmadı.

Haziran ortasında Fransa, İngiltere ve Almanya’nın Moskova büyükelçileri Nicolas de Rivière, Nigel Casey ve Alexander Lambsdorff, Rusya Dışişleri Bakan Yardımcısı Mikhail Galuzin ile görüştü. Rusya Dışişleri Bakanlığı, görüşmeye ilişkin açıklamasında, büyükelçilere ülkelerinin Ukrayna krizine yönelik yıkıcı politikalarına dair değerlendirmelerin iletildiğini, bu politikaların Kiev yönetimini Batı’nın “gönüllüler koalisyonu” adına savaşı sürdürmeye teşvik ettiğini savundu.

Görüşme öncesinde Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, Avrupa ülkelerinin çözüm sürecini etkileme fırsatını kaçırdığını ve yapıcı olmayan bir tutum takındığını ifade etti.

Brüksel’de 18 Haziran’da düzenlenen AB zirvesi öncesinde, Avrupa Konseyi Başkanı António Costa’nın gelecekteki müzakerelere zemin hazırlamak amacıyla üst düzey bir Rus yetkiliyle iki kez telefon görüşmesi gerçekleştirdiği basına yansıdı. Ancak Avrupa’da Rusya ile müzakerelerin formatı konusunda henüz ortak bir duruş yok.

NATO’nun 7-8 Temmuz tarihlerinde Ankara’da gerçekleştirdiği zirve kapsamında, AB Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Kaja Kallas, Delfi portalına verdiği mülakatta, AB’nin Moskova’yı müzakerelere zorlamayı hedeflediğini belirtti.

Kallas, Avrupa’nın her zaman Ukrayna’nın yanında yer alması sebebiyle arabulucu rolü üstlenemeyeceğini kaydetti.

Rusya’ya yönelik 21’inci yaptırım paketinin hazırlıklarına da değinen Kallas, AB’nin Kiev’in olası müzakerelerdeki konumunu güçlendirmesi gerektiğini vurguladı.

Financial Times gazetesinin haberine göre, Avrupalı liderler Ankara’daki zirveyi başarılı olarak değerlendirdi. Zirvede ABD Başkanı Donald Trump, Ukrayna lideri Volodimir Zelenskiy ile de görüştü.

NATO ülkeleri, yayımladıkları sonuç bildirisinde Ukrayna’ya 2026 yılı için askeri teçhizat, yardım ve eğitim amaçlı 70 milyar avro tahsis etme taahhüdünde bulundu ve 2027’de de bu destek seviyesini korumaya hazır olduklarını teyit etti.

Yeni yaptırımların ele alınacağı AB Dışişleri Bakanları toplantısı ise Brüksel’de pazartesi günü başlıyor. Euractiv’in haberine göre, ekonomileri büyük ölçüde turizme dayalı olan Fransa, İtalya ve Yunanistan; Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen’in gündeme getirdiği, 2022’den bu yana Rus ordusunda görev yapmış kişilerin AB’ye girişinin yasaklanması önerisine karşı çıkıyor.

Yunanistan ayrıca Rus petrolüne varil başına 44 dolar tavan fiyat uygulanması teklifine de direnç gösteriyor. Bulgaristan ise Moskova ve Tüm Rusya Patriği Kirill’in yaptırım listesine alınmasını engelledi.

Askeri yardımlar konusunda da bazı AB üyeleri ulusal bütçelerinden kaynak ayırmaya yanaşmıyor. Çekya, Ankara’da onaylanan NATO taahhütlerine katılmayı reddetti. Çekya Başbakanı Andrej Babiš, Avrupa için önceliğin kendi füze savunma sistemini güçlendirmek olması gerektiğini savundu.

Macaristan Başbakanı Péter Magyar, yardım paketine katılımın gönüllülük esasına dayandığını hatırlattı. Slovakya ve Bulgaristan da bu girişime katılmazken, Bulgaristan Başbakanı Rumen Radev, ülkelerinin Ukrayna’ya yalnızca askeri teçhizat onarımı konusunda destek vereceğini açıkladı.

Bahsi geçen Doğu Avrupa ülkeleri, Ukrayna’ya asker gönderme olasılığını da kesin bir dille dışlıyor. Benzer bir tutum sergileyen Hırvatistan Cumhurbaşkanı Zoran Milanović, “gönüllüler koalisyonu” ile ilişkilendirilmemek adına Hırvat askerlerinin Paris’teki Bastille Günü geçit törenine katılmasına izin vermedi.

ABD yönetimi Patriot üretimi ve hava sahası seçeneğini değerlendiriyor

Ankara’daki zirvede Donald Trump, ABD’nin Ukrayna’ya Patriot hava savunma sistemleri için füze üretimi lisansı verebileceğini dile getirdi. Zelenskiy ile gerçekleştirdiği görüşmede Trump, “Sonradan size bunları eksik verdiğimizi söyleyemezsiniz. Benim fikrim, bunları kendiniz üretmenizdir” dedi.

Trump, konuyu henüz sistemlerin üreticileri olan Lockheed Martin ve RTX firmalarıyla görüşmediğini belirtti. Ukrayna’nın yakın zamanda ABD’den ek önleme füzesi alamayacağını da ekleyen Trump, “Elimizde Patriot var ama sayıları az. Onlara kendimizin ihtiyacı var” diye konuştu.

CNN, üretimin başlamasının aylar alabileceğini aktarırken; The New York Times, alt yükleniciler tarafından sağlanan parça tedarikinin temel sorunu oluşturduğunu yazdı.

Aynı görüşmede Trump, güvenlik garantilerinin bir parçası olarak ABD’nin Ukrayna üzerinde hava sahasını kapatabileceğini ilk kez kamuoyu önünde dile getirdi.

Washington’ın Ukrayna hava sahasını kapatmaya hazır olup olmadığı yönündeki soruya Trump, “Gerekirse evet” yanıtını verdi ancak bir barış anlaşmasına varılması durumunda bu tür önlemlere gerek kalmayabileceğini sözlerine ekledi.

Trump ve Dışişleri Bakanı Marco Rubio, Ukrayna’nın Rus petrol rafinerilerine düzenlediği saldırıları da değerlendirdi. Trump, “Bu bir tırmanma, ancak savaşın sona ermesine yardımcı olabilecek bir tırmanmadır” ifadesini kullandı.

Rubio ise Ukrayna ordusunun Rusya’nın iç kesimlerini vurma kabiliyetinin, çatışmanın sonlandırılması için yürütülecek müzakerelerde alan yaratmasını umduklarını açıkladı.

Trump, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile telefonda görüşmeyi planladığını belirtse de bu görüşme henüz gerçekleşmedi. Trump’ın özel temsilcisi Steve Witkoff ve damadı Jared Kushner üzerinden yürütülen Moskova temasları da duraklamış durumda. Putin ile en az yedi kez bir araya gelen Witkoff’a, aralık ve ocak aylarındaki son iki ziyaretinde Kushner eşlik etti.

Şubat ayı sonunda ABD ile İran arasında başlayan gerilimle birlikte her iki isim de Ortadoğu hattına odaklanarak ateşkes mutabakatının hazırlanması sürecinde yer aldı.

Ancak The New York Times’a konuşan ve isminin açıklanmasını istemeyen bir kaynak, Witkoff ve Kushner’ın Ukraynalı ve Rus yetkililerle neredeyse her gün iletişimde olduğunu ve daha önce kamuoyuna yansımayan yüz yüze görüşmeler gerçekleştirdiklerini iddia etti.

Kaynağa göre her iki müzakereci de tartışılacak yeni bir somut gelişme olması durumunda Moskova ve Kiev’i ziyaret etmeye hazır, ancak yalnızca fotoğraf karesi vermek için gitmek istemiyorlar.

Rusya müzakere için taleplerinin karşılanmasını şart koşuyor

Moskova yönetimi ise pozisyonunu koruyor. Kremlin Sözcüsü Dmitry Peskov, 7 Temmuz’da yaptığı açıklamada, “Zelenskiy, birliklerini şu anda Rusya toprağı olan Donbass ve diğer bölgelerden çekerek çok sorumlu bir karar alıp savaşı hala durdurabilir. Durumu fiilen kabul ederse ertesi gün çatışmalar sona erer” dedi.

Peskov, bu gerçekleşene kadar Rusya’nın askeri harekâtı sürdüreceğini ve bir tampon bölge oluşturmaya devam edeceğini sözlerine ekledi.

Rusya Dışişleri Bakanlığı, 10 Temmuz’da yayımladığı bildiride Kiev’i “Rusya’nın sivil nüfusuna ve sivil altyapısına yönelik terörü artırmaya çalışmakla” suçladı.

Bakanlık Sözcüsü Maria Zaharova, Minsk-Anapa seferini yapan turist otobüsüne yönelik saldırıdan sınır bölgelerindeki can kayıplarına kadar bir dizi gelişmeyi sıralayarak, “Tüm bu olgular, Ukrayna’nın askersizleştirilmesi ve naziden arındırılması ile bu topraklardan kaynaklanan tehditlerin ortadan kaldırılmasına yönelik görevlerin güncelliğini teyit ediyor. Bu hedeflere mutlaka ulaşılacaktır” dedi.

Moskova, Kiev ile 2025 yılının ilkbahar ve yaz aylarında İstanbul’da yürütülen doğrudan müzakereleri yeniden başlatmaya hazır olduğunu belirtiyor.

Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, 23 Haziran’da katıldığı büyükelçiler yuvarlak masa toplantısında, “2025 sonbaharında radardan çıktılar ve müzakereleri durdurduklarını açıkladılar. Biz bunları kaldığı yerden her an yeniden başlatmaya hazırız. Muhtemelen geçen yıl Ukraynalılara birileri diyalog kurmamalarını ve savaşmaya devam etmelerini söyledi” dedi.

Temmuz ayında Mozambik’e gerçekleştirdiği ziyarette Lavrov, Batı’yı Rusya’yı müzakereye çağırırken varılan anlaşmaları baltalamakla suçladı. Lavrov, 9 Temmuz’da yaptığı açıklamada, “Batı’nın müzakereli bir çözüm istediğine artık inanmayacağız. Bu iyi niyet ve umut stoğu tamamen tükenmiştir” ifadelerini kullandı.

Avrupa ülkelerinin Rusya’yı stratejik olarak yenilgiye uğratmak istediğini belirten Peskov, bunun “tarihin en büyük hatası” olduğunu savundu.

ABD’nin tutumunda ise bir ikili durum gözlemlediklerini ifade eden Peskov, Washington’ın bir yandan Kiev’e silah sevkiyatını sürdürürken, diğer yandan Avrupalıların aksine barış sürecine katkıda bulunma isteğini koruduğunu söyledi.

Peskov, “Bazen yanılsalar da bu isteğin samimi olduğunu düşünüyor ve bunu memnuniyetle karşılıyoruz” değerlendirmesini yaptı.

Ukrayna ise Rus petrol rafinerilerine yönelik saldırılarını sürdürürken, bu eylemlerin kapsamını genişletme tehdidini yineliyor.

The New York Post gazetesinin haberine göre Kiev, çatışmaları sona erdirmek için Moskova üzerindeki baskı dengesinin değiştirilmesi gerektiğine inanıyor.

Zelenskiy, 4 Temmuz’da yaptığı açıklamada, “Rusya’nın sesini duyacağı taraflar kesinlikle ABD, diğer G7 ve G20 ülkeleri ile Avrupa’dır” ifadesini kullandı.

Okumaya Devam Et

Diplomasi

Bloomberg: Graham’in ölümü Ukrayna yardımını zorlaştıracak

Yayınlanma

ABD’li Senatör Lindsey Graham’in 71 yaşında hayatını kaybetmesi, Ukrayna ve diğer müttefiklerin Washington’daki en etkili destekçilerinden birini yitirmesine yol açtı. Bloomberg’in analizinde, Graham’in ölümünün ardından Kiev ve Avrupalı ortakların Beyaz Saray ile iletişim kurmak için yeni kanallar aramak zorunda kalacağı belirtildi.

ABD’li Cumhuriyetçi Senatör Lindsey Graham’in vefatı, Ukrayna’nın Beyaz Saray ile en etkili iletişim kanallarından birini kaybetmesine neden oldu.

Bloomberg’in haberine göre, Graham’in yokluğu Ukrayna ve diğer ABD müttefikleri için Washington’da büyük bir boşluk yaratacak.

Graham, ABD Başkanı Donald Trump ile Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy arasındaki gergin ilişkilere rağmen, Trump’ın ikinci başkanlık döneminin önemli bir kısmında Kiev’e askeri destek sağlanması için çaba harcıyordu.

Bloomberg, Graham’in vefatıyla birlikte Ukrayna ve diğer ABD müttefiklerinin, Trump’ın yakın çevresinde yeni güvenilir isimler bulmak zorunda kalacağına dikkat çekti.

Haberde, Graham’in Trump ile yakın ilişkilerini, Senato’daki Demokratlarla çalışma becerisini ve yabancı liderlerle kurduğu güçlü bağları birleştiren benzersiz bir yetenek setine sahip olduğu, bu nedenle yeni bir kanal bulmanın kolay olmayacağı ifade edildi.

“Kiev için büyük bir kayıp”

Bloomberg’e konuşan bir kaynak, Kiev yönetiminin Graham’in ölümünü, “Ukrayna’yı samimi şekilde destekleyen ve yardım etmek için elinden gelen her şeyi yapan nadir bir Cumhuriyetçinin kaybı” olarak değerlendirdiğini aktardı.

Ukraynalı siyaset bilimci Volodimir Fesenko da Kiev’in Graham’in ölümünün ardından ciddi bir sorunla karşı karşıya olduğunu belirtti.

Fesenko, “Bizim için şimdi temel soru şu: Senato’da güçlü bir konuma sahip olan ve Trump’a doğrudan erişebilen Graham gibi başka aktörler var mı?” değerlendirmesini yaptı.

İsmi açıklanmayan bir Avrupalı diplomat ise Avrupa’da Graham’in sadece Ukrayna’yı destekleyen değil, aynı zamanda Rusya üzerinde baskı kurabilen, Beyaz Saray bünyesinde nüfuz sahibi bir figür olarak görüldüğünü dile getirdi.

Senatör Lindsey Graham, vefatından sadece birkaç saat önce Rusya’ya yönelik yeni kısıtlamaları içeren yasa tasarısının tamamlanması gerektiğini söylemişti.

Graham, esprili bir dille yaptığı açıklamada, “Şu anda ölemem. Rusya’ya yaptırım uygulamam, İran ile durumu çözmem ve İsrail ile Suudi Arabistan ilişkilerini normalleştirmem gerekiyor” ifadelerini kullanmıştı.

Aort yırtılması ve aterosklerotik kalp damar hastalığı nedeniyle 71 yaşında hayatını kaybeden senatörün ardından ABD Başkanı Donald Trump taziye mesajı yayımladı.

Trump, federal binalardaki bayrakların yarıya indirilmesi talimatını verirken, sosyal medya platformu Truth Social üzerinden yaptığı paylaşımda Graham için, “Tanıdığım en büyük insanlardan ve senatörlerden biriydi. Her zaman çalıştı ve gerçek bir Amerikan vatanseveriydi. Lindsey çok aranacak” yazdı.

Rusya’nın yaptırım listesindeydi

Rusya yönetimine yönelik istikrarlı eleştirileriyle bilinen Graham, 2018 yılında Rusya’ya karşı hazırlanan ve “cehennem yaptırımları” olarak adlandırılan yasa tasarısının mimarlarından biriydi. Bu tasarıyla Rusya’nın devlet borcuna yönelik yaptırım kavramını ortaya atmış ve siber sektöre kısıtlamalar getirilmesini savunmuştu.

Rusya İçişleri Bakanlığı, Mayıs 2023’te Zelenskiy ile görüşmesinin ardından Graham hakkında arama kararı çıkarmıştı. Rusya Federal Mali İzleme Servisi (Rosfinmonitoring) ise Şubat 2024’te ABD’li senatörü terör ve ekstremizm destekçileri listesine dahil etmişti.

Lindsey Graham’a muhtaç olan sistem

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English