Bizi Takip Edin

Amerika

Yeni Pentagon stratejisi: Çin ile denge arayışı ve “savaşçı ruhu”

Yayınlanma

ABD Savunma Bakanlığı (Pentagon), 2026 Ulusal Savunma Stratejisini (NDS) yayınladı ve “küresel ulus inşası” yerine Amerikan çıkarlarının korunmasını vurgulayan “esnek gerçekçilik” yönündeki değişimi özetledi.

NDS’ye göre bu yaklaşımın merkezinde, ABD topraklarının güvenliğini ve “Batı Yarımküre”deki hakimiyetini önceliklendiren “Monroe Doktrinine Trump İlavesi” yer alıyor. Bu, ABD Ulusal Güvenlik Stratejisini (NSS) takip ediyor.

Belge, Çin’i “birincil rakip” olarak tanımlarken, müttefikler ile ortaklarının, GSYİH’nin %5’i düzeyinde bir harcama standardına ulaşmak için mali katkılarını önemli ölçüde artırmalarını talep ediyor.

“Milli sanayi seferberliği” ve “savaşçı ruhunun yeniden canlandırılması” yoluyla, NDS “Rusya, İran ve Kuzey Kore gibi düşmanları” caydırmayı amaçlıyor.

Nihai olarak, strateji, askeri sorumlulukları yeniden dengeleyerek ve idealist dış müdahalelerden ziyade pratik güvenlik üzerine odaklanarak küresel istikrar sağlamayı hedefliyor.

Önce Amerika: “Ütopik idealizm”e ret

2026 Ulusal Savunma Stratejisine göre “esnek gerçekçilik”, soyut küresel ideallerin üzerinde Amerikan çıkarlarına hizmet etmeyi önceliklendiren, ulusal güvenliğe yönelik açık görüşlü, sağduyulu bir yaklaşım olarak tanımlanıyor.

Esnek gerçekçilik, Amerikan çıkarlarını tüm dünyanın çıkarlarıyla birleştiren veya “dünyanın tüm sorunlarını çözmeyi” amaçlayan önceki yönetimlerin “büyük stratejilerini” reddediyor.

Bunun yerine, ABD’nin anavatanına yönelik tehditlerin uzak bölgelerdeki tehditlerden daha “içgüdüsel” ve önemli olduğunu kabul ederek, “Amerikalıların güvenliği, özgürlüğü ve refahına yönelik gerçek, inandırıcı tehditlere” odaklanıyor.

NDS, esnek gerçekçiliği “ütopik idealizm” ve “kurallara dayalı uluslararası düzen” gibi “bulutlar üstünde bir kale” niteliğindeki soyutlamalarla açıkça karşılaştırıyor. Rejim değişikliği, “sonsuz savaşlar” ve “büyük ulus inşa projeleri” gibi hedefleri terk ettiğini ilan ederken, bunların yerine “asil ve gururlu bir barış” elde etmek için tasarlanmış “katı gerçekçilik”i koyuyor.

Pentagon’a göre bu yaklaşım, kaynaklar ve hedefler arasında pragmatik bir korelasyon gerektiriyor. NDS, ABD’nin “her yerde tek başına hareket edemeyeceğini” ve her küresel sorunu çözemeyeceğini kabul ediyor; tehditleri ciddiyetlerine göre “değerlendirmesini, sıralamasını ve önceliklendirmesini” istiyor.

Uygulamada, esnek gerçekçilik tam hakimiyet yerine “esnek ve sürdürülebilir bir güç dengesi”ni hedefliyor. Örneğin, Çin ile ilgili olarak, strateji “makul bir barış” ve Çin’in ABD’yi hakimiyeti altına almasını engelleyen bir güç dengesi arıyor ve bu hedefin “rejim değişikliği veya başka bir varoluş mücadelesi” gerektirmediğini açıkça belirtiyor.

Belge, bu yaklaşımın “izolasyonizm anlamına gelmediğini” savunuyor. Aksine, ABD’nin pratik çıkarlarını ilerletmek için küresel olarak, özellikle müttefikleriyle birlikte hareket ettiği, fakat müttefiklerin kendi bölgesel savunmalarının ana yükünü üstlenmelerini ısrarla talep ettiği “odaklanmış ve gerçek anlamda stratejik bir yaklaşım” öngörüyor.

Yük paylaşımı ve savunma harcamaları

NDS, ittifakları ABD’nin sübvanse ettiği bir modelden “açık hesap verebilirlik” ve kendi kendine yeterlilik modeline kaydırarak küresel yük paylaşımını temelden yeniden tanımlıyor ve müttefiklerin “bağımlı” olarak hareket etmeyi bırakıp gerçek ortaklar olarak işlev görmeleri gerektiğini savunuyor.

Bu “Önce Amerika” yaklaşımının, ABD’nin çıkarlarına öncelik verip müttefiklerin çoğu sahada kendi güvenlikleri için birincil sorumluluğu üstlenmelerini talep ederek, ABD’nin kaynaklarını ülkeyi savunmaya ve Çin’i caydırmaya yoğunlaştırmasına olanak tanıdığı öne sürülüyor.

Bu bağlamda strateji, belirli mali hedefler, operasyonel değişiklikler ve stratejik ültimatomlar yoluyla gereklilikleri yeniden tanımlıyor. Bunlar arasında yeni bir küresel mali standart; ABD’nin öncüden ziyade destek olacağı müttefikler için “birincil sorumluluk”; “model müttefiklere” verilecek öncelikler ve teşvikler yer alıyor.

Örneğin ABD artık Avrupa’da Ukrayna meselesini Avrupa’ya, Kore Yarımadasındaki sorunu Güney Kore’ye, Orta Doğu’da ise İran gerilimini yönetmeyi İsrail ve Körfezdeki müttefiklerine devredecek.

Pentagon böylece, müttefikleri harekete geçmeye zorlayarak, ABD ordusunun en yüksek iki önceliğine odaklanmasını amaçlıyor: ABD’yi savunmak ve Hint-Pasifik’te Çin’i caydırmak.

Yeni ABD Ulusal Güvenlik Stratejisi: Küreselleşmenin sonu ve Monroe Doktrini

Başlıca stratejik rakip: Çin

NDS, ülkenin tarihindeki “en tehlikeli” güvenlik ortamlarından biri olarak tanımlanan ve ABD’nin avantajlarını koruyamaması nedeniyle düşmanların giderek güçlendiği bir ortam tanımlıyor.

Başlıca jeopolitik tehditler, yalnızca devlet aktörlerine göre değil, aynı zamanda Amerikan vatanına olan coğrafi yakınlık ve eşzamanlı çatışmaların sistemik riskine göre de sınıflandırılıyor.

Stratejide başlıca stratejik rakip olarak Çin Halk Cumhuriyeti (ÇHC) gösteriliyor. NDS, ÇHC’yi “19. yüzyıldan bu yana bize göre en güçlü devlet” olarak tanımlıyor ve küresel ölçekte ABD’den sonra ikinci sırada olduğunu savunuyor.

Çin’den gelen tehdit, Batı Pasifik’in çok ötesindeki hedefleri vurabilecek güçleri de içeren askeri güçlerinin “hızı, ölçeği ve kalitesi” ile tanımlanıyor.

Temel tehlikenin sadece askeri değil, Çin’in Hint-Pasifik bölgesine hakim olma potansiyeli olduğuna işaret eden Pentagon, bu potansiyelin, Amerikalıların “dünyanın iktisadi ağırlık merkezine” erişimini etkili bir şekilde kontrol etmesinden endişe ediyor.

Bu kapsamda ABD’nin hedefi, Çin’in ABD veya müttefiklerine hakim olmasını önlemek için güç dengesini korumak ve rejim değişikliği peşinde koşmak yerine “makul bir barış” sağlamak olarak gösteriliyor.

NDS’nin Çin’e yönelik yaklaşımı, “Çin’i çatışma ile değil, güçle Hint-Pasifik bölgesinde caydırmak” olarak özetleniyor. Strateji, çatışma veya izolasyon peşinde olmak yerine, etkili diplomatik ve askeri angajmanın ön koşulu olarak sağlam bir askeri caydırıcılık (“güç”) oluşturmak üzere ikili bir yaklaşım öngörüyor.

ABD’nin hedefinin “Çin’i egemenlik altına almak” veya “Çin’i boğmak ya da küçük düşürmek” olmadığı açıkça belirtiliyor. Bunun yerine, ABD’nin, hiçbir ülkenin diğerini egemenlik altına alamayacağı bir güç dengesi ile karakterize edilen “makul bir barış” arayacağı yazılıyor.

Avrupa’ya mesaj: Kendi güvenliğinizi sağlayın

2026 Ulusal Savunma Stratejisi, Avrupa’nın rolünü, Amerikan güvenlik garantilerine bağımlı bir bölgeden, kendi konvansiyonel savunması için “birincil sorumluluk” üstlenen bir bölgeye temel olarak yeniden tanımlıyor.

Strateji, NATO müttefiklerinin kıtayı savunmada liderliği üstlenmeye geçmesi gerektiğini, Amerika Birleşik Devletleri’nin ise “kritik ama daha sınırlı destek” sağlaması gerektiğini açıkça belirtiyor.

Bu değişiklik, Rusya’nın “kalıcı ama yönetilebilir bir tehdit” olduğu ve Avrupa’daki NATO üyelerinin kolektif iktisadi ve askeri gücünün Rusya’nınkini “gölgede bıraktığı” değerlendirmesine dayanıyor. Belge, tek başına Alman ekonomisinin dahi Rusya’yı çok geride bıraktığına atıfta bulunuyor.

Sonuç olarak, NDS Rusya’nın “Avrupa hegemonyası için bir girişimde bulunacak durumda olmadığını”, yani Avrupa’nın ABD’nin hakimiyeti olmadan tehdidi yönetebilecek durumda olduğunu savunuyor.

Avrupa, Beyaz Saray’ın “yük paylaşımı” için yeni “küresel standardı”nın test edildiği bir alan. Strateji, NATO müttefiklerinin toplam savunma harcamaları hedefini GSYİH’nin %5’i olarak belirledikleri “Lahey Zirvesi”ne atıfta bulunuyor. Pentagon, müttefiklerin bu hedefleri gerçekleştirmeleri için “teşvik ve imkan sağlayacağını” vurgularken, bu taahhütleri yerine getirmeleri gerektiğini ısrarla belirtiyor.

Ukrayna’daki savaşın “sona ermesi gerektiğini” belirtirken, Ukrayna’nın savunmasını destekleme ve sonraki barışı sürdürme sorumluluğunu doğrudan Avrupa müttefiklerine yüklüyor.

Belge, bunun “öncelikle Avrupa’nın sorumluluğu” olduğunu beyan ederek, müttefiklerin “bedavacılık” yapmasına izin verdiğini iddia ettiği önceki yönetimin yaklaşımını reddediyor.

Strateji, NATO müttefiklerinin kendi savunmaları için gerekli güçleri üretmelerine yardımcı olmak için transatlantik savunma sanayi işbirliğinin genişletilmesini ve ticaret engellerinin azaltılmasını öngörüyor.

“Model müttefik”: İsrail’e bölgede birincil rol

2026 Ulusal Savunma Stratejisine göre, İsrail “model müttefik” olarak tanımlanıyor ve belgenin yük paylaşımına ilişkin “Önce Amerika” yaklaşımının başlıca örneği olarak gösteriliyor.

Strateji, müttefiklerin kendilerini savunma iradesine ve yeteneğine sahip olması, ABD’nin ise “kritik ama sınırlı destek” sağlaması ilkesine dayalı olarak ABD’nin İsrail ile ilişkisini yeniden tanımlıyor.

Pentagon’a göre İsrail, “model müttefik” tanımına uyuyor, çünkü özellikle 7 Ekim saldırılarından sonra, “kendini savunma yeteneğine ve isteğine sahip” olduğunu kanıtlamış durumda.

Belge, “bağımlı” olarak eleştirdiği müttefiklerin aksine, İsrail’i, kendi kendine hayatta kalmak amacıyla harekete geçtiği için övmektedir. Sonuç olarak, strateji ABD’nin İsrail’in “ellerini bağlamak” yerine “güçlendirmesi” gerektiğini belirtiyor.

Stratejinin bölgesel yük paylaşımı konusundaki daha geniş çaplı çabasıyla tutarlı olarak, İsrail’in “İran ve vekillerini caydırma ve savunma konusunda birincil sorumluluk” üstlenmesi bekleniyor.

Belge, İsrail’in operasyonlarının “İran’ın vekillerini”, özellikle Hizbullah ve Hamas’ı “ciddi şekilde zayıflattığını” savunuyor.

İsrail’in rolü, bölgesel güvenlik mimarisini sağlamlaştırmaya kadar uzanıyor. Pentagon, İbrahim Anlaşmalarını açıkça temel alarak “İsrail ile Arap Körfezi ortaklarımız arasında entegrasyonu sağlamak” niyetinde. Bu çaba, bölgesel ortakların kendilerini savunmak için toplu olarak daha fazla çaba sarf ettikleri bir koalisyon oluşturmayı ve ABD’nin öncelikli dikkatini Hint-Pasifik ve ülke sınırlarına odaklamasını amaçlıyor.

İsrail mücadeleye öncülük ederken, ABD “İsrail’in kendini savunma çabalarını güçlü bir şekilde desteklemeyi” taahhüt ediyor. Bu destek “kritik ama sınırlı” olarak nitelendiriliyor: Yani ABD, İsrail’in başarılı olması için gerekli araçları ve desteği (silah satışı ve istihbarat paylaşımı gibi) sağlayacak, fakat sahada birincil savaş rolünü üstlenmeyecek.

Körfeze “İsrail ile entegrasyon” talimatı

2026 Ulusal Savunma Stratejisine göre, bölgenin başarılı bir dönüşümü, Amerikan müdahalesi yerine yerel sahiplenme yoluyla elde edilen “daha barışçıl ve müreffeh bir Orta Doğu” kurulmasıyla tanımlanıyor.

Pentagon, bu dönüşümün dışarıdan dayatılamayacağını savunuyor. Bu dönüşüm, ABD’ye göre, “bölgenin geleceğinde en büyük payı olanlar”, yani bölgedeki ülkeler tarafından gerçekleştirilebilir.

Başarı, bölgesel müttefikler ve ortakların “İran ve vekillerini caydırma ve savunma konusunda birincil sorumluluğu” üstlenmesiyle tanımlanıyor. ABD’nin rolü, mücadeleye liderlik etmekten ziyade destekleyici bir role kayıyor.

NDS’ye göre başarılı bir dönüşüm, İsrail ve Arap Amerikan ortakları arasında “derinleşen işbirliği ve entegrasyon” gerektiriyor ve açıkça İbrahim Anlaşmaları çerçevesine dayanıyor.

Savunma sanayii, Trumpist iktisat politikalarına bağlanıyor

NDS, endüstriyel seferberlik planını, Dünya Savaşları ve Soğuk Savaş dönemlerindeki endüstriyel canlanmalara benzetilen bir “milli seferberlik” ve “endüstriyel silahlara çağrı” olarak tanımlanıyor.

Plan, Başkanın “yüzyılda bir kez gerçekleşen Amerikan endüstrisinin canlanması” iddiasını desteklemek için “ABD Savunma Sanayii Tabanını (DIB) güçlendirmek” amacını güdüyor.

Bu kapsamda “birinci sınıf cephanelik”in yeninden kurulması; modernizasyon ve regülasyonların kaldırılması; yapay zeka ve invasyonu benimsemek; Pentagon’un üretim kapasitesini artırmak için iç reform sürecinden geçmesi ve deregülasyon; tedarikçi tabanının genişletilmesi; müttefiklerle entegrasyonun derinleştirilmesi gibi hedefler yer alıyor.

Orduyu savaşa hazırlamak

Belgede “savaşçı ruhu”, İkinci Dünya Savaşı gazileri gibi Amerikan kahramanlarının örneklediği bir dizi değer olan “ABD ordusunun kalbi” olarak tanımlanıyor.

Belgeye göre “savaşçı ruhu”, ordunun “temel, yeri doldurulamaz rolü” ile ayrılmaz bir şekilde bağlantılı. Bu ruhun yeniden canlandırılması, Amerikan ordusunun “ülkenin savaşlarını kesin olarak kazanmaya” yeniden odaklanması için gerekli olarak sunuluyor.

Bu, belgede “sosyal mühendislik” veya “ulus inşa etme” gibi dikkat dağıtıcı unsurlar olarak tanımlanan şeylerden uzaklaşmak anlamına geliyor.

Stratejinin temel dayanağı, önceki yönetimlerin bu ruhu ihmal ettiği ve çoğu zaman “aktif olarak baltaladığı” iddiası.

Belge, gerçek caydırıcılığın, “görkemli ulus inşa projeleri” veya “kurallara dayalı uluslararası düzen” gibi soyut kavramlardan ziyade, ölümcül güce ve zafere odaklanan bir ordunun yan ürünü olduğunu savunuyor.

Amerika

ABD Senatosu, dijital dolar yasağını içeren tasarıyı kabul etti

Yayınlanma

ABD Senatosu, Fed’in 31 Aralık 2030’a kadar merkez bankası dijital para birimi (CBDC) niteliğinde bir dijital dolar çıkarmasını yasaklayan düzenlemeyi kabul etti. 85’e karşı 5 oyla geçen hüküm, 21st Century ROAD to Housing Act tasarısına Cumhuriyetçilerin girişimiyle eklendi. Düzenlemenin yürürlüğe girmesi için Temsilciler Meclisi’nin de onayı ve Başkan Trump’ın imzası gerekiyor.

ABD Senatosu, Merkez Bankası’nın (Fed) merkez bankası dijital para birimi (CBDC) olarak dijital dolar veya CBDC’ye “esaslı ölçüde benzer” herhangi bir dijital varlık çıkarmasını 31 Aralık 2030’a kadar yasaklayan 21st Century ROAD to Housing Act tasarısını kabul etti.

Tasarı Senato’da 85’e karşı 5 oyla geçti.

CBDC, nakit ve kaydi paranın yanında ulusal para biriminin üçüncü biçimi olarak tanımlanıyor. Bu tür dijital para birimlerinin ihracı ve kontrolü doğrudan merkez bankaları tarafından yürütülüyor.

Bazı CBDC projelerinde kripto para ve blokzincir teknolojilerinden yararlanılsa ve dijital para birimleri kriptografik tokenlar şeklinde ihraç edilse de, bu varlıklar merkezi bir ihraççıya sahip olmaları nedeniyle kripto para olarak değerlendirilmiyor.

Dünyada birçok ülke kendi CBDC projelerini geliştiriyor veya test ediyor.

Çin, dijital yuanı 2020 yılından bu yana deneme programları kapsamında test ederken, Rusya’da dijital rublenin geniş çaplı kullanımına 1 Eylül’de başlanması planlanıyor.

Esasen emlak piyasasına ilişkin düzenlemeler içeren 21st Century ROAD to Housing Act tasarısındaki CBDC yasağı hükmü, Cumhuriyetçilerin girişimiyle metne eklendi.

Tasarının şimdi Temsilciler Meclisi’nde oylanması, ardından da Başkan Donald Trump’ın imzasına sunulması gerekiyor.

Trump yönetimi daha önce de dijital doların hayata geçirilmesine karşı çıkarken, sabit kripto para birimlerini destekleyen bir çizgi izledi.

ABD’de GENIUS Act adlı sabit kripto para yasasının kabul edilmesinin ardından Hazine Bakanı Scott Bessent, ABD devlet tahvilleriyle desteklenen sabit kripto para birimlerinin Amerikan kamu borcuna yönelik yeni bir talep kaynağı oluşturacağını ve doların dijital ödemelerdeki konumunu güçlendireceğini söyledi.

Fed de dijital dolar fikrinden bir yıldan uzun süre önce uzaklaşmıştı.

Kurumun eski başkanı Jerome Powell, görev süresi boyunca ABD’de merkez bankası dijital para biriminin hayata geçirilmeyeceğini açıklamıştı. Powell’ın yerine gelen mevcut Fed Başkanı Kevin Warsh da CBDC karşıtı bir tutum sergiliyor.

Avrupa Birliği ise dolar bazlı sabit kripto para birimlerinin yaygınlaşmasına karşılık dijital euro projesini bir CBDC olarak destekliyor. Birlik, pazarını korumaya yönelik adımlar da attı.

Bu yıl yürürlüğe giren MiCA kripto varlık düzenlemeleri, Avrupa’daki kripto para borsalarında işlem gören tüm sabit kripto para birimlerinin, özel lisans almış ve AB içinde faaliyet gösteren ihraççılar tarafından çıkarılmasını şart koşuyor.

Toplam piyasa değeri 317 milyar dolar olan sabit kripto para piyasasının yüzde 90’dan fazlasını dolar bazlı ürünler oluşturuyor.

En büyük sabit kripto para birimleri, 186 milyar dolarlık piyasa değerine sahip Tether’in USDT’si ile 74 milyar dolarlık piyasa değerine sahip Circle’ın USDC’si olarak öne çıkıyor.

Trump ailesiyle bağlantılı kripto para projesi World Liberty Financial tarafından yaklaşık bir yıl önce piyasaya sürülen USD1 adlı sabit kripto para birimi ise yaklaşık 4,5 milyar dolarlık piyasa değeriyle kategorisinde dördüncü sırada yer alıyor.

USD1 arzının yaklaşık yüzde 75’i Binance’te tutuluyor.

Okumaya Devam Et

Amerika

Google yapay zeka için A24 stüdyosuna ortak oluyor

Yayınlanma

Google, yapay zeka alanında iş birliği geliştirmek amacıyla bağımsız film stüdyosu A24’e yaklaşık 75 milyon dolar yatırım yapmaya hazırlanıyor. The Wall Street Journal gazetesinin kaynaklara dayandırdığı habere göre ortaklık kapsamında sinema sektörüne yönelik yeni yapay zeka araçlarının geliştirilmesi hedefleniyor.

The Wall Street Journal gazetesinin konuya aşina kaynaklara dayandırdığı haberine göre Google, yapay zeka alanındaki ortaklık kapsamında bağımsız film stüdyosu A24’e yaklaşık 75 milyon dolar yatırım yapacak.

Gazete, bu adımın teknoloji devinin bir sinema stüdyosundan ilk kez hisse satın aldığı örnek olduğunu kaydetti.

Google bünyesindeki yapay zeka birimi DeepMind ile A24, filmlerin üretimi ve dağıtımı için yeni araçlar geliştirmeyi planlıyor.

A24 stüdyosunun teknoloji ve inovasyon alanındaki çalışmalarını yürüten ortağı Scott Belsky, geliştiricilerin yapay zekayı film üretimini hızlandırmak ve maliyetleri düşürmek amacıyla öne çıkardığını, ancak bu durumun sinemacılar arasında memnuniyetsizlik yarattığını ifade etti.

Sürece ilişkin değerlendirmede bulunan Belsky, “Yaratıcı kontrolü koruyan ve risk alma isteğini teşvik eden daha etkili yapay zeka uygulama yöntemlerinin olduğuna inanıyoruz” dedi.

Yeni araçların, kullanıcı taleplerine göre doğrudan içerik üreten üretken yapay zekadan farklı olacağını belirten Belsky, Google’ın A24 stüdyosunun film ve televizyon arşivine erişim hakkı elde etmeyeceğini kaydetti.

DeepMind Başkan Yardımcısı Eli Collins ise ortaklığa ilişkin, “Teknolojinin, alanındaki en iyi uzmanların ellerine ulaştığı anlarda büyük ilerlemelerin kaydedileceğine inanıyoruz.” açıklamasında bulundu.

ABD merkezli bağımsız bir sinema şirketi olan A24 stüdyosu, özellikle yazar ve festival filmleri üzerine odaklanmasıyla tanınıyor. Yakın zamanda “Gerçekliğin Sahne Arkası” (Y2K) ve “Marty Supreme” filmlerini izleyiciyle buluşturan stüdyonun portföyünde, yedi Oscar ödülü kazanan “Her Şey Her Yerde Aynı Anda” (Everything Everywhere All at Once) yapımının yanı sıra “Yeşil Şövalye” (The Green Knight), “Deniz Feneri” (The Lighthouse), “Cadı” (The Witch), “Ritüel” (Midsommar), “Geçmiş Yaşamlar” (Past Lives), “Demir Pençe” (The Iron Claw), “When You Finish Saving the World” ve “İç Savaş” (Civil War) gibi filmler yer alıyor.

Okumaya Devam Et

Amerika

SpaceX, 6,3 milyar dolarlık bilgi işlem gücü anlaşması imzaladı

Yayınlanma

SpaceX, açık kaynaklı yapay zeka girişimi Reflection AI ile önemli bir bilgi işlem gücü anlaşması imzaladı.

Anlaşma kapsamında Reflection, gelişmiş modelleri eğitmek ve çalıştırmak için kullanılan en üst düzey yapay zeka çipleri olan Nvidia GB300’lere anında erişim elde edecek.

CNBC’nin incelediği belgelere göre, 1 Temmuz 2026’dan itibaren 2029 yılına kadar SpaceX’e aylık 150 milyon dolar ödeme yapmayı kabul etti.

Anlaşma süresi sonuna kadar devam ederse, ödemelerin toplam tutarı yaklaşık 6,3 milyar dolara ulaşacak.

Her iki şirket de ilk üç ayın ardından 90 gün önceden bildirimde bulunarak sözleşmeyi feshedebilir.

Anlaşma, SpaceX’in rekor kıran halka arzının ardından devasa veri merkezi altyapısını nasıl kullandığını gösteriyor.

Şirket, Colossus’u kısmen ChatGPT’nin rakibi olan Grok’a güç sağlamak amacıyla kurmuştu. 

Şimdi ise SpaceX, bu altyapıyı dışardaki yapay zeka şirketlerine hesaplama gücü kapasitesi satmak için de kullanıyor.

SpaceX, daha önce Anthropic, Google ve Cursor ile hesaplama gücü konusunda anlaşmalar imzalamıştı. Musk’ın şirketi şu anda Cursor’u satın alma sürecinde.

Reflection, bu listeye stratejik açıdan farklı bir müşteri daha ekliyor: Hükümetlerin ve işletmelerin kapalı yapay zeka sistemlerine olan bağımlılığını yeniden değerlendirdiği bir dönemde, açık kaynaklı modellere odaklanan bir yapay zeka laboratuvarı.

Zamanlama dikkat çekici. Anthropic’in Fable ve Mythos’a erişimi kesmesinin ardından açık kaynaklı yapay zeka ivme kazandı.

Bu durum, kritik işler için kapalı model sağlayıcılarına güvenmenin riskleri konusunda soru işaretleri yarattı.

Bu olay, açık model şirketlerine, müşterilerin modelleri daha fazla kontrol sahibi olarak inceleyebilmesi, özelleştirebilmesi ve çalıştırabilmesi gerektiği yönünde daha güçlü bir argüman sağladı.

Reflection, son değerlemesi 25 milyar dolar olan bu girişim olarak, OpenAI, Anthropic ve Google’ın öncü sistemleriyle rekabet edebilecek Amerikan açık kaynaklı yapay zeka modelleri geliştirmeye çalışırken, hükümetlere ve işletmelere kapalı sistemlere kıyasla daha fazla esneklik sunma hedefiyle bu yaklaşımı doğrudan benimsedi.

Reflection sözcüsü yaptığı açıklamada, “Son zamanlarda yaşanan olaylar, açık kaynağın yapay zeka ekosistemi için ne kadar önemli olduğunu ortaya koyuyor; giderek daha fazla ülke ve işletme, yalnızca kapalı modellere bağımlı olmanın getirdiği riskleri ve maliyetleri fark ediyor,” dedi.

Reflection, bu anlaşmanın kendisine “Amerikan açık zekası” olarak adlandırdığı şeyi hızlandırmak için ek hesaplama gücü, yani hesaplama kapasitesi sağladığını belirtti.

Girişim henüz halka açık bir öncü açık kaynaklı model yayınlamadı fakat hükümet ve ulusal güvenlik müşterileriyle ivme kazanmaya devam ediyor.

Şirket, Enerji Bakanlığı’nın Genesis Misyonu ile birlikte çalışıyor ve Pentagon’un daha geniş kapsamlı yapay zeka çabalarının bir parçası.

SpaceX için bu anlaşma, hesaplama gücünün yapay zeka yarışında stratejik bir değer haline geldiğinin bir başka işareti.

Gelişmiş Nvidia çiplerine erişim, öncü modelleri eğitmeye ve kullanmaya çalışan şirketler için hâlâ en büyük kısıtlamalardan biri olmaya devam ediyor.

Colossus’u dış müşterilere açarak şirket, kıt grafik işlem birimi kapasitesini satmak için yarışan bulut sağlayıcıları ve yapay zeka altyapı şirketlerinin yanına konumlanıyor.

Bu aynı zamanda SpaceX’e, büyüyen yapay zeka altyapısı anlatısını haklı çıkarmak için başka bir yol sunuyor.

Yatırımcılar, SpaceX’in roketler ve Starlink’in ötesine geçerek yapay zeka, veri merkezleri ve hesaplama hizmetlerine genişleyip genişleyemeyeceğini izliyor.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English