Bizi Takip Edin

Amerika

Yeni ABD Ulusal Güvenlik Stratejisi: Küreselleşmenin sonu ve Monroe Doktrini

Yayınlanma

Donald Trump yönetiminin, yayınlanması uzun süre ertelenen yeni Ulusal Güvenlik Stratejisi (NSS) yayınlandı.

33 sayfadan oluşan belge, ABD’nin küresel ve ulusal düzeydeki güvenlik perspektifini şekillendiriyor.

NSS 2025’in önsözünü yazan Trump, ikinci başkanlık döneminin başladığı günden itibaren ABD’yi “yıkım ve felaketten” döndürdüklerini iddia ederken, “dört yıllık zayıflık, aşırılıkçılık ve ölümcül başarısızlıkların” ardından kendi yönetiminin “tarihsel bir hızda” ABD’nin içerideki ve dışarıdaki gücünü tekrar tesis ettiğini ve dünyaya “barış ve istikrar” getirdiğini öne sürüyor.

“Her ülke, bölge, sorun veya dava –ne kadar değerli olursa olsun– Amerikan stratejisinin odak noktası olamaz,” diyen NSS 2025, dış politikanın amacının “temel ulusal çıkarların korunması” olduğuna işaret ediyor.

Soğuk Savaş’ın sona ermesinden bu yana oluşturulan Amerikan stratejilerinin yetersiz kaldığını savunan yeni NSS, ilgili stratejileri “bir dizi istek veya arzu edilen nihai durumların listesinden ibaret” olmakla eleştiriyor.

Kendilerinden önceki stratejilerde ABD’nin “ne istediğinin net bir şekilde tanımlanmadığını” öne süren NSS 2025, bunun yerine “belirsiz klişelerden ibaret” ifadeler kullanıldığını ve çoğu zaman da ABD’nin “ne istemesi gerektiğinin” yanlış değerlendirildiğini düşünüyor.

Jake Sullivan’dan kritik konuşma: Küresel ekonomide yeni bir dönemin ilanı

NSS 2025 şöyle diyor:

“Soğuk Savaş’ın sona ermesinden sonra, Amerikan dış politika elitleri, Amerika’nın tüm dünyaya kalıcı bir hakimiyet kurmasının ülkemizin çıkarlarına en uygun olduğu konusunda kendilerini ikna ettiler. Ne var ki, diğer ülkelerin işleri, ancak faaliyetleri bizim çıkarlarımızı doğrudan tehdit ettiği takdirde bizi ilgilendirir.”

ABD’nin özellikle Orta Doğu’daki “ulus inşası” süreçlerine eleştirel bakan NSS 2025, “Elitlerimiz, Amerikan halkının ulusal çıkarlarla hiçbir bağlantısı olmadığını düşündüğü küresel yükleri Amerika’nın sonsuza kadar üstlenmeye istekli olduğunu büyük ölçüde yanlış hesapladılar,” diyor.

Önceki dış politika yapıcılarının, ABD’nin devasa bir askeri, diplomatik, istihbarat ve dış yardım kompleksinin yanı sıra, devasa bir sosyal yardım, düzenleyici ve idari devleti aynı anda finanse etme yeteneğini abarttıklarını savunan strateji belgesi, küreselleşme ve serbest ticaret üzerine “son derece yanlış ve yıkıcı bahisler” yaptıklarını ve bunun da “Amerikan ekonomisinin ve askeri üstünlüğünün dayandığı orta sınıfı ve endüstriyel temeli” oyduklarını öne sürüyor.

ABD’nin “müttefiklerinin” yükünü üstlenmesinin yanı sıra uluslararası kurumlara da eleştiriler yönelten NSS 2025 şunları söylüyor:

“Müttefiklerinin ve ortaklarının savunma maliyetlerini Amerikan halkına yüklemelerine ve bazen de kendi çıkarları için merkezi, fakat bizim çıkarlarımız için önemsiz veya ilgisiz olan çatışmalara ve tartışmalara bizi sürüklemelerine izin verdiler. Ve Amerikan politikasını, bazıları açıkça anti-Amerikancılıkla, çoğu ise tekil devlet egemenliğini açıkça ortadan kaldırmayı amaçlayan ulusötesi bir yaklaşımla hareket eden uluslararası kurumlar ağına bağladılar. Özetle, elitlerimiz temelde istenmeyen ve imkansız bir hedefi takip etmekle kalmadılar, bunu yaparken bu hedefe ulaşmak için gerekli olan araçları, yani gücümüzün, zenginliğimizin ve ahlakımızın temelini oluşturan ulusumuzun karakterini de baltaladılar.”

Trump’ın politikalarını “zorunlu bir düzeltme” olarak nitelendiren yeni NSS, ABD’nin her şeyden önce “hükümeti vatandaşlarının Tanrı tarafından verilmiş doğal haklarını güvence altına alan ve onların refahını ve çıkarlarını önceliklendiren bağımsız, egemen bir cumhuriyet olarak ABD’nin varlığını ve güvenliğini sürdürmesini” istediğini savunuyor.

Ülkeyi “askeri saldırılardan ve casusluk, yağmacı ticaret uygulamaları, uyuşturucu ve insan kaçakçılığı, yıkıcı propaganda ve etki operasyonları, kültürel yıkım veya ulusumuza yönelik diğer tehditler gibi düşmanca yabancı etkilerden” korumak istediklerini vurgulayan NSS 2025, sınırları, göçmenlik sistemini ve insanların ABD’ye “yasal ve yasadışı olarak giriş yaptıkları” ulaşım ağları üzerinde tam kontrolü temel hedefler arasında sayıyor.

Politico ‘Jake Sullivan ve Bidenizm’i yazdı

Askeri kapasiteye de özel bir vurgu yapan NSS, “Amerikan halkını, Amerika’nın yurtdışındaki varlıklarını ve müttefiklerini korumak için dünyanın en sağlam, güvenilir ve modern nükleer caydırıcılık sistemine ve Amerikan ana vatanı için Altın Kubbe dahil olmak üzere yeni nesil füze savunma sistemlerine sahip olmak istiyoruz,” diye yazıyor.

ABD’nin sanayi temelinin küresel-askeri rolü için de kritik olduğunu kabul eden NSS 2025, sanayi politikalarını önceleyeceğini haber veriyor:

“Amerikan ulusal gücü, barış zamanında ve savaş zamanında üretim taleplerini karşılayabilecek güçlü bir sanayi sektörüne bağlıdır. Bu, sadece doğrudan savunma sanayi üretim kapasitesini değil, aynı zamanda savunma ile ilgili üretim kapasitesini de gerektirir. Amerikan sanayi gücünü geliştirmek, ulusal iktisat politikasının en yüksek önceliği haline gelmelidir.”

Amerikan “yumuşak gücü” ile ilgili de bir “düzeltme”ye giden NSS 2025, ABD’nin yumuşak gücünü sergilerken, ülkenin “geçmişi ve bugünü hakkında pişmanlık duymadan” diğer ülkelerin farklı dinlerine, kültürlerine ve yönetim sistemlerine saygı duyacaklarını ilan ediyor.

Belgede, “Amerika’nın gerçek ulusal çıkarlarına hizmet eden ‘yumuşak güç’, ancak ülkemizin doğuştan gelen büyüklüğüne ve dürüstlüğüne inandığımızda etkili olabilir,” deniyor.

Bu kapsamda dünyadan beklentilerini de sıralayan Amerikan yönetimi, Monroe Doktrinine aleni bir atıfla, “Batı Yarımküre”deki ABD hegemonyasında delik açtırmayacağını ilan ediyor:

“Batı Yarımküre’nin, Amerika Birleşik Devletleri’ne kitlesel göçü önlemek ve caydırmak için makul ölçüde istikrarlı ve iyi yönetilen bir bölge olmasını sağlamak istiyoruz; hükümetleri uyuşturucu teröristleri, karteller ve diğer uluslararası suç örgütlerine karşı bizimle işbirliği yapan bir Yarımküre istiyoruz; düşmanca yabancı saldırılara veya önemli varlıkların ele geçirilmesine maruz kalmayan ve kritik tedarik zincirlerini destekleyen bir Yarımküre istiyoruz; ve önemli stratejik konumlara erişimimizi sürdürmek istiyoruz. Diğer bir deyişle, Monroe Doktrinine bir ‘Trump Tamamlayıcısı’ ekleyeceğiz ve bunu uygulayacağız.”

Çok kutupluluğun Amerikası

Belgede açıkça, “yıllarca süren ihmalden” sonra, ABD’nin “Batı Yarımküre”de Amerikan üstünlüğünü yeniden tesis etmek ve “vatanı ve bölgedeki önemli coğrafi bölgelere erişimi korumak” için Monroe Doktrinini yeniden yürürlüğe koyacağı ve uygulayacağı ilan ediliyor.

NSS 2025, “Yarımküre dışındaki rakiplerin, yarımküremizde kuvvetler veya diğer tehditkar yetenekler konumlandırma ya da stratejik açıdan hayati öneme sahip varlıkları sahiplenme veya kontrol etme imkânını engelleyeceğiz,” diyor:

“Batı Yarımküre için hedeflerimiz ‘Katılım ve Genişleme’ [Enlist and Expand] olarak özetlenebilir. Yarımkürede yerleşik dostlarımızı, göçü kontrol etmek, uyuşturucu akışını durdurmak ve karada ve denizde istikrar ve güvenliği güçlendirmek için katılımlarını sağlayacağız. Yarımkürenin tercih edilen iktisadi ve güvenlik ortağı olarak ülkemizin cazibesini artırırken, yeni ortaklar geliştirip güçlendirerek genişleyeceğiz.”

Bu kapsamda, ABD’nin küresel askeri varlıklarının da Batı Yarımküre gözetilerek yeniden değerlendirileceği belirtiliyor.

“Yabancı aktörlerin” Amerikan ekonomisine verdiği zararı durdurmak ve tersine çevirmek, aynı zamanda Hint-Pasifik bölgesini “özgür ve açık tutmak”, tüm önemli deniz yollarında seyir özgürlüğünü korumak ve “güvenli ve güvenilir tedarik zincirlerini ve kritik malzemelere erişimi sürdürmek” de NSS 2025’in öncelikleri arasında.

Avrupa’nın kendi medeniyetine olan “özgüvenini” ve “Batı kimliğini” yeniden tesis ederken, müttefiklerini “Avrupa’nın özgürlüğünü ve güvenliğini korumada desteklemek istediklerini” belirten NSS 2025, “Düşman bir gücün Orta Doğu’yu, petrol ve doğalgaz kaynaklarını ve bunların geçtiği darboğazları hakimiyeti altına almasını önlemek ve aynı zamanda bizi büyük bedeller ödeyerek o bölgede bataklığa sürükleyen ‘sonsuz savaşları’ önlemek istiyoruz,” diyerek Barack Obama döneminde başlayan “sonsuz savaş” eleştirilerini sürdürüyor gibi görünüyor.

ABD teknolojisinin ve ABD standartlarının, özellikle yapay zeka, biyoteknoloji ve kuantum bilişim alanlarında, dünyayı ileriye götürmesini sağlamak istediklerini de kaydeden yeni strateji, bütün bunların ABD’nin “temel ve hayati ulusal çıkarları” olduğunu öne sürüyor ve “Başka çıkarlarımız da olsa da, her şeyden önce odaklanmamız gereken ve göz ardı edersek veya ihmal edersek kendi zararımıza olacak olan çıkarlar bunlardır,” diyor:

“Başkan Trump’ın dış politikası, ‘pragmatist’ olmadan pragmatik, ‘realist’ olmadan gerçekçi, ‘idealist’ olmadan ilkeli, ‘şahin’ olmadan güçlü ve ‘güvercin’ olmadan ölçülüdür. Geleneksel siyasi ideolojiye dayalı değildir. Her şeyden önce Amerika için neyin işe yaradığına, yani iki kelimeyle ‘Önce Amerika’ya odaklanmaktadır.”

Trump’ın ikinci dönemi ve ilk faaliyetleri

Bölgesel çatışmaların, “tüm kıtaları sürükleyen küresel savaşlara dönüşmeden” önce durdurulması, bu yönetimin önceliği olarak görülüyor.

“Savaşların kıyılarımıza ulaştığı, ateşler içindeki bir dünya, Amerikan çıkarları için kötüdür,” diyen NSS 2025, Trump’ın nükleer silaha sahip ülkeler arasındaki bölünmelerin ve “yüzyıllardır süren nefretin” neden olduğu şiddetli savaşların kıvılcımlarını “cerrahi bir şekilde söndürmek” için “konvansiyonel olmayan diplomasi”yi, “Amerika’nın askeri gücü”nü ve “iktisadi kozlarını” kullandığını ileri sürüyor.

ABD’nin küresel açıdan askeri gücünün büyüklüğüne ve doların rezerv para rolüne işaret etmeyi sürdüren belge, bunları ek olarak “DEI” olarak bilinen çeşitlilik politikalarını tersine çevirerek “yeterlilik kültürü”nü ve rekabetçiliği yeniden canlandıracaklarının altını çiziyor.

“Orta sınıf” vurgusunu da yapan belge, özellikle enerji ve sanayileşmeye işaret ediyor:

“Büyüme ve inovasyonu desteklemek, orta sınıfı güçlendirmek ve yeniden inşa etmek için stratejik bir öncelik olarak muazzam enerji üretim kapasitemizi ortaya çıkarmak;

Yine orta sınıfı daha fazla desteklemek ve kendi tedarik zincirlerimizi ve üretim kapasitemizi kontrol etmek için ekonomimizi yeniden sanayileştirmek.”

Belge bu kapsamda vergi indirimleri ve deregülasyon rolünü önemsiyor ve ABD’yi “iş yapmak ve sermaye yatırımı yapmak için en uygun yer haline getirme”nin hayalini kuruyor. 

Bu bağlamda, Trump yönetiminin dış politikasını şu ilkeler tarafından yönlendirileceği vurgulanıyor:

  • Ulusal Çıkarların Odaklanmış Tanımı
  • Güç Yoluyla Barış
  • Müdahale Etmemeye [Non-Intervention] Yatkınlık
  • Esnek Gerçekçilik
  • Ulusların Önceliği
  • Egemenlik ve Saygı
  • Güç Dengesi
  • Amerikan İşçisini Destekleme
  • Adalet
  • Yetkinlik ve Liyakat

NSS 2025, bu bağlamda kitlesel göç döneminin sona erdiğini; temel haklar ve özgürlüklerin savunulacağını; yüklerin hem paylaşılacağını hem de farklılaşacağını; barış yoluyla yeniden düzenlemeler yapılacağını; dengeli ticaret, sanayileşme ve kritik tedarik zincirlerine erişimi sağlama alma aracılığıyla iktisadi güvenliğe önem verileceğini belirtiyor.

Amerika

ABD’de istihdam verileri açıklandı

Yayınlanma

ABD hükümet dün yaptığı açıklamada, ülkede geçen ay 57.000 yeni istihdam yaratıldığını belirtti.

Bu rakam, analistlerin tahminlerinin yaklaşık yarısı kadar.

Nisan ve mayıs aylarına ait istihdam rakamları da sırasıyla 179.000 ve 172.000’den 148.000 ve 129.000’e aşağı doğru revize edildi.

Yine de, istihdam yaratımı geçen yılki durgunluğa kıyasla artış gösteriyor: İşverenler bu yıl aylık ortalama 92.000 yeni iş yaratırken, 2025 yılının ikinci yarısında ise her ay ortalama 8.000 iş kaybedilmişti.

Bu arada, %3,5’lik ortalama ücret artışı, %4,2’lik yıllık enflasyonun gerisinde kaldı.

Geçen ay istihdamın arttığı ve azaldığı sektörler şunlar: 

  • Restoran, bar ve otel sektöründeki istihdam, Dünya Kupası’nın istihdamı artıracağı yönündeki tahminlerin aksine 61.000 azaldı. Bazı iktisatçılar bunun, düşük gelirli tüketicilerin eğlence harcamalarını kısıtladığının bir işareti olabileceğini belirtiyor.
  • İnşaat ve imalat sektörlerindeki istihdam sırasıyla 11.000 ve 3.000 kişi arttı; bu durum, devam eden yapay zeka veri merkezi inşaatlarını yansıtıyor olabilir.
  • Sağlık ve sosyal yardım sektörü, yaklaşık 47.000 yeni iş yaratarak istihdamın ana itici gücü olmaya devam etti.

İstihdam artışındaki yavaşlamaya rağmen, iş arayanların sayısındaki azalma işsizlik oranını düşük tutuyor. İşsizlik oranı, mayıs ayındaki %4,3’ten geçen ay %4,2’ye geriledi.

Bunun nedeni kısmen, çalışan veya iş arayan kişi sayısının 720.000 azalmasıydı.

Uzmanlar, daralan işgücünün sadece verilerde görülen geçici bir durum olabileceğini söylese de, bunun nedeni daha katı göçmenlik politikaları ve “baby boomer” neslinin emekli olması da olabilir.

Dün hisse senetleri başlangıçta yükseldi, zira istihdam artışındaki zayıflama, Federal Rezerv’in faiz oranlarını artırma olasılığını da zayıflatıyor. Fakat gün sonunda hisse senetleri yatay bir seyir izledi.

Bu ay içinde faiz artışı gerçekleşme olasılığı, önceki gün %28,9’dan dün %18’in altına düştü.

Okumaya Devam Et

Amerika

Peter Thiel: Papa, Çinli komünistler için çalışıyor

Yayınlanma

Peter Thiel, Papa XIV. Leo’yu yapay zeka düzenlemesi çağrısında bulunarak farkında olmadan “Çin komünist ajanı” olarak hareket etmekle suçladı.

Colorado’daki Aspen Fikir Festivali’nde yaptığı konuşmada Thiel, Demokrat Parti’de “demokratik-sosyalist bir iktidar devralımı” yaşanacağı konusunda da uyarıda bulundu.

Thiel, siyaset bilimci Francis Fukuyama ile birlikte kayıt altına alınmayan bir panelde konuşma yaptı. Gazetecilerin toplantı sırasında not almasına izin verildi.

Etkinlik sırasında Thiel, Vatikan’ı doğrudan hedef aldı ve ABD’li ilk papa olan Papa XIV. Leo’yu, yapay zekaya yönelik daha sıkı uluslararası denetim çağrısında bulunarak istemeden Çin’in çıkarlarını desteklemekle suçladı.

Mayıs ayında Leo, ilk genelgesi “Magnifica Humanitas”ta (“Muhteşem İnsanlık”) yapay zekanın “etkisiz hale getirilmesi gerektiğini” ilan etmiş ve bu teknolojiye yönelik daha kapsamlı uluslararası düzenlemeler çağrısında bulunmuştu.

Thiel, papanın mesajının bazı Amerikalıları etkileyebileceğini ama Çin’deki insanlar tarafından dikkate alınma ihtimalinin düşük olduğunu öne sürerek, bu genelgenin yapay zeka alanında “ABD ile Çin arasındaki yarış”ın yalnızca bir tarafını yavaşlatma tehlikesi taşıdığını savundu.

Thiel’e göre bu, Leo’nun “Çin komünistleri için çalıştığı” anlamına geliyor. Aspen’deki dinleyiciler, papayı bir Çin ajanı olarak nitelendiren bu sözleri kahkahalarla karşıladı.

Teknoloji milyarderi ile Vatikan arasındaki gerginlik yeni bir durum değil. Mart ayında Thiel, Roma’da, Kutsal Makam’dan sadece birkaç blok ötede, davetli katılımcılara özel Deccal üzerine bir konferans vermişti.

Thiel, “Deccal dersleri”ne Roma’da devam ediyor

Konferansların Vatikan’ı tedirgin ettiği ve iki Katolik üniversitesinin bu etkinliklerin düzenlenmesinde yer almadıklarını kamuoyuna açıklamalarına neden olduğu bildirilmişti.

Thiel, Deccal’ın bir birey olarak değil, yapay zeka veya küresel ısınma gibi varoluşsal tehditlere karşı insanlığı koruyacağına söz vererek iktidarı ele geçiren bir dünya hükümeti olarak ortaya çıkabileceğini savunuyor.

“Tarihin Sonunda İnsanlık” başlıklı Thiel ve Fukuyama’nın tartışması, ikilinin 14 yıl önce yaptıkları son tartışmadan önemli ölçüde farklıydı.

2012’de ikili, büyük ölçüde Thiel’in “teknolojik durgunluk” olarak gördüğü durumun nedenlerine odaklanmış; gelir eşitsizliği, temiz enerji teknolojisindeki başarısızlıklar ve yüksek hızlı tren gibi ABD altyapı projelerindeki tıkanıklıkları tartışmıştı.

Önceki tartışmaları iktisadi meselelere odaklanırken, bu kez ikili Batı demokrasisinin daha geniş kapsamlı kaderini daha sert ifadelerle ele aldı.

Aspen panelinde Fukuyama, en büyük tehlikenin demokrasiyi ayakta tutan kurumlardan vazgeçmek olduğunu savundu.

Thiel ise bu görüşe, söz konusu kurumların kendilerinin felç edici birer motor haline geldiğini ve on yıllardır süren teknolojik durgunluğun Batı siyasetini daha büyük bir istikrarsızlığa ittiğini öne sürerek karşı çıktı: “Siyasetin bu tuhaf şekilde çığırından çıkması bana çok derin bir şey anlatıyor.”

Fukuyama’nın, artan aşırılıkçılığa rağmen liberal demokrasinin insanlığın en iyi siyasi sistemi olmaya devam ettiği yönündeki argümanına yanıt veren Thiel, “aşırı sol” güçlerin Amerikan siyasetinde giderek daha fazla hakimiyet kurduğu konusunda uyarıda bulundu.

Thiel, “Bence Demokrat Parti’de demokratik-sosyalist bir iktidar devralma yaşanacak,” dedi.

Thiel’in bu yorumları, kendilerini demokratik sosyalist olarak tanımlayanların Demokrat Parti içinde nüfuz kazanmaya başladığı bir dönemde geldi.

Thiel, “Cumhuriyetçi Parti o kadar da önemli değil. O daha önemsiz olan parti. Demokrat Parti giderse, bu ülkenin işi biter.”

ABD Bağımsızlık Bildirgesi’ni kabul etmesinin 250. yıldönümü arifesinde Thiel, Amerikan Devrimi’nin temelden yanlış anlaşıldığını da savundu.

“Tüm bu Trump karşıtı protestolar var: krallar istemiyoruz, hukukun üstünlüğünü istiyoruz,” diyen Thiel, Amerikan Devrimi’ni Kral III. George’a karşı bir mücadele olarak değil, milletvekillerinin “totaliter” bir kontrol uyguladığı, her şeye gücü yeten İngiliz parlamentosuna karşı bir isyan olarak tanımladı.

Thiel’in anlatımına göre, ABD Anayasası, İngiltere’nin “hukukçuların tiranlıkla yönetilen iktidarı”na karşı bir düzeltme olarak tasarlandı ve başkanlık makamı, “Kral III. George’dan daha güçlü” olacak şekilde kuruldu.

Thiel, ABD’nin anayasal sistemini, durgun, kurallara bağlı bir bürokrasi olarak tanımladığı günümüz Avrupa Birliği’nin sistemiyle karşılaştırdı.

Palantir kurucusu, “AB, hukukun üstünlüğüdür. Kötü bir yapay zeka gibidir,” dedi.

Thiel, kurucu ortağı olduğu yazılım şirketi Palantir’den ve şirketin Pentagon ile ABD Göçmenlik ve Gümrük Muhafaza Dairesi dahil olmak üzere ABD federal kurumlarıyla olan yakın sözleşme ilişkilerinden bahsetti.

Ulusal güvenlik kurumlarıyla milyarlarca dolarlık iş yapmasına rağmen, şirketin “ABD derin devleti” ile “ayrılmaz bir bütün” olmadığını ileri sürdü.

Şirketin liderlerini “sadık-muhalif tipte insanlar” olarak nitelendiren Thiel, ne kendisinin ne de Palantir’in şu anki CEO’su Alex Karp’ın hükümet güvenlik iznine sahip olduğunu belirtti.

Thiel, teknoloji şirketlerinin sahip olduğu muazzam etkinin “ABD’nin gerçekten sağlıklı olan yönlerinden biri” olduğunu, çünkü bunun “bu ülkede güç merkezlerinin dağınık olduğu” anlamına geldiğini söyledi. ”

Çoklu güç merkezlerine bir örnek olarak, “AI yarışını kazanan” olarak nitelendirdiği “woke liberal bir şirket” olan yapay zeka firması Anthropic’in, Demokratları desteklemek amacıyla “2028 seçimlerini manipüle edeceği” yönünde bir iddiada bulundu.

Thiel, Anthropic’in sektör lideri yapay zeka modellerini kullanarak, Elon Musk’ın X aracılığıyla ters yönde yapabileceği her türlü ideolojik çabayı “tamamen alt edeceğini” söyledi.

Kendi “sağcı-liberter” siyasi görüşlerine rağmen Thiel, “tüm bu işin Washington’da tek bir merkezde toplanmasını istemeyeceğimiz” için, ABD’nin “Roma ya da Rusya” gibi bir durumdan ziyade birbiriyle rekabet eden güç merkezlerine sahip olmasını tercih ettiğini söyledi.

Thiel ayrıca, J.R.R. Tolkien’in Yüzüklerin Efendisi”ndeki sihirli görme taşlarından esinlenerek seçilen Palantir ismini de ele aldı.

Eleştirmenler, palantír’ın güçlerini kullanmaya çalışan karakterlerin, hikayenin baş kötü adamı Sauron tarafından manipüle edildiğini belirtiyorlar.

Thiel ise bu kişilerin Tolkien’in hikâyesini yanlış anladıklarını savundu ve “Hikâyenin sonlarına doğru palantír, iyi karakterler tarafından kullanılır,” dedi.

Thiel, “Tolkien hakkında size farklı bir hikâye anlatanlar, edebiyat açısından neden bahsettiklerini bile bilmiyorlar,” iddiasında bulundu.

Okumaya Devam Et

Amerika

ABD borsalarından yapay zeka kuşkusuyla milyarlarca dolarlık çıkış

Yayınlanma

ABD hisse senedi piyasaları, yapay zeka odaklı şirketlerin piyasa değerlemelerine yönelik artan şüphelerin etkisiyle son üç ayın en yüksek sermaye çıkışına sahne oldu. Bank of America verilerine göre yatırımcılar, 1 Temmuz ile biten haftada ABD hisse senedi fonlarından 17,2 milyar dolar çekti.

ABD hisse senedi piyasalarından son üç ayın en yüksek sermaye çıkışı yaşandı.

Yatırımcıların yapay zeka sektöründe faaliyet gösteren şirketlerin piyasa değerlemelerinin gerçekçiliğine yönelik duyduğu şüpheler, teknoloji yoğunluklu hisseler üzerinde baskı oluşturuyor.

Bloomberg’in Bank of America (BofA) verilerine dayandırdığı haberine göre, uluslararası yatırımcılar ABD hisse senetlerini Mart ayından bu yana en hızlı tempoyla elden çıkarıyor.

BofA analisti Michael Hartnett liderliğindeki uzman kadrosu tarafından hazırlanan raporda, 1 Temmuz tarihine kadarki bir haftalık süreçte ülkedeki hisse senedi fonlarından toplam 17,2 milyar dolar tutarında kaynak çekildiği aktarıldı.

Yılın ilk aylarında gözlenen yoğun sermaye girişlerinin ardından, ABD hisse senetlerine yönelik piyasa algısında belirgin bir değişim gözleniyor.

Geçen hafta itibarıyla ABD hisse senedi fonları son üç ayda ilk kez net sermaye kaybı kaydetti.

Yatırımcıların ilgisi bu süreçte alternatif pazarlara yönelirken, Japonya hisse senedi fonları 1,9 milyar dolarlık net girişle son yedi haftanın en yüksek yatırım seviyesine ulaştı.

İktisatçı Ann Pettifor: Faiz sistemi ekolojiyi tahrip ediyor

Yapay zeka teknolojileri geliştiren şirketlerin piyasa değerlerinin aşırı şişmiş olabileceğine dair artan kuşkular, mikroçip üreticilerinin hisseleri üzerinde de aşağı yönlü baskı yaratmayı sürdürüyor.

Yaşanan bu güven kaybıyla birlikte Philadelphia Yarı İletken Endeksi son iki işlem gününde yüzde 11 oranında değer kaybetti.

Hafta içinde JPMorgan Chase & Co. stratejistleri tarafından yayımlanan analizde de benzer çekinceler dile getirildi.

Yatırım bankasının uzmanları, ABD’deki yarı iletken üreticisi şirketlerin hisselerindeki güçlü seyrin, büyük ölçekli yapay zeka altyapı sağlayıcılarının performansına kıyasla sürdürülemez bir değerleme farkı yarattığı uyarısında bulundu. Raporda, bu makasın orta vadede daralmasının beklendiği ifade edildi.

Küresel ölçekte hisse senedi fonlarından gerçekleşen toplam çıkış 13,9 milyar doları bulurken, yatırım yapılabilir seviyedeki tahviller 17,2 milyar dolarlık yeni kaynak çekmeyi başardı.

Yüksek getirili tahvil fonlarına ise 3,4 milyar dolar ile son bir yılın en güçlü nakit girişi kaydedildi.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English