Bizi Takip Edin

Amerika

Yeni ABD Ulusal Güvenlik Stratejisi: Küreselleşmenin sonu ve Monroe Doktrini

Yayınlanma

Donald Trump yönetiminin, yayınlanması uzun süre ertelenen yeni Ulusal Güvenlik Stratejisi (NSS) yayınlandı.

33 sayfadan oluşan belge, ABD’nin küresel ve ulusal düzeydeki güvenlik perspektifini şekillendiriyor.

NSS 2025’in önsözünü yazan Trump, ikinci başkanlık döneminin başladığı günden itibaren ABD’yi “yıkım ve felaketten” döndürdüklerini iddia ederken, “dört yıllık zayıflık, aşırılıkçılık ve ölümcül başarısızlıkların” ardından kendi yönetiminin “tarihsel bir hızda” ABD’nin içerideki ve dışarıdaki gücünü tekrar tesis ettiğini ve dünyaya “barış ve istikrar” getirdiğini öne sürüyor.

“Her ülke, bölge, sorun veya dava –ne kadar değerli olursa olsun– Amerikan stratejisinin odak noktası olamaz,” diyen NSS 2025, dış politikanın amacının “temel ulusal çıkarların korunması” olduğuna işaret ediyor.

Soğuk Savaş’ın sona ermesinden bu yana oluşturulan Amerikan stratejilerinin yetersiz kaldığını savunan yeni NSS, ilgili stratejileri “bir dizi istek veya arzu edilen nihai durumların listesinden ibaret” olmakla eleştiriyor.

Kendilerinden önceki stratejilerde ABD’nin “ne istediğinin net bir şekilde tanımlanmadığını” öne süren NSS 2025, bunun yerine “belirsiz klişelerden ibaret” ifadeler kullanıldığını ve çoğu zaman da ABD’nin “ne istemesi gerektiğinin” yanlış değerlendirildiğini düşünüyor.

Jake Sullivan’dan kritik konuşma: Küresel ekonomide yeni bir dönemin ilanı

NSS 2025 şöyle diyor:

“Soğuk Savaş’ın sona ermesinden sonra, Amerikan dış politika elitleri, Amerika’nın tüm dünyaya kalıcı bir hakimiyet kurmasının ülkemizin çıkarlarına en uygun olduğu konusunda kendilerini ikna ettiler. Ne var ki, diğer ülkelerin işleri, ancak faaliyetleri bizim çıkarlarımızı doğrudan tehdit ettiği takdirde bizi ilgilendirir.”

ABD’nin özellikle Orta Doğu’daki “ulus inşası” süreçlerine eleştirel bakan NSS 2025, “Elitlerimiz, Amerikan halkının ulusal çıkarlarla hiçbir bağlantısı olmadığını düşündüğü küresel yükleri Amerika’nın sonsuza kadar üstlenmeye istekli olduğunu büyük ölçüde yanlış hesapladılar,” diyor.

Önceki dış politika yapıcılarının, ABD’nin devasa bir askeri, diplomatik, istihbarat ve dış yardım kompleksinin yanı sıra, devasa bir sosyal yardım, düzenleyici ve idari devleti aynı anda finanse etme yeteneğini abarttıklarını savunan strateji belgesi, küreselleşme ve serbest ticaret üzerine “son derece yanlış ve yıkıcı bahisler” yaptıklarını ve bunun da “Amerikan ekonomisinin ve askeri üstünlüğünün dayandığı orta sınıfı ve endüstriyel temeli” oyduklarını öne sürüyor.

ABD’nin “müttefiklerinin” yükünü üstlenmesinin yanı sıra uluslararası kurumlara da eleştiriler yönelten NSS 2025 şunları söylüyor:

“Müttefiklerinin ve ortaklarının savunma maliyetlerini Amerikan halkına yüklemelerine ve bazen de kendi çıkarları için merkezi, fakat bizim çıkarlarımız için önemsiz veya ilgisiz olan çatışmalara ve tartışmalara bizi sürüklemelerine izin verdiler. Ve Amerikan politikasını, bazıları açıkça anti-Amerikancılıkla, çoğu ise tekil devlet egemenliğini açıkça ortadan kaldırmayı amaçlayan ulusötesi bir yaklaşımla hareket eden uluslararası kurumlar ağına bağladılar. Özetle, elitlerimiz temelde istenmeyen ve imkansız bir hedefi takip etmekle kalmadılar, bunu yaparken bu hedefe ulaşmak için gerekli olan araçları, yani gücümüzün, zenginliğimizin ve ahlakımızın temelini oluşturan ulusumuzun karakterini de baltaladılar.”

Trump’ın politikalarını “zorunlu bir düzeltme” olarak nitelendiren yeni NSS, ABD’nin her şeyden önce “hükümeti vatandaşlarının Tanrı tarafından verilmiş doğal haklarını güvence altına alan ve onların refahını ve çıkarlarını önceliklendiren bağımsız, egemen bir cumhuriyet olarak ABD’nin varlığını ve güvenliğini sürdürmesini” istediğini savunuyor.

Ülkeyi “askeri saldırılardan ve casusluk, yağmacı ticaret uygulamaları, uyuşturucu ve insan kaçakçılığı, yıkıcı propaganda ve etki operasyonları, kültürel yıkım veya ulusumuza yönelik diğer tehditler gibi düşmanca yabancı etkilerden” korumak istediklerini vurgulayan NSS 2025, sınırları, göçmenlik sistemini ve insanların ABD’ye “yasal ve yasadışı olarak giriş yaptıkları” ulaşım ağları üzerinde tam kontrolü temel hedefler arasında sayıyor.

Politico ‘Jake Sullivan ve Bidenizm’i yazdı

Askeri kapasiteye de özel bir vurgu yapan NSS, “Amerikan halkını, Amerika’nın yurtdışındaki varlıklarını ve müttefiklerini korumak için dünyanın en sağlam, güvenilir ve modern nükleer caydırıcılık sistemine ve Amerikan ana vatanı için Altın Kubbe dahil olmak üzere yeni nesil füze savunma sistemlerine sahip olmak istiyoruz,” diye yazıyor.

ABD’nin sanayi temelinin küresel-askeri rolü için de kritik olduğunu kabul eden NSS 2025, sanayi politikalarını önceleyeceğini haber veriyor:

“Amerikan ulusal gücü, barış zamanında ve savaş zamanında üretim taleplerini karşılayabilecek güçlü bir sanayi sektörüne bağlıdır. Bu, sadece doğrudan savunma sanayi üretim kapasitesini değil, aynı zamanda savunma ile ilgili üretim kapasitesini de gerektirir. Amerikan sanayi gücünü geliştirmek, ulusal iktisat politikasının en yüksek önceliği haline gelmelidir.”

Amerikan “yumuşak gücü” ile ilgili de bir “düzeltme”ye giden NSS 2025, ABD’nin yumuşak gücünü sergilerken, ülkenin “geçmişi ve bugünü hakkında pişmanlık duymadan” diğer ülkelerin farklı dinlerine, kültürlerine ve yönetim sistemlerine saygı duyacaklarını ilan ediyor.

Belgede, “Amerika’nın gerçek ulusal çıkarlarına hizmet eden ‘yumuşak güç’, ancak ülkemizin doğuştan gelen büyüklüğüne ve dürüstlüğüne inandığımızda etkili olabilir,” deniyor.

Bu kapsamda dünyadan beklentilerini de sıralayan Amerikan yönetimi, Monroe Doktrinine aleni bir atıfla, “Batı Yarımküre”deki ABD hegemonyasında delik açtırmayacağını ilan ediyor:

“Batı Yarımküre’nin, Amerika Birleşik Devletleri’ne kitlesel göçü önlemek ve caydırmak için makul ölçüde istikrarlı ve iyi yönetilen bir bölge olmasını sağlamak istiyoruz; hükümetleri uyuşturucu teröristleri, karteller ve diğer uluslararası suç örgütlerine karşı bizimle işbirliği yapan bir Yarımküre istiyoruz; düşmanca yabancı saldırılara veya önemli varlıkların ele geçirilmesine maruz kalmayan ve kritik tedarik zincirlerini destekleyen bir Yarımküre istiyoruz; ve önemli stratejik konumlara erişimimizi sürdürmek istiyoruz. Diğer bir deyişle, Monroe Doktrinine bir ‘Trump Tamamlayıcısı’ ekleyeceğiz ve bunu uygulayacağız.”

Çok kutupluluğun Amerikası

Belgede açıkça, “yıllarca süren ihmalden” sonra, ABD’nin “Batı Yarımküre”de Amerikan üstünlüğünü yeniden tesis etmek ve “vatanı ve bölgedeki önemli coğrafi bölgelere erişimi korumak” için Monroe Doktrinini yeniden yürürlüğe koyacağı ve uygulayacağı ilan ediliyor.

NSS 2025, “Yarımküre dışındaki rakiplerin, yarımküremizde kuvvetler veya diğer tehditkar yetenekler konumlandırma ya da stratejik açıdan hayati öneme sahip varlıkları sahiplenme veya kontrol etme imkânını engelleyeceğiz,” diyor:

“Batı Yarımküre için hedeflerimiz ‘Katılım ve Genişleme’ [Enlist and Expand] olarak özetlenebilir. Yarımkürede yerleşik dostlarımızı, göçü kontrol etmek, uyuşturucu akışını durdurmak ve karada ve denizde istikrar ve güvenliği güçlendirmek için katılımlarını sağlayacağız. Yarımkürenin tercih edilen iktisadi ve güvenlik ortağı olarak ülkemizin cazibesini artırırken, yeni ortaklar geliştirip güçlendirerek genişleyeceğiz.”

Bu kapsamda, ABD’nin küresel askeri varlıklarının da Batı Yarımküre gözetilerek yeniden değerlendirileceği belirtiliyor.

“Yabancı aktörlerin” Amerikan ekonomisine verdiği zararı durdurmak ve tersine çevirmek, aynı zamanda Hint-Pasifik bölgesini “özgür ve açık tutmak”, tüm önemli deniz yollarında seyir özgürlüğünü korumak ve “güvenli ve güvenilir tedarik zincirlerini ve kritik malzemelere erişimi sürdürmek” de NSS 2025’in öncelikleri arasında.

Avrupa’nın kendi medeniyetine olan “özgüvenini” ve “Batı kimliğini” yeniden tesis ederken, müttefiklerini “Avrupa’nın özgürlüğünü ve güvenliğini korumada desteklemek istediklerini” belirten NSS 2025, “Düşman bir gücün Orta Doğu’yu, petrol ve doğalgaz kaynaklarını ve bunların geçtiği darboğazları hakimiyeti altına almasını önlemek ve aynı zamanda bizi büyük bedeller ödeyerek o bölgede bataklığa sürükleyen ‘sonsuz savaşları’ önlemek istiyoruz,” diyerek Barack Obama döneminde başlayan “sonsuz savaş” eleştirilerini sürdürüyor gibi görünüyor.

ABD teknolojisinin ve ABD standartlarının, özellikle yapay zeka, biyoteknoloji ve kuantum bilişim alanlarında, dünyayı ileriye götürmesini sağlamak istediklerini de kaydeden yeni strateji, bütün bunların ABD’nin “temel ve hayati ulusal çıkarları” olduğunu öne sürüyor ve “Başka çıkarlarımız da olsa da, her şeyden önce odaklanmamız gereken ve göz ardı edersek veya ihmal edersek kendi zararımıza olacak olan çıkarlar bunlardır,” diyor:

“Başkan Trump’ın dış politikası, ‘pragmatist’ olmadan pragmatik, ‘realist’ olmadan gerçekçi, ‘idealist’ olmadan ilkeli, ‘şahin’ olmadan güçlü ve ‘güvercin’ olmadan ölçülüdür. Geleneksel siyasi ideolojiye dayalı değildir. Her şeyden önce Amerika için neyin işe yaradığına, yani iki kelimeyle ‘Önce Amerika’ya odaklanmaktadır.”

Trump’ın ikinci dönemi ve ilk faaliyetleri

Bölgesel çatışmaların, “tüm kıtaları sürükleyen küresel savaşlara dönüşmeden” önce durdurulması, bu yönetimin önceliği olarak görülüyor.

“Savaşların kıyılarımıza ulaştığı, ateşler içindeki bir dünya, Amerikan çıkarları için kötüdür,” diyen NSS 2025, Trump’ın nükleer silaha sahip ülkeler arasındaki bölünmelerin ve “yüzyıllardır süren nefretin” neden olduğu şiddetli savaşların kıvılcımlarını “cerrahi bir şekilde söndürmek” için “konvansiyonel olmayan diplomasi”yi, “Amerika’nın askeri gücü”nü ve “iktisadi kozlarını” kullandığını ileri sürüyor.

ABD’nin küresel açıdan askeri gücünün büyüklüğüne ve doların rezerv para rolüne işaret etmeyi sürdüren belge, bunları ek olarak “DEI” olarak bilinen çeşitlilik politikalarını tersine çevirerek “yeterlilik kültürü”nü ve rekabetçiliği yeniden canlandıracaklarının altını çiziyor.

“Orta sınıf” vurgusunu da yapan belge, özellikle enerji ve sanayileşmeye işaret ediyor:

“Büyüme ve inovasyonu desteklemek, orta sınıfı güçlendirmek ve yeniden inşa etmek için stratejik bir öncelik olarak muazzam enerji üretim kapasitemizi ortaya çıkarmak;

Yine orta sınıfı daha fazla desteklemek ve kendi tedarik zincirlerimizi ve üretim kapasitemizi kontrol etmek için ekonomimizi yeniden sanayileştirmek.”

Belge bu kapsamda vergi indirimleri ve deregülasyon rolünü önemsiyor ve ABD’yi “iş yapmak ve sermaye yatırımı yapmak için en uygun yer haline getirme”nin hayalini kuruyor. 

Bu bağlamda, Trump yönetiminin dış politikasını şu ilkeler tarafından yönlendirileceği vurgulanıyor:

  • Ulusal Çıkarların Odaklanmış Tanımı
  • Güç Yoluyla Barış
  • Müdahale Etmemeye [Non-Intervention] Yatkınlık
  • Esnek Gerçekçilik
  • Ulusların Önceliği
  • Egemenlik ve Saygı
  • Güç Dengesi
  • Amerikan İşçisini Destekleme
  • Adalet
  • Yetkinlik ve Liyakat

NSS 2025, bu bağlamda kitlesel göç döneminin sona erdiğini; temel haklar ve özgürlüklerin savunulacağını; yüklerin hem paylaşılacağını hem de farklılaşacağını; barış yoluyla yeniden düzenlemeler yapılacağını; dengeli ticaret, sanayileşme ve kritik tedarik zincirlerine erişimi sağlama alma aracılığıyla iktisadi güvenliğe önem verileceğini belirtiyor.

Amerika

Amerikan hisse senetlerine yabancı sermaye aktı

Yayınlanma

Yabancı yatırımcılar, Temmuz ayına kadar geçen 12 aylık dönemde ABD hisse senetleri ve yatırım fonu hisselerinde 942 milyar dolarlık rekor düzeyde net alım gerçekleştirdi.

Bu durum, yurt dışı yatırımların borç araçlarından uzaklaşıp Amerikan hisse senetlerine yönelme eğilimini hızlandırdı.

Bu sermaye akışları, 1985 yılına kadar geriye giden Hazine verilerinde son 12 aylık en yüksek toplam tutarı oluşturdu.

Ekonomik Analiz Bürosu’na göre, yabancı yatırımcıların ABD hisse senetleri ve yatırım fonu paylarına yönelik net alımları ikinci çeyrekte 426 milyar dolara sıçradı.

Bu rakam, 2025 yılının aynı dönemine göre yüzde 62 artış gösterdi ve 2022’deki 299 milyar dolarlık önceki çeyreklik rekoru aştı.

Hazine Bakanlığı’nın aylık verileri, net alımların ikinci çeyrek boyunca ivme kazandığını, Nisan ayındaki 110 milyar dolardan Haziran ayında 182 milyar dolara çıktığını, ardından Temmuz ayında 3,7 milyar dolara gerilediğini gösteriyor.

Yabancı yatırımcılar, üst üste altıncı ay boyunca net alıcı konumunda kaldı.

Yabancı sermaye girişleri, Temmuz ayına kadar geçen bir yıllık dönemde Wall Street’in referans endeksi S&P 500’ün yaklaşık yüzde 20’lik bir artış kaydetmesiyle aynı zamana denk geldi.

Bu dönemde Sandisk, Western Digital ve Intel gibi teknoloji hisseleri en iyi performans gösterenler arasında yer aldı.

İran’da savaşın patlak vermesiyle tetiklenen keskin fakat kısa süreli bir satış dalgasının ardından S&P 500’ün ikinci çeyrekte kaydettiği yüzde 14,9’luk artış, 2020’nin aynı döneminden bu yana en iyi performansı oldu.

İkinci çeyrekteki bu artış, geçen yılki yüksek yabancı talebe kıyasla bile olağanüstü büyüklükteydi. Yabancı yatırımcılar, 2025 yılının ikinci çeyreğinde 263 milyar dolarlık ABD hisse senedi ve fonu satın alırken, geçen yılın son üç ayında bu rakam 274 milyar dolara ulaşmıştı.

ABD tahvillerine yönelik yabancı talep ise ters yönde seyretti. Yurtdışı yatırımcılar, ikinci çeyrekte net 188 milyar dolarlık ABD tahvili satın aldı; bu rakam, ilk çeyrekteki 314 milyar dolardan düşüş gösterdi.

Bu durum, Çin’in bildirdiği ABD Hazine tahvili portföyünün 618 milyar dolara düşmesi ve Ağustos 2008’den bu yana en düşük seviyeye inmesiyle ortaya çıktı.

Pekin, altın, kurum tahvilleri ve diğer varlıklara yöneliyor.

Dış İlişkiler Konseyi’nde (CFR) kıdemli araştırmacı olan Brad Setser, ikinci çeyrekteki artışın bir kısmının olağanüstü zayıf geçen ilk çeyrekte ertelenen alımları yansıtıyor olabileceğini belirtti.

Fakat genel eğilim ABD hisse senetlerinde rekor düzeyde alımların sürdüğü yönündeydi.

Kore ve Tayvan gibi coğrafyalardaki güçlü hisse senedi piyasaları, yatırımcıların konsantrasyon riskini azaltmak için ABD hisse senetlerine yönelmesine neden oldu.

Setser şunları ekledi:

“Samsung ve Hynix gibi Kore hisse senetleri yükseliyordu ve geçmişte bu hisseleri satın almış olan yatırımcılar, konsantrasyon sınırlarına ulaştıkları için Kore’den ABD hisse senetlerine veya diğer küresel hisse senetlerine yönelerek portföylerini çeşitlendiriyorlardı. Kore’den küresel hisse senetlerine, çoğunlukla da ABD hisse senetlerine 200 milyar doların üzerinde sermaye çıkışı nadiren görülür. Sermaye akış kalıplarında, ABD dolarına yönelik olağandan daha büyük bu sermaye girişiyle son derece tutarlı bir değişim yaşandı.”

Bunun diğer yüzü ise, ABD’nin büyük bir mali açık verdiği bir dönemde, Hazine tahvillerine yönelik yurt dışı talebin azalmasıydı.

Okumaya Devam Et

Amerika

ABD donanmasından IAI ve Elbit’e 127 milyon dolarlık sözleşme

Yayınlanma

25 Eylül’de duyurulan iki ABD donanma ihalesi İsrailli savunma şirketleri IAI ve Elbit Systems’e gitti.

114 milyon dolar değerindeki daha büyük ihalenin kazananı, İsrail’in en büyük savunma şirketi olan Israel Aerospace Industries’in (IAI) yüzde yüz iştiraki olan, Mississippi eyaletinin Columbus kentinde bulunan Stark Aerospace oldu.

Söz konusu ihale, ilk olarak Ekim 2024’te imzalanan ve Mark 25 Mod 1 dikey fırlatma kapsüllerinin üretimine ilişkin mevcut bir anlaşma kapsamında opsiyonların kullanılmasıyla gerçekleştirilen, sabit fiyatlı bir sözleşme değişikliği.

Bu kapsüller, ABD Donanmasına ait muhrip ve kruvazörlerin yanı sıra müttefik savaş gemilerinde de kullanılan standart füze fırlatma mimarisi olan Mark 41 Dikey Fırlatma Sistemi’nin bileşenleri.

Sistem, hava savunma füzeleri ve Tomahawk seyir füzeleri dahil olmak üzere çeşitli silahların fırlatılmasında kullanılıyor.

Çalışmalar öncelikle Mississippi eyaletinin Columbus kentinde yürütülecek; Oregon, Pennsylvania ve New Jersey’deki tesislerde de ek üretim yapılacak.

Projenin Şubat 2030’da tamamlanması planlanıyor.

Sözleşme, birkaç mali yılı kapsayan donanma silah tedarik bütçeleri aracılığıyla finanse ediliyor.

13,5 milyon dolar değerindeki ikinci sözleşme Elbit Systems’a verildi.

Beş yıllık, sabit fiyatlı bu sözleşme, ABD Donanması pilotları tarafından kullanılan dört farklı konfigürasyondaki acil durum telsizlerinin onarım ve bakımını kapsıyor.

Bu kompakt cihazlar, düşen uçak mürettebatının kurtarma sinyali göndermesine yardımcı olmak üzere tasarlanmış.

Sözleşme, tek kaynak esasına göre verildi. Bu, donanmanın ihale süreci kapsamında işin yalnızca tek bir güvenilir kaynaktan temin edilebileceğine karar verdiği anlamına geliyor. 

Çalışmaların Eylül 2031’e kadar sürmesi bekleniyor; işin %60’ı Alabama eyaletindeki Talladega’daki bir tesiste, geri kalan %40’ı ise Holon’daki Elbit tesisinde gerçekleştirilecek.

Okumaya Devam Et

Amerika

Bill Gates: Denetimsiz yapay zeka bir milyar kişinin ölümüne yol açabilir

Yayınlanma

Bill Gates, ABD’deki federal yasa koyuculara ve kolluk kuvvetlerine yapay zeka (AI) geliştirilmesini düzenlemeleri çağrısında bulundu.

Pazar günü yayınlanan bir röportajda, denetimsiz bırakılması halinde bu teknolojinin “bir milyar kişinin ölümüne” yol açabileceğini ve “hiç kimsenin özdenetimin yeterli olduğunu düşünmediğini” belirtti.

Microsoft’un kurucu ortağı Gates şöyle dedi:

“Hangi önlemlerin ve denetimlerin nasıl olacağı konusundaki tartışmaya kolluk kuvvetleri ve politikacıların da dahil olması gerekiyor ve bu zorunlu bir şey olmalı.”

Bir işletmeyi yürütmek için gerekli masrafları tanımlamak amacıyla kullanılan bir terimden (overhead) alıntı yapan Gates, “Bu, sektör için biraz ek masraf olacak fakat yaptıkları işlerde dramatik bir yavaşlamaya yol açmayacak,” diye devam etti.

Röportajın bir başka bölümünde Gates, yapay zekanın yanlış ellere geçmesi halinde “kesinlikle bir milyar kişinin ölümüne yol açacak olayları tetikleyecek kadar güçlü” olacağı konusunda çarpıcı bir uyarıda bulundu.

“Kötü niyetli kişilerin en yeni yapay zeka araçlarını kullanmasıyla ortaya çıkan kombinasyon kadar güçlü bir silah hiç olmamıştır,” diyen Gates, çok çeşitli teknoloji ve siyaset figürlerinin son zamanlarda yaptığı benzer uyarıları yineledi.

Gates ayrıca, yapay zekanın çok güçlü hale gelmesi durumunda onu devre dışı bırakabilecek bir “acil kapatma düğmesi” (kill switch) kavramına da değindi ve bunun yetersiz olduğunu söyledi:

“Bir acil kapatma düğmesine sahip olmak yeterli değil. Henüz … onların bilgisayarları kendi başlarına ele geçirip kapatılamaz hale geldiği bir noktada değiliz. Dolayısıyla bu tartışma … çeşitli insanların ne kadar teknik bilgiden yoksun olduğunu gösteriyor.”

Sam Altman ve Elon Musk gibi diğer teknoloji devleri de Gates’e katılarak yapay zeka geliştirilmesinin yavaşlatılması çağrısında bulundu.

Bazı uzmanlar, yapay zekanın biyolojik silahlar ve nükleer savaş gibi yöntemler yoluyla insanlığın kitlesel yok oluşuna yol açabileceğini ileri sürüyor.

Bu arada, Microsoft’un kendisi de yapay zeka etrafındaki distopik endişelerin körüklenmesinde rol oynadığı gerekçesiyle eleştirilere maruz kaldı.

Cuma günü yayınlanan bir The Guardian makalesine göre, şirket çalışanları ve aktivistler, Gazze’de ve İran’da öldürmek için yapay zeka araçlarını kullanan İsrail ordusuyla Microsoft’un ilişkilerini kesmesini amaçlayan bir kampanya düzenledi.

Makalenin yazarları, “No Azure for Apartheid” grubundan Mohamed Hussein ve Granate Kim, ayrıca “AI’nın yol açtığı dehşet”in ABD’de de görüldüğü konusunda uyarıda bulundu.

Örneğin, ABD İç Güvenlik Bakanlığı, Microsoft’un Azure’u gibi AI araçlarını göçmenleri toplu olarak izlemek, tutuklamak ve sınır dışı etmek için kullandı.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English