Bizi Takip Edin

Amerika

Yeni ABD Ulusal Güvenlik Stratejisi: Küreselleşmenin sonu ve Monroe Doktrini

Yayınlanma

Donald Trump yönetiminin, yayınlanması uzun süre ertelenen yeni Ulusal Güvenlik Stratejisi (NSS) yayınlandı.

33 sayfadan oluşan belge, ABD’nin küresel ve ulusal düzeydeki güvenlik perspektifini şekillendiriyor.

NSS 2025’in önsözünü yazan Trump, ikinci başkanlık döneminin başladığı günden itibaren ABD’yi “yıkım ve felaketten” döndürdüklerini iddia ederken, “dört yıllık zayıflık, aşırılıkçılık ve ölümcül başarısızlıkların” ardından kendi yönetiminin “tarihsel bir hızda” ABD’nin içerideki ve dışarıdaki gücünü tekrar tesis ettiğini ve dünyaya “barış ve istikrar” getirdiğini öne sürüyor.

“Her ülke, bölge, sorun veya dava –ne kadar değerli olursa olsun– Amerikan stratejisinin odak noktası olamaz,” diyen NSS 2025, dış politikanın amacının “temel ulusal çıkarların korunması” olduğuna işaret ediyor.

Soğuk Savaş’ın sona ermesinden bu yana oluşturulan Amerikan stratejilerinin yetersiz kaldığını savunan yeni NSS, ilgili stratejileri “bir dizi istek veya arzu edilen nihai durumların listesinden ibaret” olmakla eleştiriyor.

Kendilerinden önceki stratejilerde ABD’nin “ne istediğinin net bir şekilde tanımlanmadığını” öne süren NSS 2025, bunun yerine “belirsiz klişelerden ibaret” ifadeler kullanıldığını ve çoğu zaman da ABD’nin “ne istemesi gerektiğinin” yanlış değerlendirildiğini düşünüyor.

Jake Sullivan’dan kritik konuşma: Küresel ekonomide yeni bir dönemin ilanı

NSS 2025 şöyle diyor:

“Soğuk Savaş’ın sona ermesinden sonra, Amerikan dış politika elitleri, Amerika’nın tüm dünyaya kalıcı bir hakimiyet kurmasının ülkemizin çıkarlarına en uygun olduğu konusunda kendilerini ikna ettiler. Ne var ki, diğer ülkelerin işleri, ancak faaliyetleri bizim çıkarlarımızı doğrudan tehdit ettiği takdirde bizi ilgilendirir.”

ABD’nin özellikle Orta Doğu’daki “ulus inşası” süreçlerine eleştirel bakan NSS 2025, “Elitlerimiz, Amerikan halkının ulusal çıkarlarla hiçbir bağlantısı olmadığını düşündüğü küresel yükleri Amerika’nın sonsuza kadar üstlenmeye istekli olduğunu büyük ölçüde yanlış hesapladılar,” diyor.

Önceki dış politika yapıcılarının, ABD’nin devasa bir askeri, diplomatik, istihbarat ve dış yardım kompleksinin yanı sıra, devasa bir sosyal yardım, düzenleyici ve idari devleti aynı anda finanse etme yeteneğini abarttıklarını savunan strateji belgesi, küreselleşme ve serbest ticaret üzerine “son derece yanlış ve yıkıcı bahisler” yaptıklarını ve bunun da “Amerikan ekonomisinin ve askeri üstünlüğünün dayandığı orta sınıfı ve endüstriyel temeli” oyduklarını öne sürüyor.

ABD’nin “müttefiklerinin” yükünü üstlenmesinin yanı sıra uluslararası kurumlara da eleştiriler yönelten NSS 2025 şunları söylüyor:

“Müttefiklerinin ve ortaklarının savunma maliyetlerini Amerikan halkına yüklemelerine ve bazen de kendi çıkarları için merkezi, fakat bizim çıkarlarımız için önemsiz veya ilgisiz olan çatışmalara ve tartışmalara bizi sürüklemelerine izin verdiler. Ve Amerikan politikasını, bazıları açıkça anti-Amerikancılıkla, çoğu ise tekil devlet egemenliğini açıkça ortadan kaldırmayı amaçlayan ulusötesi bir yaklaşımla hareket eden uluslararası kurumlar ağına bağladılar. Özetle, elitlerimiz temelde istenmeyen ve imkansız bir hedefi takip etmekle kalmadılar, bunu yaparken bu hedefe ulaşmak için gerekli olan araçları, yani gücümüzün, zenginliğimizin ve ahlakımızın temelini oluşturan ulusumuzun karakterini de baltaladılar.”

Trump’ın politikalarını “zorunlu bir düzeltme” olarak nitelendiren yeni NSS, ABD’nin her şeyden önce “hükümeti vatandaşlarının Tanrı tarafından verilmiş doğal haklarını güvence altına alan ve onların refahını ve çıkarlarını önceliklendiren bağımsız, egemen bir cumhuriyet olarak ABD’nin varlığını ve güvenliğini sürdürmesini” istediğini savunuyor.

Ülkeyi “askeri saldırılardan ve casusluk, yağmacı ticaret uygulamaları, uyuşturucu ve insan kaçakçılığı, yıkıcı propaganda ve etki operasyonları, kültürel yıkım veya ulusumuza yönelik diğer tehditler gibi düşmanca yabancı etkilerden” korumak istediklerini vurgulayan NSS 2025, sınırları, göçmenlik sistemini ve insanların ABD’ye “yasal ve yasadışı olarak giriş yaptıkları” ulaşım ağları üzerinde tam kontrolü temel hedefler arasında sayıyor.

Politico ‘Jake Sullivan ve Bidenizm’i yazdı

Askeri kapasiteye de özel bir vurgu yapan NSS, “Amerikan halkını, Amerika’nın yurtdışındaki varlıklarını ve müttefiklerini korumak için dünyanın en sağlam, güvenilir ve modern nükleer caydırıcılık sistemine ve Amerikan ana vatanı için Altın Kubbe dahil olmak üzere yeni nesil füze savunma sistemlerine sahip olmak istiyoruz,” diye yazıyor.

ABD’nin sanayi temelinin küresel-askeri rolü için de kritik olduğunu kabul eden NSS 2025, sanayi politikalarını önceleyeceğini haber veriyor:

“Amerikan ulusal gücü, barış zamanında ve savaş zamanında üretim taleplerini karşılayabilecek güçlü bir sanayi sektörüne bağlıdır. Bu, sadece doğrudan savunma sanayi üretim kapasitesini değil, aynı zamanda savunma ile ilgili üretim kapasitesini de gerektirir. Amerikan sanayi gücünü geliştirmek, ulusal iktisat politikasının en yüksek önceliği haline gelmelidir.”

Amerikan “yumuşak gücü” ile ilgili de bir “düzeltme”ye giden NSS 2025, ABD’nin yumuşak gücünü sergilerken, ülkenin “geçmişi ve bugünü hakkında pişmanlık duymadan” diğer ülkelerin farklı dinlerine, kültürlerine ve yönetim sistemlerine saygı duyacaklarını ilan ediyor.

Belgede, “Amerika’nın gerçek ulusal çıkarlarına hizmet eden ‘yumuşak güç’, ancak ülkemizin doğuştan gelen büyüklüğüne ve dürüstlüğüne inandığımızda etkili olabilir,” deniyor.

Bu kapsamda dünyadan beklentilerini de sıralayan Amerikan yönetimi, Monroe Doktrinine aleni bir atıfla, “Batı Yarımküre”deki ABD hegemonyasında delik açtırmayacağını ilan ediyor:

“Batı Yarımküre’nin, Amerika Birleşik Devletleri’ne kitlesel göçü önlemek ve caydırmak için makul ölçüde istikrarlı ve iyi yönetilen bir bölge olmasını sağlamak istiyoruz; hükümetleri uyuşturucu teröristleri, karteller ve diğer uluslararası suç örgütlerine karşı bizimle işbirliği yapan bir Yarımküre istiyoruz; düşmanca yabancı saldırılara veya önemli varlıkların ele geçirilmesine maruz kalmayan ve kritik tedarik zincirlerini destekleyen bir Yarımküre istiyoruz; ve önemli stratejik konumlara erişimimizi sürdürmek istiyoruz. Diğer bir deyişle, Monroe Doktrinine bir ‘Trump Tamamlayıcısı’ ekleyeceğiz ve bunu uygulayacağız.”

Çok kutupluluğun Amerikası

Belgede açıkça, “yıllarca süren ihmalden” sonra, ABD’nin “Batı Yarımküre”de Amerikan üstünlüğünü yeniden tesis etmek ve “vatanı ve bölgedeki önemli coğrafi bölgelere erişimi korumak” için Monroe Doktrinini yeniden yürürlüğe koyacağı ve uygulayacağı ilan ediliyor.

NSS 2025, “Yarımküre dışındaki rakiplerin, yarımküremizde kuvvetler veya diğer tehditkar yetenekler konumlandırma ya da stratejik açıdan hayati öneme sahip varlıkları sahiplenme veya kontrol etme imkânını engelleyeceğiz,” diyor:

“Batı Yarımküre için hedeflerimiz ‘Katılım ve Genişleme’ [Enlist and Expand] olarak özetlenebilir. Yarımkürede yerleşik dostlarımızı, göçü kontrol etmek, uyuşturucu akışını durdurmak ve karada ve denizde istikrar ve güvenliği güçlendirmek için katılımlarını sağlayacağız. Yarımkürenin tercih edilen iktisadi ve güvenlik ortağı olarak ülkemizin cazibesini artırırken, yeni ortaklar geliştirip güçlendirerek genişleyeceğiz.”

Bu kapsamda, ABD’nin küresel askeri varlıklarının da Batı Yarımküre gözetilerek yeniden değerlendirileceği belirtiliyor.

“Yabancı aktörlerin” Amerikan ekonomisine verdiği zararı durdurmak ve tersine çevirmek, aynı zamanda Hint-Pasifik bölgesini “özgür ve açık tutmak”, tüm önemli deniz yollarında seyir özgürlüğünü korumak ve “güvenli ve güvenilir tedarik zincirlerini ve kritik malzemelere erişimi sürdürmek” de NSS 2025’in öncelikleri arasında.

Avrupa’nın kendi medeniyetine olan “özgüvenini” ve “Batı kimliğini” yeniden tesis ederken, müttefiklerini “Avrupa’nın özgürlüğünü ve güvenliğini korumada desteklemek istediklerini” belirten NSS 2025, “Düşman bir gücün Orta Doğu’yu, petrol ve doğalgaz kaynaklarını ve bunların geçtiği darboğazları hakimiyeti altına almasını önlemek ve aynı zamanda bizi büyük bedeller ödeyerek o bölgede bataklığa sürükleyen ‘sonsuz savaşları’ önlemek istiyoruz,” diyerek Barack Obama döneminde başlayan “sonsuz savaş” eleştirilerini sürdürüyor gibi görünüyor.

ABD teknolojisinin ve ABD standartlarının, özellikle yapay zeka, biyoteknoloji ve kuantum bilişim alanlarında, dünyayı ileriye götürmesini sağlamak istediklerini de kaydeden yeni strateji, bütün bunların ABD’nin “temel ve hayati ulusal çıkarları” olduğunu öne sürüyor ve “Başka çıkarlarımız da olsa da, her şeyden önce odaklanmamız gereken ve göz ardı edersek veya ihmal edersek kendi zararımıza olacak olan çıkarlar bunlardır,” diyor:

“Başkan Trump’ın dış politikası, ‘pragmatist’ olmadan pragmatik, ‘realist’ olmadan gerçekçi, ‘idealist’ olmadan ilkeli, ‘şahin’ olmadan güçlü ve ‘güvercin’ olmadan ölçülüdür. Geleneksel siyasi ideolojiye dayalı değildir. Her şeyden önce Amerika için neyin işe yaradığına, yani iki kelimeyle ‘Önce Amerika’ya odaklanmaktadır.”

Trump’ın ikinci dönemi ve ilk faaliyetleri

Bölgesel çatışmaların, “tüm kıtaları sürükleyen küresel savaşlara dönüşmeden” önce durdurulması, bu yönetimin önceliği olarak görülüyor.

“Savaşların kıyılarımıza ulaştığı, ateşler içindeki bir dünya, Amerikan çıkarları için kötüdür,” diyen NSS 2025, Trump’ın nükleer silaha sahip ülkeler arasındaki bölünmelerin ve “yüzyıllardır süren nefretin” neden olduğu şiddetli savaşların kıvılcımlarını “cerrahi bir şekilde söndürmek” için “konvansiyonel olmayan diplomasi”yi, “Amerika’nın askeri gücü”nü ve “iktisadi kozlarını” kullandığını ileri sürüyor.

ABD’nin küresel açıdan askeri gücünün büyüklüğüne ve doların rezerv para rolüne işaret etmeyi sürdüren belge, bunları ek olarak “DEI” olarak bilinen çeşitlilik politikalarını tersine çevirerek “yeterlilik kültürü”nü ve rekabetçiliği yeniden canlandıracaklarının altını çiziyor.

“Orta sınıf” vurgusunu da yapan belge, özellikle enerji ve sanayileşmeye işaret ediyor:

“Büyüme ve inovasyonu desteklemek, orta sınıfı güçlendirmek ve yeniden inşa etmek için stratejik bir öncelik olarak muazzam enerji üretim kapasitemizi ortaya çıkarmak;

Yine orta sınıfı daha fazla desteklemek ve kendi tedarik zincirlerimizi ve üretim kapasitemizi kontrol etmek için ekonomimizi yeniden sanayileştirmek.”

Belge bu kapsamda vergi indirimleri ve deregülasyon rolünü önemsiyor ve ABD’yi “iş yapmak ve sermaye yatırımı yapmak için en uygun yer haline getirme”nin hayalini kuruyor. 

Bu bağlamda, Trump yönetiminin dış politikasını şu ilkeler tarafından yönlendirileceği vurgulanıyor:

  • Ulusal Çıkarların Odaklanmış Tanımı
  • Güç Yoluyla Barış
  • Müdahale Etmemeye [Non-Intervention] Yatkınlık
  • Esnek Gerçekçilik
  • Ulusların Önceliği
  • Egemenlik ve Saygı
  • Güç Dengesi
  • Amerikan İşçisini Destekleme
  • Adalet
  • Yetkinlik ve Liyakat

NSS 2025, bu bağlamda kitlesel göç döneminin sona erdiğini; temel haklar ve özgürlüklerin savunulacağını; yüklerin hem paylaşılacağını hem de farklılaşacağını; barış yoluyla yeniden düzenlemeler yapılacağını; dengeli ticaret, sanayileşme ve kritik tedarik zincirlerine erişimi sağlama alma aracılığıyla iktisadi güvenliğe önem verileceğini belirtiyor.

Amerika

Şirketler interneti saran düşük kaliteli yapay zeka içeriğiyle boğuşuyor

Yayınlanma

Üretken yapay zeka sistemlerinin kitlesel olarak ürettiği düşük kaliteli ve yanıltıcı içerikler dijital platformları sararak bilgi ekosistemini kirletirken teknoloji şirketleri kapsamlı bir temizlik süreci başlattı. The New York Times’ın derlediği verilere göre arama motorlarından müzik servislerine kadar geniş bir alana yayılan bu atıklar, nitelikli içeriklerin değer kaybetmesine yol açıyor.

Yapay zeka tarafından üretilen düşük kaliteli içerikler (AI slop / yapay zeka çöpü), internet platformlarını hızla istila ederek bilgi ekosistemini kirletiyor ve nitelikli içeriklerin değerini düşürüyor.

The New York Times’ın aktardığına göre, bu içerikler Google arama sonuçlarını yapıştırıcılı pizza tarifleriyle, Amazon’u sahte biyografilerle, müzik akış servislerini ise yapay zeka üretimi parçalarla doldurdu.

Yaşanan bu yoğun kirlilik üzerine teknoloji şirketleri dijital platformlarını üretken atıklardan arındırmak için harekete geçti.

Üretken yapay sinir ağları vasıtasıyla kitlesel biçimde imal edilen metin, görsel ve video gibi düşük kaliteli, çoğunlukla işlevsiz dijital materyalleri tanımlayan “slop” kavramı, Amerikan sözlüğü Merriam-Webster tarafından 2025 yılının kelimesi seçilecek kadar yaygınlaştı.

Mesajlaşma uygulamaları, tüketici yorum siteleri, akademik arşivler ve arkadaşlık servisleri de platformlarındaki yapay zeka içeriklerinden kurtulmayı hedeflerken, yürütülen temizlik faaliyetlerinde yine yapay zeka araçlarından yararlanılıyor.

Müzik servisleri ve video platformlarında toplu tasfiye

Müzik akış platformu Spotify, geçen yıl platformun önemli bir bölümünü oluşturan yaklaşık 75 milyon mükerrer şarkıyı ve spam niteliğindeki parçayı sildiğini açıkladı.

Sosyal ağ LinkedIn, kullanıcıların yapay zeka çöpü içerikleri şikayet etmesini sağlayan ve bildirilen içeriklerin silinmesini öngören özel bir buton geliştirdi.

Video paylaşım platformu YouTube ise altı aylık bir süre zarfında düşük kaliteli içerik barındıran 130 bin kanalı kapattı.

Yapay zekanın giderek daha gerçekçi görsel, ses ve video üretmeyi öğrenmesi sebebiyle oluşturulan içeriklerin yalnızca belirli bir bölümü “çöp” kategorisinde değerlendiriliyor; şirketlerin temizlik hamleleri de öncelikli olarak bu düşük nitelikli ürünleri hedef alıyor.

Müzik yayın servisi Deezer, platforma yüklenen parçaların neredeyse yarısının yapay zeka tarafından üretildiğini ve bu şarkıların önemli bir kısmının bir kez dahi dinlenmediğini duyurdu.

Apple Music platformuna yüklenen içeriklerin üçte birinden fazlasının da yapay zeka tarafından üretildiği belirlendi.

Meta çatısı altındaki Instagram’ın yöneticisi Adam Mosseri, şirketin tamamen yapay zeka tarafından üretilen video akışını devreye sokmasının ardından geçen yıl yaptığı bir değerlendirmede, yakında “sahte içerikler yerine gerçek medyayı takip etmenin daha pratik hâle geleceğini” ifade etti.

Platformlar hem kirliliği üretiyor hem temizlemeye çalışıyor

The New York Times, yapay zeka kaynaklı içerik kirliliğini kontrol altına almaya çalışan birçok şirketin, aynı zamanda bu kirliliği üreten yapılar olduğuna dikkat çekiyor.

Temmuz ayında yapay zeka içeriklerinin daha kolay ayırt edilmesini öngören bir mutabakatı destekleme taahhüdünde bulunan Meta, aynı ay içerisinde yapay zeka modelinin eğitiminde herkese açık Instagram hesaplarını kaynak olarak kullanan bir görsel üretim aracını kullanıma sundu.

Google da bu kirliliğin yayılmasında doğrudan rol oynadı. Kapwing şirketinin gerçekleştirdiği deneye göre, YouTube’un yeni kullanıcılara sunduğu kısa videoların (Shorts) yüzde 20’sinden fazlasını yapay zeka çöpleri oluşturuyor.

Ayrıca platformdaki en popüler kanallardan biri, para kazanma özelliği devre dışı bırakılana kadar bu niteliksiz yapay zeka içerikleri üzerinden yılda yaklaşık 4,25 milyon dolar gelir elde etti.

Teknoloji şirketleri mücadelede farklı stratejiler izliyor:

Pinterest, ekim ayında kullanıcıların yapay zeka üretimi gönderilerin görüntülenmesini sınırlandırabilmesi için sistemini güncelledi.

TikTok, ABD pazarında yapay zeka içeriklerinin miktarını artırma veya azaltma imkanı tanıyan yeni bir işlevi test ediyor.

Yapay zeka tespit girişimlerinden Pangram, X platformunda 50 kelimeden uzun paylaşımların yaklaşık yarısının yapay zeka ile hazırlandığını açıkladı.

Columbia Üniversitesi Yapay Zeka Uzmanı Camille François, mevcut durumu şu sözlerle değerlendirdi:

“Bu taktik karmaşası, yalnızca tespit edip silebileceğimiz ‘çöp’ adlı kötü bir içerik sınıfıyla değil, bilgi çevremizin yapısal bir sorunuyla karşı karşıya olduğumuzun göstergesidir. Nihayetinde yapay zeka çok yönlü yaratıcı bir araçtır; bu süreci doğru yönetemeyen platformlar ise kullanıcıların başka yerlere göç ettiğini görecektir.”

Gelişmelerin yanı sıra milyarder iş insanı Elon Musk da 16 Ağustos’ta yapay zekanın insanlığa yaklaşımına dair temennide bulundu.

Naval Ravikant’ın “Bir Tanrı yaratıp onu tasmaya bağlayamazsınız” yönündeki paylaşımına yanıt veren Musk, “Umarım yapay zeka bize karşı nazik olur” ifadesini kullandı.

Okumaya Devam Et

Amerika

ABD’de Kongre üyelerinin yapay zekayla yazdığı yasa taslakları hatalı çıktı

Yayınlanma

ABD Temsilciler Meclisi üyeleri ve danışmanlarının yasa tasarılarını yapay zekayla hazırlamaya başlaması, metinlerde ciddi hukuki hatalara ve yanlış yasa atıflarına yol açtı. Taslakları denetleyen hukukçular, yapay zekanın ürettiği metinleri düzeltmenin sıfırdan yasa yazmaktan daha fazla zaman aldığını belirtiyor.

ABD Temsilciler Meclisi üyeleri yasa tasarılarının metinlerini oluştururken yapay zekaya başvurmaya başladı.

Politico’nun milletvekilleri ve uzmanlara dayandırdığı haberine göre, bu şekilde hazırlanan çok sayıda taslak hata, özensiz ifade ve yürürlükteki kanunlara yapılmış yanlış atıflarla dolu.

Yasa hazırlık süreçlerinde yer alan dört Kongre personeli, Temsilciler Meclisinde yapay zeka kullanımının giderek yaygınlaştığını ifade etti.

Personelin ve sivil toplum ile hak savunucusu örgütlerin, yasaları inceleme ve hazırlama dahil günlük işlerinde bu teknolojiye güvendiği kaydedildi.

Temsilciler Meclisinde görevli bir personel durumu, “Bu tamamen ürkütücü ve şimdilik kimse bu konuda kafa yormuyor” sözleriyle değerlendirdi.

Yasama süreçlerini denetleyen Temsilciler Meclisi Yasama Danışmanlığı Ofisi (OLC) personeli ise yapay zekayla yazılmış taslakları inceleyip yeniden yazmanın, bir metni sıfırdan kaleme almaktan daha uzun sürdüğünü vurguladı.

Kongre personeline bu teknoloji konusunda danışmanlık yapan bir yetkili, “İnsanlar doğrudan yasa metnini yazdırmak için Claude veya ChatGPT’ye başvuruyor” dedi.

American Governance Institute İcra Direktörü Daniel Schuman, “Yapay zeka birçok iş için harika, ancak kanunlaştırmak isteyeceğiniz yasa metinlerini oluşturma kabiliyetine sahip değil” değerlendirmesinde bulundu.

OLC’nin eski başkanı Wade Ballou da yapay zekanın kritik hukuki nüansları gözden kaçırdığına dikkat çekti.

Ballou, sistemin örneğin vergi indirimi, vergi matrahından düşme ve hibe arasındaki farkı ayırt edemediğini, yasalardaki bu tür hataların ise davalara yol açabileceğini ve yasalaşma sürecini uzatabileceğini belirtti.

Politico’nun aktardığına göre, bir önceki Kongre döneminde personel 30 binden fazla yasa tasarısı hazırladı.

Mevcut Kongre döneminin ilk 60 gününde ise OLC çalışanlarına 5 bin 623’ten fazla talep ulaştı. Bu sayı, iki yıl öncesinin aynı dönemine kıyasla yüzde 72’lik bir artışa işaret ediyor.

Bu iş yükü karşısında OLC, bir yasa tasarısının ABD Kodu üzerinde nasıl bir değişiklik yaratacağını gösteren doğal dil işleme tabanlı ‘Comparative Print Suite’ gibi kendi teknolojik çözümlerini devreye sokmaya çalışıyor.

Geliştiriciler, ticari yapay zeka modellerinin aksine bu aracın “halüsinasyon görmediğini” vurguluyor.

Buna karşın, ticari kullanıma açık yapay zeka araçları Yasama Danışmanlığı Ofisinin bünyesinde kullanılmıyor.

Uzmanlar bu tablonun “tam bir uyumsuzluk” yarattığına işaret ediyor: Siyasiler ve dış gruplar taslak metinleri yapay zekayla yazabilirken, OLC bünyesindeki hukukçular bu metinleri elle düzeltmek zorunda kalıyor.

Daha önce The New York Times, ABD’deki yapay zeka patlamasının ülkenin ulusal güvenlik alanında “büyük bir sarsıntı tsunamisine” yol açtığını yazmıştı.

Gazetenin haberinde, kabiliyetleri çok hızlı artan ileri düzey yapay zeka modellerine Pentagon’un yetişmeye çalıştığı, ancak askeri birimlerde yapay zeka şirketlerinin ürünlerinin kullanımına getirilen yasakların bu gelişimi daha da yavaşlattığı aktarılmıştı.

Okumaya Devam Et

Amerika

Beyaz Saray’da biyogüvenlik kadroları tasfiye edildi

Yayınlanma

ABD’de Donald Trump yönetiminin Beyaz Saray’da yaptığı tensikat, yapay zekanın ölümcül patojen üretimini kolaylaştırabileceği endişeleri sürerken biyogüvenlik uzmanı açığı yarattı. Joe Biden dönemindeki 30 kişilik özel birimin dağıtılması nedeniyle kurumda bir süre hiç uzman kalmadığı belirtilirken yönetim risklerle mücadele kararlılığının sürdüğünü savundu.

The Washington Post’un (WP) eski ABD’li yetkililere dayandırdığı haberine göre Beyaz Saray, yapay zekanın ölümcül patojenlerin üretimini kolaylaştırabileceğine yönelik endişelerin arttığı bir dönemde biyolojik tehditlere karşı savunmayı güçlendirmeye çalıştı; ancak Donald Trump yönetiminde yapılan kitlesel işten çıkarmaların ardından hükümette neredeyse hiç uzman personel kalmadı.

Joe Biden’ın başkanlık döneminin sonuna doğru Beyaz Saray’da yalnızca biyogüvenlik konularına odaklanan 30 kişilik bir ekip görev yapıyordu.

Kimliklerinin gizli kalmasını isteyen dört eski yetkili, Trump’ın göreve dönmesiyle birlikte bu ekibin hızla dağıtıldığını ve bir dönem Beyaz Saray’da tek bir uzman çalışanın dahi bulunmadığını aktardı.

Eski uzmanlardan biri durumu şu sözlerle değerlendirdi: “Trump yönetimi, sürdürülebilir herhangi bir politika geliştirme kabiliyetinde kendi ayağına sıktı. Risk de tam burada yatıyor: Uzun vadeli oynamıyorlar.”

Gazete, Trump yönetiminin Biden’ın 2023 yılında çıkardığı ve biyolojik savunmanın güçlendirilmesini öngören yapay zeka kararnamesini yürürlükten kaldırdığını yazdı.

Trump, bu düzenlemenin güncellenmiş bir versiyonunun Ağustos 2025’e kadar hazırlanması talimatını vermişti; fakat WP, ilgili belgenin halen yayımlanmadığına dikkat çekti.

Buna karşılık bir Beyaz Saray sözcüsü WP’ye yaptığı açıklamada, “Yönetimin yapay zeka ve biyogüvenlik risklerini ele alma konusundaki kararlılığı açık ve nettir” dedi.

Tüm bu gelişmeler yaşanırken Anthropic’in geliştirdiği “Mythos” ve OpenAI’ın hazırladığı “GPT 5.6” gibi son nesil yapay zeka modelleri biyolojik araştırmalar alanında yetkinliklerini artırmayı sürdürüyor.

OpenAI araştırmacıları geçen yaz, “ciddi zarar doğurabilecek mevcut riskleri önemli ölçüde artıran” kabiliyetler olarak tanımlanan “yüksek” düzeyde biyolojik yetkinlik seviyesine ulaşmaya çok yaklaştıklarını duyurmuştu. WP’nin aktardığına göre şirket, 50’den fazla hükümet uzmanının katılımıyla bir zirve düzenledi ve yönetimle temaslarını sürdürüyor.

The Wall Street Journal, uzman görüşlerine yer verdiği haberinde ChatGPT’nin geçen yaz yapılan güncellemenin ardından dünyanın dört bir yanındaki yüzlerce kullanıcıya biyolojik silahların ve zehirlerin üretimi ile kullanımına ilişkin talimatlar sağladığını yazmıştı.

Şirketin modellerinin kullanıcıların tüm sorularına “sabırla” yanıt verdiği ve OpenAI çalışanlarının ortaöğretim düzeyinde biyoloji öğrenimi gören bir öğrencinin dahi uygulayabileceği basitlikte olduğunu belirttiği adım adım kılavuzlar sunduğu kaydedildi.

Yapay zekanın yanıtlarını inceleyen biyologlar ise bu içerikleri “ölümcül derecede kusursuz” olarak nitelendirdi.

Eski ABD Ulusal İstihbarat Direktörü Tulsi Gabbard, mayıs ayında yaptığı açıklamada kurumun yurt dışındaki 120’den fazla biyolojik laboratuvara yönelik bir soruşturma başlattığını duyurmuştu.

Gabbard, bu soruşturmanın Trump’ın imzaladığı kararname doğrultusunda virüslerle yapılan potansiyel olarak tehlikeli deneyleri durdurma çabalarının bir parçası olduğunu ve söz konusu tesislerin on yıllar boyunca Amerikan vergi mükelleflerinin sağladığı fonlarla varlığını sürdürdüğünü ifade etmişti.

Trump ise geçen yıl BM Genel Kurulu’nda yaptığı konuşmada nükleer ve biyolojik silahları yeryüzü için en büyük tehlike olarak nitelendirmişti.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English