Bizi Takip Edin

Avrupa

Münih, Alman savunma sanayiinin merkezi oluyor

Yayınlanma

Alman savaş endüstrisi, Bavyera’nın başkenti Münih’in çevresinde hızla yoğunlaşıyor ve istihdam ile gelir yaratarak görünürlüğünü artırıyor.

Şehir, şu anda Avrupa’nın en değerli özel teknoloji şirketleri arasında yer alan Helsing’e ev sahipliği yapıyor.

16 milyar avro değerindeki savunma amaçlı yapay zeka şirketinin reklamları artık şehrin her yerinde göze çarpıyor ve bazı insansız hava araçları ile gezici mühimmatların görüntüleriyle birlikte yerel halka “Biz hallederiz” mesajını veriyor.

Almanya’nın savunma sanayii son yıllarda önemli ölçüde büyüdü ve bundan en çok yararlananlardan biri Bavyera oldu.

Buradaki savunma ve uzay alanında faaliyet gösteren startup’lar, Helsing’in sadece ön plana çıkan şirketlerden biri olduğu anlamına gelen bir dizi faktörden faydalanıyor.

Bölge, halihazırda Airbus Defence & Space ve Leopard tankını üreten KNDS gibi dev şirketlere ev sahipliği yapıyor.

Yeni savunma startup’ları Bavyera’da çoğalıyor

Fakat bu sadece başlangıç: Alman Silahlı Kuvvetleri (Bundeswehr) ve uluslararası müşteriler için silah sistemleri ve uzay teknolojisi tedarik edecek yeni şirketler hızla ortaya çıkıyor.

Bu sektörün bir başka parlak yıldızı da, yörünge itiş sistemleri ve diğer çift kullanımlı savunma uzay teknolojileri geliştiren uzay-savunma şirketi Starflight Dynamics.

Şirketin kurucusu Philipp Bauer, Münih’te eğitim gördü ve 2023’te kendi şirketini kurmadan önce birkaç yıl boyunca bölgedeki köklü havacılık ve uzay endüstrisinde çalıştı.

Bauer, Euractiv’e verdiği demeçte şunları söyledi:

“Genel olarak Münih kesinlikle sihirli bir çözüm değildi, ama şehrin endüstri, araştırma kurumları, etkinlikler, ortaklar ve yatırımcıları bir araya getiren güçlü yapısı, açık bir konum avantajı oluşturdu ve gelişimimizde önemli bir rol oynadı.”

Bu startup, bölgenin kendini bir uzay gücü olarak konumlandırma hedefine mükemmel bir şekilde uyum sağlıyor ve hem ilk yatırımcısını hem de ilk müşterisini Münih’te buldu.

Şu anda itiş sisteminin yörüngedeki ilk gösterimini hazırlamaya çalışıyor.

Lojistik, savaş alanı tahliyeleri veya makineli tüfek platformları olarak kullanılan askeri kara robotları alanında önemli bir oyuncu olan ARX Robotics ise bir başka örnek.

Eski Alman subaylar tarafından kurulan bu savunma teknolojisi şirketi, Bundeswehr’e erişim imkânı, gerektiğinde kolayca genişleyebilme olasılığı ve bilimsel beyin gücünden yararlanma fırsatı nedeniyle Bavyera’yı tercih etti.

Şirket şu anda Avrupa’da önde gelen otonom insansız kara sistemleri üreticilerinden biri konumunda ve Birleşik Krallık’a açılma planları var.

ARX, şu anda eski savunma araçlarını otonom sürüş seçenekleriyle donatmak için çalışıyor.

Silah sektöründeki büyümede aslan payı Bavyera’nın

Münih dışında, savunma sektörü Almanya genelinde hızla büyüyor.

Ulusal savunma sanayii birliği BDSV, 2021 sonundaki 111 kayıtlı üyeden 602 üyeye ulaştı. Bunların yaklaşık üçte biri (201) Bavyera’da kayıtlı.

Almanya’daki Kiel Dünya Ekonomisi Enstitüsü’nde savunma ekonomisi uzmanı olan Johannes Binder, köklü savunma sektörü, girişimcilik kültürüne sahip akademisyenler, silahlı kuvvetlerin varlığı ve elverişli siyasi ortam olmak üzere dört faktörün sektör için faydalı olduğunu savunuyor.

Binder, “Münih ve çevresini özel kılan şey, tam da bu avantajların çoğunun bir araya gelmesi,” dedi.

Starflight’ın CEO’su Bauer, savunma şirketleri arasındaki ilişkinin hayati önem taşıdığını vurguladı.

Birbirlerine güvenebilmek ve birbirlerine dayanabilmek gerektiğini belirten Bauer, yakın mesafenin de bu konuda yardımcı olduğuna dikkat çekti.

Münih ve çevresindeki akademik ortam da katkı sağlıyor

Savunma startup sektörüne önemli bir katkı sağlayan unsur, Münih ve çevresindeki akademik ortam.

Bavyera Sanayi Birliği Başkanı Bertram Brossardt, bölgedeki üniversitelerde “sivil maddeler” bulunmadığını açıkladı.

Bu maddeler, savunma ile ilgili araştırmaları kurumdan dışlayıp yalnızca sivil çalışmalara odaklanmayı taahhüt eden gönüllü bir hüküm.

Bavyera, 2024 yılında üniversitelerde bu tür sivil maddeleri yasaklayan Bundeswehr’in Teşviki Hakkında Kanun’u yürürlüğe koydu.

Fakat mart ayında verilen bir mahkeme kararı, orduyla işbirliği yapma konusunda kasıtlı bir yükümlülüğün olmadığını ortaya koydu.

Buna rağmen üniversiteler girişimcilik ruhunu teşvik ediyor ve başarılı yeni savunma sektöründeki aktörlerin çoğu burada hayat buldu.

Kiel Enstitüsü’nden Binder, “Bu, son derece yenilikçi bir ortam yaratıyor. Bir startup olarak, hareketliliğin yoğun olduğu bir yerde olmak istersiniz ve Münih, savunma sanayisine şimdiden çok şey sunabilecek tam da böyle bir yer,” dedi.

ARX Robotics için, bölgenin robotik, yapay zeka, otonomi ve sensör teknolojisi alanlarında iyi bir konuma sahip olması hayati önem taşıyordu.

Şirketin hükümet ilişkileri sorumlusu, “Münih mantıklı bir tercihti. Almanya’da, bu kadar derin teknolojik uzmanlığa sahip başka bir ekosistem yok,” diye ekledi.

TYTAN Technologies, Bavyera’nın bir başka başarı öyküsü. İnsansız hava aracı savunma alanında yenilikçi olan bu şirket, Bundeswehr tarafından askeri tesislerinin korunmasına yönelik bir konsept geliştirmek üzere görevlendirildi ve şu anda Helsing ve KNDS gibi daha büyük oyuncularla işbirliği yapıyor.

Artık startup aşamasından “scale-up” aşamasına geçen şirket, Münih Teknik Üniversitesi’nde kuruldu ve Ukrayna ile diğer bölgelerden gelen siparişleri karşılamak üzere ayda 3.000 adede kadar uygun fiyatlı ve otonom önleme aracı üretmek için Münih yakınlarında bir tesis kurarak büyümeyi planlıyor.

Bir sözcü, bölgede faaliyet göstermenin “bizi yetenekli kişilere, ortaklara, yatırımcılara ve son kullanıcılara yakınlaştırdığını” belirtti.

Bundeswehr’in Bavyera’daki varlığı

Yenilikçi olmak ve akademik kaynaklardan yararlanabilmek bir yana, müşterilere yakın olmak da ürünün satışında yardımcı oluyor.

Bundeswehr, Bavyera’da yaklaşık 60 üs ve Münih’teki kendi üniversitesiyle sağlam bir varlığa sahip. Bu üniversite, NATO’nun inovasyon destek programı DIANA’nın bir parçasıdır.

Şubat ayında Bundeswehr, ordunun yenilikçi startup’lar ve akademisyenlerle daha iyi bağlantı kurmasını sağlamak amacıyla Münih’e oldukça yakın Erding’deki eski bir hava üssünde bir inovasyon merkezi açtı.

ABD Savunma İnovasyon Ajansı DARPA’yı örnek alan bu merkezle ilgili olarak Almanya Savunma Bakanı Boris Pistorius, “Erding, Bundeswehr bünyesindeki inovasyonun merkezi haline gelmeye hazırlanıyor,” dedi.

Bundeswehr ile kurulan bu yakın bağlar, bir başka konum avantajı da sağlıyor. Ulusal savunma bütçesi 2027’de yaklaşık 140 milyar avroya ulaşacak; bu rakam, bu yılın bütçesinden yaklaşık dörtte bir daha fazla.

Bavyera eyalet hükümeti silah sanayiini destekliyor

Bavyera’daki sanayi, savunma alanındaki başarısının bir kısmını bölgenin siyasi ortamına da bağlıyor.

Sektör temsilcisi Brossardt, Bavyera hükümetinin her zaman elverişli bir çerçeve sağladığını hatırlatıyor.

Özellikle de 2022’de başlayan Ukrayna savaşından sonra bu durum daha da belirginleşti.

Bavyera, 2024’te kabul ettiği Bundeswehr Yasası ile askeri inşaat projelerini hızlandırmak için kısıtlamaları kaldırdı.

Bu yılın başlarında ise Savunma Sanayinin Teşviki Hakkında Yasa ile savunma sanayisi için benzer bürokratik engeller de ortadan kaldırıldı.

İktidardaki Hıristiyan Demokratlar’ın (CDU) kardeş partisi olan muhafazakâr Hıristiyan Sosyal Birlik (CSU) liderliğindeki Bavyera, Berlin’deki siyasi ağırlığını da kullanabiliyor.

Binder, “CSU şu anda Uzay Bakanlığı’nı kontrol ediyor ve bu sayede Berlin’de belirli bir etki sahibi; bu da projeleri kendi eyaletine yönlendirebilmesini sağlıyor,” diye açıkladı.

Fakat savunma danışmanlık firması T60’ın genel müdürü Bernhard Pöltl, sektördeki bu güçlü varlığın mutlaka elverişli politikalar sayesinde oluşmadığını, daha çok dolaylı etkilerden kaynaklandığını savunuyor:

“Bence şu anda gerçekten hızlı ilerleyen ve siyasi destek gören konu, yeni inşaatlar ve genişletme çalışmaları için planlama izinleri. İşlerin çok uzun sürdüğü ve herhangi bir çevrecinin bunları veto edebileceği günler çoktan geride kaldı.”

Binder’e göre, bu faktörlerin birleşimi “birçok girişimin gelişebileceği, fikirlerin yayılabildiği, yeni şirketlerin kurulabildiği ve tedarik zincirlerinin nispeten yerel düzeyde oluşturulabildiği belirli kümelenmelerin ortaya çıkmasına yol açıyor.”

Avrupa

Saksonya-Anhalt’te AfD ve BSW’den Ukrayna kararı

Yayınlanma

AfD ve BSW’nin oylarıyla, Saksonya-Anhalt eyaletinin yeni eyalet parlamentosu, Ukrayna’ya sağlanan tüm yardımların derhal sonlandırılmasını ve Rusya’ya yönelik yaptırımların kaldırılmasını talep etti.

İki parlamento grubu tarafından sunulan ve “Ukrayna’da Savaşın Tırmanması Yerine Barış Görüşmeleri” başlığını taşıyan bu önerge, Magdeburg’da düzenlenen olağanüstü oturumda çoğunluk oyuyla kabul edildi.

AfD ve BSW, yeni eyalet parlamentosundaki 83 sandalyenin 44’ünü elinde bulunduruyor.

Tartışma, yüksek sesli yuhalamalarla geçti. Eyalet Başbakan Vekili Sven Schulze (CDU) ile CDU, SPD, Yeşiller ve Sol Parti’den konuşmacılar, önergeyi şiddetle kınadılar.

Konuşma süreleri konusunda başlangıçta bir uzlaşmaya varılamaması nedeniyle, oturum gündeme geçilmeden önce bir saat süreyle askıya alındı.

Önerge, vekaleten görev yapan eyalet hükümetinden “Ukrayna’da durumun daha da tırmanmasını önlemek ve barışı tesis etmeyi amaçlayan bir politika izlemek için, özellikle Bundesrat’ta ilgili bir girişim yoluyla, elindeki tüm imkânları kullanmasını” talep ediyor.

Önergede ayrıca şunlar belirtiliyor: “Rusya’ya yönelik iktisadi yaptırımlar derhal kaldırılmalıdır.”

Ukrayna’ya yönelik mali desteğin, insani yardımın ötesine geçtiği ölçüde derhal durdurulmasını isteyen önerge, silah sevkiyatlarının da askıya alınmasını talep ediyor.

SPD milletvekili grubu başkanı Katja Pähle bunu “ucuz bir numara” olarak nitelendirdi. Yeşiller Partisi milletvekili grubu sekreteri Olaf Meister, eyalet parlamentosunun bu konuyu ele almak için tamamen yanlış bir yer olduğunu vurguladı.

Sol Parti milletvekili grubu başkanı Eva von Angern ise önergeyi “sahte” ve “bir komedi” olarak nitelendirdi.

Aralık ayında eyalet başbakanlığına aday olmayı planlayan AfD milletvekili grubu başkanı Ulrich Siegmund ise bunun iyi bir gün olduğunu söyledi.

Savaşın dört buçuk yıl önce başlamasından bu yana ilk kez, bir Alman parlamentosundan bir barış girişimi geldiğini belirtti.

Ukrayna’ya yardım için toplam 125 milyar avro harcandığını ve “bu paranın kendi ülkemizden esirgendiğini” ifade eden Siegmund, “Paramız ülkemiz için,” dedi ve diğer parlamento gruplarını, ülkenin çıkarlarına aykırı politikalar izlemekle suçladı.

BSW’nin baş adayı Claudia Wittig, Ukrayna’yı küresel jeopolitik çıkarların bir piyonu olarak nitelendirdi. Wittig, “BSW, barış isteyenlere ses veriyor,” dedi ve artık müzakere zamanı geldiğini savundu.

Oturumdan önce Ukrayna Büyükelçisi Oleksij Makeiev, bu oturumu “saçmalık zirvesi” olarak nitelendirmişti.

Ukrayna’ya silah sevkiyatının durdurulması talebiyle ilgili olarak diplomat, Funke Media’ya, “Kendilerini savunanların elinden silahları alıyorsunuz ve bunu yaparak katile yardım ediyorsunuz,” dedi.

Okumaya Devam Et

Avrupa

Almanya’da “Avrupalı nükleer silah” tartışmaları

Yayınlanma

Alman Dış İlişkiler Konseyi (DGAP) üyesi Joachim Krause, “Alman veya Avrupalı nükleer silah” çağrısı yaparken, Berlin’in NATO düzeyindeki nükleer angajmanı derinleşiyor.

German Foreign Policy’bnin aktardığına göre, Alman Silahlı Kuvvetleri şu anda NATO’nun yıllık nükleer savaş tatbikatına katılıyor.

NATO, yıllık nükleer savaş tatbikatı Steadfast Noon’a salı günü başladı. Bu kez tatbikat İtalya’da gerçekleştiriliyor.

Odak noktası, her ikisinde de ABD nükleer bombalarının depolandığı Udine yakınlarındaki Aviano Hava Üssü ve Brescia yakınlarındaki Ghedi Hava Üssü.

Bu yıl neredeyse hiçbir ayrıntı açıklanmadı. Genellikle Steadfast Noon tatbikatı, “nükleer paylaşım” anlaşması kapsamında Avrupa hava kuvvetleri tarafından konuşlandırma bölgesine uçurulan ABD bombalarının sığınaklardan çıkarılması, Avrupa savaş uçaklarına yüklenmesi ve ardından savaş görevleri ile askeri eskortunun simülasyonunu içerir.

Bu yıl, 17 NATO ülkesinin silahlı kuvvetleri tatbikata katılıyor.

Alman Silahlı Kuvvetleri (Bundeswehr), Almanya’nın nükleer paylaşımından sorumlu olan Eifel bölgesindeki Büchel’deki 33. Taktik Hava Kuvvetleri Filosu’na ait üç adet Tornado avcı uçağıyla tatbikata katılıyor.

Türkiye ve Romanya da tatbikata katılıyor; Romanya üç adet F-16 avcı uçağı görevlendiriyor.

İsveç ise sayısı açıklanmayan sayıda Gripen avcı uçağı sağlarken, Finlandiya tatbikata kurmay subayları gönderiyor.

Tatbikin yaklaşık on gün sürmesi ve geçen yılki ile aynı ölçekte olması bekleniyor. Geçen yılki tatbikata 2.000’den fazla asker ve yaklaşık 70 uçak katılmıştı.

Kitle imha silahlarına açılan kapı

NATO’nun nükleer savaş tatbikatı, askeri ittifakın diğer Avrupa ülkelerinde nükleer silah konuşlandırılmasını tartıştığı bir dönemde gerçekleşiyor.

Odak noktası öncelikle nükleer paylaşım düzenlemesi kapsamında ABD nükleer bombalarının depolanması seçeneği üzerinde.

Finlandiya’da parlamento, 17 Haziran’da nükleer silahların ülkede barındırılmasını ve hatta Finlandiya topraklarından nakledilmesini yasaklayan 1980 tarihli yasağı kaldırmak için oylama yaptı.

Bu karar, nükleer bombaların olası konuşlandırılması için temel bir ön koşulu yerine getiriyor. 

Litvanya’da ise parlamento geçen hafta, Litvanya topraklarında kitle imha silahlarının depolanmasını yasaklayan anayasa hükmünü yürürlükten kaldırmak üzere oy kullandı.

Fakat anayasa değişikliğinin kesinleşmesi için parlamentoda ikinci bir oylama yapılması gerekiyor.

Bu arada Polonya’da, ABD nükleer bombalarının konuşlandırılması olasılığı hararetli bir tartışma konusu.

Başbakan Donald Tusk liderliğindeki hükümet açıkça karşı bir tutum sergilese de Cumhurbaşkanı Karol Nawrocki ve Jarosław Kaczyński’nin partisi PiS (Hukuk ve Adalet), prensip olarak bu fikre açık.

Fransa da nükleerde gaza basıyor

Avrupa’da ek ABD nükleer silahlarının konuşlandırılmasına ilişkin tartışmalara paralel olarak, Fransa da nükleer planlarını ilerletiyor.

Bunun temelini, Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un 2 Mart’ta sunduğu “gelişmiş caydırıcılık” (“dissuasion avancée”) adlı yeni konsept oluşturuyor.

O dönemde Macron, yeni bir “nükleer silahlar çağının” başladığından açıkça söz etmişti.

Yeni konsept, diğer hususların yanı sıra, nükleer silahlarla donatılabilen Fransız nükleer kuvvetlerine ait Rafale avcı uçaklarının, örneğin kriz durumlarında, diğer Avrupa ülkelerindeki üslere geçici olarak konuşlandırılabilmesini öngörüyor.

Amaç, nükleer silah taşıma kapasitesine sahip avcı uçaklarının gerçekten nükleer silahlarla birlikte konuşlandırılıp konuşlandırılmadığının belirsizliğinden kaynaklanan bir tereddüt yaratarak potansiyel bir düşmana karşı belirsizlik yaratmak.

Macron, bunun amacının “düşmanlarımızın hesaplamalarını zorlaştırmak” olduğunu açıkladı.

Şu anda on Avrupa ülkesi bu çerçeve içinde Fransa ile işbirliği yapmayı kabul etti.

Bunlar arasında nükleer güce sahip Büyük Britanya’nın yanı sıra Almanya, Belçika, Hollanda, Yunanistan, Polonya ve geleneksel olarak ABD ile ittifak halinde olan dört Kuzey Avrupa ülkesi (Danimarka, Finlandiya, İsveç ve Norveç) yer alıyor.

Alman Silahlı Kuvvetleri Fransız nükleer tatbikatına ilk kez katılıyor

Alman Silahlı Kuvvetleri, bu yıl ilk kez sadece NATO’nun Steadfast Noon adlı nükleer savaş tatbikatına değil, aynı zamanda Fransa’nın nükleer silah tatbikatı olan Operasyon Poker’e de katılıyor.

Bu gelişme, Temmuz ortasında Macron ile Almanya Başbakanı Friedrich Merz arasında yapılan bir görüşme sırasında duyuruldu.

O sırada, sembolik bir hareket olarak, nükleer silah taşıma kapasitesine sahip iki Fransız Rafale uçağı ve onlara eşlik eden iki Alman Eurofighter uçağı, bir Fransız MRTT Phenix tanker uçağından ortak havada yakıt ikmali tatbikatı gerçekleştirdi.

Eylül ayı sonlarında, Fransız nükleer kuvvetleri “Operation Poker” adlı en son nükleer savaş tatbikatını gerçekleştirdi.

Alman askerlerinin bu tatbikata katılıp katılmadıkları henüz net değil; daha önce gözlemcilerin ve hatta muhtemelen avcı jetlerinin gönderileceğinden söz ediliyordu.

Tatbikatın gidişatına ilişkin olarak, Rafale jetlerinin mürettebatına “füzelerini tam olarak belirlenen bir yere ve tam olarak belirlenen bir zamanda ateşlemek” amacıyla “düşman hatlarını aşma” görevi verildiği bildirildi.

Bir katılımcının şu sözleri aktarıldı: “Ne pahasına olursa olsun geçmek zorundasınız ve her seferinde ağır kayıplar yaşanıyor.”

“Alman bombası” için hararetli çağrılar

Siyaset bilimci Joachim Krause, geçtiğimiz günlerde hem ABD bombalarıyla nükleer paylaşım hem de Fransa’nın “dissuasion avancée” (gelişmiş caydırıcılık) politikasına alternatif olabilecek nükleer seçenekler hakkında yorumda bulundu.

Kiel Üniversitesi Güvenlik Politikası Enstitüsü’nün eski direktörü ve Alman Dış İlişkiler Konseyi’nin (DGAP) uzun süredir üyesi olan Krause, Ocak ayında şunu belirtmişti:

“Almanya’yı kendi nükleer silahlarımızla ya da Avrupa nükleer silahlarıyla korumayı acilen tartışmamız gerekiyor.”

Krause Ağustos sonunda ise, bir yandan Başkan Donald Trump yönetimindeki ABD’ye “güvenilemeyeceğini” belirtti; öte yandan, “dissuasion avancée” konusunda “beklentileri çok yüksek tutmamak” gerektiğini söyledi.

Krause’nin “Almanya’nın atom bombasına sahip olması bir güvenlik unsuru olurdu” dediği aktarıldı fakat daha sonra Almanya’nın sivil nükleer enerjiden kademeli olarak vazgeçmesi ve federal hükümetin zayıflığı nedeniyle bunun bugün “tamamen gerçek dışı” olduğu sonucuna vardı.

Fakat Krause’ye göre şu anda başka seçenekler de tartışılıyor:

“Zaman zaman İskandinav ülkelerinin, Baltık devletleri, Almanya ve Polonya ile birlikte bir Avrupa nükleer silah programı başlatabileceğini duyuyorum.”

Krause’ye göre, şu anda “gerekli uzmanlık” eksik. Fakat bu, aşılmaz bir engel değil; bu eksiklik giderilebilir.

Okumaya Devam Et

Avrupa

Mélenchon, kamu maliyesi programını açıkladı

Yayınlanma

Jean-Luc Mélenchon, sermaye ve varlıklı hanehalklarına uygulanan vergileri artırarak Fransa’nın kamu maliyesini düzeltmeye yönelik bir plan açıkladı.

Gelecek yıl seçilmesi halinde 2027’de bütçe açığını 25 milyar avro azaltmayı hedefleyen 75 yaşındaki siyasetçi, tasarrufların daha fazla Fransa’ya aktarılacağına söz verdi ve Avrupa Merkez Bankası’nın (ECB) elinde bulunan devlet borcunun bir kısmının iptal edilmesi talebini yineledi.

Mélenchon çarşamba günü düzenlediği basın toplantısında, “Finansal sermayenin katkıda bulunmasını sağlamak gerekiyor, çünkü bugüne kadar düşük ücretlerden ve azalan gelirlerden her türlü vergi indirimine kadar her şekilde ve her yönüyle tam anlamıyla fayda sağlayan finansal sermayedir,” dedi.

Boyun Eğmeyen Fransa’nın (LFI) lideri şöyle devam etti:

“Neden mi? Çünkü bu, resesyonist etkileri olmayan tek seçenek. Bir emeklilik fonuna ya da bu tür herhangi bir finans kurumuna vergi uyguladığınızda, bu iktisadi faaliyette bir düşüşe yol açmaz.”

Derin bölünmelerin yaşandığı Ulusal Meclis’te 2027 bütçesinin kabulüne yönelik müzakereler başlarken, Mélenchon harcama kesintilerini reddetti ve vergiler ile yatırımlardan elde edilecek ek gelirler sayesinde 2027’de bütçe açığını azaltabileceğini belirtti.

LFI tarafından sunulan 20 sayfalık belgeye göre, bu adım Fransa’nın önümüzdeki beş yıl içinde borç-GSYİH oranını istikrara kavuşturmasını sağlayacak.

Belgede, gelecek yıl için 106,6 milyar avro gelir ve 81,7 milyar avro harcama öngörülüyor.

Geçen hafta, Fransa’nın 10 yıllık tahvillerindeki risk primi, İtalya’ya kıyasla rekor seviyeye ulaştı.

Finansal işlemler ve kripto para birimlerine vergi uygulanmasını da öneren LFI’nın kurucusu, Marine Le Pen’in bütçe açığını azaltmaya yönelik kendi planını sunmasından bir hafta sonra konuştu.

Le Pen’in önlemleri arasında emeklilik yaşının düşürülmesi, hisse geri alımlarına vergi uygulanması ve çok uluslu şirketlere yönelik vergilerin artırılması yer alıyordu.

Le Pen, AB liderlerinin toplantısı öncesinde, Fransa’nın AB bütçesine yaptığı katkıya yönelik büyük kesintileri de içeren planını savunmak üzere Brüksel’e gitti.

Mélenchon da belirli koşullar altında AB katkısını azaltacağını belirtti ama ayrıntılara girmedi.

Yakın zamanda yapılan bir ankete göre, her iki adayın da Mayıs 2027’deki ikinci tura kalma şansı bulunuyor.

Ankete göre Le Pen ilk turda yaklaşık %36 ile birinci, Mélenchon ise yaklaşık %18 ile ikinci sırada yer alıyor.

Fransız ekonomist Gabriel Zucman’dan esinlenerek 100 milyon avronun üzerindeki varlıklara uygulanan servet vergisi de dahil olmak üzere bir dizi vergi artışı planının yanı sıra, Mélenchon ayrıca Caisse des Dépôts, Bpifrance ve Banque Postale gibi kurumları tek bir kamu bankacılık grubu altında birleştirmeyi önerdi.

Ayrıca, Fransız hanehalkı tasarruflarının daha büyük bir kısmını yurt içi yatırımlara yönlendirecek ve konut, ulaşım, yeşil sanayileşme, dijital egemenlik ve diğer kilit stratejik sektörlerde yıllık 100 milyar avroluk bir hedef belirleyecek.

Basın toplantısında Mélenchon, “kapitalist düşmanlarını” da sert bir dille eleştirdi. Fransa Merkez Bankası Başkanı Emmanuel Moulin’i “cahil”, Euronext NV ticaret platformu Başkanı Stéphane Boujnah’ı ise “spekülatör, krizden çıkar sağlayan ve halkı sömüren biri” olarak nitelendirdi.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English