Bizi Takip Edin

Avrupa

Münih, Alman savunma sanayiinin merkezi oluyor

Yayınlanma

Alman savaş endüstrisi, Bavyera’nın başkenti Münih’in çevresinde hızla yoğunlaşıyor ve istihdam ile gelir yaratarak görünürlüğünü artırıyor.

Şehir, şu anda Avrupa’nın en değerli özel teknoloji şirketleri arasında yer alan Helsing’e ev sahipliği yapıyor.

16 milyar avro değerindeki savunma amaçlı yapay zeka şirketinin reklamları artık şehrin her yerinde göze çarpıyor ve bazı insansız hava araçları ile gezici mühimmatların görüntüleriyle birlikte yerel halka “Biz hallederiz” mesajını veriyor.

Almanya’nın savunma sanayii son yıllarda önemli ölçüde büyüdü ve bundan en çok yararlananlardan biri Bavyera oldu.

Buradaki savunma ve uzay alanında faaliyet gösteren startup’lar, Helsing’in sadece ön plana çıkan şirketlerden biri olduğu anlamına gelen bir dizi faktörden faydalanıyor.

Bölge, halihazırda Airbus Defence & Space ve Leopard tankını üreten KNDS gibi dev şirketlere ev sahipliği yapıyor.

Yeni savunma startup’ları Bavyera’da çoğalıyor

Fakat bu sadece başlangıç: Alman Silahlı Kuvvetleri (Bundeswehr) ve uluslararası müşteriler için silah sistemleri ve uzay teknolojisi tedarik edecek yeni şirketler hızla ortaya çıkıyor.

Bu sektörün bir başka parlak yıldızı da, yörünge itiş sistemleri ve diğer çift kullanımlı savunma uzay teknolojileri geliştiren uzay-savunma şirketi Starflight Dynamics.

Şirketin kurucusu Philipp Bauer, Münih’te eğitim gördü ve 2023’te kendi şirketini kurmadan önce birkaç yıl boyunca bölgedeki köklü havacılık ve uzay endüstrisinde çalıştı.

Bauer, Euractiv’e verdiği demeçte şunları söyledi:

“Genel olarak Münih kesinlikle sihirli bir çözüm değildi, ama şehrin endüstri, araştırma kurumları, etkinlikler, ortaklar ve yatırımcıları bir araya getiren güçlü yapısı, açık bir konum avantajı oluşturdu ve gelişimimizde önemli bir rol oynadı.”

Bu startup, bölgenin kendini bir uzay gücü olarak konumlandırma hedefine mükemmel bir şekilde uyum sağlıyor ve hem ilk yatırımcısını hem de ilk müşterisini Münih’te buldu.

Şu anda itiş sisteminin yörüngedeki ilk gösterimini hazırlamaya çalışıyor.

Lojistik, savaş alanı tahliyeleri veya makineli tüfek platformları olarak kullanılan askeri kara robotları alanında önemli bir oyuncu olan ARX Robotics ise bir başka örnek.

Eski Alman subaylar tarafından kurulan bu savunma teknolojisi şirketi, Bundeswehr’e erişim imkânı, gerektiğinde kolayca genişleyebilme olasılığı ve bilimsel beyin gücünden yararlanma fırsatı nedeniyle Bavyera’yı tercih etti.

Şirket şu anda Avrupa’da önde gelen otonom insansız kara sistemleri üreticilerinden biri konumunda ve Birleşik Krallık’a açılma planları var.

ARX, şu anda eski savunma araçlarını otonom sürüş seçenekleriyle donatmak için çalışıyor.

Silah sektöründeki büyümede aslan payı Bavyera’nın

Münih dışında, savunma sektörü Almanya genelinde hızla büyüyor.

Ulusal savunma sanayii birliği BDSV, 2021 sonundaki 111 kayıtlı üyeden 602 üyeye ulaştı. Bunların yaklaşık üçte biri (201) Bavyera’da kayıtlı.

Almanya’daki Kiel Dünya Ekonomisi Enstitüsü’nde savunma ekonomisi uzmanı olan Johannes Binder, köklü savunma sektörü, girişimcilik kültürüne sahip akademisyenler, silahlı kuvvetlerin varlığı ve elverişli siyasi ortam olmak üzere dört faktörün sektör için faydalı olduğunu savunuyor.

Binder, “Münih ve çevresini özel kılan şey, tam da bu avantajların çoğunun bir araya gelmesi,” dedi.

Starflight’ın CEO’su Bauer, savunma şirketleri arasındaki ilişkinin hayati önem taşıdığını vurguladı.

Birbirlerine güvenebilmek ve birbirlerine dayanabilmek gerektiğini belirten Bauer, yakın mesafenin de bu konuda yardımcı olduğuna dikkat çekti.

Münih ve çevresindeki akademik ortam da katkı sağlıyor

Savunma startup sektörüne önemli bir katkı sağlayan unsur, Münih ve çevresindeki akademik ortam.

Bavyera Sanayi Birliği Başkanı Bertram Brossardt, bölgedeki üniversitelerde “sivil maddeler” bulunmadığını açıkladı.

Bu maddeler, savunma ile ilgili araştırmaları kurumdan dışlayıp yalnızca sivil çalışmalara odaklanmayı taahhüt eden gönüllü bir hüküm.

Bavyera, 2024 yılında üniversitelerde bu tür sivil maddeleri yasaklayan Bundeswehr’in Teşviki Hakkında Kanun’u yürürlüğe koydu.

Fakat mart ayında verilen bir mahkeme kararı, orduyla işbirliği yapma konusunda kasıtlı bir yükümlülüğün olmadığını ortaya koydu.

Buna rağmen üniversiteler girişimcilik ruhunu teşvik ediyor ve başarılı yeni savunma sektöründeki aktörlerin çoğu burada hayat buldu.

Kiel Enstitüsü’nden Binder, “Bu, son derece yenilikçi bir ortam yaratıyor. Bir startup olarak, hareketliliğin yoğun olduğu bir yerde olmak istersiniz ve Münih, savunma sanayisine şimdiden çok şey sunabilecek tam da böyle bir yer,” dedi.

ARX Robotics için, bölgenin robotik, yapay zeka, otonomi ve sensör teknolojisi alanlarında iyi bir konuma sahip olması hayati önem taşıyordu.

Şirketin hükümet ilişkileri sorumlusu, “Münih mantıklı bir tercihti. Almanya’da, bu kadar derin teknolojik uzmanlığa sahip başka bir ekosistem yok,” diye ekledi.

TYTAN Technologies, Bavyera’nın bir başka başarı öyküsü. İnsansız hava aracı savunma alanında yenilikçi olan bu şirket, Bundeswehr tarafından askeri tesislerinin korunmasına yönelik bir konsept geliştirmek üzere görevlendirildi ve şu anda Helsing ve KNDS gibi daha büyük oyuncularla işbirliği yapıyor.

Artık startup aşamasından “scale-up” aşamasına geçen şirket, Münih Teknik Üniversitesi’nde kuruldu ve Ukrayna ile diğer bölgelerden gelen siparişleri karşılamak üzere ayda 3.000 adede kadar uygun fiyatlı ve otonom önleme aracı üretmek için Münih yakınlarında bir tesis kurarak büyümeyi planlıyor.

Bir sözcü, bölgede faaliyet göstermenin “bizi yetenekli kişilere, ortaklara, yatırımcılara ve son kullanıcılara yakınlaştırdığını” belirtti.

Bundeswehr’in Bavyera’daki varlığı

Yenilikçi olmak ve akademik kaynaklardan yararlanabilmek bir yana, müşterilere yakın olmak da ürünün satışında yardımcı oluyor.

Bundeswehr, Bavyera’da yaklaşık 60 üs ve Münih’teki kendi üniversitesiyle sağlam bir varlığa sahip. Bu üniversite, NATO’nun inovasyon destek programı DIANA’nın bir parçasıdır.

Şubat ayında Bundeswehr, ordunun yenilikçi startup’lar ve akademisyenlerle daha iyi bağlantı kurmasını sağlamak amacıyla Münih’e oldukça yakın Erding’deki eski bir hava üssünde bir inovasyon merkezi açtı.

ABD Savunma İnovasyon Ajansı DARPA’yı örnek alan bu merkezle ilgili olarak Almanya Savunma Bakanı Boris Pistorius, “Erding, Bundeswehr bünyesindeki inovasyonun merkezi haline gelmeye hazırlanıyor,” dedi.

Bundeswehr ile kurulan bu yakın bağlar, bir başka konum avantajı da sağlıyor. Ulusal savunma bütçesi 2027’de yaklaşık 140 milyar avroya ulaşacak; bu rakam, bu yılın bütçesinden yaklaşık dörtte bir daha fazla.

Bavyera eyalet hükümeti silah sanayiini destekliyor

Bavyera’daki sanayi, savunma alanındaki başarısının bir kısmını bölgenin siyasi ortamına da bağlıyor.

Sektör temsilcisi Brossardt, Bavyera hükümetinin her zaman elverişli bir çerçeve sağladığını hatırlatıyor.

Özellikle de 2022’de başlayan Ukrayna savaşından sonra bu durum daha da belirginleşti.

Bavyera, 2024’te kabul ettiği Bundeswehr Yasası ile askeri inşaat projelerini hızlandırmak için kısıtlamaları kaldırdı.

Bu yılın başlarında ise Savunma Sanayinin Teşviki Hakkında Yasa ile savunma sanayisi için benzer bürokratik engeller de ortadan kaldırıldı.

İktidardaki Hıristiyan Demokratlar’ın (CDU) kardeş partisi olan muhafazakâr Hıristiyan Sosyal Birlik (CSU) liderliğindeki Bavyera, Berlin’deki siyasi ağırlığını da kullanabiliyor.

Binder, “CSU şu anda Uzay Bakanlığı’nı kontrol ediyor ve bu sayede Berlin’de belirli bir etki sahibi; bu da projeleri kendi eyaletine yönlendirebilmesini sağlıyor,” diye açıkladı.

Fakat savunma danışmanlık firması T60’ın genel müdürü Bernhard Pöltl, sektördeki bu güçlü varlığın mutlaka elverişli politikalar sayesinde oluşmadığını, daha çok dolaylı etkilerden kaynaklandığını savunuyor:

“Bence şu anda gerçekten hızlı ilerleyen ve siyasi destek gören konu, yeni inşaatlar ve genişletme çalışmaları için planlama izinleri. İşlerin çok uzun sürdüğü ve herhangi bir çevrecinin bunları veto edebileceği günler çoktan geride kaldı.”

Binder’e göre, bu faktörlerin birleşimi “birçok girişimin gelişebileceği, fikirlerin yayılabildiği, yeni şirketlerin kurulabildiği ve tedarik zincirlerinin nispeten yerel düzeyde oluşturulabildiği belirli kümelenmelerin ortaya çıkmasına yol açıyor.”

Avrupa

AB, Putin ile kimin görüşeceğine karar veremiyor

Yayınlanma

ABD, Ukrayna ile Rusya arasındaki görüşmelere arabuluculuk etmeye devam ederken, AB içerisinde masaya kimin oturacağı tartışması sürüyor.

Önümüzdeki hafta Abu Dabi’de ABD’nin arabuluculuğunda gerçekleştirilecek Rusya ile Ukrayna arasındaki görüşmeler, Avrupa’nın katılımı olmadan yapılacak.

Bir ilerleme kaydedileceğine dair beklent şu anda yok ama bu durum, AB’de temsil konusundaki çekişmelerini engellemedi.

İtalya Başbakanı Giorgia Meloni, dün (5 Kasım) AB’nin “farklı yönlere doğru ilerleyen bir Avrupa izlenimi verdiğini” belirterek yeni bir tartışma konusu ekledi.

Avrupa Konseyi Başkanı António Costa’ya yazdığı mektupta, AB’nin 27 liderinin yıl sonuna kadar bir temsilci arkasında birleşmesi gerektiğini savundu.

Rapporteur’e göre E2, E3, E5 veya CoW (İstekli Ülkeler Koalisyonu) gibi diplomatik formatların oluşturduğu bir “alfabe çorbası”, Ukrayna’nın geleceğine dair görüşmelerde ön plana çıkmak için birbiriyle yarışıyor.

Gelecek yıl seçmenlerin karşısına çıkacak olan Meloni, savaşı sona erdirmek ve kıtanın gelecekteki güvenlik mimarisini belirlemek konusunda Avrupa’nın çıkarlarını temsil etme çabalarında, İngiltere, Fransa ve Almanya’dan oluşan E3 formatının sergilediği iddialı tavra uzun süredir tepki gösteriyor.

Geçen ay İtalyan lider şöyle konuşmuştu:

“Eğer Fransa, Almanya ve Büyük Britanya, o meşhur E3 formatı kapsamında, hepimizin birlikte başarabileceğimizden daha fazlasını tek başlarına başarabileceklerini düşünüyorlarsa, o zaman en azından bunu herkesin adına, tüm tarafların resmi yetkisiyle yapmalılar.”

Bir AB diplomatı, “E3’ten bahsettiğimizde, jeopolitik nüfuzdan, askeri ve mali güçten söz ediyoruz. Bu, İtalya’nın dışlanması anlamına gelmez ama Roma açıkça masada bir koltuğu olması gerektiğini düşünüyor,” dedi.

Meloni, bir başka güçlü askeri güç olan ve Ukrayna ile sınırı paylaşan tek diğer büyük AB ülkesi olan Polonya’nın desteğine sahip. 

Fakat mevkidaşı Donald Tusk, üst düzey görüşmelerde yer almak istediği konusunda daha az açık sözlü davrandı.

Tusk perşembe günü Varşova’da gazetecilere yaptığı açıklamada, “Bildiğiniz gibi, birçok farklı formatımız var. AB olarak, İstekli Koalisyon olarak net bir tutumumuz var. Bu süreçlere tam olarak dahilim,” dedi.

Gelgelelim Dışişleri Bakanı Radosław Sikorski daha da açık sözlü konuştu. “En son istediğimiz şey, Batı Avrupa’nın Doğu Avrupalıları devre dışı bırakarak Rusya ile muhatap olması,” diyen Sikorski, 1930’lara ve ardından 1945’teki Yalta Konferansına atıfta bulundu:

“Doğu Avrupa ve İskandinavya’yı bu görüşmelerin dışında bırakamazsınız. Yaklaşık 120 milyon insanız. Finlandiya Rusya’ya, Norveç Rusya’ya, Baltık ülkeleri Rusya’ya ve Polonya hem Rusya’ya hem de Ukrayna’ya sınır komşusu.”

Berlin ise Almanya, Fransa ve İngiltere’nin Ukrayna’ya verilecek gelecekteki güvenlik garantilerini üstlenecek en güçlü üç askeri güç olduğu göz önüne alındığında, E3 formatının en doğal temsil grubu olduğunu savunuyor.

İtalya gibi Polonya da Varşova ve Roma’nın katılımına olanak tanıyacak E5 formatını destekliyor.

Fakat Sikorski, Putin ile görüşebilecek liderlerden oluşan başka bir kombinasyonu da gündeme getirdi: António Costa, AB dış politika şefi Kaja Kallas ve Birleşik Krallık Başbakanı Andy Burnham.

Sikorski, Costa-Kallas ikilisinin AB antlaşmaları uyarınca bloğu temsil etme konusunda yasal yetkiye sahip olduğunu savundu.

AB’nin en üst düzey diplomatı Kaja Kallas, perşembe günü Lizbon’da gazetecilere yaptığı açıklamada, “Başbakan Meloni ile aynı fikirdeyim; farklı seslerle konuşmamalıyız. Rusya’nın istediği bu konuların Avrupa’nın da kararını gerektirdiğini söylemek için birleşik kalmalıyız,” dedi.

AB’nin tutumundaki bölünmeleri vurgulayan tek kişi Meloni değil. Geçen hafta, Danimarka Başbakanı ve Avrupa Konseyi’nde Meloni’nin yakın müttefiki olan Mette Frederiksen, Finlandiya ve Norveç liderlerinin Putin’e yaptığı çağrıyı sorguladı ve onların gerçekte neyi başarmayı umduklarını sordu.

Finlandiya Cumhurbaşkanı Alexander Stubb ve Norveç Başbakanı Jonas Gahr Støre, bu görüşmeyi Kiev ile tam bir koordinasyon içinde gerçekleştirilen yararlı bir adım olarak savundu.

Bir AB yetkilisine göre, ikili, Ukrayna özel temsilcisi atanması konusunu görüşmekten “büyük memnuniyet duyacak.”

Fakat bu yetkili, söz konusu çağrının Stubb ve Støre’yi bu pozisyona getirmek için “bir girişim” olmadığını vurguladı.

Her halükarda, Avrupalılar Ukrayna’ya finansman sağlamak için yeni yollar bulmaya çalışırken, savaşın bu kış sona erme ihtimali pek yok.

Donald Tusk, “Barış görüşmeleri konusunda gerçekçi olmalıyız ve Rusya’nın gerçek niyetleri konusunda çok dikkatli olmalıyız. Kış aylarında Putin’in bir anlaşmaya varmak için daha az motivasyonu olabilir,” dedi.

Okumaya Devam Et

Avrupa

AB’den vatandaşlara krizin ilk 72 saati için acil durum hazırlığı çağrısı

Yayınlanma

Avrupa Komisyonu, olası krizlerde devlet yardımı ulaşana kadar vatandaşların ilk 72 saat boyunca temel ihtiyaçlarını karşılayabilmeleri için acil durum çantası ve temel gıda stoku hazırlamalarını önerdi. Birlik içinde güvenlik hazırlıkları hız kazanırken Moskova yönetimi bu adımların askeri tırmanışı tetikleyeceği uyarısında bulundu.

Avrupa Birliği (AB) vatandaşlarının, acil durumlarda kamu hizmetleri yardım organize edene kadar ilk 72 saat boyunca temel ihtiyaçlarını kendi başlarına karşılamaya hazır olmaları gerektiği bildirildi.

Avrupa Komisyonunun eşitlik, kriz yönetimi ve hazırlıktan sorumlu üyesi Hadja Lahbib, tavsiye niteliğindeki ve bağlayıcılığı bulunmayan yeni rehberi Avrupa Sivil Koruma Forumu kapsamında sundu.

Lahbib, konuya ilişkin değerlendirmesinde, “Bir felaket meydana geldiğinde ilk saatler hayati önem taşıyabilir. Her Avrupalı ne yapacağını, ailesini nasıl koruyacağını ve başkalarına nasıl yardım edeceğini bilmelidir. Hazırlık evlerimizde, okullarımızda ve topluluklarımızda başlar” ifadelerini kullandı.

Brüksel yönetimi yeni tedbirlerin gerekçesini, Avrupa’nın giderek daha sık ve karmaşık krizlerle karşılaşmasıyla açıkladı.

Avrupa Komisyonu, tavsiyeler kapsamında vatandaşların temel ihtiyaç maddeleri stoklamasını ve önceden hazırlanmış acil durum çantaları bulundurmasını önerdi.

Bu önlemlerin, kamu yardımı harekete geçene kadar vatandaşların krizin ilk üç gününde temel gereksinimlerini tek başlarına karşılamalarını sağlamayı amaçladığı belirtildi.

Tavsiyeler çocukların acil durumlara hazırlanması, güvenlik önlemlerinin engelli bireyler için erişilebilir kılınması ve halkın tehditler konusunda daha iyi bilgilendirilmesi olmak üzere üç başlığı daha kapsıyor.

Avrupa Komisyonu ayrıca, AB Sivil Koruma Mekanizmasının 2001’deki kuruluş yıl dönümüne atıfla, 2027 yılından itibaren her yıl 23 Ekim tarihinin “AB Hazırlık Günü” ilan edilmesini önerdi.

Politico’nun Avrupalı diplomatlara ve yetkililere dayandırdığı haberine göre, AB ülkeleri can kayıplarına yol açabilecek kapsamlı bir hibrit saldırı senaryosuna hazırlanıyor.

Haberde, birliğin güvenlik konularında üstleneceği rol ve NATO’nun işlevlerini mükerrer kılıp kılmadığı konusunda AB içinde görüş ayrılıklarının çıktığı aktarıldı.

Aynı habere göre, 27 AB ülkesinin büyükelçileri acil müdahale ekiplerinin konuşlandırılması ve etkilenen ülkeye AB fonlarından kaynak ayrılması başlıklarına odaklanan basına kapalı toplantılar gerçekleştirdi.

Ukrayna’daki çatışmaların 2022’de başlamasının ardından AB ve NATO, Rusya ile olası bir askeri çatışmaya yönelik hazırlıklarını artırdı.

Avrupa Komisyonunun Mart 2025’te sunduğu “Avrupa Savunması Beyaz Kitabı – Hazırlık 2030” belgesinde Rusya, Avrupa güvenliğine yönelik temel tehditlerden biri olarak tanımlandı.

Belge savunma üretiminin artırılmasını, hava ve füze savunmasının, insansız sistemlerin ve askeri hareketliliğin geliştirilmesini öngörüyor.

Estonya, Letonya ve Litvanya ise yüz binlerce sivilin tahliyesini de içeren olası bir Rusya saldırısına karşı eylem planları hazırlamaya başladı.

Bu üç ülke Mayıs 2025’te sivil savunma alanında işbirliği yapma kararı aldı.

Almanya Kara Kuvvetleri Komutanı Christian Freuding de Berlin’in 2029 yılına kadar veya daha erken bir tarihte bir Rus saldırısına hazırlanması gerektiğini dile getirdi.

Diğer taraftan Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, eylül ayında yaptığı açıklamada Moskova’nın Avrupa ile savaşa hazırlanmadığını vurgulamıştı.

Putin, Moskova’nın bu tür planları olmadığını, Avrupa ile durumu tırmandırmak için hiçbir gerekçe ve gerçek bir neden bulunmadığını belirtti.

Avrupa ülkelerinin Rusya tehdidine ve savaşa hazırlanma gereğine dair söylemlerini “provokasyon” ve “durumun kasıtlı olarak kışkırtılması” şeklinde nitelendiren Putin, Avrupa’nın bu tutumuna tepki gösterdi.

Kremlin de AB’nin ekonomilerini silahlandırmak için devasa bütçeler harcayarak “askeri-siyasi-ekonomik bir bloğa dönüştüğünü” kaydetti.

Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, AB ülkelerinin Rusya ile savaş riski açıklamalarının Avrupa’nın silahlanmasına yol açtığını ve bunun nihayetinde “kendi kendini gerçekleştiren bir kehanete” dönüşebileceği uyarısında bulundu.

Lavrov daha önce yaptığı açıklamada ise “Eğer Avrupa Rusya Federasyonu’na saldırırsa, bu tamamen farklı bir savaş olur ve çok kısa sürer” değerlendirmesini yapmıştı.

Okumaya Devam Et

Avrupa

Polonya: ABD’nin bizi Rus gazına zorlaması “gerçeklikten kopuk”

Yayınlanma

Polonya enerji bakanı, ABD’nin Avrupa’yı daha fazla Rus gazı satın almaya zorlama girişiminin Kremlin’i güçlendireceği uyarısında bulundu.

Miłosz Motyka, “Eğer birisi Rus gazı satın alarak zaman kazanabileceğini düşünerek kendini kandırıyorsa, bu çok pahalı ve dar görüşlü bir oyun olur,” dedi.

Avrupa’da gaz fiyatlarının Ekim ayında son üç yılın en yüksek seviyesine ulaşmasıyla birlikte, kimi politikacılar Rus gazına geri dönülmesi gerektiğini savunuyor.

Örneğin Almanya için Alternatif (AfD) partisinin lideri Alice Weidel, seçilirse Moskova’dan gaz alacağını söyledi.

Motyka’nın açıklamaları, Wall Street Journal’ın haberine göre, ABD’li temsilcilerin Ukrayna’da kısmi bir ateşkes sağlanması amacıyla bir Amerikan aracı vasıtasıyla Avrupa’ya Rus gazı satılmasını araştırdıkları ortaya çıktıktan sonra geldi.

Polonyalı bakan perşembe günü Varşova’da gazetecilere yaptığı açıklamada, “Bu, önce Avrupa’yı, ardından NATO’yu vuracak ve tüm bunlar Avro-Atlantik ilişkilerini sarsacak bir öneri,” dedi.

Polonya’nın Świnoujście limanında bir adet yüzer LNG terminali bulunuyor ve Gdańsk yakınlarında bir tane daha inşa ediliyor.

Her ikisi de ağırlıklı olarak ABD’den gelen süper soğutulmuş gaz ithal ediyor.

Böyle bir girişimin hem Kremlin’in gelirlerini artıracağını hem de savaşı sona erdiremeyeceğini savunan Motyka, “Avrupa’nın Rus gazına geri dönmesi halinde savaşın durdurulabileceği” iddiasının Moskova’dan gelen bir “serap” olduğunu söyledi.

2026 yılının ilk üç çeyreğinde Avrupa, 16 milyar metreküp (bcm) Rus LNG’si ithal etti. Bu ithalatın 1 Ocak 2027’den itibaren yasa ile yasaklanması öngörülüyor.

Aynı dönemde ABD’den yapılan LNG ithalatı ise 63 bcm’ye ulaştı.

Varşova’daki üst düzey yetkililere göre, Polonya yeni LNG terminallerinin yanı sıra Norveç’e boru hattıyla bağlı olduğundan, topraklarından geçen ve şu anda kapalı olan Rus Yamal boru hattı gereksiz hale geld,.

Motyka, “Enerji şantajına maruz kalmamak için çeşitli kaynaklardan ithalat yapmak istiyoruz,” dedi.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English