Bizi Takip Edin

Avrupa

Trafalgar Meydanı’nda on binlerce kişi Jason Arday için buluştu

Yayınlanma

On binlerce kişi, cuma günü hayatını kaybeden eski Cambridge profesörü Jason Arday  için Londra’daki Trafalgar Meydanı’nda bir araya geldi.

Anma etkinliğini düzenleyen “Stand Up to Racism” örgütü, Arday’ın hayatı ve mirası hakkında milletvekilleri, arkadaşları ve aktivistlerin duygusal konuşmalarını dinlemek ve bir dakikalık saygı duruşuna katılmak üzere 30.000 kişinin meydanda toplandığını açıkladı.

Birçoğu siyah giyinmiş ve ellerinde çiçekler tutuyordu; katılımcılardan bu çiçekleri Nelson Anıtı’nın altına bırakmaları istendi. İnsanlar ayrıca üzerinde “rest in power” yazan pankartlar taşıdı.

41 yaşındaki Arday, cuma günü Londra’nın güneyindeki evinde ölü bulundu. Kendisinin reddettiği intihal suçlamaları ve kariyeri ile başarılarına ilişkin açıklamalardaki tutarsızlıklar üzerine yaygın bir inceleme başlatılmasının ardından, Cambridge’deki eğitim sosyolojisi profesörlüğü görevinden istifa etmişti.

Arday, intihal iddialarını reddetmiş ama çalışmasında hatalar olduğunu kabul etmişti. Geçen  hafta, çalışmasıyla ilgili son dönemde ortaya çıkan tartışmaların “durmak bilmeyen bir kamuoyu denetimi ve kişisel saldırılara” yol açtığını belirtmişti.

Tartışma, başka bir akademisyenin –kendini “ırk gerçekçisi” olarak tanımlayan ve 2024 yılında Cambridge’deki görevinden kovulan Nathan Cofnas’ın– profesörün çalışmalarında çok sayıda intihal örneği bulduğunu söylemesiyle patlak verdi.

Arday, erken dönem akademik çalışmalarındaki bazı hataların otizminden kaynaklandığını, çünkü bilgileri anlamlandırmak için taklit yöntemine başvurduğunu belirtti.

Benzer bir inceleme yapıldığında diğer akademisyenlerin çalışmalarında da benzer hatalar bulunabileceğini söyledi.

Arday Times gazetesine bu ayın başlarında, “Burada akademiden bahsediyoruz. Ben kimseyi öldürmedim. Yaşadığım zulüm ve benim bu tür bir yalancı ve hayalperest olarak gösterilmem tamamen kabul edilemez,” diye konuşmuştu.

Etkinliğin açılışında, Clapham ve Brixton Hill’de Arday’ın ailesinin seçim bölgesini temsil eden yerel milletvekili Bell Ribeiro-Addy şöyle konuştu:

“Etrafınıza bakacağım ve bu gece kaç kişinin geldiğine bir göz atacağım. Bu, Jason’ın ne demek istediğini size gösterir. O, arkasında kapıları açık tuttu. Kapıları açık tuttu ve binlerce kişi o kapılardan geçti. İşte bu yüzden bu mekan bu gece dolup taşıyor. Ve hepinizin yas tuttuğunuzu biliyorum. Burada olmayan pek çok insan olduğunu da biliyorum.”

Ribeiro-Addy, “oğullarını, kardeşlerini kaybeden” Arday’ın ailesinin mahremiyetine saygı gösterilmesini istedi.

Ailenin yas tutabilmesi için kendilerine “zaman, alan ve sessizlik” tanınmasını talep etti.

Ribeiro-Addy, Arday’ın ailesinin hazırladığı bir açıklamayı okuyarak anma törenini sonlandırdı. Aile şunları söyledi:

“Jason’ın maruz kaldığı kamusal zulüm, hiçbir insanın tahammül edebileceği bir şey değildi. Ölümünden bu yana gösterilen sevgi, destek ve yas, bizim için çok büyük anlam ifade ediyor. Şu anda bu durum hem tatlı hem de acı olsa da, nezaket sadece ölümde değil, hayatta da gerekli.”

Birçok konuşma, Arday’ın ölümündeki medyanın rolüne odaklandı. Hackney North ve Stoke Newington Milletvekili Diane Abbott, üç hafta içinde onunla ilgili 249 haber yayınlandığını söyledi.

Abbott, “İstifa ederse kendisine yönelik saldırıların duracağını düşünmüş olmalı. Ama aslında saldırılar daha da şiddetlendi. Bu acımasız bir kampanya,” dedi.

İngiliz şarkıcı Beverley Knight, “Keep This Fire Burning” adlı şarkısını seslendirdi.

2014 yılında The Voice yarışmasını kazanan Jermain Jackman ise Arday’ın ailesinin isteği üzerine Coldplay’in “Fix You” şarkısının bir cover’ını seslendirdi.

Milletvekilleri Zack Polanski ve Jeremy Corbyn de törene katıldı.

Cambridge’de Arday’ın danışmanı olan Simon Woolley, Arday’ı ölümünden kısa bir süre önce gördüğünde “Jason’ın acı çektiğini” ve “takip edildiğini” hissettiklerini, bu yüzden ona sarıldığını söyledi.

Arday’ı “asla bir paket cips bile çalmayan harika bir adam” olarak anan Woolley, Arday’ın ölümünün ardından “bir hesaplaşma” yapılması gerektiğini vurguladı.

“Stand Up to Racism” örgütünün organizatörlerinden Samira Ali, Arday’ın yakın bir arkadaşı ve meslektaşının hazırladığı bir bildiriyi okudu.

Bildiride şöyle deniyordu:

“Prof. Jason, ‘nazik’, ‘güzel’ ve ‘yumuşak’ kelimeleri ona adanmış pek çok anma yazısında sıkça geçiyor ve bu yanlış değil. Fakat gerçekte, kelimeler Prof. Jason’ın nasıl bir insan olduğunu ya da insanlar için ne kadar önemli olduğunu asla tam olarak ifade edemez.”

Açıklamada, Arday’ın renkli tenli öğrenciler ve akademisyenler için mentorluk programları ve ruh sağlığı desteği oluşturma çalışmalarına değinildi.

Açıklamada şöyle denildi:

“Marjinalleştirilmiş kesimlerden gelen tüm öğrencilere, akademinin kendilerine de ait olabileceğine inanmaları için ilham vermek üzere yorulmak bilmeden çalıştı. Sadece bir iki kişiyi doktora yapmaya teşvik etmedi; nesiller boyu, onun sayesinde hayal kuran ve şimdi doktor olan, yakında profesör olacak onlarca insan var.”

Arday’ın 2023 yılında 37 yaşında Cambridge’in tarihindeki en genç siyahi profesör olarak atanması, o dönemde ilerici bir adım olarak karşılanmıştı.

Ölümünden önceki hafta istifasını açıklayan Arday, kendisine yöneltilen eleştirilerin “kişisel bedelinin” “çok ağır” hale geldiğini belirtmişti.

Arday şöyle konuşmuştu:

“Eleştiri, akademik yaşamın kaçınılmaz bir parçası olsa da, benim yaşadıklarım bilimsel fikir ayrılıklarının çok ötesine geçti. Durmak bilmeyen suçlamalar, spekülasyonlar ve kamuoyundaki yorumlar, hem bana hem de sevdiklerime derin bir zarar verdi.”

Arday, istifasının “etrafımda dolaşan iddiaları kabul ettiğim şeklinde yanlış anlaşılmaması” gerektiğini vurguladı.

Cambridge, başlangıçta Arday’ın tezi ve bazı dergi yayınlarıyla ilgili intihal iddialarının Liverpool John Moores Üniversitesi (LJMU) ve söz konusu dergiler tarafından soruşturulduğunu açıklamıştı.

Arday’a 2015 yılında doktora derecesini veren LJMU, Arday’ın intihal yapmadığı sonucuna varmıştı.

Bu haftanın başlarında, Cambridge, Arday’ın atanmasına ilişkin bağımsız bir soruşturma başlatıldığını duyurdu.

Prof. Prentice, o dönemde üniversite personeline yazdığı mektupta şunları söyledi:

“Jason Arday’ın atanmasına ilişkin üniversite genelinde ve çok daha ötesinde dile getirilen endişeleri tam olarak anlıyorum ve bu endişeleri paylaşıyorum… Sizin de belirttiğiniz gibi, bu soruşturma kapsamlı ve şeffaf olmalı ve Cambridge’in içinden ve dışından üst düzey akademisyenler tarafından bağımsız bir şekilde yürütülecektir.”

Cambridge, akademi dünyasında sayıları çok az olan ve göze çarpan bir azınlığın üyesi olan genç siyahi profesör Arday’ın atanmasını kutlamıştı.

Birleşik Krallık üniversitelerindeki profesörlerin yalnızca yüzde biri siyahi olduğundan, her bir atama son derece büyük önem taşıyor.

Üniversite, Arday’ı son derece göze çarpan bir pozisyona getirdikten sonra, özen yükümlülüğü de dahil olmak üzere daha büyük sorulara yanıt vermek zorunda kalacak.

Ayrıca, Arday’ın kamuoyu önünde zulüm gördüğünü düşünenler ve onun hiç atanmaması gerektiğini sorgulayanlar da dahil olmak üzere, çeşitli kesimlerden gelen öfkenin hedef tahtası haline gelebilir.

Avrupa

AB, Putin ile kimin görüşeceğine karar veremiyor

Yayınlanma

ABD, Ukrayna ile Rusya arasındaki görüşmelere arabuluculuk etmeye devam ederken, AB içerisinde masaya kimin oturacağı tartışması sürüyor.

Önümüzdeki hafta Abu Dabi’de ABD’nin arabuluculuğunda gerçekleştirilecek Rusya ile Ukrayna arasındaki görüşmeler, Avrupa’nın katılımı olmadan yapılacak.

Bir ilerleme kaydedileceğine dair beklent şu anda yok ama bu durum, AB’de temsil konusundaki çekişmelerini engellemedi.

İtalya Başbakanı Giorgia Meloni, dün (5 Kasım) AB’nin “farklı yönlere doğru ilerleyen bir Avrupa izlenimi verdiğini” belirterek yeni bir tartışma konusu ekledi.

Avrupa Konseyi Başkanı António Costa’ya yazdığı mektupta, AB’nin 27 liderinin yıl sonuna kadar bir temsilci arkasında birleşmesi gerektiğini savundu.

Rapporteur’e göre E2, E3, E5 veya CoW (İstekli Ülkeler Koalisyonu) gibi diplomatik formatların oluşturduğu bir “alfabe çorbası”, Ukrayna’nın geleceğine dair görüşmelerde ön plana çıkmak için birbiriyle yarışıyor.

Gelecek yıl seçmenlerin karşısına çıkacak olan Meloni, savaşı sona erdirmek ve kıtanın gelecekteki güvenlik mimarisini belirlemek konusunda Avrupa’nın çıkarlarını temsil etme çabalarında, İngiltere, Fransa ve Almanya’dan oluşan E3 formatının sergilediği iddialı tavra uzun süredir tepki gösteriyor.

Geçen ay İtalyan lider şöyle konuşmuştu:

“Eğer Fransa, Almanya ve Büyük Britanya, o meşhur E3 formatı kapsamında, hepimizin birlikte başarabileceğimizden daha fazlasını tek başlarına başarabileceklerini düşünüyorlarsa, o zaman en azından bunu herkesin adına, tüm tarafların resmi yetkisiyle yapmalılar.”

Bir AB diplomatı, “E3’ten bahsettiğimizde, jeopolitik nüfuzdan, askeri ve mali güçten söz ediyoruz. Bu, İtalya’nın dışlanması anlamına gelmez ama Roma açıkça masada bir koltuğu olması gerektiğini düşünüyor,” dedi.

Meloni, bir başka güçlü askeri güç olan ve Ukrayna ile sınırı paylaşan tek diğer büyük AB ülkesi olan Polonya’nın desteğine sahip. 

Fakat mevkidaşı Donald Tusk, üst düzey görüşmelerde yer almak istediği konusunda daha az açık sözlü davrandı.

Tusk perşembe günü Varşova’da gazetecilere yaptığı açıklamada, “Bildiğiniz gibi, birçok farklı formatımız var. AB olarak, İstekli Koalisyon olarak net bir tutumumuz var. Bu süreçlere tam olarak dahilim,” dedi.

Gelgelelim Dışişleri Bakanı Radosław Sikorski daha da açık sözlü konuştu. “En son istediğimiz şey, Batı Avrupa’nın Doğu Avrupalıları devre dışı bırakarak Rusya ile muhatap olması,” diyen Sikorski, 1930’lara ve ardından 1945’teki Yalta Konferansına atıfta bulundu:

“Doğu Avrupa ve İskandinavya’yı bu görüşmelerin dışında bırakamazsınız. Yaklaşık 120 milyon insanız. Finlandiya Rusya’ya, Norveç Rusya’ya, Baltık ülkeleri Rusya’ya ve Polonya hem Rusya’ya hem de Ukrayna’ya sınır komşusu.”

Berlin ise Almanya, Fransa ve İngiltere’nin Ukrayna’ya verilecek gelecekteki güvenlik garantilerini üstlenecek en güçlü üç askeri güç olduğu göz önüne alındığında, E3 formatının en doğal temsil grubu olduğunu savunuyor.

İtalya gibi Polonya da Varşova ve Roma’nın katılımına olanak tanıyacak E5 formatını destekliyor.

Fakat Sikorski, Putin ile görüşebilecek liderlerden oluşan başka bir kombinasyonu da gündeme getirdi: António Costa, AB dış politika şefi Kaja Kallas ve Birleşik Krallık Başbakanı Andy Burnham.

Sikorski, Costa-Kallas ikilisinin AB antlaşmaları uyarınca bloğu temsil etme konusunda yasal yetkiye sahip olduğunu savundu.

AB’nin en üst düzey diplomatı Kaja Kallas, perşembe günü Lizbon’da gazetecilere yaptığı açıklamada, “Başbakan Meloni ile aynı fikirdeyim; farklı seslerle konuşmamalıyız. Rusya’nın istediği bu konuların Avrupa’nın da kararını gerektirdiğini söylemek için birleşik kalmalıyız,” dedi.

AB’nin tutumundaki bölünmeleri vurgulayan tek kişi Meloni değil. Geçen hafta, Danimarka Başbakanı ve Avrupa Konseyi’nde Meloni’nin yakın müttefiki olan Mette Frederiksen, Finlandiya ve Norveç liderlerinin Putin’e yaptığı çağrıyı sorguladı ve onların gerçekte neyi başarmayı umduklarını sordu.

Finlandiya Cumhurbaşkanı Alexander Stubb ve Norveç Başbakanı Jonas Gahr Støre, bu görüşmeyi Kiev ile tam bir koordinasyon içinde gerçekleştirilen yararlı bir adım olarak savundu.

Bir AB yetkilisine göre, ikili, Ukrayna özel temsilcisi atanması konusunu görüşmekten “büyük memnuniyet duyacak.”

Fakat bu yetkili, söz konusu çağrının Stubb ve Støre’yi bu pozisyona getirmek için “bir girişim” olmadığını vurguladı.

Her halükarda, Avrupalılar Ukrayna’ya finansman sağlamak için yeni yollar bulmaya çalışırken, savaşın bu kış sona erme ihtimali pek yok.

Donald Tusk, “Barış görüşmeleri konusunda gerçekçi olmalıyız ve Rusya’nın gerçek niyetleri konusunda çok dikkatli olmalıyız. Kış aylarında Putin’in bir anlaşmaya varmak için daha az motivasyonu olabilir,” dedi.

Okumaya Devam Et

Avrupa

AB’den vatandaşlara krizin ilk 72 saati için acil durum hazırlığı çağrısı

Yayınlanma

Avrupa Komisyonu, olası krizlerde devlet yardımı ulaşana kadar vatandaşların ilk 72 saat boyunca temel ihtiyaçlarını karşılayabilmeleri için acil durum çantası ve temel gıda stoku hazırlamalarını önerdi. Birlik içinde güvenlik hazırlıkları hız kazanırken Moskova yönetimi bu adımların askeri tırmanışı tetikleyeceği uyarısında bulundu.

Avrupa Birliği (AB) vatandaşlarının, acil durumlarda kamu hizmetleri yardım organize edene kadar ilk 72 saat boyunca temel ihtiyaçlarını kendi başlarına karşılamaya hazır olmaları gerektiği bildirildi.

Avrupa Komisyonunun eşitlik, kriz yönetimi ve hazırlıktan sorumlu üyesi Hadja Lahbib, tavsiye niteliğindeki ve bağlayıcılığı bulunmayan yeni rehberi Avrupa Sivil Koruma Forumu kapsamında sundu.

Lahbib, konuya ilişkin değerlendirmesinde, “Bir felaket meydana geldiğinde ilk saatler hayati önem taşıyabilir. Her Avrupalı ne yapacağını, ailesini nasıl koruyacağını ve başkalarına nasıl yardım edeceğini bilmelidir. Hazırlık evlerimizde, okullarımızda ve topluluklarımızda başlar” ifadelerini kullandı.

Brüksel yönetimi yeni tedbirlerin gerekçesini, Avrupa’nın giderek daha sık ve karmaşık krizlerle karşılaşmasıyla açıkladı.

Avrupa Komisyonu, tavsiyeler kapsamında vatandaşların temel ihtiyaç maddeleri stoklamasını ve önceden hazırlanmış acil durum çantaları bulundurmasını önerdi.

Bu önlemlerin, kamu yardımı harekete geçene kadar vatandaşların krizin ilk üç gününde temel gereksinimlerini tek başlarına karşılamalarını sağlamayı amaçladığı belirtildi.

Tavsiyeler çocukların acil durumlara hazırlanması, güvenlik önlemlerinin engelli bireyler için erişilebilir kılınması ve halkın tehditler konusunda daha iyi bilgilendirilmesi olmak üzere üç başlığı daha kapsıyor.

Avrupa Komisyonu ayrıca, AB Sivil Koruma Mekanizmasının 2001’deki kuruluş yıl dönümüne atıfla, 2027 yılından itibaren her yıl 23 Ekim tarihinin “AB Hazırlık Günü” ilan edilmesini önerdi.

Politico’nun Avrupalı diplomatlara ve yetkililere dayandırdığı haberine göre, AB ülkeleri can kayıplarına yol açabilecek kapsamlı bir hibrit saldırı senaryosuna hazırlanıyor.

Haberde, birliğin güvenlik konularında üstleneceği rol ve NATO’nun işlevlerini mükerrer kılıp kılmadığı konusunda AB içinde görüş ayrılıklarının çıktığı aktarıldı.

Aynı habere göre, 27 AB ülkesinin büyükelçileri acil müdahale ekiplerinin konuşlandırılması ve etkilenen ülkeye AB fonlarından kaynak ayrılması başlıklarına odaklanan basına kapalı toplantılar gerçekleştirdi.

Ukrayna’daki çatışmaların 2022’de başlamasının ardından AB ve NATO, Rusya ile olası bir askeri çatışmaya yönelik hazırlıklarını artırdı.

Avrupa Komisyonunun Mart 2025’te sunduğu “Avrupa Savunması Beyaz Kitabı – Hazırlık 2030” belgesinde Rusya, Avrupa güvenliğine yönelik temel tehditlerden biri olarak tanımlandı.

Belge savunma üretiminin artırılmasını, hava ve füze savunmasının, insansız sistemlerin ve askeri hareketliliğin geliştirilmesini öngörüyor.

Estonya, Letonya ve Litvanya ise yüz binlerce sivilin tahliyesini de içeren olası bir Rusya saldırısına karşı eylem planları hazırlamaya başladı.

Bu üç ülke Mayıs 2025’te sivil savunma alanında işbirliği yapma kararı aldı.

Almanya Kara Kuvvetleri Komutanı Christian Freuding de Berlin’in 2029 yılına kadar veya daha erken bir tarihte bir Rus saldırısına hazırlanması gerektiğini dile getirdi.

Diğer taraftan Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, eylül ayında yaptığı açıklamada Moskova’nın Avrupa ile savaşa hazırlanmadığını vurgulamıştı.

Putin, Moskova’nın bu tür planları olmadığını, Avrupa ile durumu tırmandırmak için hiçbir gerekçe ve gerçek bir neden bulunmadığını belirtti.

Avrupa ülkelerinin Rusya tehdidine ve savaşa hazırlanma gereğine dair söylemlerini “provokasyon” ve “durumun kasıtlı olarak kışkırtılması” şeklinde nitelendiren Putin, Avrupa’nın bu tutumuna tepki gösterdi.

Kremlin de AB’nin ekonomilerini silahlandırmak için devasa bütçeler harcayarak “askeri-siyasi-ekonomik bir bloğa dönüştüğünü” kaydetti.

Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, AB ülkelerinin Rusya ile savaş riski açıklamalarının Avrupa’nın silahlanmasına yol açtığını ve bunun nihayetinde “kendi kendini gerçekleştiren bir kehanete” dönüşebileceği uyarısında bulundu.

Lavrov daha önce yaptığı açıklamada ise “Eğer Avrupa Rusya Federasyonu’na saldırırsa, bu tamamen farklı bir savaş olur ve çok kısa sürer” değerlendirmesini yapmıştı.

Okumaya Devam Et

Avrupa

Polonya: ABD’nin bizi Rus gazına zorlaması “gerçeklikten kopuk”

Yayınlanma

Polonya enerji bakanı, ABD’nin Avrupa’yı daha fazla Rus gazı satın almaya zorlama girişiminin Kremlin’i güçlendireceği uyarısında bulundu.

Miłosz Motyka, “Eğer birisi Rus gazı satın alarak zaman kazanabileceğini düşünerek kendini kandırıyorsa, bu çok pahalı ve dar görüşlü bir oyun olur,” dedi.

Avrupa’da gaz fiyatlarının Ekim ayında son üç yılın en yüksek seviyesine ulaşmasıyla birlikte, kimi politikacılar Rus gazına geri dönülmesi gerektiğini savunuyor.

Örneğin Almanya için Alternatif (AfD) partisinin lideri Alice Weidel, seçilirse Moskova’dan gaz alacağını söyledi.

Motyka’nın açıklamaları, Wall Street Journal’ın haberine göre, ABD’li temsilcilerin Ukrayna’da kısmi bir ateşkes sağlanması amacıyla bir Amerikan aracı vasıtasıyla Avrupa’ya Rus gazı satılmasını araştırdıkları ortaya çıktıktan sonra geldi.

Polonyalı bakan perşembe günü Varşova’da gazetecilere yaptığı açıklamada, “Bu, önce Avrupa’yı, ardından NATO’yu vuracak ve tüm bunlar Avro-Atlantik ilişkilerini sarsacak bir öneri,” dedi.

Polonya’nın Świnoujście limanında bir adet yüzer LNG terminali bulunuyor ve Gdańsk yakınlarında bir tane daha inşa ediliyor.

Her ikisi de ağırlıklı olarak ABD’den gelen süper soğutulmuş gaz ithal ediyor.

Böyle bir girişimin hem Kremlin’in gelirlerini artıracağını hem de savaşı sona erdiremeyeceğini savunan Motyka, “Avrupa’nın Rus gazına geri dönmesi halinde savaşın durdurulabileceği” iddiasının Moskova’dan gelen bir “serap” olduğunu söyledi.

2026 yılının ilk üç çeyreğinde Avrupa, 16 milyar metreküp (bcm) Rus LNG’si ithal etti. Bu ithalatın 1 Ocak 2027’den itibaren yasa ile yasaklanması öngörülüyor.

Aynı dönemde ABD’den yapılan LNG ithalatı ise 63 bcm’ye ulaştı.

Varşova’daki üst düzey yetkililere göre, Polonya yeni LNG terminallerinin yanı sıra Norveç’e boru hattıyla bağlı olduğundan, topraklarından geçen ve şu anda kapalı olan Rus Yamal boru hattı gereksiz hale geld,.

Motyka, “Enerji şantajına maruz kalmamak için çeşitli kaynaklardan ithalat yapmak istiyoruz,” dedi.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English