Bizi Takip Edin

Diplomasi

İngiliz istihbaratında yeni dönem: MI6, Rusya’ya karşı ‘sabotajlara’ girişecek

Yayınlanma

İngiliz dış istihbarat servisi MI6’in başına geçen ilk kadın yönetici Blaise Metreweli, teşkilatın stratejisinde köklü bir değişikliğe giderek Rusya’ya karşı daha agresif bir tutum sergileyeceklerinin sinyalini verdi. Metreweli, teşkilatın sadece bilgi toplayan bir yapı olmaktan çıkıp, İkinci Dünya Savaşı’ndaki Özel Operasyonlar İdaresi’nin (SOE) “sabotaj” ruhunu örnek alarak hasımlarına karşı aktif karşı tedbirler uygulayacağını duyurdu.

İngiliz dış istihbarat servisi MI6, son yıllarda kamuoyundaki profilini kurtarmak için yoğun çaba harcadı.

Gizli İstihbarat Servisi (SIS) olarak da bilinen kurum; James Bond filmlerinin gösterişli dünyasından veya John le Carré romanlarının ağırbaşlı atmosferinden sıyrılarak, kendisini modern İngiltere’nin “çeşitli, kapsayıcı ve sınıfsız” bir yansıması olarak konumlandırdı.

Servisin bir önceki başkanı Sir Richard Moore, “C” kod adıyla yürüttüğü görev süresince, kurumun aile dostu bir kariyer merkezi olduğu imajını pekiştirmek için sosyal medyada aktif bir kampanya yürütmüştü.

Ancak Foreign Policy dergisinde yer alan değerlendirmeye göre Blaise Metreweli’nin kurumun ilk kadın başkanı olarak atanması, sadece bir imaj çalışması olmanın ötesinde, servisin temel işleyişinde stratejik bir kırılmaya işaret ediyor.

Kariyerinin önemli bir bölümünü teknoloji ve bilimsel ekipmanların geliştirildiği “Q” şubesinde geçiren Metreweli, operasyonel sahadaki yetkinliğiyle tanınıyor.

Metreweli, göreve gelmesinin ardından yaptığı ilk halka açık konuşmada, hükümetin ana tehdit olarak gördüğü Çin yerine, odağı doğrudan Rusya’ya çevirdi.

“Düşmanı sadece anlamayacağız, onlara karşı koyacağız”

Metreweli, Rusya’nın Avrupa genelinde yürüttüğü iddia edilen “kundaklama, sabotaj, kritik altyapıya siber saldırılar ve askeri üslere yönelik dron tacizleri” gibi faaliyetleri “kaos ihracatı” olarak nitelendirdi.

Barış ile savaş arasındaki “gri bölgede” MI6’in artık daha aktif bir rol üstleneceğini vurgulayan Metreweli, “Etkimizi ve keskinliğimizi operasyonel cesaretle artıracağız. Tabiri caizse tarihsel SOE içgüdülerimizi harekete geçireceğiz” ifadelerini kullandı.

Bu referans, İngiliz istihbarat tarihinde oldukça radikal bir dönüşe işaret ediyor. 1940 yılında Winston Churchill tarafından kurulan Özel Operasyonlar Yönetimi (SOE), “Avrupa’yı ateşe vermek” talimatıyla işgal altındaki topraklarda sabotaj ve direniş faaliyetleri yürütmüştü.

Metreweli’nin bu vurgusu, MI6’in son yıllarda sadece “uygulanabilir sırlar” ve yüksek düzeyli veri toplamaya odaklanan muhafazakar çizgisine yönelik bir eleştiri niteliği taşıyor.

İstihbarat dünyasında uzmanlık tartışması

MI6’in son yıllardaki performansına yönelik eleştiriler, kurumun sadece karar vericilere masa başı bilgi sunan bir yapıya dönüştüğü yönünde yoğunlaşıyor.

SIS’in çıktılarını inceleyen eski bir bakan, ulaşılan sonuçları “etkileyici olmaktan uzak” bulduğunu belirtirken; eski başkan yardımcısı Nigel Inkster, kurumun Çin gibi kritik alanlardaki dil uzmanlığı ve kültürel birikiminin zayıfladığını savunmuştu.

İstihbarat dünyasındaki bir diğer endişe ise modern gözetleme teknolojilerinin eski usul saha casusluğunu imkansız hale getirmesi.

Çin’in biyometrik veri toplama kapasitesi ve Rusya’nın MI6’in dijital altyapısına yönelik saldırıları, servisi daha “yaratıcı” yöntemler bulmaya zorluyor.

Metreweli’nin vizyonu, bu teknolojik kuşatmayı “örtülü eylemlerle” (covert action) kırmayı hedefliyor.

Bu strateji kapsamında; Rusya’daki günlük yaşamı aksatacak psikolojik operasyonlar, hükümete ait finansal verilerin sızdırılması ve dezenformasyon kampanyaları gibi yöntemler masada yer alıyor.

MI6: Britanya, Rusya’ya karşı halihazırda cephe hattında

Ukrayna tecrübesi ve gelecekteki riskler

Batı dünyası Rusya’ya karşı genellikle hazırlıksız yakalanırken, Ukrayna’nın Rusya içindeki terör eylemleri bu konuda bir model teşkil ediyor.

SIS’in Ukrayna kurumlarını eğitmesi ve teknoloji sağlaması, Metreweli’nin planladığı yeni dönemin bir provası olarak görülüyor.

Fakat bu “atak” tarzın en büyük engeli saha kabiliyeti değil, siyasi risklerin üstlenilmesi olarak değerlendiriliyor.

Operasyonların başarısız olması veya Rusya’nın şiddetli misilleme yapması durumunda siyasi sorumluluğun kimde olacağı sorusu, Londra’daki tartışmaların odağında bulunuyor.

İngiliz dış politikasının ve ordusunun küresel ölçekte gerilediği bir dönemde MI6, ülkenin dünya çapındaki itibarını koruyan ender kurumlardan biri olarak görülüyor.

Blaise Metreweli ve yönetimindeki 3 bin 500 personelin, Vauxhall Cross’taki genel merkezden yürüteceği bu yeni strateji; sadece bir istihbarat faaliyeti değil, İngiltere’nin Avrupa güvenliğindeki ağırlığını yeniden kazanma girişimi olarak okunuyor.

Metreweli, bu zorlu süreçte kurumun başarısının kilit rol oynayacağını belirterek, “Bu adımlarla etkimizi cesaretle sahaya yansıtacağız” dedi.

Yeni MI6 şefinin dedesi, “Kasap” olarak bilinen Nazi casusu çıktı

Diplomasi

AB’nin LNG ithalatının yüzde 60’ından fazlası ABD’den

Yayınlanma

ABD, şu anda Avrupa’nın toplam LNG ithalatının yaklaşık %60’ını oluşturuyor ve bu oran tüm zamanların en yüksek seviyesine yakın.

Bu rakam, Katar ve BAE’den gelen tedarikin kesilmesine yol açan Hürmüz Boğazı’nın kapatılmasının ardından nisan ayında yaklaşık %64’e ulaşarak zirveye çıkmıştı.

Bu oran, 2022’de Rusya’nın Ukrayna’yı işgal etmesinden bu yana %20 artmıştı. Avrupa ayrıca Ukrayna savaşından sonra Rus boru hattı gazını ABD’den sevk edilen LNG ile ikame etmeye zorlanmıştı.

Ayrıca, ABD, LNG ve boru hattı gazı dahil olmak üzere toplam AB doğalgaz ithalatının %26’sını oluşturuyor ve bu alanda Norveç’ten sonra ikinci sırada yer alıyor.

Avrupa, kış öncesi depolama tanklarını doldurmak için de ABD’den gelen gaza ihtiyaç duyuyor; bu da söz konusu bağımlılığın önümüzdeki aylarda daha da derinleşeceği anlamına geliyor.

LNG’nin en büyük avantajı, gazın yaklaşık eksi 160 santigrat dereceye kadar aşırı soğutulduktan sonra sıvıya dönüşmesi ve tıpkı petrol gibi tankerlere yüklenip dünyanın dört bir yanına sevk edilebilmesi. Bu da boru hatlarına olan ihtiyacı ortadan kaldırıyır ve böylece Amerikan LNG’si Avrupa kıyılarına ulaşıyor. 

Bloomberg’e göre büyük emtia piyasalarında, toplam alımların %30 ila %40’undan fazlasını tek bir kaynağa bağlamak yaygın değil; %60’tan fazlasını tek bir tedarikçiye bağlamak ise son derece nadir.

Avrupa’nın tek bir kaynağa bu kadar bağımlı olduğu durumlar yalnızca bazı “niş” piyasalarda (örneğin nadir toprak elementleri, galyum veya tungsten gibi ikincil metaller) görülüyor.

Avrupalı yetkililer, bir süredir kapalı kapılar ardında ABD’den gelenLNG konusunda endişe duyuyorlardı.

Bu endişe, 28 Şubat’ta İsrail ve ABD’nin İran’a saldırmasından hemen önce, özel görüşmelerden kamuoyu tartışmalarına taşındı.

AB’nin rekabetten sorumlu baş yetkilisi Teresa Ribera, ocak ayında “Rus gazına güvenemeyeceğimizi ve Amerikan gazına fazla bağımlı olmamaya dikkat etmemiz gerektiğini biliyoruz,” demişti.

Birkaç gün sonra, AB Enerji Komiseri Dan Jorgensen daha da açık sözlü oldu ve “Bir bağımlılığı başka bir bağımlılıkla değiştirme riskiyle karşı karşıyayız,” dedi.

Öte yandan iktisadi açıdan bakıldığında, akışları hükümetler değil, piyasa belirliyor.

New York’taki Küresel Enerji Politikası Merkezi’nde gaz uzmanı olan Anne-Sophie Corbeau, “ABD’den Avrupa’ya LNG geliyorsa, bunun nedeni İktisat 101’dir: Fiyat açısından bakıldığında, bu Amerikan üreticiler için en iyi varış noktasıdır,” diyor.

Bloomberg yazarına göre ideal olarak, Avrupa’nın ABD’den gelen LNG’nin payını daha güvenli seviyelere, kesinlikle %50’nin altına indirmesi gerekiyor. 

Fakat mevcut piyasa ve siyasi dinamikler göz önüne alındığında, tam tersinin gerçekleşme riski bulunuyor.

Avrupa, Trump’a daha fazla Amerikan malı satın alacağına söz verdi; 2027’den itibaren Rus LNG’sini yasaklıyor ve Katar ile BAE’den gelecek tedarikler hâlâ belirsiz görünüyor.

Bölge dikkatli davranmazsa, çok da uzak olmayan bir gelecekte LNG ihtiyacının %75’inden fazlasını ABD’ye bağımlı hale gelebilir.

Okumaya Devam Et

Diplomasi

Vişegrád Dörtlüsü yeniden bir araya geldi

Yayınlanma

Visegrád Dörtlüsü liderleri salı günü bölgesel ittifaklarını yeniden canlandırdıklarını açıkladı.

Çekya, Macaristan, Polonya ve Slovakya’dan oluşan bölgesel ittifak, göç, endüstriyel rekabet gücü ve AB’nin bir sonraki uzun vadeli bütçesi konularında daha sıkı bir koordinasyon içinde olacaklarına söz verdi.

Gödöllő’de düzenlenen zirvede Macaristan Başbakanı Péter Magyar, 65 milyonluk bloğun iktisadi gücünü vurgulayarak, dört ülkenin Almanya ile toplam ticaret hacminin Fransa’nınkini aştığını belirtti.

Yenilenen işbirliğinin bir sembolü olarak, Macyar, Çekya, Polonya ve Slovakya liderlerine Budapeşte, Bratislava, Prag ve Varşova’yı birbirine bağlayacak bir yüksek hızlı demiryolu ağı projesinin taslağını sundu ve Slovakya’nın yaklaşan V4 başkanlığı döneminde proje için AB fonu talep etmeleri konusunda liderleri teşvik etti.

Magyar, ittifakın son dönemdeki zorluklarını önceki Macar hükümetine yükleyerek, eski Başbakan Viktor Orbán’ın “Rusya yanlısı” tutumu ve aranan Polonyalı siyasetçilere sığınma hakkı verme kararının Budapeşte ile Varşova arasındaki ilişkileri ciddi şekilde zedelediğini savundu.

“Artık geçmişi geride bırakmanın zamanı geldi,” diyen Magyar, grubun 35 yıl önce Lech Wałęsa, Václav Havel ve József Antall tarafından kurulduğunu hatırlattı.

Polonya Başbakanı Donald Tusk, Macaristan’ın diplomatik ilişkileri yeniden canlandırmasını memnuniyetle karşıladı ve Magyar’ın seçim zaferini övdü.

Otuz yıldır tanıdığını söylediği Orbán ile bir karşılaştırma yapan Tusk, eski Macar liderin jeopolitik bakış açısının kökten değiştiğini, bu nedenle işbirliğinin imkansız hale geldiğini savundu.

Slovakya, 1 Temmuz’da V4’ün dönem başkanlığını devralmaya hazırlanırken, Slovakya Başbakanı Robert Fico, endüstriyel rekabet gücünün en önemli önceliği olacağını belirtti.

Fico, yüksek elektrik fiyatlarının Avrupa sanayisini zayıflattığı uyarısında bulunarak, dört ülkenin AB’nin emisyon ticareti sisteminde değişiklik yapılması için ortaklaşa baskı uygulayacağını söyledi.

Liderler ayrıca, bloğun 2028-34 bütçesi üzerindeki müzakerelerde, sosyal uyumun korunması ve tarım fonlarına odaklanarak yakın işbirliği içinde hareket etme konusunda anlaştılar.

Dört hükümet, bloğun dış sınırlarının güçlendirilmesinin öncelik olmaya devam etmesi gerektiğini savunarak, AB’nin yeni Göç Paktı’na karşı olduklarını yineledi.

Genişleme konusunda liderler, Batı Balkanlara yönelik AB genişlemesini destekledi. Fakat jeopolitik hususların bazı aday ülkeler için daha hızlı entegrasyonu haklı kılıp kılmadığına dair blok içinde daha geniş bir tartışma sürerken, Ukrayna da dahil olmak üzere tüm aday ülkelerin mevcut katılım kriterlerini karşılaması gerektiği konusunda ısrar ettiler.

Çek Cumhuriyeti Başbakanı Andrej Babiš, ortak çıkarları savunma konusunda bölge liderlerinin “yine aynı gemide” olduklarını söyledi.

Liderler, V4’ü dört üyeli bir yapı olarak sürdürme konusunda mutabık kalırken, belirli politika konularında diğer ülkeleri de sürece dahil etmek için daha geniş kapsamlı “V4+” çerçevesini kullanmaya karar verdiler.

Fico ve Babiš, bütçe müzakerelerine İrlanda’yı, endüstriyel rekabet gücü ve karbon fiyatlandırma politikalarına ise Avusturya ve Almanya’yı dahil etmek için V4+ formatının kullanılmasını önerdiler.

Okumaya Devam Et

Diplomasi

Taliban, Brüksel’de 15 AB ülkesiyle bir araya geldi

Yayınlanma

15 AB üyesi ülke, 23 Haziran günü Brüksel’de Taliban ile bir araya gelerek Afganları Afganistan’a sınır dışı etme konusunu görüştü.

Avrupa Komisyonu’ndan bir sözcü salı günü yaptığı açıklamada, toplantının İsveç ile ortak başkanlıkta yürütüldüğünü belirtti. Belçika ve Hollanda da toplantıya katıldı.

Komisyon, toplantının öncelikle sabıka kaydı bulunan ve güvenlik tehdidi oluşturan Afgan vatandaşlarının geri dönüşüyle ilgili olduğunu vurguladı.

Görüşmelerde, geri gönderilecek kişilerin kimlik tespiti, seyahat belgelerinin düzenlenmesi ve geri dönüş süreçleri gibi her türlü konu ele alındı.

Fakat ocak ayında Kabil’e giden üst düzey bir AB Komisyonu yetkilisi olan Johannes Luchner, daha önce bu kapsamın suçlu olmayan Afganları da içerebileceğini belirtmişti.

Ocak ayı sonunda Avrupalı milletvekillerine yaptığı açıklamada, “Öncelikli ilgilendiğimiz konu suçluların geri dönüşü, fakat geri dönüş emri bulunan suçlu olmayan Afganların sayısı da giderek artıyor,” demişti.

Başka bir AB kaynağı da şimdi aynı görüşü dile getiriyor. Bu kaynak, salı günü ve toplantı öncesinde EUobserver’a yaptığı açıklamada, görüşmelerin sığınma başvurusunda bulunup reddedilenlerin geri dönüşünü de kapsayacağını belirtti.

Komisyon, günün erken saatlerinde toplantıyla ilgili herhangi bir ayrıntı vermeyi reddetmişti.

Bu da Taliban heyetinin seyahat masraflarını kimin karşıladığı, toplantının nerede yapılacağı, toplantıya kadınların katılıp katılmayacağı ve Taliban’ın AB’nin Afgan vatandaşlarını sınır dışı etmesine yardım etmenin karşılığında ne istediği gibi soruların cevapsız kalmasına neden oldu.

AB ve üye ülkeleri, beş yıl önce yeniden iktidara gelmesinden bu yana Taliban hükümetini tanımıyor.

Brüksel, suç işleyen veya tehlikeli olduğu değerlendirilen sığınma başvurusu reddedilen kişilerin sınır dışı edilmesi için gerekli olduğu gerekçesiyle, Afganistan’ın “fiili yetkilileriyle” sınırlı görüşmeler yapma kararını savundu.

Avrupa Komisyonu’nun bir sözcüsü, Komisyon ve 15 AB üye ülkesinden yetkililerin, ocak ayında Kabil’de düzenlenen bir önceki toplantının devamı niteliğindeki Brüksel toplantısına katıldığını belirtti.

Komisyon sözcüsü, “Komisyon birimleri ve İsveç, bugün Brüksel’de, geri dönüş ve yeniden kabul konularından sorumlu Afganistan’ın fiili yetkililerinin teknik düzeydeki temsilcileriyle birlikte teknik düzeyde bir toplantıya eş başkanlık etti” dedi.

Afganistan Dışişleri Bakanlığı sözcüsü ise gündemin daha geniş olduğunu belirterek, bunun AB’de olası bir konsolosluk varlığını, orada yaşayan Afganlar için konsolosluk hizmetlerinin yeniden başlatılmasını ve “güven oluşturma tedbirlerine duyulan ihtiyacı” içerdiğini söyledi.

Sözcü Abdülkahar Balki, toplantının “yurtdışında ikamet eden Afganların konsolosluk haklarını korumak için olumlu bir ivme yaratma umudu” uyandırdığını da sözlerine ekledi.

Balki’ye hitaben yazılan ve Reuters tarafından incelenen bir Komisyon mektubunda, görüşmelerin “AB’de ikamet hakkı bulunmayan Afgan vatandaşlarının geri dönüşü ve yeniden kabulü” üzerine odaklanacağı belirtildi.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English