Amerika
ABD’de Demokratlar bağımsız kurulları korumak için formül arıyor

ABD Yüksek Mahkemesi, Başkan Donald Trump’a bağımsız komisyon başkanlarını görevden alma konusunda geniş yetki veren bir karara imza attı. Federal Ticaret Komisyonu Üyesi Rebecca Slaughter davasında alınan bu karar, tüketici güvenliğinden işçi haklarına kadar günlük hayatı etkileyen birçok kurumu doğrudan etkileme potansiyeli taşıyor.
ABD Yüksek Mahkemesi, Başkan Donald Trump’a bağımsız komisyonların başkanlarını görevden alma konusunda geniş yetki tanıyan kararıyla, başkanın Amerikalıların günlük yaşamlarını etkileyen birçok kurum üzerindeki denetimini güçlendirdi.
Yüksek Mahkeme, geçtiğimiz hafta Federal Ticaret Komisyonu (FTC) Üyesi Rebecca Slaughter davasında Trump’ın lehine karar vererek, başkanın Slaughter’ı görevden alma yetkisine sahip olduğuna hükmetti.
Alınan bu karar; ürün güvenliğinin denetlenmesinden büyük şirket birleşmelerine, adil istihdam uygulamalarının sağlanmasından nükleer maddelerin düzenlenmesine kadar geniş bir alanda görev yapan çok sayıda komisyon ve kurul için önemli sonuçlar doğuracak nitelik taşıyor.
Temsilciler Meclisi Anayasa Komisyonunun kıdemli Demokrat üyesi Jamie Raskin, Slaughter davası kararına atıfta bulunarak, “Bunun tam yerinde bir adlandırma olduğunu düşünüyorum” ifadesini kullandı.
Raskin, iki partili veya partiler üstü ilkelerle kurulmuş düzenleyici kurum ve komisyonların Yüksek Mahkeme tarafından işlevsiz hale getirildiğini belirterek, bu durumun Donald Trump’ın “tekçi yürütme teorisine” ve başkanın her şeyin başında olması gerektiği anlayışına hizmet ettiğini söyledi. Raskin ayrıca gelişmeyi, düzenleyici kurumlar aracılığıyla elde edilen tüm kazanımlara yönelik büyük bir saldırı olarak nitelendirdi.
Trump, göreve başlamasının ardından, başlangıçta kendisi tarafından atanan Eşit İstihdam Fırsatı Komisyonu (EEOC) Üyesi Jocelyn Samuels ve Rebecca Slaughter da dahil olmak üzere birçok düzenleyici kurul ve komisyon üyesini görevden almıştı.
Başkan ayrıca, Özel Yetkili Savcılık Ofisinin eski başkanı Hampton Dellinger’ı ve 17 genel müfettişi de görevden uzaklaştırmıştı. Bu görevden almalara karşı açılan davalar bugüne kadar büyük oranda sonuçsuz kaldı.
Slaughter davasını inceleyen Federal Yüksek Mahkeme Başyargıcı John Roberts, anayasayı hazırlayanların yürütme yetkisini tek bir kişiye vermeyi amaçladığını yazdı. Roberts, mahkemenin bu başkanlık denetimi modelinden sapan çeşitli düzenleyici kurumlarla karşı karşıya kaldığını belirtti.
Alınan bu karar, başkan tarafından görevden uzaklaştırılan diğer isimler üzerinde şimdiden doğrudan bir etki gösterdi. Samuels, Yüksek Mahkemenin kararının ardından görevde kalmak için yürüttüğü hukuki mücadeleyi pazartesi günü sonlandırdı.
Özel sektör çalışanlarının ve sendikaların haklarını koruyan Ulusal Çalışma İlişkileri Kurulunun (NLRB) eski genel danışmanı Jennifer Abruzzo, konuya ilişkin değerlendirmesinde bağımsız kurumların önemine değindi.
Geçtiğimiz yıl Trump tarafından görevinden alınan Abruzzo, şu ifadeleri kullandı:
“Bu kurumlara bağımsız denmesinin bir sebebi var; kararlarını siyasi partizanlığa göre değil, yasal hedef ve yetkilere göre vermelerini istersiniz. Bunu da her türlü başkanlık etkisinden uzak şekilde yapabilmelidirler. Slaughter kararının ardından ortaya çıkan durumda ise başkan bu karar alıcıları tamamen kendi isteğine göre görevden alabiliyor ve bu da ilgili yasaların tüm amacını altüst ediyor. Bu ülkedeki çalışan aileler için netice şudur: Artık elinde gücü tutan ve herhangi bir kuruma nasıl çalışması gerektiğini söyleyebilecek bir başkan var. İşçi ve tüketici haklarının üzerinde şirket haklarının yüceltildiğini görüyorsunuz.”
Karardan etkilenen kurumların sayısı oldukça fazla olup, Tüketici Ürün Güvenliği Komisyonu, Federal Ticaret Komisyonu ve Federal İletişim Komisyonu (FCC) gibi Amerikan yaşamının birçok alanına dokunan yapıları kapsıyor.
Mantıklı Güvenceler Koalisyonu (Coalition for Sensible Safeguards) Direktörü Rachel Weintraub, kurulların yetkilerinin azaltılmasının, Trump ve onunla müttefik olan şirketlerin mali çıkarına yarayacak bir senaryoya yol açabileceğini belirtti.
Weintraub, “Finansal piyasayı adil kılmak veya ürünleri güvenli hale getirip tüketiciler için risk oluşturmasını engellemek gibi, Kongre’nin kendilerine verdiği misyonu yerine getirmek üzere kurulmuş pek çok kurum var” dedi.
Bu kurumların, düzenlemekle yükümlü oldukları şirketler ile Trump’ın zenginleştirmek istediği şirketler tarafından kontrol edilmeye daha açık hale geleceğini savunan Weintraub, komisyonların niş bir alanda uzmanlığa sahip olduğunu ve Kongre’nin amacının kararların bu bağımsız çerçeve içindeki uzmanlar tarafından alınması olduğunu sözlerine ekledi.
Weintraub, en büyük endişenin, başkanın kripto para gibi yeni sektörler başta olmak üzere, kendi ekonomik çıkarlarını ve siyasi ortaklarının menfaatlerini gözetmek için bağımsız kurumları kendi emellerine alet etmesi olduğunu dile getirdi.
Bu karar, bir komiserin görevden alınabilmesi için başkandan politika uyuşmazlığından daha fazlasını talep eden ve görevden almayı yalnızca “yetersizlik, görevi ihmal veya kötüye kullanma” şartlarına bağlayan “Humphrey’s Executor” adlı geçmiş yargı kararını geçersiz kılıyor.
Alınan karar, muhafazakar çevreler tarafından memnuniyetle karşılandı. Anayasal orijinalizmi destekleyen yargıçların atanması için faaliyet gösteren muhafazakar yargı ağı Judicial Crisis Network’ün Direktörü Carrie Severino, “Humphrey’s Executor kararı infaz edildi, ya da Slaughter kararını mı kastetmeliyim?” şeklinde bir değerlendirme yaptı.
Severino, karara ilişkin şunları kaydetti:
“Bu, yürütme organı üzerindeki anayasal yetkiyi yeniden Başkana devreden yönetim için çok büyük bir kazanımdır. Bunun şu anda Trump’a yardımcı olduğunu unutmamak gerekirken, gelecekte her iki partiden seçilecek tüm başkanların anayasanın kendilerine verdiği yürütme organı üzerindeki yetkiyi kullanabilmesini sağlayacağını hatırlamak önemlidir. Her yeni yönetimle kabine üyelerinin değişmesine alışkınız, artık diğer kurumlar da aynı şekilde işleyecek.”
Rekabetçi Girişim Enstitüsü (CEI) ise kararı, bürokrasiyi azaltacak ve bürokratları insanların hayatından çıkaracak bir gelişme olarak selamladı. CEI Başkanı Kent Lassman yaptığı açıklamada, “Bugünkü karar Humphrey’s kararını tersine çevirmekte ve denetimsiz bir düzenleyici devleti ortadan kaldırırken iyileşme sürecini sürdürmektedir” dedi.
Ancak karşı oy yazısını kaleme alan Yargıç Sonia Sotomayor, kararın kurucuların isyan ettiği İngiliz Kraliyeti’nin bile sahip olmadığı bir yetkiyi başkana verdiğini ve uzmanların düzenleme yapma kabiliyetini sınırladığını belirtti.
Sotomayor karşı oy yazısında, “Geleceğe yönelik net görünen tek şey, bunu kaosun takip edeceğidir” ifadesine yer vererek şunları ekledi:
“Bu durum sadece siyasi mekanizmaların yeni zorluklara yanıt verme kabiliyetini engellemekle kalmıyor; saati yaklaşık 150 yıl geriye sararak, yaygın bir kurumsal yapının yasak olduğunu ve her zaman da yasaklandığını savunuyor. Ancak bu kurumların, kendilerini kuranların hiç beklemediği ve aktif olarak kaçınmaya çalıştığı şekillerde dönüşeceği ve bu süreçte ülkedeki güç dengesini temelden sarsacağı yadsınamaz bir gerçektir.”
Slaughter davasındaki hüküm, Yüksek Mahkeme’nin Federal Rezerv (Fed) Yönetim Kurulu Üyesi Lisa Cook’un görevinde kalması yönündeki kararıyla tezat oluşturdu. Mahkeme, Cook’un görevden alınabilmesi için Trump’ın daha somut gerekçelere ihtiyacı olduğuna karar vermişti.
Weintraub, Federal Rezerv ile diğer komisyonlar arasında başkan karşısındaki bağımsızlık düzeyine ilişkin bir ayrım kuran bu iki karar arasındaki “inanılmaz çelişkiyi” eleştirdi.
Slaughter da karara tepki göstererek, karardan çalışmalarının etkilenebileceğini belirttiği diğer komisyonlara dikkat çekti. Gazetecilerle yaptığı görüşmede Slaughter, şunları söyledi:
“Federal İletişim Komisyonunun (FCC) siyasi muhalefeti ve hoşuna gitmeyen ifadeleri bastırmak için yetkilerini eşi benzeri görülmemiş bir şekilde kullandığını görüyoruz; bu durum demokrasinin temel ilkelerini zedeleyici niteliktedir. Başkanın bu denli büyük bir güç biriktirmesi ve bu gücü düşman olarak algıladığı kesimleri cezalandırmak, müttefiklerini ise ödüllendirmek için kullanmaya istekli olması durumu olmasaydı, geçmişte böyle bir tabloyla karşılaşmazdık ve karşılaşmadık da.”
Kongre’deki Demokratlar arasında, bu karara karşı nasıl mücadele edileceğine dair tartışmalar şimdiden başladı.
Dava sürecinde mahkemeye sunulan ortak görüş belgesine öncülük eden Kongre üyelerinden Demokrat Joe Neguse, partinin Kongre tarafından kurulan çeşitli komisyonların görevlerini “yeniden yapılandırmak” ve “yeniden şekillendirmek” için en iyi yolları değerlendireceğini belirtti.
Neguse, “Demokrat grup içindeki farklı görüşlerden üyelerimizin üzerinde duracağı soru, bu kurumları Yüksek Mahkemenin kararına uygun hale getirirken aynı zamanda onlara belirli bir bağımsızlık düzeyi sağlayacak ne tür reform seçeneklerine sahip olduğumuzdur” dedi.
Raskin ise geçen hafta gazetecilere yaptığı açıklamada, Demokratların gelecekte zayıflayan bu bağımsızlık durumundan yararlanma eğiliminde olabileceğini ancak bu kurumların başkanlığın birer aracı haline gelmesine izin vermeyecek kadar demokrasinin önemli olduğunu vurguladı.
Raskin, “Menkul Kıymetler ve Borsa Komisyonu (SEC) ile Federal Ticaret Komisyonu (FTC), her dört yılda bir siyasi bir çekişme alanı haline gelmek yerine, siyasi yelpazenin her kesiminden uzmanların elinde olduğunda daha güvenlidir. Bu kararla büyük bir darbe alan idari kurumları restore ve rehabilite etmenin bir yolu olup olmadığını görmemiz gerekecek” değerlendirmesinde bulundu.
Amerika
Amerikan hisse senetlerine yabancı sermaye aktı

Yabancı yatırımcılar, Temmuz ayına kadar geçen 12 aylık dönemde ABD hisse senetleri ve yatırım fonu hisselerinde 942 milyar dolarlık rekor düzeyde net alım gerçekleştirdi.
Bu durum, yurt dışı yatırımların borç araçlarından uzaklaşıp Amerikan hisse senetlerine yönelme eğilimini hızlandırdı.
Bu sermaye akışları, 1985 yılına kadar geriye giden Hazine verilerinde son 12 aylık en yüksek toplam tutarı oluşturdu.
Ekonomik Analiz Bürosu’na göre, yabancı yatırımcıların ABD hisse senetleri ve yatırım fonu paylarına yönelik net alımları ikinci çeyrekte 426 milyar dolara sıçradı.
Bu rakam, 2025 yılının aynı dönemine göre yüzde 62 artış gösterdi ve 2022’deki 299 milyar dolarlık önceki çeyreklik rekoru aştı.
Hazine Bakanlığı’nın aylık verileri, net alımların ikinci çeyrek boyunca ivme kazandığını, Nisan ayındaki 110 milyar dolardan Haziran ayında 182 milyar dolara çıktığını, ardından Temmuz ayında 3,7 milyar dolara gerilediğini gösteriyor.
Yabancı yatırımcılar, üst üste altıncı ay boyunca net alıcı konumunda kaldı.
Yabancı sermaye girişleri, Temmuz ayına kadar geçen bir yıllık dönemde Wall Street’in referans endeksi S&P 500’ün yaklaşık yüzde 20’lik bir artış kaydetmesiyle aynı zamana denk geldi.
Bu dönemde Sandisk, Western Digital ve Intel gibi teknoloji hisseleri en iyi performans gösterenler arasında yer aldı.
İran’da savaşın patlak vermesiyle tetiklenen keskin fakat kısa süreli bir satış dalgasının ardından S&P 500’ün ikinci çeyrekte kaydettiği yüzde 14,9’luk artış, 2020’nin aynı döneminden bu yana en iyi performansı oldu.
İkinci çeyrekteki bu artış, geçen yılki yüksek yabancı talebe kıyasla bile olağanüstü büyüklükteydi. Yabancı yatırımcılar, 2025 yılının ikinci çeyreğinde 263 milyar dolarlık ABD hisse senedi ve fonu satın alırken, geçen yılın son üç ayında bu rakam 274 milyar dolara ulaşmıştı.
ABD tahvillerine yönelik yabancı talep ise ters yönde seyretti. Yurtdışı yatırımcılar, ikinci çeyrekte net 188 milyar dolarlık ABD tahvili satın aldı; bu rakam, ilk çeyrekteki 314 milyar dolardan düşüş gösterdi.
Bu durum, Çin’in bildirdiği ABD Hazine tahvili portföyünün 618 milyar dolara düşmesi ve Ağustos 2008’den bu yana en düşük seviyeye inmesiyle ortaya çıktı.
Pekin, altın, kurum tahvilleri ve diğer varlıklara yöneliyor.
Dış İlişkiler Konseyi’nde (CFR) kıdemli araştırmacı olan Brad Setser, ikinci çeyrekteki artışın bir kısmının olağanüstü zayıf geçen ilk çeyrekte ertelenen alımları yansıtıyor olabileceğini belirtti.
Fakat genel eğilim ABD hisse senetlerinde rekor düzeyde alımların sürdüğü yönündeydi.
Kore ve Tayvan gibi coğrafyalardaki güçlü hisse senedi piyasaları, yatırımcıların konsantrasyon riskini azaltmak için ABD hisse senetlerine yönelmesine neden oldu.
Setser şunları ekledi:
“Samsung ve Hynix gibi Kore hisse senetleri yükseliyordu ve geçmişte bu hisseleri satın almış olan yatırımcılar, konsantrasyon sınırlarına ulaştıkları için Kore’den ABD hisse senetlerine veya diğer küresel hisse senetlerine yönelerek portföylerini çeşitlendiriyorlardı. Kore’den küresel hisse senetlerine, çoğunlukla da ABD hisse senetlerine 200 milyar doların üzerinde sermaye çıkışı nadiren görülür. Sermaye akış kalıplarında, ABD dolarına yönelik olağandan daha büyük bu sermaye girişiyle son derece tutarlı bir değişim yaşandı.”
Bunun diğer yüzü ise, ABD’nin büyük bir mali açık verdiği bir dönemde, Hazine tahvillerine yönelik yurt dışı talebin azalmasıydı.
Amerika
ABD donanmasından IAI ve Elbit’e 127 milyon dolarlık sözleşme

25 Eylül’de duyurulan iki ABD donanma ihalesi İsrailli savunma şirketleri IAI ve Elbit Systems’e gitti.
114 milyon dolar değerindeki daha büyük ihalenin kazananı, İsrail’in en büyük savunma şirketi olan Israel Aerospace Industries’in (IAI) yüzde yüz iştiraki olan, Mississippi eyaletinin Columbus kentinde bulunan Stark Aerospace oldu.
Söz konusu ihale, ilk olarak Ekim 2024’te imzalanan ve Mark 25 Mod 1 dikey fırlatma kapsüllerinin üretimine ilişkin mevcut bir anlaşma kapsamında opsiyonların kullanılmasıyla gerçekleştirilen, sabit fiyatlı bir sözleşme değişikliği.
Bu kapsüller, ABD Donanmasına ait muhrip ve kruvazörlerin yanı sıra müttefik savaş gemilerinde de kullanılan standart füze fırlatma mimarisi olan Mark 41 Dikey Fırlatma Sistemi’nin bileşenleri.
Sistem, hava savunma füzeleri ve Tomahawk seyir füzeleri dahil olmak üzere çeşitli silahların fırlatılmasında kullanılıyor.
Çalışmalar öncelikle Mississippi eyaletinin Columbus kentinde yürütülecek; Oregon, Pennsylvania ve New Jersey’deki tesislerde de ek üretim yapılacak.
Projenin Şubat 2030’da tamamlanması planlanıyor.
Sözleşme, birkaç mali yılı kapsayan donanma silah tedarik bütçeleri aracılığıyla finanse ediliyor.
13,5 milyon dolar değerindeki ikinci sözleşme Elbit Systems’a verildi.
Beş yıllık, sabit fiyatlı bu sözleşme, ABD Donanması pilotları tarafından kullanılan dört farklı konfigürasyondaki acil durum telsizlerinin onarım ve bakımını kapsıyor.
Bu kompakt cihazlar, düşen uçak mürettebatının kurtarma sinyali göndermesine yardımcı olmak üzere tasarlanmış.
Sözleşme, tek kaynak esasına göre verildi. Bu, donanmanın ihale süreci kapsamında işin yalnızca tek bir güvenilir kaynaktan temin edilebileceğine karar verdiği anlamına geliyor.
Çalışmaların Eylül 2031’e kadar sürmesi bekleniyor; işin %60’ı Alabama eyaletindeki Talladega’daki bir tesiste, geri kalan %40’ı ise Holon’daki Elbit tesisinde gerçekleştirilecek.
Amerika
Bill Gates: Denetimsiz yapay zeka bir milyar kişinin ölümüne yol açabilir

Bill Gates, ABD’deki federal yasa koyuculara ve kolluk kuvvetlerine yapay zeka (AI) geliştirilmesini düzenlemeleri çağrısında bulundu.
Pazar günü yayınlanan bir röportajda, denetimsiz bırakılması halinde bu teknolojinin “bir milyar kişinin ölümüne” yol açabileceğini ve “hiç kimsenin özdenetimin yeterli olduğunu düşünmediğini” belirtti.
Microsoft’un kurucu ortağı Gates şöyle dedi:
“Hangi önlemlerin ve denetimlerin nasıl olacağı konusundaki tartışmaya kolluk kuvvetleri ve politikacıların da dahil olması gerekiyor ve bu zorunlu bir şey olmalı.”
Bir işletmeyi yürütmek için gerekli masrafları tanımlamak amacıyla kullanılan bir terimden (overhead) alıntı yapan Gates, “Bu, sektör için biraz ek masraf olacak fakat yaptıkları işlerde dramatik bir yavaşlamaya yol açmayacak,” diye devam etti.
Röportajın bir başka bölümünde Gates, yapay zekanın yanlış ellere geçmesi halinde “kesinlikle bir milyar kişinin ölümüne yol açacak olayları tetikleyecek kadar güçlü” olacağı konusunda çarpıcı bir uyarıda bulundu.
“Kötü niyetli kişilerin en yeni yapay zeka araçlarını kullanmasıyla ortaya çıkan kombinasyon kadar güçlü bir silah hiç olmamıştır,” diyen Gates, çok çeşitli teknoloji ve siyaset figürlerinin son zamanlarda yaptığı benzer uyarıları yineledi.
Gates ayrıca, yapay zekanın çok güçlü hale gelmesi durumunda onu devre dışı bırakabilecek bir “acil kapatma düğmesi” (kill switch) kavramına da değindi ve bunun yetersiz olduğunu söyledi:
“Bir acil kapatma düğmesine sahip olmak yeterli değil. Henüz … onların bilgisayarları kendi başlarına ele geçirip kapatılamaz hale geldiği bir noktada değiliz. Dolayısıyla bu tartışma … çeşitli insanların ne kadar teknik bilgiden yoksun olduğunu gösteriyor.”
Sam Altman ve Elon Musk gibi diğer teknoloji devleri de Gates’e katılarak yapay zeka geliştirilmesinin yavaşlatılması çağrısında bulundu.
Bazı uzmanlar, yapay zekanın biyolojik silahlar ve nükleer savaş gibi yöntemler yoluyla insanlığın kitlesel yok oluşuna yol açabileceğini ileri sürüyor.
Bu arada, Microsoft’un kendisi de yapay zeka etrafındaki distopik endişelerin körüklenmesinde rol oynadığı gerekçesiyle eleştirilere maruz kaldı.
Cuma günü yayınlanan bir The Guardian makalesine göre, şirket çalışanları ve aktivistler, Gazze’de ve İran’da öldürmek için yapay zeka araçlarını kullanan İsrail ordusuyla Microsoft’un ilişkilerini kesmesini amaçlayan bir kampanya düzenledi.
Makalenin yazarları, “No Azure for Apartheid” grubundan Mohamed Hussein ve Granate Kim, ayrıca “AI’nın yol açtığı dehşet”in ABD’de de görüldüğü konusunda uyarıda bulundu.
Örneğin, ABD İç Güvenlik Bakanlığı, Microsoft’un Azure’u gibi AI araçlarını göçmenleri toplu olarak izlemek, tutuklamak ve sınır dışı etmek için kullandı.
Asya2 hafta önceDeepSeek mühendisi: “Gelecek ya komünizm olacak ya Cyberpunk”
Dünya Basını2 hafta önceİktisatçı Milanovic: Küresel neoliberalizm bitti, yeni bir evreye geçtik
Amerika2 hafta önceBannon ile Sanders, yapay zekaya karşı bir araya geliyor
Rusya2 hafta önceFransa, Rus milyarder Usmanov için AB yaptırımlarının kalkmasını istedi
Avrupa2 hafta önceWolfgang Streeck: Oyun zamanı sona erdi, durum ciddi
Rusya2 hafta önceRusya, Ermenistan’a doğalgaz iletimini 10 gün süreyle askıya alıyor
Asya2 hafta önceSingapur, bürokraside “liyakat” için siyasetçilere milyonlar ödüyor
Rusya2 hafta önceWSJ: Rusya ucuz silah üretiminde ABD ve Ukrayna’yı geride bıraktı












