Bizi Takip Edin

Amerika

ABD’de Demokratlar bağımsız kurulları korumak için formül arıyor

Yayınlanma

ABD Yüksek Mahkemesi, Başkan Donald Trump’a bağımsız komisyon başkanlarını görevden alma konusunda geniş yetki veren bir karara imza attı. Federal Ticaret Komisyonu Üyesi Rebecca Slaughter davasında alınan bu karar, tüketici güvenliğinden işçi haklarına kadar günlük hayatı etkileyen birçok kurumu doğrudan etkileme potansiyeli taşıyor.

ABD Yüksek Mahkemesi, Başkan Donald Trump’a bağımsız komisyonların başkanlarını görevden alma konusunda geniş yetki tanıyan kararıyla, başkanın Amerikalıların günlük yaşamlarını etkileyen birçok kurum üzerindeki denetimini güçlendirdi.

Yüksek Mahkeme, geçtiğimiz hafta Federal Ticaret Komisyonu (FTC) Üyesi Rebecca Slaughter davasında Trump’ın lehine karar vererek, başkanın Slaughter’ı görevden alma yetkisine sahip olduğuna hükmetti.

Alınan bu karar; ürün güvenliğinin denetlenmesinden büyük şirket birleşmelerine, adil istihdam uygulamalarının sağlanmasından nükleer maddelerin düzenlenmesine kadar geniş bir alanda görev yapan çok sayıda komisyon ve kurul için önemli sonuçlar doğuracak nitelik taşıyor.

Temsilciler Meclisi Anayasa Komisyonunun kıdemli Demokrat üyesi Jamie Raskin, Slaughter davası kararına atıfta bulunarak, “Bunun tam yerinde bir adlandırma olduğunu düşünüyorum” ifadesini kullandı.

Raskin, iki partili veya partiler üstü ilkelerle kurulmuş düzenleyici kurum ve komisyonların Yüksek Mahkeme tarafından işlevsiz hale getirildiğini belirterek, bu durumun Donald Trump’ın “tekçi yürütme teorisine” ve başkanın her şeyin başında olması gerektiği anlayışına hizmet ettiğini söyledi. Raskin ayrıca gelişmeyi, düzenleyici kurumlar aracılığıyla elde edilen tüm kazanımlara yönelik büyük bir saldırı olarak nitelendirdi.

Trump, göreve başlamasının ardından, başlangıçta kendisi tarafından atanan Eşit İstihdam Fırsatı Komisyonu (EEOC) Üyesi Jocelyn Samuels ve Rebecca Slaughter da dahil olmak üzere birçok düzenleyici kurul ve komisyon üyesini görevden almıştı.

Başkan ayrıca, Özel Yetkili Savcılık Ofisinin eski başkanı Hampton Dellinger’ı ve 17 genel müfettişi de görevden uzaklaştırmıştı. Bu görevden almalara karşı açılan davalar bugüne kadar büyük oranda sonuçsuz kaldı.

Slaughter davasını inceleyen Federal Yüksek Mahkeme Başyargıcı John Roberts, anayasayı hazırlayanların yürütme yetkisini tek bir kişiye vermeyi amaçladığını yazdı. Roberts, mahkemenin bu başkanlık denetimi modelinden sapan çeşitli düzenleyici kurumlarla karşı karşıya kaldığını belirtti.

Alınan bu karar, başkan tarafından görevden uzaklaştırılan diğer isimler üzerinde şimdiden doğrudan bir etki gösterdi. Samuels, Yüksek Mahkemenin kararının ardından görevde kalmak için yürüttüğü hukuki mücadeleyi pazartesi günü sonlandırdı.

Özel sektör çalışanlarının ve sendikaların haklarını koruyan Ulusal Çalışma İlişkileri Kurulunun (NLRB) eski genel danışmanı Jennifer Abruzzo, konuya ilişkin değerlendirmesinde bağımsız kurumların önemine değindi.

Geçtiğimiz yıl Trump tarafından görevinden alınan Abruzzo, şu ifadeleri kullandı:

“Bu kurumlara bağımsız denmesinin bir sebebi var; kararlarını siyasi partizanlığa göre değil, yasal hedef ve yetkilere göre vermelerini istersiniz. Bunu da her türlü başkanlık etkisinden uzak şekilde yapabilmelidirler. Slaughter kararının ardından ortaya çıkan durumda ise başkan bu karar alıcıları tamamen kendi isteğine göre görevden alabiliyor ve bu da ilgili yasaların tüm amacını altüst ediyor. Bu ülkedeki çalışan aileler için netice şudur: Artık elinde gücü tutan ve herhangi bir kuruma nasıl çalışması gerektiğini söyleyebilecek bir başkan var. İşçi ve tüketici haklarının üzerinde şirket haklarının yüceltildiğini görüyorsunuz.”

Yüksek Mahkeme’den Trump’a bir iyi, bir kötü haber

Karardan etkilenen kurumların sayısı oldukça fazla olup, Tüketici Ürün Güvenliği Komisyonu, Federal Ticaret Komisyonu ve Federal İletişim Komisyonu (FCC) gibi Amerikan yaşamının birçok alanına dokunan yapıları kapsıyor.

Mantıklı Güvenceler Koalisyonu (Coalition for Sensible Safeguards) Direktörü Rachel Weintraub, kurulların yetkilerinin azaltılmasının, Trump ve onunla müttefik olan şirketlerin mali çıkarına yarayacak bir senaryoya yol açabileceğini belirtti.

Weintraub, “Finansal piyasayı adil kılmak veya ürünleri güvenli hale getirip tüketiciler için risk oluşturmasını engellemek gibi, Kongre’nin kendilerine verdiği misyonu yerine getirmek üzere kurulmuş pek çok kurum var” dedi.

Bu kurumların, düzenlemekle yükümlü oldukları şirketler ile Trump’ın zenginleştirmek istediği şirketler tarafından kontrol edilmeye daha açık hale geleceğini savunan Weintraub, komisyonların niş bir alanda uzmanlığa sahip olduğunu ve Kongre’nin amacının kararların bu bağımsız çerçeve içindeki uzmanlar tarafından alınması olduğunu sözlerine ekledi.

Weintraub, en büyük endişenin, başkanın kripto para gibi yeni sektörler başta olmak üzere, kendi ekonomik çıkarlarını ve siyasi ortaklarının menfaatlerini gözetmek için bağımsız kurumları kendi emellerine alet etmesi olduğunu dile getirdi.

Bu karar, bir komiserin görevden alınabilmesi için başkandan politika uyuşmazlığından daha fazlasını talep eden ve görevden almayı yalnızca “yetersizlik, görevi ihmal veya kötüye kullanma” şartlarına bağlayan “Humphrey’s Executor” adlı geçmiş yargı kararını geçersiz kılıyor.

Alınan karar, muhafazakar çevreler tarafından memnuniyetle karşılandı. Anayasal orijinalizmi destekleyen yargıçların atanması için faaliyet gösteren muhafazakar yargı ağı Judicial Crisis Network’ün Direktörü Carrie Severino, “Humphrey’s Executor kararı infaz edildi, ya da Slaughter kararını mı kastetmeliyim?” şeklinde bir değerlendirme yaptı.

Severino, karara ilişkin şunları kaydetti:

“Bu, yürütme organı üzerindeki anayasal yetkiyi yeniden Başkana devreden yönetim için çok büyük bir kazanımdır. Bunun şu anda Trump’a yardımcı olduğunu unutmamak gerekirken, gelecekte her iki partiden seçilecek tüm başkanların anayasanın kendilerine verdiği yürütme organı üzerindeki yetkiyi kullanabilmesini sağlayacağını hatırlamak önemlidir. Her yeni yönetimle kabine üyelerinin değişmesine alışkınız, artık diğer kurumlar da aynı şekilde işleyecek.”

Rekabetçi Girişim Enstitüsü (CEI) ise kararı, bürokrasiyi azaltacak ve bürokratları insanların hayatından çıkaracak bir gelişme olarak selamladı. CEI Başkanı Kent Lassman yaptığı açıklamada, “Bugünkü karar Humphrey’s kararını tersine çevirmekte ve denetimsiz bir düzenleyici devleti ortadan kaldırırken iyileşme sürecini sürdürmektedir” dedi.

Ancak karşı oy yazısını kaleme alan Yargıç Sonia Sotomayor, kararın kurucuların isyan ettiği İngiliz Kraliyeti’nin bile sahip olmadığı bir yetkiyi başkana verdiğini ve uzmanların düzenleme yapma kabiliyetini sınırladığını belirtti.

Sotomayor karşı oy yazısında, “Geleceğe yönelik net görünen tek şey, bunu kaosun takip edeceğidir” ifadesine yer vererek şunları ekledi:

“Bu durum sadece siyasi mekanizmaların yeni zorluklara yanıt verme kabiliyetini engellemekle kalmıyor; saati yaklaşık 150 yıl geriye sararak, yaygın bir kurumsal yapının yasak olduğunu ve her zaman da yasaklandığını savunuyor. Ancak bu kurumların, kendilerini kuranların hiç beklemediği ve aktif olarak kaçınmaya çalıştığı şekillerde dönüşeceği ve bu süreçte ülkedeki güç dengesini temelden sarsacağı yadsınamaz bir gerçektir.”

Slaughter davasındaki hüküm, Yüksek Mahkeme’nin Federal Rezerv (Fed) Yönetim Kurulu Üyesi Lisa Cook’un görevinde kalması yönündeki kararıyla tezat oluşturdu. Mahkeme, Cook’un görevden alınabilmesi için Trump’ın daha somut gerekçelere ihtiyacı olduğuna karar vermişti.

Weintraub, Federal Rezerv ile diğer komisyonlar arasında başkan karşısındaki bağımsızlık düzeyine ilişkin bir ayrım kuran bu iki karar arasındaki “inanılmaz çelişkiyi” eleştirdi.

Slaughter da karara tepki göstererek, karardan çalışmalarının etkilenebileceğini belirttiği diğer komisyonlara dikkat çekti. Gazetecilerle yaptığı görüşmede Slaughter, şunları söyledi:

“Federal İletişim Komisyonunun (FCC) siyasi muhalefeti ve hoşuna gitmeyen ifadeleri bastırmak için yetkilerini eşi benzeri görülmemiş bir şekilde kullandığını görüyoruz; bu durum demokrasinin temel ilkelerini zedeleyici niteliktedir. Başkanın bu denli büyük bir güç biriktirmesi ve bu gücü düşman olarak algıladığı kesimleri cezalandırmak, müttefiklerini ise ödüllendirmek için kullanmaya istekli olması durumu olmasaydı, geçmişte böyle bir tabloyla karşılaşmazdık ve karşılaşmadık da.”

Kongre’deki Demokratlar arasında, bu karara karşı nasıl mücadele edileceğine dair tartışmalar şimdiden başladı.

Dava sürecinde mahkemeye sunulan ortak görüş belgesine öncülük eden Kongre üyelerinden Demokrat Joe Neguse, partinin Kongre tarafından kurulan çeşitli komisyonların görevlerini “yeniden yapılandırmak” ve “yeniden şekillendirmek” için en iyi yolları değerlendireceğini belirtti.

Neguse, “Demokrat grup içindeki farklı görüşlerden üyelerimizin üzerinde duracağı soru, bu kurumları Yüksek Mahkemenin kararına uygun hale getirirken aynı zamanda onlara belirli bir bağımsızlık düzeyi sağlayacak ne tür reform seçeneklerine sahip olduğumuzdur” dedi.

Raskin ise geçen hafta gazetecilere yaptığı açıklamada, Demokratların gelecekte zayıflayan bu bağımsızlık durumundan yararlanma eğiliminde olabileceğini ancak bu kurumların başkanlığın birer aracı haline gelmesine izin vermeyecek kadar demokrasinin önemli olduğunu vurguladı.

Raskin, “Menkul Kıymetler ve Borsa Komisyonu (SEC) ile Federal Ticaret Komisyonu (FTC), her dört yılda bir siyasi bir çekişme alanı haline gelmek yerine, siyasi yelpazenin her kesiminden uzmanların elinde olduğunda daha güvenlidir. Bu kararla büyük bir darbe alan idari kurumları restore ve rehabilite etmenin bir yolu olup olmadığını görmemiz gerekecek” değerlendirmesinde bulundu.

Amerika

Şirketler interneti saran düşük kaliteli yapay zeka içeriğiyle boğuşuyor

Yayınlanma

Üretken yapay zeka sistemlerinin kitlesel olarak ürettiği düşük kaliteli ve yanıltıcı içerikler dijital platformları sararak bilgi ekosistemini kirletirken teknoloji şirketleri kapsamlı bir temizlik süreci başlattı. The New York Times’ın derlediği verilere göre arama motorlarından müzik servislerine kadar geniş bir alana yayılan bu atıklar, nitelikli içeriklerin değer kaybetmesine yol açıyor.

Yapay zeka tarafından üretilen düşük kaliteli içerikler (AI slop / yapay zeka çöpü), internet platformlarını hızla istila ederek bilgi ekosistemini kirletiyor ve nitelikli içeriklerin değerini düşürüyor.

The New York Times’ın aktardığına göre, bu içerikler Google arama sonuçlarını yapıştırıcılı pizza tarifleriyle, Amazon’u sahte biyografilerle, müzik akış servislerini ise yapay zeka üretimi parçalarla doldurdu.

Yaşanan bu yoğun kirlilik üzerine teknoloji şirketleri dijital platformlarını üretken atıklardan arındırmak için harekete geçti.

Üretken yapay sinir ağları vasıtasıyla kitlesel biçimde imal edilen metin, görsel ve video gibi düşük kaliteli, çoğunlukla işlevsiz dijital materyalleri tanımlayan “slop” kavramı, Amerikan sözlüğü Merriam-Webster tarafından 2025 yılının kelimesi seçilecek kadar yaygınlaştı.

Mesajlaşma uygulamaları, tüketici yorum siteleri, akademik arşivler ve arkadaşlık servisleri de platformlarındaki yapay zeka içeriklerinden kurtulmayı hedeflerken, yürütülen temizlik faaliyetlerinde yine yapay zeka araçlarından yararlanılıyor.

Müzik servisleri ve video platformlarında toplu tasfiye

Müzik akış platformu Spotify, geçen yıl platformun önemli bir bölümünü oluşturan yaklaşık 75 milyon mükerrer şarkıyı ve spam niteliğindeki parçayı sildiğini açıkladı.

Sosyal ağ LinkedIn, kullanıcıların yapay zeka çöpü içerikleri şikayet etmesini sağlayan ve bildirilen içeriklerin silinmesini öngören özel bir buton geliştirdi.

Video paylaşım platformu YouTube ise altı aylık bir süre zarfında düşük kaliteli içerik barındıran 130 bin kanalı kapattı.

Yapay zekanın giderek daha gerçekçi görsel, ses ve video üretmeyi öğrenmesi sebebiyle oluşturulan içeriklerin yalnızca belirli bir bölümü “çöp” kategorisinde değerlendiriliyor; şirketlerin temizlik hamleleri de öncelikli olarak bu düşük nitelikli ürünleri hedef alıyor.

Müzik yayın servisi Deezer, platforma yüklenen parçaların neredeyse yarısının yapay zeka tarafından üretildiğini ve bu şarkıların önemli bir kısmının bir kez dahi dinlenmediğini duyurdu.

Apple Music platformuna yüklenen içeriklerin üçte birinden fazlasının da yapay zeka tarafından üretildiği belirlendi.

Meta çatısı altındaki Instagram’ın yöneticisi Adam Mosseri, şirketin tamamen yapay zeka tarafından üretilen video akışını devreye sokmasının ardından geçen yıl yaptığı bir değerlendirmede, yakında “sahte içerikler yerine gerçek medyayı takip etmenin daha pratik hâle geleceğini” ifade etti.

Platformlar hem kirliliği üretiyor hem temizlemeye çalışıyor

The New York Times, yapay zeka kaynaklı içerik kirliliğini kontrol altına almaya çalışan birçok şirketin, aynı zamanda bu kirliliği üreten yapılar olduğuna dikkat çekiyor.

Temmuz ayında yapay zeka içeriklerinin daha kolay ayırt edilmesini öngören bir mutabakatı destekleme taahhüdünde bulunan Meta, aynı ay içerisinde yapay zeka modelinin eğitiminde herkese açık Instagram hesaplarını kaynak olarak kullanan bir görsel üretim aracını kullanıma sundu.

Google da bu kirliliğin yayılmasında doğrudan rol oynadı. Kapwing şirketinin gerçekleştirdiği deneye göre, YouTube’un yeni kullanıcılara sunduğu kısa videoların (Shorts) yüzde 20’sinden fazlasını yapay zeka çöpleri oluşturuyor.

Ayrıca platformdaki en popüler kanallardan biri, para kazanma özelliği devre dışı bırakılana kadar bu niteliksiz yapay zeka içerikleri üzerinden yılda yaklaşık 4,25 milyon dolar gelir elde etti.

Teknoloji şirketleri mücadelede farklı stratejiler izliyor:

Pinterest, ekim ayında kullanıcıların yapay zeka üretimi gönderilerin görüntülenmesini sınırlandırabilmesi için sistemini güncelledi.

TikTok, ABD pazarında yapay zeka içeriklerinin miktarını artırma veya azaltma imkanı tanıyan yeni bir işlevi test ediyor.

Yapay zeka tespit girişimlerinden Pangram, X platformunda 50 kelimeden uzun paylaşımların yaklaşık yarısının yapay zeka ile hazırlandığını açıkladı.

Columbia Üniversitesi Yapay Zeka Uzmanı Camille François, mevcut durumu şu sözlerle değerlendirdi:

“Bu taktik karmaşası, yalnızca tespit edip silebileceğimiz ‘çöp’ adlı kötü bir içerik sınıfıyla değil, bilgi çevremizin yapısal bir sorunuyla karşı karşıya olduğumuzun göstergesidir. Nihayetinde yapay zeka çok yönlü yaratıcı bir araçtır; bu süreci doğru yönetemeyen platformlar ise kullanıcıların başka yerlere göç ettiğini görecektir.”

Gelişmelerin yanı sıra milyarder iş insanı Elon Musk da 16 Ağustos’ta yapay zekanın insanlığa yaklaşımına dair temennide bulundu.

Naval Ravikant’ın “Bir Tanrı yaratıp onu tasmaya bağlayamazsınız” yönündeki paylaşımına yanıt veren Musk, “Umarım yapay zeka bize karşı nazik olur” ifadesini kullandı.

Okumaya Devam Et

Amerika

ABD’de Kongre üyelerinin yapay zekayla yazdığı yasa taslakları hatalı çıktı

Yayınlanma

ABD Temsilciler Meclisi üyeleri ve danışmanlarının yasa tasarılarını yapay zekayla hazırlamaya başlaması, metinlerde ciddi hukuki hatalara ve yanlış yasa atıflarına yol açtı. Taslakları denetleyen hukukçular, yapay zekanın ürettiği metinleri düzeltmenin sıfırdan yasa yazmaktan daha fazla zaman aldığını belirtiyor.

ABD Temsilciler Meclisi üyeleri yasa tasarılarının metinlerini oluştururken yapay zekaya başvurmaya başladı.

Politico’nun milletvekilleri ve uzmanlara dayandırdığı haberine göre, bu şekilde hazırlanan çok sayıda taslak hata, özensiz ifade ve yürürlükteki kanunlara yapılmış yanlış atıflarla dolu.

Yasa hazırlık süreçlerinde yer alan dört Kongre personeli, Temsilciler Meclisinde yapay zeka kullanımının giderek yaygınlaştığını ifade etti.

Personelin ve sivil toplum ile hak savunucusu örgütlerin, yasaları inceleme ve hazırlama dahil günlük işlerinde bu teknolojiye güvendiği kaydedildi.

Temsilciler Meclisinde görevli bir personel durumu, “Bu tamamen ürkütücü ve şimdilik kimse bu konuda kafa yormuyor” sözleriyle değerlendirdi.

Yasama süreçlerini denetleyen Temsilciler Meclisi Yasama Danışmanlığı Ofisi (OLC) personeli ise yapay zekayla yazılmış taslakları inceleyip yeniden yazmanın, bir metni sıfırdan kaleme almaktan daha uzun sürdüğünü vurguladı.

Kongre personeline bu teknoloji konusunda danışmanlık yapan bir yetkili, “İnsanlar doğrudan yasa metnini yazdırmak için Claude veya ChatGPT’ye başvuruyor” dedi.

American Governance Institute İcra Direktörü Daniel Schuman, “Yapay zeka birçok iş için harika, ancak kanunlaştırmak isteyeceğiniz yasa metinlerini oluşturma kabiliyetine sahip değil” değerlendirmesinde bulundu.

OLC’nin eski başkanı Wade Ballou da yapay zekanın kritik hukuki nüansları gözden kaçırdığına dikkat çekti.

Ballou, sistemin örneğin vergi indirimi, vergi matrahından düşme ve hibe arasındaki farkı ayırt edemediğini, yasalardaki bu tür hataların ise davalara yol açabileceğini ve yasalaşma sürecini uzatabileceğini belirtti.

Politico’nun aktardığına göre, bir önceki Kongre döneminde personel 30 binden fazla yasa tasarısı hazırladı.

Mevcut Kongre döneminin ilk 60 gününde ise OLC çalışanlarına 5 bin 623’ten fazla talep ulaştı. Bu sayı, iki yıl öncesinin aynı dönemine kıyasla yüzde 72’lik bir artışa işaret ediyor.

Bu iş yükü karşısında OLC, bir yasa tasarısının ABD Kodu üzerinde nasıl bir değişiklik yaratacağını gösteren doğal dil işleme tabanlı ‘Comparative Print Suite’ gibi kendi teknolojik çözümlerini devreye sokmaya çalışıyor.

Geliştiriciler, ticari yapay zeka modellerinin aksine bu aracın “halüsinasyon görmediğini” vurguluyor.

Buna karşın, ticari kullanıma açık yapay zeka araçları Yasama Danışmanlığı Ofisinin bünyesinde kullanılmıyor.

Uzmanlar bu tablonun “tam bir uyumsuzluk” yarattığına işaret ediyor: Siyasiler ve dış gruplar taslak metinleri yapay zekayla yazabilirken, OLC bünyesindeki hukukçular bu metinleri elle düzeltmek zorunda kalıyor.

Daha önce The New York Times, ABD’deki yapay zeka patlamasının ülkenin ulusal güvenlik alanında “büyük bir sarsıntı tsunamisine” yol açtığını yazmıştı.

Gazetenin haberinde, kabiliyetleri çok hızlı artan ileri düzey yapay zeka modellerine Pentagon’un yetişmeye çalıştığı, ancak askeri birimlerde yapay zeka şirketlerinin ürünlerinin kullanımına getirilen yasakların bu gelişimi daha da yavaşlattığı aktarılmıştı.

Okumaya Devam Et

Amerika

Beyaz Saray’da biyogüvenlik kadroları tasfiye edildi

Yayınlanma

ABD’de Donald Trump yönetiminin Beyaz Saray’da yaptığı tensikat, yapay zekanın ölümcül patojen üretimini kolaylaştırabileceği endişeleri sürerken biyogüvenlik uzmanı açığı yarattı. Joe Biden dönemindeki 30 kişilik özel birimin dağıtılması nedeniyle kurumda bir süre hiç uzman kalmadığı belirtilirken yönetim risklerle mücadele kararlılığının sürdüğünü savundu.

The Washington Post’un (WP) eski ABD’li yetkililere dayandırdığı haberine göre Beyaz Saray, yapay zekanın ölümcül patojenlerin üretimini kolaylaştırabileceğine yönelik endişelerin arttığı bir dönemde biyolojik tehditlere karşı savunmayı güçlendirmeye çalıştı; ancak Donald Trump yönetiminde yapılan kitlesel işten çıkarmaların ardından hükümette neredeyse hiç uzman personel kalmadı.

Joe Biden’ın başkanlık döneminin sonuna doğru Beyaz Saray’da yalnızca biyogüvenlik konularına odaklanan 30 kişilik bir ekip görev yapıyordu.

Kimliklerinin gizli kalmasını isteyen dört eski yetkili, Trump’ın göreve dönmesiyle birlikte bu ekibin hızla dağıtıldığını ve bir dönem Beyaz Saray’da tek bir uzman çalışanın dahi bulunmadığını aktardı.

Eski uzmanlardan biri durumu şu sözlerle değerlendirdi: “Trump yönetimi, sürdürülebilir herhangi bir politika geliştirme kabiliyetinde kendi ayağına sıktı. Risk de tam burada yatıyor: Uzun vadeli oynamıyorlar.”

Gazete, Trump yönetiminin Biden’ın 2023 yılında çıkardığı ve biyolojik savunmanın güçlendirilmesini öngören yapay zeka kararnamesini yürürlükten kaldırdığını yazdı.

Trump, bu düzenlemenin güncellenmiş bir versiyonunun Ağustos 2025’e kadar hazırlanması talimatını vermişti; fakat WP, ilgili belgenin halen yayımlanmadığına dikkat çekti.

Buna karşılık bir Beyaz Saray sözcüsü WP’ye yaptığı açıklamada, “Yönetimin yapay zeka ve biyogüvenlik risklerini ele alma konusundaki kararlılığı açık ve nettir” dedi.

Tüm bu gelişmeler yaşanırken Anthropic’in geliştirdiği “Mythos” ve OpenAI’ın hazırladığı “GPT 5.6” gibi son nesil yapay zeka modelleri biyolojik araştırmalar alanında yetkinliklerini artırmayı sürdürüyor.

OpenAI araştırmacıları geçen yaz, “ciddi zarar doğurabilecek mevcut riskleri önemli ölçüde artıran” kabiliyetler olarak tanımlanan “yüksek” düzeyde biyolojik yetkinlik seviyesine ulaşmaya çok yaklaştıklarını duyurmuştu. WP’nin aktardığına göre şirket, 50’den fazla hükümet uzmanının katılımıyla bir zirve düzenledi ve yönetimle temaslarını sürdürüyor.

The Wall Street Journal, uzman görüşlerine yer verdiği haberinde ChatGPT’nin geçen yaz yapılan güncellemenin ardından dünyanın dört bir yanındaki yüzlerce kullanıcıya biyolojik silahların ve zehirlerin üretimi ile kullanımına ilişkin talimatlar sağladığını yazmıştı.

Şirketin modellerinin kullanıcıların tüm sorularına “sabırla” yanıt verdiği ve OpenAI çalışanlarının ortaöğretim düzeyinde biyoloji öğrenimi gören bir öğrencinin dahi uygulayabileceği basitlikte olduğunu belirttiği adım adım kılavuzlar sunduğu kaydedildi.

Yapay zekanın yanıtlarını inceleyen biyologlar ise bu içerikleri “ölümcül derecede kusursuz” olarak nitelendirdi.

Eski ABD Ulusal İstihbarat Direktörü Tulsi Gabbard, mayıs ayında yaptığı açıklamada kurumun yurt dışındaki 120’den fazla biyolojik laboratuvara yönelik bir soruşturma başlattığını duyurmuştu.

Gabbard, bu soruşturmanın Trump’ın imzaladığı kararname doğrultusunda virüslerle yapılan potansiyel olarak tehlikeli deneyleri durdurma çabalarının bir parçası olduğunu ve söz konusu tesislerin on yıllar boyunca Amerikan vergi mükelleflerinin sağladığı fonlarla varlığını sürdürdüğünü ifade etmişti.

Trump ise geçen yıl BM Genel Kurulu’nda yaptığı konuşmada nükleer ve biyolojik silahları yeryüzü için en büyük tehlike olarak nitelendirmişti.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English