Bizi Takip Edin

Amerika

ABD’de Demokratlar bağımsız kurulları korumak için formül arıyor

Yayınlanma

ABD Yüksek Mahkemesi, Başkan Donald Trump’a bağımsız komisyon başkanlarını görevden alma konusunda geniş yetki veren bir karara imza attı. Federal Ticaret Komisyonu Üyesi Rebecca Slaughter davasında alınan bu karar, tüketici güvenliğinden işçi haklarına kadar günlük hayatı etkileyen birçok kurumu doğrudan etkileme potansiyeli taşıyor.

ABD Yüksek Mahkemesi, Başkan Donald Trump’a bağımsız komisyonların başkanlarını görevden alma konusunda geniş yetki tanıyan kararıyla, başkanın Amerikalıların günlük yaşamlarını etkileyen birçok kurum üzerindeki denetimini güçlendirdi.

Yüksek Mahkeme, geçtiğimiz hafta Federal Ticaret Komisyonu (FTC) Üyesi Rebecca Slaughter davasında Trump’ın lehine karar vererek, başkanın Slaughter’ı görevden alma yetkisine sahip olduğuna hükmetti.

Alınan bu karar; ürün güvenliğinin denetlenmesinden büyük şirket birleşmelerine, adil istihdam uygulamalarının sağlanmasından nükleer maddelerin düzenlenmesine kadar geniş bir alanda görev yapan çok sayıda komisyon ve kurul için önemli sonuçlar doğuracak nitelik taşıyor.

Temsilciler Meclisi Anayasa Komisyonunun kıdemli Demokrat üyesi Jamie Raskin, Slaughter davası kararına atıfta bulunarak, “Bunun tam yerinde bir adlandırma olduğunu düşünüyorum” ifadesini kullandı.

Raskin, iki partili veya partiler üstü ilkelerle kurulmuş düzenleyici kurum ve komisyonların Yüksek Mahkeme tarafından işlevsiz hale getirildiğini belirterek, bu durumun Donald Trump’ın “tekçi yürütme teorisine” ve başkanın her şeyin başında olması gerektiği anlayışına hizmet ettiğini söyledi. Raskin ayrıca gelişmeyi, düzenleyici kurumlar aracılığıyla elde edilen tüm kazanımlara yönelik büyük bir saldırı olarak nitelendirdi.

Trump, göreve başlamasının ardından, başlangıçta kendisi tarafından atanan Eşit İstihdam Fırsatı Komisyonu (EEOC) Üyesi Jocelyn Samuels ve Rebecca Slaughter da dahil olmak üzere birçok düzenleyici kurul ve komisyon üyesini görevden almıştı.

Başkan ayrıca, Özel Yetkili Savcılık Ofisinin eski başkanı Hampton Dellinger’ı ve 17 genel müfettişi de görevden uzaklaştırmıştı. Bu görevden almalara karşı açılan davalar bugüne kadar büyük oranda sonuçsuz kaldı.

Slaughter davasını inceleyen Federal Yüksek Mahkeme Başyargıcı John Roberts, anayasayı hazırlayanların yürütme yetkisini tek bir kişiye vermeyi amaçladığını yazdı. Roberts, mahkemenin bu başkanlık denetimi modelinden sapan çeşitli düzenleyici kurumlarla karşı karşıya kaldığını belirtti.

Alınan bu karar, başkan tarafından görevden uzaklaştırılan diğer isimler üzerinde şimdiden doğrudan bir etki gösterdi. Samuels, Yüksek Mahkemenin kararının ardından görevde kalmak için yürüttüğü hukuki mücadeleyi pazartesi günü sonlandırdı.

Özel sektör çalışanlarının ve sendikaların haklarını koruyan Ulusal Çalışma İlişkileri Kurulunun (NLRB) eski genel danışmanı Jennifer Abruzzo, konuya ilişkin değerlendirmesinde bağımsız kurumların önemine değindi.

Geçtiğimiz yıl Trump tarafından görevinden alınan Abruzzo, şu ifadeleri kullandı:

“Bu kurumlara bağımsız denmesinin bir sebebi var; kararlarını siyasi partizanlığa göre değil, yasal hedef ve yetkilere göre vermelerini istersiniz. Bunu da her türlü başkanlık etkisinden uzak şekilde yapabilmelidirler. Slaughter kararının ardından ortaya çıkan durumda ise başkan bu karar alıcıları tamamen kendi isteğine göre görevden alabiliyor ve bu da ilgili yasaların tüm amacını altüst ediyor. Bu ülkedeki çalışan aileler için netice şudur: Artık elinde gücü tutan ve herhangi bir kuruma nasıl çalışması gerektiğini söyleyebilecek bir başkan var. İşçi ve tüketici haklarının üzerinde şirket haklarının yüceltildiğini görüyorsunuz.”

Yüksek Mahkeme’den Trump’a bir iyi, bir kötü haber

Karardan etkilenen kurumların sayısı oldukça fazla olup, Tüketici Ürün Güvenliği Komisyonu, Federal Ticaret Komisyonu ve Federal İletişim Komisyonu (FCC) gibi Amerikan yaşamının birçok alanına dokunan yapıları kapsıyor.

Mantıklı Güvenceler Koalisyonu (Coalition for Sensible Safeguards) Direktörü Rachel Weintraub, kurulların yetkilerinin azaltılmasının, Trump ve onunla müttefik olan şirketlerin mali çıkarına yarayacak bir senaryoya yol açabileceğini belirtti.

Weintraub, “Finansal piyasayı adil kılmak veya ürünleri güvenli hale getirip tüketiciler için risk oluşturmasını engellemek gibi, Kongre’nin kendilerine verdiği misyonu yerine getirmek üzere kurulmuş pek çok kurum var” dedi.

Bu kurumların, düzenlemekle yükümlü oldukları şirketler ile Trump’ın zenginleştirmek istediği şirketler tarafından kontrol edilmeye daha açık hale geleceğini savunan Weintraub, komisyonların niş bir alanda uzmanlığa sahip olduğunu ve Kongre’nin amacının kararların bu bağımsız çerçeve içindeki uzmanlar tarafından alınması olduğunu sözlerine ekledi.

Weintraub, en büyük endişenin, başkanın kripto para gibi yeni sektörler başta olmak üzere, kendi ekonomik çıkarlarını ve siyasi ortaklarının menfaatlerini gözetmek için bağımsız kurumları kendi emellerine alet etmesi olduğunu dile getirdi.

Bu karar, bir komiserin görevden alınabilmesi için başkandan politika uyuşmazlığından daha fazlasını talep eden ve görevden almayı yalnızca “yetersizlik, görevi ihmal veya kötüye kullanma” şartlarına bağlayan “Humphrey’s Executor” adlı geçmiş yargı kararını geçersiz kılıyor.

Alınan karar, muhafazakar çevreler tarafından memnuniyetle karşılandı. Anayasal orijinalizmi destekleyen yargıçların atanması için faaliyet gösteren muhafazakar yargı ağı Judicial Crisis Network’ün Direktörü Carrie Severino, “Humphrey’s Executor kararı infaz edildi, ya da Slaughter kararını mı kastetmeliyim?” şeklinde bir değerlendirme yaptı.

Severino, karara ilişkin şunları kaydetti:

“Bu, yürütme organı üzerindeki anayasal yetkiyi yeniden Başkana devreden yönetim için çok büyük bir kazanımdır. Bunun şu anda Trump’a yardımcı olduğunu unutmamak gerekirken, gelecekte her iki partiden seçilecek tüm başkanların anayasanın kendilerine verdiği yürütme organı üzerindeki yetkiyi kullanabilmesini sağlayacağını hatırlamak önemlidir. Her yeni yönetimle kabine üyelerinin değişmesine alışkınız, artık diğer kurumlar da aynı şekilde işleyecek.”

Rekabetçi Girişim Enstitüsü (CEI) ise kararı, bürokrasiyi azaltacak ve bürokratları insanların hayatından çıkaracak bir gelişme olarak selamladı. CEI Başkanı Kent Lassman yaptığı açıklamada, “Bugünkü karar Humphrey’s kararını tersine çevirmekte ve denetimsiz bir düzenleyici devleti ortadan kaldırırken iyileşme sürecini sürdürmektedir” dedi.

Ancak karşı oy yazısını kaleme alan Yargıç Sonia Sotomayor, kararın kurucuların isyan ettiği İngiliz Kraliyeti’nin bile sahip olmadığı bir yetkiyi başkana verdiğini ve uzmanların düzenleme yapma kabiliyetini sınırladığını belirtti.

Sotomayor karşı oy yazısında, “Geleceğe yönelik net görünen tek şey, bunu kaosun takip edeceğidir” ifadesine yer vererek şunları ekledi:

“Bu durum sadece siyasi mekanizmaların yeni zorluklara yanıt verme kabiliyetini engellemekle kalmıyor; saati yaklaşık 150 yıl geriye sararak, yaygın bir kurumsal yapının yasak olduğunu ve her zaman da yasaklandığını savunuyor. Ancak bu kurumların, kendilerini kuranların hiç beklemediği ve aktif olarak kaçınmaya çalıştığı şekillerde dönüşeceği ve bu süreçte ülkedeki güç dengesini temelden sarsacağı yadsınamaz bir gerçektir.”

Slaughter davasındaki hüküm, Yüksek Mahkeme’nin Federal Rezerv (Fed) Yönetim Kurulu Üyesi Lisa Cook’un görevinde kalması yönündeki kararıyla tezat oluşturdu. Mahkeme, Cook’un görevden alınabilmesi için Trump’ın daha somut gerekçelere ihtiyacı olduğuna karar vermişti.

Weintraub, Federal Rezerv ile diğer komisyonlar arasında başkan karşısındaki bağımsızlık düzeyine ilişkin bir ayrım kuran bu iki karar arasındaki “inanılmaz çelişkiyi” eleştirdi.

Slaughter da karara tepki göstererek, karardan çalışmalarının etkilenebileceğini belirttiği diğer komisyonlara dikkat çekti. Gazetecilerle yaptığı görüşmede Slaughter, şunları söyledi:

“Federal İletişim Komisyonunun (FCC) siyasi muhalefeti ve hoşuna gitmeyen ifadeleri bastırmak için yetkilerini eşi benzeri görülmemiş bir şekilde kullandığını görüyoruz; bu durum demokrasinin temel ilkelerini zedeleyici niteliktedir. Başkanın bu denli büyük bir güç biriktirmesi ve bu gücü düşman olarak algıladığı kesimleri cezalandırmak, müttefiklerini ise ödüllendirmek için kullanmaya istekli olması durumu olmasaydı, geçmişte böyle bir tabloyla karşılaşmazdık ve karşılaşmadık da.”

Kongre’deki Demokratlar arasında, bu karara karşı nasıl mücadele edileceğine dair tartışmalar şimdiden başladı.

Dava sürecinde mahkemeye sunulan ortak görüş belgesine öncülük eden Kongre üyelerinden Demokrat Joe Neguse, partinin Kongre tarafından kurulan çeşitli komisyonların görevlerini “yeniden yapılandırmak” ve “yeniden şekillendirmek” için en iyi yolları değerlendireceğini belirtti.

Neguse, “Demokrat grup içindeki farklı görüşlerden üyelerimizin üzerinde duracağı soru, bu kurumları Yüksek Mahkemenin kararına uygun hale getirirken aynı zamanda onlara belirli bir bağımsızlık düzeyi sağlayacak ne tür reform seçeneklerine sahip olduğumuzdur” dedi.

Raskin ise geçen hafta gazetecilere yaptığı açıklamada, Demokratların gelecekte zayıflayan bu bağımsızlık durumundan yararlanma eğiliminde olabileceğini ancak bu kurumların başkanlığın birer aracı haline gelmesine izin vermeyecek kadar demokrasinin önemli olduğunu vurguladı.

Raskin, “Menkul Kıymetler ve Borsa Komisyonu (SEC) ile Federal Ticaret Komisyonu (FTC), her dört yılda bir siyasi bir çekişme alanı haline gelmek yerine, siyasi yelpazenin her kesiminden uzmanların elinde olduğunda daha güvenlidir. Bu kararla büyük bir darbe alan idari kurumları restore ve rehabilite etmenin bir yolu olup olmadığını görmemiz gerekecek” değerlendirmesinde bulundu.

Amerika

Tahvil piyasalarında yapay zeka çılgınlığı

Yayınlanma

22 Temmuz itibariyle Alphabet, Amazon, Meta, Microsoft ve Oracle olmak üzere beş şirket, hisse senedi satışı ve tahvil ihracı yoluyla piyasalardan yaklaşık 302 milyar dolar kaynak sağladı.

Bunlar, S&P Global Market Intelligence verileri. Goldman Sachs’ın ayrı bir raporunda, küresel kurumsal tahvil ve kredi piyasalarındaki yapay zeka ile ilgili ihraçlar incelendi ve “bu yılın başından bu yana yapay zeka ile ilgili arzın 489 milyar dolar olduğu ve bu rakamın, 2025 yılı için tüm yıl tahminimiz olan 322 milyar doları şimdiden çok aştığı” tespit edildi.

Hiperkalerlerin hızla borçlanması ile birlikte tahvil piyasası kredi göstergelerinde de bozulma başladı. Son zamanlarda, Oracle ile ilişkili bir tahvil piyasası kredi göstergesi rekor seviyeye ulaştı.

Tüccarlar, düşük maliyetli, açık kaynaklı Çin yapay zeka modellerinin ortaya çıkmasının, bilgi işlem kapasitesi sağlamanın potansiyel kârlılığını nasıl değiştirebileceğini kavramaya çalışıyordu.

Oracle’a ilişkin beş yıllık kredi temerrüt swapları (CDS, yatırımcıların bir şirketin borcunu ödeyememesi durumunda kendilerini korumak için satın alabilecekleri bir tür sigorta) sigortalanacak her 100.000 dolarlık Oracle borcu için 212 baz puana (veya 2,12 yüzde puana) sıçradı.

Bu, 10 milyon dolarlık Oracle tahvillerini temerrüt riskine karşı sigortalamanın yıllık maliyetinin yaklaşık 212.000 dolar olduğu anlamına geliyor.

Kredi itibarı daha yüksek kabul edilen teknoloji devlerinin bile CDS oranlarında kademeli bir artış gözlemleniyor.

Veri merkezleri borçluluğu gitgide artıyor

Bu durum, bu şirketlerin yoğun sermaye harcamalarıyla finansal olarak kaldırabileceklerinden fazlasını üstlenip üstlenmediklerine dair nispeten küçük ama giderek artan bir endişeye işaret ediyor.

Apple bu noktada bir istisna olarak öne çıkıyor. Şirketin CDS fiyatı, diğer teknoloji devleri arasında en düşük seviyede bulunuyor.

Oracle’ın CDS’lerindeki artış, bu patlamanın boyutu ve potansiyel getirisiyle ilgili yeni bilgiler her gün ortaya çıktıkça, en azından bazı yatırımcıların bu tür yatırımların riskleri üzerinde biraz daha derinlemesine düşünmeye başladığını gösteriyor.

Nikkei, geçen hafta büyük hiper ölçekli şirketlerin, Japon yayınının “gizli borçlar” olarak adlandırdığı kalemde yaklaşık 1,65 trilyon dolarlık bir tutara sahip olabileceğini vurgulayan bir haber yayınladı.

Bunlar esasen bilanço dışı yükümlülükler ve geçerli muhasebe kuralları uyarınca bilanço dışında tutulabilirler.

Bu arada Alphabet, bazı yatırımcıları tedirgin etti; büyük ölçüde kontrolsüz yapay zeka harcamalarının bir sonucu olarak, 2004’teki halka arzından bu yana ilk kez negatif serbest nakit akışı bildirdi.

Yapay zeka altyapısı için borçlanan şirketler, muhtemelen artan faiz maliyetleriyle karşı karşıya kalacak.

Bunun nedeni kısmen kredi risklerine ilişkin endişeler. Fakat yatırımcıların bu şirketlerin mali durumuna ilişkin hiçbir endişesi olmasa bile, ABD Hazine tahvili getirilerindeki son dönemdeki artış nedeniyle borçlanma maliyetleri yine de yükselecek.

Okumaya Devam Et

Amerika

Demokratlar Kanada tarifelerini Michigan’da seçim kozuna çeviriyor

Yayınlanma

ABD ile Kanada arasındaki ticaret gerilimi, sınır ticaretine büyük ölçüde bağlı Michigan’da seçim kampanyalarının ekonomi eksenini yeniden şekillendirebilir. Kanada’dan yılda 43,5 milyar doları aşan ithalat yapan eyalette Demokratlar, yeni tarifelerin hane halkı maliyetlerini artıracağını savunuyor.

BD ile Kanada arasında tırmanan ticaret geriliminin, yoğun sınır ticaretine sahip Michigan’da Demokratların ara seçim kampanyalarında ekonomi başlığını öne çıkarmasına imkan tanıyabileceği değerlendiriliyor.

ABD Başkanı Donald Trump, geçen hafta Kanada’yı “ayrımcı” ticaret uygulamaları izlemekle suçlayarak ülkeye uygulanan tarifelere ilave yüzde 50 vergi getirdi. Trump ayrıca, geçen ay çok sayıda ABD eyaletini etkileyen yoğun dumanın kaynağı olan orman yangınları nedeniyle Kanada’ya yeni tarifeler uygulamayı da değerlendirdiğini açıkladı.

Trump pazartesi günü Michigan’daki seçim etkinliğinde ticaret politikalarını savunsa da, bu tartışmanın eyalette valilik, Senato ve Temsilciler Meclisi için yarışan Cumhuriyetçi adayları siyasi açıdan zorlayabileceği belirtiliyor.

Grassroots Midwest şirketinde görev yapan Michigan merkezli siyasi danışman Adrian Hemond, “Cumhuriyetçiler açısından zaten zorlu geçen seçim dönemindeki bir başka ters rüzgar. Ancak bunun ne kadar güçlü hissedileceği, Demokratların bu tarifelerin seçmen üzerindeki doğrudan etkisini ne ölçüde görünür kılacağına bağlı” dedi.

Hemond, “Tarifelerin ekonomik açıdan olumsuz olduğunu onlarca yıldır biliyoruz. Başkan buna rağmen yoluna devam etmeyi seçti. Demokratların görevi, bunun seçmenlerin günlük yaşamındaki etkisini açık biçimde ortaya koymak” ifadelerini kullandı.

Michigan ekonomisi Kanada ile ticarete büyük ölçüde bağlı. Kanada’nın Detroit Başkonsolosluğu verilerine göre eyalet, Kanada’dan her yıl 43,5 milyar dolardan fazla mal ithal ediyor.

Gordie Howe Köprüsü ABD ve Kanada arasındaki gelir anlaşmazlığıyla açıldı

Bunun içinde 934 milyon dolarlık doğalgaz ve diğer gazlar, 637 milyon dolarlık plastik ve plastik ürünleri ile 638 milyon dolarlık alüminyum ve alüminyum ürünleri yer alıyor.

Eyalet ayrıca Kanada’ya yılda 21,2 milyar dolarlık ihracat yapıyor. İhracat kalemleri arasında 726 milyon dolarlık motor ve türbin, 559 milyon dolarlık ham petrol ile 346 milyon dolarlık uçak ve uçak parçaları öne çıkıyor.

Michigan merkezli Cumhuriyetçi stratejist Jason Cabel Roe, “Kanada tarifeleri özellikle Michigan’a özgü bir mesele. Ekonomiyle ilgili saldırılarda bunun mutlaka gündeme geleceğini düşünüyorum” dedi.

ABD halen çelik ve alüminyum ürünlerine yüzde 25, Kanada’dan ithal edilen yumuşak kereste ürünlerine ise yüzde 10 tarife uyguluyor. Buna ek olarak Kanada, geçen ay yürürlüğe giren zorla çalıştırma gerekçeli yüzde 12,5’lik tarifeye de tabi tutuluyor.

Bazı değerlendirmelere göre Trump’ın Kanada mallarına ilave yüzde 50 tarife kararı, iki ülke arasındaki ticaret görüşmelerinde pazarlık aracı niteliği taşıyor.

Kanada Başbakanı Mark Carney, geçen hafta tarifelerin gelecek ay yürürlüğe girmesinden önce anlaşma sağlanamazsa “masadaki tüm seçeneklerin değerlendirileceğini” söyledi.

Detroit ile Kanada’nın Ontario eyaletindeki Windsor kentini birbirine bağlayan Gordie Howe Köprüsü de iki ülke arasındaki hassas ticaret ilişkisinin son simgelerinden biri haline geldi. ABD, cuma günkü resmi açılış törenine davet edilmedi. Trump da pazartesi günü Michigan ziyaretinde köprüye uğramadı.

Trump, ABD’nin törenden dışlanmasına ilişkin, “ABD’ye önemli tarifeler ödedikleri düşünülürse bunda sorun görmüyorum” açıklamasını yaptı.

Trump, pazartesi günü Michigan’ın Milford kentindeki General Motors Deneme Merkezi’nde yaptığı konuşmada Kanada ile yaşanan ticaret gerilimine değinmedi. Buna karşılık tarifelerin Amerikan işçisini koruduğunu savundu.

Trump, “Otomobillerde yıllık ticaret açığı 300 milyar doların üzerindeydi” dedi.

Sözlerini, “Ancak artık bunların hepsi değişiyor. Çünkü yabancı üretici ve imalatçılara, yabancı otomobiller dahil olmak üzere yüzde 25 tarihi tarife uyguladım. Bunu benden önce hiçbir başkan yapacak cesareti gösteremedi” ifadeleriyle sürdürdü.

Michigan’da kasım ayında sandığın her kademesinde çekişmeli yarışlar bekleniyor.

Cumhuriyetçi Senato ön seçiminde rakipsiz olan eski Temsilciler Meclisi üyesi Mike Rogers, Demokrat ön seçimin ardından Temsilciler Meclisi üyesi Haley Stevens veya Abdul El-Sayed ile karşı karşıya gelecek.

Cumhuriyetçiler, parti içinde “komünizm” uyarılarına yol açan sol kanadın önde gelen isimlerinden biri olarak görülen El-Sayed’in genel seçimde Rogers’ın rakibi olmasını tercih ediyor. Trump ise pazartesi günkü konuşmasında Demokrat adaylardan hiçbirinin adını anmadı.

Valilik yarışında Trump’ın desteklediği Temsilciler Meclisi üyesi John James, iş insanı Perry Johnson ile mücadele ediyor. Ön seçimin galibi, Demokrat tarafta Michigan Dışişleri Bakanı Jocelyn Benson ile Genesee County Şerifi Chris Swanson arasındaki yarışın kazananıyla karşılaşacak.

Temsilciler Meclisi seçimlerinde ise görevdeki Cumhuriyetçi Tom Barrett zorlu bir yeniden seçilme mücadelesi veriyor. Tarafsız Cook Political Report, Barrett’ın yarışını “başa baş” olarak değerlendiriyor.

4 Ağustos’taki ön seçimler yaklaşırken Demokratların önemli bölümü henüz Cumhuriyetçilere yönelik kapsamlı eleştirilerine başlamış değil.

Roe, “Şu ana kadar tarifeler konusunda yoğun bir söylem duymadım. Ancak bu, ileride kullanmayacakları anlamına gelmiyor” dedi.

Haley Stevens ise geçen hafta, milletvekili sıfatıyla yaptığı açıklamada Trump’ın Kanada mallarına getirdiği ilave yüzde 50 tarifeyi eleştirdi ve bunun Michigan ailelerinin maliyetlerini artıracağını savundu.

Stevens, X platformundaki paylaşımında, “Trump, Michigan ailelerinden çok güç gösterileriyle ilgileniyor” ifadelerini kullandı.

Geçen hafta yayımlanan ve Midwest Economic Policy Institute ile Illinois Üniversitesi Urbana-Champaign bünyesindeki Project for Middle Class Renewal tarafından hazırlanan tarafsız araştırma, Trump’ın geçen yıl uyguladığı tarifelerin Ortabatı’daki hanelerin maliyetlerini ulusal ortalamanın yüzde 55 üzerine kadar çıkardığını ortaya koydu.

Araştırmaya göre Michigan’da tarifelerin hane başına maliyeti 3 bin 200 dolara kadar ulaştı. Çalışma Illinois, Indiana, Ohio, Minnesota ve Wisconsin’i de kapsadı.

Roe, “Fiyatlar yüksek kalır ve seçmen enflasyona odaklanırsa tarifeler etkili bir saldırı hattına dönüşebilir” değerlendirmesini yaptı.

Bununla birlikte seçim kampanyalarında hayat pahalılığı tartışmalarına şu ana kadar İran ile yaşanan savaşın damga vurduğu belirtiliyor.

Demokratlar, çatışmanın mevcut enflasyon ile yükselen enerji fiyatları üzerindeki etkisini gündeme taşıyor.

Roe, “Açıkçası İran’daki savaş, Demokratların bu söylemini bir miktar karmaşık hale getirmiş olabilir. Çünkü birçok seçmen açısından İran konusu tarifelerin önüne geçiyor” dedi.

Okumaya Devam Et

Amerika

Büyük teknoloji CEO’ları yapay zeka görüşmeleri için Washington’da

Yayınlanma

Nvidia ve OpenAI gibi büyük teknoloji şirketlerinin yöneticileri, yapay zeka görüşmeleri yapmak için Washington’a gidiyor.

Nvidia CEO’su Jensen Huang, yapay zeka alanında ABD’nin liderliğini görüşmek üzere Washington’da Kongre üyeleriyle bir araya gelecek.

Çip üreticisinin bir sözcüsü, Huang’ın Capitol Hill’de hem Cumhuriyetçiler hem de Demokratlarla görüşerek bu teknolojideki son gelişmeleri ele alacağını söyledi.

Sözcü, “Jensen, açık kaynak alanında liderlik de dahil olmak üzere yapay zeka konusunda ABD’nin liderliğini tartışmak üzere her iki partiden liderlerle bir araya gelmek üzere Washington’da bulunuyor,” dedi.

Sözcü, Huang’ın ayrıca NVIDIA’nın ABD’de 500 milyar dolar değerinde yapay zeka altyapısı üretme taahhüdünü vurgulayacağını da ekledi.

Huang’ın, geçen hafta OpenAI’a yönelik otonom siber saldırının ardından güvenlik tehditleri konusunda ciddi endişelerini dile getiren Senato İstihbarat Komitesi’nin en üst düzey Demokrat üyesi Senatör Mark Warner ile bir araya gelmesi planlanıyor.

Bu gelişme, Huang’ın X platformunda açık kaynaklı yapay zekayı savunarak, bu tür modellerin “güvenliği ve siber güvenliği güçlendirdiğini, inovasyonu ve yaygınlaşmayı hızlandırdığını ve egemenliği sağladığını” yazmasının ardından geldi.

Huang’ın ziyareti, OpenAI CEO’su Sam Altman’ın da Warner ile görüşmesi beklenirken gerçekleşti fakat senatörün sözcüsü, görüşmelerin birbirinden bağımsız olduğunu belirtti. Pazartesi günü OpenAI, Nvidia ile bir veri merkezi projesi kapsamında görüşmelerde bulunduğunu duyurmuştu.

Sektöre ve yönetime yakın kaynakların POLITICO’ya aktardığına göre, OpenAI CEO’su Sam Altman’ın çarşamba ve perşembe günleri Washington’a gitmesi ve Beyaz Saray yetkilileri, diğer yönetim yetkilileri ve iki partiden Kongre üyeleriyle yapay zeka politikasını görüşmek üzere toplantılara katılması bekleniyor.

Kaynaklardan biri, Altman’ın Hazine Bakanı Scott Bessent ile görüşmesinin beklendiğini, iki kaynak ise Ticaret Bakanı Howard Lutnick ile görüşmesinin beklendiğini belirtti.

Ayrıca, Altman’ın Senato İstihbarat Komitesi’nin en üst düzey Demokrat üyesi ve Senato Siber Güvenlik Grubu’nun eşbaşkanı olan Senatör Mark Warner ile de görüşmesi bekleniyor.

Gerçekleştireceği toplantılarda Altman, OpenAI’ın en yeni modellerini tanıtacak, şirket geçen hafta yaptığı açıklamada belirtti.

Ayrıca, insan müdahalesi olmaksızın OpenAI’ın en yeni modelleri tarafından gerçekleştirilen son siber güvenlik saldırısı ile ilgili sorulara da maruz kalması muhtemel; bu, bu türden belgelenmiş ilk olaydır.

Altman, ayrıca, gelişmiş modellere yönelik hükümet denetiminin artırılmasını öngören Beyaz Saray’ın haziran ayında yayınlanan başkanlık emrinin uygulanmasını da ele alacak.

Haziran ayında yayınlanan başkanlık kararnamesinde çerçeve çalışmasının hazırlanması için belirlenen 60 günlük süre, 1 Ağustos’ta sona erecek.

Kararname, şirketlerin gelişmiş yapay zeka modellerini piyasaya sürmeden 30 gün önce güvenlik testleri için gönüllü olarak hükümete sunmalarını ve ardından bu modelleri, genel kamuoyuna sunmadan önce hükümetin onayladığı ortaklara ilk aşamadaki sınırlı uygulamalar için devretmelerini öngörüyor.

Bu son tarih, ülkenin en büyük yapay zeka şirketleri tarafından yoğun bir lobi faaliyetini tetikledi. Görüşmelere yakın üç kaynağın belirttiğine göre, bu şirketler, Anthropic’e yönelik ihracat kontrollerinin ve OpenAI’ın en son modeline uygulanan kısıtlamaların kaldırılmasının ardından son iki hafta içinde Beyaz Saray ile görüşmelere yeniden başladı.

Yönetime yakın kaynaklardan birine göre, OpenAI, Anthropic ve Google, geçen hafta başında Beyaz Saray Ulusal Siber Direktörlüğü’nün hazırladığı çerçeve taslağına ortaklaşa kapsamlı “kırmızı çizgi” düzenlemeleri sundu.

“Tek bir ortak kırmızı çizgi belgesi hazırladılar,” diyen bu kişi, bunu şirketler arasında alışılmadık bir birlik gösterisi olarak nitelendirdi.

Sektördeki en azından bazı aktörler tarafından desteklenen bir öneri, yalnızca sektör genelinde mevcut en yüksek performanslı yapay zeka sistemlerinin incelemeye tabi tutulmasını öngörüyor.

Bu da bazı şirketlerin en iyi modellerinin hiç incelemeye tabi tutulmayacağı anlamına geliyor.

Başkanlık emri, bir modelin devlet tarafından incelemeye tabi tutulabilmesi için gerekli olan kesin performans kriterini belirleyecek.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English