Bizi Takip Edin

Diplomasi

Ankara’daki NATO zirvesinde hangi silah anlaşmaları yapıldı?

Yayınlanma

Türkiye’nin ev sahipliğinde Ankara’da düzenlenen NATO zirvesinde, üye ülkeler toplam değeri en az 50 milyar doları bulan çok uluslu savunma ve silah tedarik sözleşmelerine imza attı. Avrupa ve Kanada’nın savunma yatırımlarını artırdığını ABD Başkanı Trump’a göstermeyi de amaçlayan bu dev hamle kapsamında hava savunma sistemlerinden insansız hava araçlarına, yakıt hatlarından yeni nesil erken uyarı uçaklarına kadar çok sayıda stratejik anlaşma duyuruldu.

NATO liderlerinin Türkiye’nin başkenti Ankara’da bir araya geldiği zirve, ittifakın savunma mimarisini, sanayi kapasitesini ve transatlantik askeri dengelerini kökten değiştiren milyarlarca dolarlık anlaşmalarla bitti.

Genel Sekreter Mark Rutte tarafından “NATO 3.0” olarak adlandırılan bu yeni evre, Avrupa ülkelerinin kendi güvenlikleri için daha fazla mali yük üstlendiği, ABD’nin küresel rolünü yeniden tanımladığı ve ev sahibi Türkiye’nin stratejik ağırlığının belirgin şekilde arttığı bir dönemece işaret ediyor.

Zirvenin ilk gününde açıklanan askeri sözleşmelerin ve savunma yatırımlarının toplam hacmi en az 50 milyar doları (yaklaşık 43 milyar avro) buldu.

Bu devasa bütçe, ittifak genelinde hava savunmasından erken uyarı uçaklarına, insansız sistemlerden derin hassas vuruş yeteneklerine kadar çok geniş bir yelpazeyi kapsıyor.

Avrupa hava savunmasında “çok uluslu tedarik” hamlesi

Zirvede duyurulan 43 milyar avroluk sözleşme paketinin yarısından fazlasını hava ve füze savunma sistemlerine yönelik yatırımlar oluşturuyor.

“Avrupa semalarının güvenliğini artırmayı” hedeflediği iddia edilen bu adımlar kapsamında Belçika, hava savunma yeteneklerini güçlendirmek üzere 3 milyar avroyu aşan yeni füze savunma sözleşmelerine imza atacağını ilan etti.

Avrupa savunma sanayi lobisinin genel sekreteri Camille Grand, açıklanan anlaşmaların toplam tutarının son derece ciddi bir boyuta ulaştığını doğrularken, buradaki en kritik unsurun müttefiklerin daha önce doğrudan ABD tarafından sağlanan stratejik yetenekleri artık kendi imkanlarıyla edinmeye başlaması olduğunu kaydetti.

Bu stratejik bağımsızlık çabalarının en somut örneği, havadan erken ihbar ve kontrol yeteneklerinin yenilenmesi projesinde görüldü.

NATO bünyesinde yaklaşık 50 yıldır görev yapan emektar AWACS uçaklarının yerini almak üzere, İsveçli üretici Saab firması ile 10 adet yeni “GlobalEye” erken uyarı uçağının tedariki için anlaşma sağlandı.

Almanya ve Hollanda başta olmak üzere 10 ülkeden oluşan bir konsorsiyum tarafından finanse edilen bu dev projeye, daha önce iki uçak sipariş ettiğini açıklayan Fransa ile altı adet uçak alması beklenen Kanada da katıldı. Yatırım tutarının 3,8 milyar avro ile 4,3 milyar avro arasında değişeceği hesaplanıyor.

İsveç Başbakanı Ulf Kristersson, savunma sanayii forumunda yaptığı konuşmada, bu anlaşmanın müttefikler arasında ortaklaşa gerçekleştirilen “büyük bir gurur anı” olduğunu dile getirdi.

Anlaşmanın duyurulmasıyla birlikte İsveçli üretici Saab firmasının hisseleri borsada yüzde 5’in üzerinde değer kazanırken, yatırım bankası Morgan Stanley şirketin hisse notunu yükseltti.

“Made in NATO” mu, “Made in Europe” mu?

Müttefikler “insansız sistemlere” yöneliyor

Avrupa’nın askeri harcamalarındaki artışın lokomotifi rolünü üstlenen Almanya, zirvede çok sayıda yeni askeri alım ve ortak üretim projesi duyurdu.

Berlin yönetimi, İskandinav ülkeleriyle ortaklaşa hareket ederek ABD’li savunma şirketi Northrop Grumman firmasından 5 adet yüksek irtifa uzun menzil (HALE) sınıfı “Triton” insansız hava aracı tedarik edeceğini açıkladı.

Bu stratejik gözetleme dronlarının toplam sözleşme bedeli 2 milyar avroyu aşıyor.

Almanya ayrıca, müttefikleri Hollanda ve Polonya ile ortak bir girişim başlatarak, en son teknolojiye sahip Patriot hava savunma sistemleri için Avrupa topraklarında kapsamlı bir bakım ve lojistik merkezi kuracağını ilan etti.

Sanayi forumunda dikkat çeken bir diğer ortaklık ise Alman savunma sanayi devi Rheinmetall ile ABD’li Lockheed Martin arasında kuruldu.

İki şirket, Amerikan kısa menzilli güdümlü füze sistemi ATACMS’ın Aşağı Saksonya eyaletindeki tesislerde ortaklaşa üretileceğini duyurdu.

Askeri nakliye ve lojistik alanında da önemli bir konsorsiyum kuruldu. Fransa, Birleşik Krallık ve Polonya’nın da aralarında yer aldığı yedi müttefik ülke, İspanya’da üretilen Airbus A400M ağır nakliye uçaklarından yaklaşık 10 adet satın almak üzere ortak bir niyet beyanı yayımladı.

Ağır askeri teçhizat ve personelin operasyon bölgelerine hızlıca sevk edilmesini sağlayacak bu projenin toplam bedeli, uçakların teknik konfigürasyonları ile eğitim ve bakım hizmetlerine bağlı olarak milyarlarca avroya ulaşacak.

Denizaltı ve uzay teknolojilerinde milyarlık bütçeler

NATO üyesi Kanada, zirve kapsamında Avrupa savunma sanayisine yönelik en büyük askeri siparişlerinden birini verdi. Kanada hükümeti, yeni nesil askeri filosunu inşa etmek amacıyla Alman gemi inşa şirketi ThyssenKrupp Marine Systems (TKMS) firmasını ortak olarak seçtiğini duyurdu.

Yapılan anlaşmaya göre, Alman tersanelerinde Kanada Kraliyet Donanması için 12 adet gelişmiş denizaltı üretilecek. Bu çok milyar avroluk sözleşme, zirvenin en büyük deniz savunma anlaşması olarak kayıtlara geçti.

Müttefik ülkeler ayrıca modern savaş konseptinin en kritik cephelerinden biri haline gelen uzay savunması alanında da iş birliğini artırıyor.

Zirvede, uzay tabanlı askeri teknolojiler, uydu haberleşme ağları ve erken uyarı sistemlerinin geliştirilmesi amacıyla 3 milyar avroluk yeni bir yatırım paketi açıklandı.

TKMS ile Kanada arasında 20 milyar avroluk denizaltı anlaşması

Ukrayna’ya 70 milyar avroluk askeri yardım taahhüdü

Ankara’daki zirvede müttefik liderler, Rusya’nın saldırılarına karşı mücadele eden Ukrayna’ya yönelik desteklerini güçlü bir şekilde yineledi.

NATO üyesi ülkeler, Ukrayna’ya bu yıl ve önümüzdeki yıl askeri teçhizat, doğrudan savunma yardımı ve personel eğitimi sağlamak üzere her yıl en az 70 milyar avro düzeyinde mali kaynak aktaracaklarını taahhüt etti.

Zirveye katılan Ukrayna Cumhurbaşkanı Volodimir Zelenskiy, müttefik liderlere hitap ederek ülkesinin NATO üyeliği sürecinin hızlandırılması ve acil olarak daha fazla hava savunma sistemi gönderilmesi talebinde bulundu.

Ukrayna Silahlı Kuvvetleri’nin muharebe tecrübesine dikkat çeken Zelenskiy, Rusya topraklarının derinliklerindeki petrol rafinerilerini ve enerji altyapısını başarıyla hedef alabildiklerini aktardı.

Zelenskiy, Ukrayna ordusunun cephe hattında her ay ortalama 30 bin Rus askerini etkisiz hale getirdiğini belirterek şu ifadeleri kullandı:

“Dürüst olmak gerekirse, bundan büyük bir gurur duymuyoruz. Bu savaş bizim talep ettiğimiz bir savaş değil, ancak savaşmak zorunda olduğumuz bir mücadeledir.”

“Makinelerin uğultusu kükremeye dönüşmeli”

Genel Sekreter Mark Rutte, zirvenin ilk gününde açıklanan dev bütçelerin müttefiklerin sorumluluk bilincini ortaya koyduğunu vurguladı. Rutte, müttefiklerin savunma harcamalarını gayrisafi yurtiçi hasılalarının (GSYİH) yüzde 5’ine çıkarma yönündeki 2035 hedeflerine doğru hızlı ilerlediğini, henüz on yıllık sürecin ilk yılında ortalama oranın yüzde 4 seviyesine ulaştığını kaydetti.

Rutte, bu büyük siparişlerin sadece bir günde 50 milyar doları aşan sözleşmelerle taçlandırıldığını belirtirken, “Makinelerin uğultusu artık bir kükremeye dönüşmeli” diyerek savunma sanayisine üretim hızını artırma çağrısı yaptı.

Öte yandan, NATO’nun başlattığı bazı yeni sanayi girişimleri, Avrupa Birliği’nin halihazırda yürütmekte olduğu savunma politikalarıyla benzerlik gösteriyor. Bu durum, ittifak içinde “mükerrer yapılanma” (duplication) tartışmalarını beraberinde getirdi.

AB’nin sermaye piyasalarından borçlanarak oluşturduğu 170 milyar dolarlık ucuz savunma kredisi sistemi ile NATO bünyesinde kurulan sanayi iş birliği platformlarının yetki alanlarının çakışabileceği belirtiliyor.

Camille Grand, NATO’nun bu adımları atarken savunma üreticilerini en başından itibaren sürece dahil etmediğini ifade ederken, NATO kaynakları ise zaman kaybetmeye tahammüllerinin olmadığını ve NATO şemsiyesi altında kararların çok daha hızlı alındığını savunuyor.

Zirvede dikkat çeken bir diğer detay ise Fransa’nın sergilediği tutum oldu. Avrupa’nın askeri açıdan özerk olmasını ve savunma harcamalarının kıta içinde kalmasını savunan Paris yönetimi, milyarlarca dolarlık Amerikan silahlarının tedarik edildiği ve transatlantik ortaklığın ön plana çıktığı sanayi forumunda oldukça düşük profilli bir duruş sergilemeyi tercih etti.

Almanya, Hollanda ve Polonya gibi ülkeler forumda başrolü oynarken, Fransa temsilcileri sessiz kalmayı yeğledi.

NATO 3.0’un mucidi: Elbridge Colby

27 milyar avroluk akaryakıt hattı

İttifakın teknolojik üstünlüğünü korumayı amaçlayan en önemli uzun vadeli projelerden biri “NATO Drone Edge” girişimi oldu.

Bu program kapsamında, önümüzdeki beş yıl boyunca insansız ve otonom sistemlerin geliştirilmesi ve tedarik edilmesi amacıyla 40 milyar dolarlık bir kaynak ayrılacak.

Proje kapsamında ABD ve Avrupa savunma sanayisinin önde gelen üreticileriyle ortak insansız araç geliştirme sözleşmeleri imzalanacak.

Teknolojik yatırımların yanı sıra, NATO askeri birliklerinin lojistik ve harekat kabiliyetini doğrudan etkileyecek hayati bir altyapı kararı da alındı.

Genel Sekreter Mark Rutte, müttefik kuvvetlerin her an savaşa hazır olmasını güvence altına almak için 27 milyar avroluk tarihi bir akaryakıt tedarik zinciri modernizasyon projesi başlattıklarını açıkladı.

Bu kapsamda, ittifak sınırları içindeki mevcut askeri yakıt depolama tesisleri en son teknolojiyle yenilenecek, dağıtım şebekeleri modernize edilecek ve özellikle NATO’nun doğu kanadındaki ülkelere doğru yeni askeri boru hatları inşa edilecek.

Ayrıca muharebe sahasında komuta kontrol kolaylığı sağlamak üzere ortak bir transatlantik harp bulut ağı kurulması ve gelişmiş yapay zeka modellerinin askeri sistemlere entegre edilmesi kararlaştırıldı.

Türkiye’ye yönelik CAATSA yaptırımları da kalkacak

Ankara’daki zirvenin en çok tartışılan siyasi başlıklarından biri, ABD Başkanı Donald Trump ile ev sahibi Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan arasında gerçekleştirilen ikili görüşme oldu.

Görüşmede ABD heyetinden Dışişleri Bakanı Marco Rubio, Hazine Bakanı Scott Bessent, Savunma Bakanı Pete Hegseth, ABD’nin Ankara Büyükelçisi Tom Barrack ve ABD’nin NATO Daimi Temsilcisi Matthew G. Whitaker hazır bulundu.

Erdoğan ile aralarında “mükemmel bir uyum” olduğunu belirten Trump, gazetecilerin bu dostluğun sırrına dair sorularına, “Aramızda çalışan bir kimya var. Bazen en zor insanlarla, onun gibi, çok iyi anlaşırsınız” yanıtını verdi. Cumhurbaşkanı Erdoğan ise ABD Başkanı’nın her zaman sözünün arkasında duran bir lider olduğunu dile getirerek, F-35 savaş uçaklarının satışı konusunda olumlu adımlar atılacağına dair inancını paylaştı.

Görüşmenin ardından basın mensuplarına açıklamalarda bulunan ABD Başkanı Donald Trump, Türkiye’nin 2019 yılında Rusya’dan S-400 hava savunma sistemleri satın alması üzerine 2020 yılında yürürlüğe konulan CAATSA yaptırımlarının kaldırılacağını ilan etti.

Türkiye’nin F-35 savaş uçağı programına geri dönmesi konusundaki yasal engellerin aşılması için Dışişleri Bakanı Marco Rubio, Hazine Bakanı Scott Bessent ve Savaş Bakanı Pete Hegseth’in koordineli bir çalışma yürüttüğünü belirten Trump, Türkiye’ye F-35 satışına sıcak baktığını şu sözlerle ifade etti:

“Yaptırımları kaldırıyoruz. Türkiye’ye F-35 satma olasılığı, kesinlikle değerlendireceğimiz bir konudur. İlişkilerimiz göz önüne alındığında, Türkiye birçok yönden, sadık olacağını düşündüğümüz diğer bazı ülkelerden çok daha sadık davrandı.”

Türkiye’nin F-35 programına geri dönme ihtimali bölgesel dengeleri de hareketlendirdi. İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, CNN televizyonuna verdiği mülatta, ABD Başkanı Donald Trump’a Türkiye’ye gelişmiş savaş uçakları satmaması konusunda bizzat çağrıda bulunduğunu açıkladı.

Türkiye’nin F-35 uçaklarına sahip olmasının İsrail’in güvenliğini tehlikeye atacağını savunan Netanyahu, “Bu güç barış ve istikrara hizmet eden bir güç değildir. Onlara bu gücü verdiğinizde, bunun arkasından saldırganlık gelecektir” iddiasını dile getirdi.

Ayrıca ABD Kongresi’nde de S-400 füzeleri Türkiye’nin elinde bulunduğu sürece bu satışa karşı çıkacağını belirten çok sayıda senatörün muhalefeti sürüyor.

Avrupa’nın gündeminde ABD’siz NATO var

Zirvede Grönland huzursuzluğu

Ankara zirvesinin arka planında, müttefikler arasında son bir yıldır biriken derin siyasi görüş ayrılıkları ve çatlaklar da varlığını korudu. Özellikle ABD’nin Şubat ayında İran’a karşı başlattığı askeri harekat, ittifak içinde ciddi huzursuzluklara neden oldu.

İngiltere, Fransa, Almanya ve İtalya’yı kendilerine yeterli askeri ve lojistik destek vermemekle suçlayan Trump, müttefiklerine yönelik hayal kırıklığını gizlemedi. Avrupalı liderlerin kendilerine iyi davranmadığını savunan Trump, şöyle konuştu:

“Açıkçası NATO karşısında büyük bir hayal kırıklığı yaşadım. Ben daha yardım istemeden önce orada olmayacaklarını söylediler. Oysa biz NATO’ya trilyonlarca dolar yatırım yaptık.”

Avrupalı diplomatlar ise ABD’nin kendilerine danışmadan başlattığı ve Avrupa ekonomilerini sarsan bu popüler olmayan savaşta, tüm itirazlarına rağmen ABD ordusuna hava sahalarını ve askeri üslerini açarak üzerlerine düşen yükümlülükleri fazlasıyla yerine getirdiklerini belirtiyor.

ABD yönetimi ise Avrupa’daki askeri varlığını azaltma planları çerçevesinde altı aylık kapsamlı bir askeri inceleme süreci başlattığını duyurarak müttefiklerine gözdağı vermeyi sürdürdü. Hatta Trump, Erdoğan ile olan yakın dostluğu olmasaydı bu zirveyi tamamen boykot etmeyi bile düşündüğünü ifade etti.

İttifak içi gerilimi tırmandıran bir diğer başlık ise Trump’ın Danimarka toprağı olan Grönland’ı satın alma veya kontrolünü ele geçirme yönündeki ısrarını Ankara’da yeniden dile getirmesi oldu.

Grönland’ın ABD için çok önemli bir stratejik bölge olduğunu savunan Trump, “Orası Danimarka tarafından değil, Amerika Birleşik Devletleri tarafından kontrol edilmelidir. NATO ile ilişkilerimi zedeleyen konulardan biri de bu oldu, çünkü Grönland Danimarka’ya hiçbir fayda sağlamıyor. Danimarka Grönland’a gerçekten yardım etmek için para harcamıyor” dedi.

Danimarka Başbakanı Mette Frederiksen ise zirve salonunda gazetecilere yaptığı açıklamada, müttefiklerin birbirlerinin toprak bütünlüğüne ve egemenliğine saygı duyması gerektiğini vurgulayarak, “Grönland satılık değildir” yanıtını verdi.

“NATO’nun güç dengesi değişiyor”

St. Andrews Üniversitesi Stratejik Çalışmalar Bölümü öğretim üyesi ve NATO Savunma Koleji eski araştırmacısı Andrea Gilli, Ankara zirvesinde yaşanan gelişmeleri değerlendirirken, ittifak içindeki siyasi, askeri ve stratejik dengelerin kalıcı olarak dönüştüğünü belirtti.

Gilli’ye göre bu dönüşümün arkasında beş temel dinamik yer alıyor:

Birincisi, Donald Trump ittifak içindeki yük paylaşımı tartışmasını kesin olarak kazandı. Avrupalı müttefiklerin benzeri görülmemiş bir hızla silahlanması ve askeri harcamalarını artırması, Trump’ın geleneksel diplomatik yollar yerine tehdit ve baskı taktiklerini kullanmasının seleflerine kıyasla çok daha somut sonuçlar verdiğini gösteriyor.

İkincisi, harcamaların artması NATO’yu yeni bir askeri yapılanma sorunuyla karşı karşıya bırakıyor. ABD’nin Avrupa’daki askeri varlığını azaltmasıyla birlikte, kurulacak yeni Avrupa ordularının ve komuta yapısının nasıl şekilleneceği, caydırıcılığın nasıl daha inandırıcı hale getirileceği sorusu henüz yanıtlanmış değil. Gilli, müttefiklerin tarihsel olarak bu tür askeri yapılanma konularında uzlaşmakta zorlandığını hatırlatıyor.

Üçüncüsü, ABD’nin Avrupa üzerindeki kozları sadece savunma sektörüyle sınırlı değildir. Avrupa ülkeleri enerji tedariki, ileri teknoloji, finansal piyasalar ve ticaret gibi hayati alanlarda halen ABD’ye bağımlı durumda. Bu durum, Trump’ın orta vadede Avrupalı müttefiklerinden yeni ve daha büyük taleplerde bulunmasını kolaylaştıracak. Ayrıca Avrupa’nın sadece Rusya’yı caydırmaya odaklanmaması, kendi ekonomik bekası için kritik olan küresel ticaret rotalarını da koruyabilecek askeri yeteneklere yatırım yapması gerekecek.

Dördüncüsü, uluslararası zirveler ve dış politika kararları artık liderler tarafından iç politikada kendi konumlarını güçlendirmek amacıyla bir araç olarak kullanılıyor. Gilli, Trump ve İspanya Başbakanı Pedro Sánchez örneklerinde görüldüğü üzere, iç siyasi hesapların dış politikayı şekillendirmesinin ittifak içinde ortak karar almayı ve uzlaşı sağlamayı gelecekte daha da zorlaştıracağını öngörüyor.

Beşincisi, ev sahibi Türkiye’nin ittifak içindeki stratejik yükselişi. NATO’nun 2004 yılındaki İstanbul zirvesinden bu yana geçen sürede hem Türkiye hem de ittifak büyük bir değişim geçirdi. ABD’nin Avrupa ve Ortadoğu’daki nüfuzunu kısmen azaltmasıyla ortaya çıkan boşluğu dolduracak en önemli aktörlerin başında, artan askeri sanayi kapasitesi ve jeopolitik konumuyla Türkiye geliyor. Ankara zirvesinde alınan kararlar, bu yükselişin somut birer göstergesi niteliğinde.

Diplomasi

Stubb, ABD’nin NATO anketini savundu

Yayınlanma

Finlandiya Cumhurbaşkanı Alexander Stubb, Başkan Donald Trump’ın politikalarına yönelik desteği ölçen bir anketle ABD’nin NATO müttefiklerini zorlamakta olduğu yönündeki iddiayı reddetti.

Gazetecilerin, ABD’nin bu anketle müttefiklerine baskı uyguladığı şeklinde yorumlanıp yorumlanamayacağı sorusu üzerine Stubb, “Bunu baskı olarak görmüyorum; bu, mevcut ABD yönetiminin işleyiş şekli,” dedi.

Finlandiya’nın güneybatısındaki askerden arındırılmış Åland takımadalarını ziyaret ederken basına konuşan Stubb, soruların çoğunun ABD’nin savunma stratejisinin şekillendirilmesiyle ilgili olduğunu belirtti.

Fin lider, “ABD ile birlikte, NATO içindeki sorumluluk devrini tartıştığımız daha küçük bir grup içinde yer alıyoruz,” dedi.

ABD, Washington’un Avrupa’daki askeri varlığını gözden geçirmesi kapsamında, NATO üyelerine Trump’ın politikalarına verdikleri destekle ilgili soruların yer aldığı bir belge gönderdi.

Anket, diğer konuların yanı sıra, ülkelerin ABD dış politikasını “kamuoyu önünde destekleyip desteklemediklerini” ve ABD ordusunun üs kullanımına kısıtlamalar getirip getirmediklerini soruyor.

Finlandiya’nın yanıtında ABD’yi eleştirip eleştiremeyeceği sorulduğunda Stubb, bunu yapmasını engelleyen hiçbir şeyin olmadığını söyledi.

Stubb, “ABD ile hemfikir olduğumuz konular da var, anlaşamadığımız konular da. Zamanı geldiğinde bu ankete de yanıt vereceğiz,” dedi.

Trump yönetiminin Avrupa’daki askeri varlığını gözden geçirme sürecinin aralık ayına kadar tamamlanması bekleniyor ve genel kanı, ABD’nin buradaki varlığını azaltacağı yönünde.

Okumaya Devam Et

Diplomasi

Barrack: İsrail’in ez-Zuhur’a yaptığı saldırı nedeniyle endişeliyiz

Yayınlanma

İsrail Savunma Kuvvetleri’nin Suriye’nin İdlib kentinde bulunan Ebu ez-Zuhur hava üssüne yönelik saldırılarından sonra ABD’li elçi Tom Barrack açıklama yaptı.

“Ebu ez-Zuhur Hava Üssü’ne yönelik teyit edilen İsrail hava saldırılarının, bölgesel istikrarı desteklemeyen gereksiz bir gerginlik artışı oluşturmasından derin endişe duyuyoruz,” diyen Barrack, Ahmed Şara hükümetinin “ne saldırgan bir tutum sergilediğini ne de vekil güçler bulundurduğunu” savundu.

Şara yönetiminin bunun aksine, İsrail ile gerginliğin azaltılmasını tercih ettiğini defalarca belirttiğini hatırlatan Türkiye Büyükelçisi, “Amerika Birleşik Devletleri, geçmişte olduğu gibi gelecekte de her iki ülke için askeri çatışmalar yerine diplomatik diyaloğu teşvik etmek amacıyla görüşmelere ev sahipliği yapmaya devam edecektir,” dedi.

Kalıcı gerilimi azaltma anlaşmalarının “ilgili tüm ülkeler ve taraflarla sürdürülen diyaloglar yoluyla oluşturulduğunu” söyleyen Barrack, “Amerika Birleşik Devletleri, itidal ve diyaloğun daha yapıcı bir yol sunduğuna inanmaya devam etmektedir. Tüm tarafları, yeni askeri olaylar yerine mantıklı bir diyaloga öncelik vermeye teşvik ediyoruz,” dedi.

Suriye devlet medyasının haberine göre, Suriye’nin kuzeybatısındaki İdlib’de bir hava üssüne sekiz hava saldırısı düzenlendi. Saldırılar maddi hasara yol açarken can kaybı yaşanmadı.

Habere göre, hava saldırıları askeri üssün pistini vurdu. Devlet televizyonu, bir askeri kaynağa atıfta bulunarak saldırının İsrail güçleri tarafından gerçekleştirildiğini bildirdi.

Devlet televizyonu, kimliği açıklanmayan kaynağın, “İsrail işgal uçakları bu sabah erken saatlerde Ebu Zuhur askeri havaalanının pistini … sekiz hava saldırısıyla hedef aldı” dediğini aktardı.

Şam’dan haber veren El Cezire muhabiri Suheyb el-Halaf, saldırının niteliğinin, Suriye ordusunun yeteneklerini zayıflatmayı amaçlayan, Suriye’deki askeri hedef ve tesislere yönelik önceki İsrail saldırılarına benzediğini söyledi.

Öte yandan Suriye Dışişleri Bakanı Esad Şeybani ve ABD Özel Temsilcisi Tom Barrack İstanbul’da bir araya gelerek, yaptırımların kaldırılması ve Suriye’nin yeniden inşasını görüştü.

Görüşmenin ana odağını, yıllardır Suriye ekonomisini felç eden uluslararası yaptırımlar oluşturdu.

Bakan Şeybani, yeni yönetimin “demokratikleşme” adımlarını vurgularken; ABD’li temsilci Barrack ile yaptırımların tamamen kaldırılması için gerekli takvimi tartıştı.

İki yetkili, Suriye halkının refahı için iktisadi çarkların yeniden dönmesi gerektiği konusunda mutabık kaldı.

Toplantıda, iç savaşın yarattığı büyük yıkımın ardından “Yeniden İnşa” süreci de ele alındı. Suriye Dışişleri’nden yapılan açıklamada, “Her iki taraf da Suriye’nin istikrarı için kentsel ve altyapısal dönüşümün hızlandırılmasının hayati önem taşıdığını vurguladı,” denildi.

Okumaya Devam Et

Diplomasi

Polonya’nın vereceği MiG-29’lar Ukrayna için yetersiz kaldı

Yayınlanma

Ukrayna’nın Varşova Büyükelçisi Vasiliy Bodnar, Polonya’dan teslim alınacak MiG-29 savaş uçaklarının mevcut halleriyle muharebede kullanılamayacağını açıkladı. Uçakların ancak eğitim amaçlı değerlendirilebileceğini belirten Bodnar, cepheye sürülebilmeleri için modernizasyon finansmanı arandığını söyledi.

Ukrayna’nın Polonya Büyükelçisi Vasiliy Bodnar, RMF FM radyosunun YouTube kanalında yayınlanan mülakatında, Polonya’dan alınması planlanan MiG-29 tipi savaş uçaklarının mevcut durumlarıyla muharebe operasyonlarında kullanılamayacağını söyledi.

Uçakların kapsamlı bir modernizasyona ihtiyaç duyduğunu aktaran Bodnar, uzmanların yaptığı teknik değerlendirmelere değindi.

Bodnar, incelemelerin ardından uzmanların söz konusu MiG-29’ların eğitim faaliyetlerinde kullanılabileceği, ancak tam kapasiteyle operasyonel hale gelebilmeleri için ilave teknik çalışmalara tabi tutulmaları gerektiği sonucuna vardıklarını kaydetti.

Bodnar, konuya ilişkin değerlendirmesinde, “Mevcut konfigürasyonlarıyla, Sayın Bakanın da daha önce ifade ettiği gibi, bu uçakları muharebe koşullarında kullanmak imkansız” dedi.

Büyükelçi ayrıca her iki ülkenin de savaş uçaklarının Kiev’e muhtemel teslimatı öncesinde modernizasyon sürecini finanse edebilecek uluslararası ortaklar aradığını dile getirdi.

Varşova yönetimi, Aralık 2025’te insansız hava aracı ve füze teknolojileri karşılığında Ukrayna’ya bir dizi MiG-29 savaş uçağı sevk edilmesini içeren müzakereleri başlatmıştı.

Süreç devam ederken 2026 yazında Polonya Savunma Bakanı Władysław Kosiniak-Kamysz, Kiev yönetiminin teknoloji transferine ilişkin taahhütlerini yerine getirmediğini, bu nedenle uçak teslimatının askıya alındığını açıklamıştı.

Bu gelişme, Kiev’in Ukrayna Silahlı Kuvvetleri bünyesindeki bir birliğe UPA (Ukrayna İsyancı Ordusu) adını verme kararı üzerine Polonya ve Ukrayna liderlikleri arasında patlak veren gerilimle eşzamanlı yaşanmıştı.

Daha sonra taraflar sevkiyat için yeniden müzakere masasına oturdu.

Wirtualna Polska (WP) haber portalı, Ağustos ayında Polonya ordusuna dayandırdığı haberinde, çok sayıda Ukrayna üretimi İHA ve teknoloji karşılığında savaş uçaklarının transferini öngören görüşmelerin nihai aşamaya geldiğini duyurdu.

Portal, söz konusu savaş uçaklarının birkaç hafta içinde Ukrayna’ya teslim edileceğini bildirdi.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English