Diplomasi
Ankara’daki NATO zirvesinde hangi silah anlaşmaları yapıldı?

Türkiye’nin ev sahipliğinde Ankara’da düzenlenen NATO zirvesinde, üye ülkeler toplam değeri en az 50 milyar doları bulan çok uluslu savunma ve silah tedarik sözleşmelerine imza attı. Avrupa ve Kanada’nın savunma yatırımlarını artırdığını ABD Başkanı Trump’a göstermeyi de amaçlayan bu dev hamle kapsamında hava savunma sistemlerinden insansız hava araçlarına, yakıt hatlarından yeni nesil erken uyarı uçaklarına kadar çok sayıda stratejik anlaşma duyuruldu.
NATO liderlerinin Türkiye’nin başkenti Ankara’da bir araya geldiği zirve, ittifakın savunma mimarisini, sanayi kapasitesini ve transatlantik askeri dengelerini kökten değiştiren milyarlarca dolarlık anlaşmalarla bitti.
Genel Sekreter Mark Rutte tarafından “NATO 3.0” olarak adlandırılan bu yeni evre, Avrupa ülkelerinin kendi güvenlikleri için daha fazla mali yük üstlendiği, ABD’nin küresel rolünü yeniden tanımladığı ve ev sahibi Türkiye’nin stratejik ağırlığının belirgin şekilde arttığı bir dönemece işaret ediyor.
Zirvenin ilk gününde açıklanan askeri sözleşmelerin ve savunma yatırımlarının toplam hacmi en az 50 milyar doları (yaklaşık 43 milyar avro) buldu.
Bu devasa bütçe, ittifak genelinde hava savunmasından erken uyarı uçaklarına, insansız sistemlerden derin hassas vuruş yeteneklerine kadar çok geniş bir yelpazeyi kapsıyor.
Avrupa hava savunmasında “çok uluslu tedarik” hamlesi
Zirvede duyurulan 43 milyar avroluk sözleşme paketinin yarısından fazlasını hava ve füze savunma sistemlerine yönelik yatırımlar oluşturuyor.
“Avrupa semalarının güvenliğini artırmayı” hedeflediği iddia edilen bu adımlar kapsamında Belçika, hava savunma yeteneklerini güçlendirmek üzere 3 milyar avroyu aşan yeni füze savunma sözleşmelerine imza atacağını ilan etti.
Avrupa savunma sanayi lobisinin genel sekreteri Camille Grand, açıklanan anlaşmaların toplam tutarının son derece ciddi bir boyuta ulaştığını doğrularken, buradaki en kritik unsurun müttefiklerin daha önce doğrudan ABD tarafından sağlanan stratejik yetenekleri artık kendi imkanlarıyla edinmeye başlaması olduğunu kaydetti.
Bu stratejik bağımsızlık çabalarının en somut örneği, havadan erken ihbar ve kontrol yeteneklerinin yenilenmesi projesinde görüldü.
NATO bünyesinde yaklaşık 50 yıldır görev yapan emektar AWACS uçaklarının yerini almak üzere, İsveçli üretici Saab firması ile 10 adet yeni “GlobalEye” erken uyarı uçağının tedariki için anlaşma sağlandı.
Almanya ve Hollanda başta olmak üzere 10 ülkeden oluşan bir konsorsiyum tarafından finanse edilen bu dev projeye, daha önce iki uçak sipariş ettiğini açıklayan Fransa ile altı adet uçak alması beklenen Kanada da katıldı. Yatırım tutarının 3,8 milyar avro ile 4,3 milyar avro arasında değişeceği hesaplanıyor.
İsveç Başbakanı Ulf Kristersson, savunma sanayii forumunda yaptığı konuşmada, bu anlaşmanın müttefikler arasında ortaklaşa gerçekleştirilen “büyük bir gurur anı” olduğunu dile getirdi.
Anlaşmanın duyurulmasıyla birlikte İsveçli üretici Saab firmasının hisseleri borsada yüzde 5’in üzerinde değer kazanırken, yatırım bankası Morgan Stanley şirketin hisse notunu yükseltti.
Müttefikler “insansız sistemlere” yöneliyor
Avrupa’nın askeri harcamalarındaki artışın lokomotifi rolünü üstlenen Almanya, zirvede çok sayıda yeni askeri alım ve ortak üretim projesi duyurdu.
Berlin yönetimi, İskandinav ülkeleriyle ortaklaşa hareket ederek ABD’li savunma şirketi Northrop Grumman firmasından 5 adet yüksek irtifa uzun menzil (HALE) sınıfı “Triton” insansız hava aracı tedarik edeceğini açıkladı.
Bu stratejik gözetleme dronlarının toplam sözleşme bedeli 2 milyar avroyu aşıyor.
Almanya ayrıca, müttefikleri Hollanda ve Polonya ile ortak bir girişim başlatarak, en son teknolojiye sahip Patriot hava savunma sistemleri için Avrupa topraklarında kapsamlı bir bakım ve lojistik merkezi kuracağını ilan etti.
Sanayi forumunda dikkat çeken bir diğer ortaklık ise Alman savunma sanayi devi Rheinmetall ile ABD’li Lockheed Martin arasında kuruldu.
İki şirket, Amerikan kısa menzilli güdümlü füze sistemi ATACMS’ın Aşağı Saksonya eyaletindeki tesislerde ortaklaşa üretileceğini duyurdu.
Askeri nakliye ve lojistik alanında da önemli bir konsorsiyum kuruldu. Fransa, Birleşik Krallık ve Polonya’nın da aralarında yer aldığı yedi müttefik ülke, İspanya’da üretilen Airbus A400M ağır nakliye uçaklarından yaklaşık 10 adet satın almak üzere ortak bir niyet beyanı yayımladı.
Ağır askeri teçhizat ve personelin operasyon bölgelerine hızlıca sevk edilmesini sağlayacak bu projenin toplam bedeli, uçakların teknik konfigürasyonları ile eğitim ve bakım hizmetlerine bağlı olarak milyarlarca avroya ulaşacak.
Denizaltı ve uzay teknolojilerinde milyarlık bütçeler
NATO üyesi Kanada, zirve kapsamında Avrupa savunma sanayisine yönelik en büyük askeri siparişlerinden birini verdi. Kanada hükümeti, yeni nesil askeri filosunu inşa etmek amacıyla Alman gemi inşa şirketi ThyssenKrupp Marine Systems (TKMS) firmasını ortak olarak seçtiğini duyurdu.
Yapılan anlaşmaya göre, Alman tersanelerinde Kanada Kraliyet Donanması için 12 adet gelişmiş denizaltı üretilecek. Bu çok milyar avroluk sözleşme, zirvenin en büyük deniz savunma anlaşması olarak kayıtlara geçti.
Müttefik ülkeler ayrıca modern savaş konseptinin en kritik cephelerinden biri haline gelen uzay savunması alanında da iş birliğini artırıyor.
Zirvede, uzay tabanlı askeri teknolojiler, uydu haberleşme ağları ve erken uyarı sistemlerinin geliştirilmesi amacıyla 3 milyar avroluk yeni bir yatırım paketi açıklandı.
TKMS ile Kanada arasında 20 milyar avroluk denizaltı anlaşması
Ukrayna’ya 70 milyar avroluk askeri yardım taahhüdü
Ankara’daki zirvede müttefik liderler, Rusya’nın saldırılarına karşı mücadele eden Ukrayna’ya yönelik desteklerini güçlü bir şekilde yineledi.
NATO üyesi ülkeler, Ukrayna’ya bu yıl ve önümüzdeki yıl askeri teçhizat, doğrudan savunma yardımı ve personel eğitimi sağlamak üzere her yıl en az 70 milyar avro düzeyinde mali kaynak aktaracaklarını taahhüt etti.
Zirveye katılan Ukrayna Cumhurbaşkanı Volodimir Zelenskiy, müttefik liderlere hitap ederek ülkesinin NATO üyeliği sürecinin hızlandırılması ve acil olarak daha fazla hava savunma sistemi gönderilmesi talebinde bulundu.
Ukrayna Silahlı Kuvvetleri’nin muharebe tecrübesine dikkat çeken Zelenskiy, Rusya topraklarının derinliklerindeki petrol rafinerilerini ve enerji altyapısını başarıyla hedef alabildiklerini aktardı.
Zelenskiy, Ukrayna ordusunun cephe hattında her ay ortalama 30 bin Rus askerini etkisiz hale getirdiğini belirterek şu ifadeleri kullandı:
“Dürüst olmak gerekirse, bundan büyük bir gurur duymuyoruz. Bu savaş bizim talep ettiğimiz bir savaş değil, ancak savaşmak zorunda olduğumuz bir mücadeledir.”
“Makinelerin uğultusu kükremeye dönüşmeli”
Genel Sekreter Mark Rutte, zirvenin ilk gününde açıklanan dev bütçelerin müttefiklerin sorumluluk bilincini ortaya koyduğunu vurguladı. Rutte, müttefiklerin savunma harcamalarını gayrisafi yurtiçi hasılalarının (GSYİH) yüzde 5’ine çıkarma yönündeki 2035 hedeflerine doğru hızlı ilerlediğini, henüz on yıllık sürecin ilk yılında ortalama oranın yüzde 4 seviyesine ulaştığını kaydetti.
Rutte, bu büyük siparişlerin sadece bir günde 50 milyar doları aşan sözleşmelerle taçlandırıldığını belirtirken, “Makinelerin uğultusu artık bir kükremeye dönüşmeli” diyerek savunma sanayisine üretim hızını artırma çağrısı yaptı.
Öte yandan, NATO’nun başlattığı bazı yeni sanayi girişimleri, Avrupa Birliği’nin halihazırda yürütmekte olduğu savunma politikalarıyla benzerlik gösteriyor. Bu durum, ittifak içinde “mükerrer yapılanma” (duplication) tartışmalarını beraberinde getirdi.
AB’nin sermaye piyasalarından borçlanarak oluşturduğu 170 milyar dolarlık ucuz savunma kredisi sistemi ile NATO bünyesinde kurulan sanayi iş birliği platformlarının yetki alanlarının çakışabileceği belirtiliyor.
Camille Grand, NATO’nun bu adımları atarken savunma üreticilerini en başından itibaren sürece dahil etmediğini ifade ederken, NATO kaynakları ise zaman kaybetmeye tahammüllerinin olmadığını ve NATO şemsiyesi altında kararların çok daha hızlı alındığını savunuyor.
Zirvede dikkat çeken bir diğer detay ise Fransa’nın sergilediği tutum oldu. Avrupa’nın askeri açıdan özerk olmasını ve savunma harcamalarının kıta içinde kalmasını savunan Paris yönetimi, milyarlarca dolarlık Amerikan silahlarının tedarik edildiği ve transatlantik ortaklığın ön plana çıktığı sanayi forumunda oldukça düşük profilli bir duruş sergilemeyi tercih etti.
Almanya, Hollanda ve Polonya gibi ülkeler forumda başrolü oynarken, Fransa temsilcileri sessiz kalmayı yeğledi.
27 milyar avroluk akaryakıt hattı
İttifakın teknolojik üstünlüğünü korumayı amaçlayan en önemli uzun vadeli projelerden biri “NATO Drone Edge” girişimi oldu.
Bu program kapsamında, önümüzdeki beş yıl boyunca insansız ve otonom sistemlerin geliştirilmesi ve tedarik edilmesi amacıyla 40 milyar dolarlık bir kaynak ayrılacak.
Proje kapsamında ABD ve Avrupa savunma sanayisinin önde gelen üreticileriyle ortak insansız araç geliştirme sözleşmeleri imzalanacak.
Teknolojik yatırımların yanı sıra, NATO askeri birliklerinin lojistik ve harekat kabiliyetini doğrudan etkileyecek hayati bir altyapı kararı da alındı.
Genel Sekreter Mark Rutte, müttefik kuvvetlerin her an savaşa hazır olmasını güvence altına almak için 27 milyar avroluk tarihi bir akaryakıt tedarik zinciri modernizasyon projesi başlattıklarını açıkladı.
Bu kapsamda, ittifak sınırları içindeki mevcut askeri yakıt depolama tesisleri en son teknolojiyle yenilenecek, dağıtım şebekeleri modernize edilecek ve özellikle NATO’nun doğu kanadındaki ülkelere doğru yeni askeri boru hatları inşa edilecek.
Ayrıca muharebe sahasında komuta kontrol kolaylığı sağlamak üzere ortak bir transatlantik harp bulut ağı kurulması ve gelişmiş yapay zeka modellerinin askeri sistemlere entegre edilmesi kararlaştırıldı.
Türkiye’ye yönelik CAATSA yaptırımları da kalkacak
Ankara’daki zirvenin en çok tartışılan siyasi başlıklarından biri, ABD Başkanı Donald Trump ile ev sahibi Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan arasında gerçekleştirilen ikili görüşme oldu.
Görüşmede ABD heyetinden Dışişleri Bakanı Marco Rubio, Hazine Bakanı Scott Bessent, Savunma Bakanı Pete Hegseth, ABD’nin Ankara Büyükelçisi Tom Barrack ve ABD’nin NATO Daimi Temsilcisi Matthew G. Whitaker hazır bulundu.
Erdoğan ile aralarında “mükemmel bir uyum” olduğunu belirten Trump, gazetecilerin bu dostluğun sırrına dair sorularına, “Aramızda çalışan bir kimya var. Bazen en zor insanlarla, onun gibi, çok iyi anlaşırsınız” yanıtını verdi. Cumhurbaşkanı Erdoğan ise ABD Başkanı’nın her zaman sözünün arkasında duran bir lider olduğunu dile getirerek, F-35 savaş uçaklarının satışı konusunda olumlu adımlar atılacağına dair inancını paylaştı.
Görüşmenin ardından basın mensuplarına açıklamalarda bulunan ABD Başkanı Donald Trump, Türkiye’nin 2019 yılında Rusya’dan S-400 hava savunma sistemleri satın alması üzerine 2020 yılında yürürlüğe konulan CAATSA yaptırımlarının kaldırılacağını ilan etti.
Türkiye’nin F-35 savaş uçağı programına geri dönmesi konusundaki yasal engellerin aşılması için Dışişleri Bakanı Marco Rubio, Hazine Bakanı Scott Bessent ve Savaş Bakanı Pete Hegseth’in koordineli bir çalışma yürüttüğünü belirten Trump, Türkiye’ye F-35 satışına sıcak baktığını şu sözlerle ifade etti:
“Yaptırımları kaldırıyoruz. Türkiye’ye F-35 satma olasılığı, kesinlikle değerlendireceğimiz bir konudur. İlişkilerimiz göz önüne alındığında, Türkiye birçok yönden, sadık olacağını düşündüğümüz diğer bazı ülkelerden çok daha sadık davrandı.”
Türkiye’nin F-35 programına geri dönme ihtimali bölgesel dengeleri de hareketlendirdi. İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, CNN televizyonuna verdiği mülatta, ABD Başkanı Donald Trump’a Türkiye’ye gelişmiş savaş uçakları satmaması konusunda bizzat çağrıda bulunduğunu açıkladı.
Türkiye’nin F-35 uçaklarına sahip olmasının İsrail’in güvenliğini tehlikeye atacağını savunan Netanyahu, “Bu güç barış ve istikrara hizmet eden bir güç değildir. Onlara bu gücü verdiğinizde, bunun arkasından saldırganlık gelecektir” iddiasını dile getirdi.
Ayrıca ABD Kongresi’nde de S-400 füzeleri Türkiye’nin elinde bulunduğu sürece bu satışa karşı çıkacağını belirten çok sayıda senatörün muhalefeti sürüyor.
Zirvede Grönland huzursuzluğu
Ankara zirvesinin arka planında, müttefikler arasında son bir yıldır biriken derin siyasi görüş ayrılıkları ve çatlaklar da varlığını korudu. Özellikle ABD’nin Şubat ayında İran’a karşı başlattığı askeri harekat, ittifak içinde ciddi huzursuzluklara neden oldu.
İngiltere, Fransa, Almanya ve İtalya’yı kendilerine yeterli askeri ve lojistik destek vermemekle suçlayan Trump, müttefiklerine yönelik hayal kırıklığını gizlemedi. Avrupalı liderlerin kendilerine iyi davranmadığını savunan Trump, şöyle konuştu:
“Açıkçası NATO karşısında büyük bir hayal kırıklığı yaşadım. Ben daha yardım istemeden önce orada olmayacaklarını söylediler. Oysa biz NATO’ya trilyonlarca dolar yatırım yaptık.”
Avrupalı diplomatlar ise ABD’nin kendilerine danışmadan başlattığı ve Avrupa ekonomilerini sarsan bu popüler olmayan savaşta, tüm itirazlarına rağmen ABD ordusuna hava sahalarını ve askeri üslerini açarak üzerlerine düşen yükümlülükleri fazlasıyla yerine getirdiklerini belirtiyor.
ABD yönetimi ise Avrupa’daki askeri varlığını azaltma planları çerçevesinde altı aylık kapsamlı bir askeri inceleme süreci başlattığını duyurarak müttefiklerine gözdağı vermeyi sürdürdü. Hatta Trump, Erdoğan ile olan yakın dostluğu olmasaydı bu zirveyi tamamen boykot etmeyi bile düşündüğünü ifade etti.
İttifak içi gerilimi tırmandıran bir diğer başlık ise Trump’ın Danimarka toprağı olan Grönland’ı satın alma veya kontrolünü ele geçirme yönündeki ısrarını Ankara’da yeniden dile getirmesi oldu.
Grönland’ın ABD için çok önemli bir stratejik bölge olduğunu savunan Trump, “Orası Danimarka tarafından değil, Amerika Birleşik Devletleri tarafından kontrol edilmelidir. NATO ile ilişkilerimi zedeleyen konulardan biri de bu oldu, çünkü Grönland Danimarka’ya hiçbir fayda sağlamıyor. Danimarka Grönland’a gerçekten yardım etmek için para harcamıyor” dedi.
Danimarka Başbakanı Mette Frederiksen ise zirve salonunda gazetecilere yaptığı açıklamada, müttefiklerin birbirlerinin toprak bütünlüğüne ve egemenliğine saygı duyması gerektiğini vurgulayarak, “Grönland satılık değildir” yanıtını verdi.
“NATO’nun güç dengesi değişiyor”
St. Andrews Üniversitesi Stratejik Çalışmalar Bölümü öğretim üyesi ve NATO Savunma Koleji eski araştırmacısı Andrea Gilli, Ankara zirvesinde yaşanan gelişmeleri değerlendirirken, ittifak içindeki siyasi, askeri ve stratejik dengelerin kalıcı olarak dönüştüğünü belirtti.
Gilli’ye göre bu dönüşümün arkasında beş temel dinamik yer alıyor:
Birincisi, Donald Trump ittifak içindeki yük paylaşımı tartışmasını kesin olarak kazandı. Avrupalı müttefiklerin benzeri görülmemiş bir hızla silahlanması ve askeri harcamalarını artırması, Trump’ın geleneksel diplomatik yollar yerine tehdit ve baskı taktiklerini kullanmasının seleflerine kıyasla çok daha somut sonuçlar verdiğini gösteriyor.
İkincisi, harcamaların artması NATO’yu yeni bir askeri yapılanma sorunuyla karşı karşıya bırakıyor. ABD’nin Avrupa’daki askeri varlığını azaltmasıyla birlikte, kurulacak yeni Avrupa ordularının ve komuta yapısının nasıl şekilleneceği, caydırıcılığın nasıl daha inandırıcı hale getirileceği sorusu henüz yanıtlanmış değil. Gilli, müttefiklerin tarihsel olarak bu tür askeri yapılanma konularında uzlaşmakta zorlandığını hatırlatıyor.
Üçüncüsü, ABD’nin Avrupa üzerindeki kozları sadece savunma sektörüyle sınırlı değildir. Avrupa ülkeleri enerji tedariki, ileri teknoloji, finansal piyasalar ve ticaret gibi hayati alanlarda halen ABD’ye bağımlı durumda. Bu durum, Trump’ın orta vadede Avrupalı müttefiklerinden yeni ve daha büyük taleplerde bulunmasını kolaylaştıracak. Ayrıca Avrupa’nın sadece Rusya’yı caydırmaya odaklanmaması, kendi ekonomik bekası için kritik olan küresel ticaret rotalarını da koruyabilecek askeri yeteneklere yatırım yapması gerekecek.
Dördüncüsü, uluslararası zirveler ve dış politika kararları artık liderler tarafından iç politikada kendi konumlarını güçlendirmek amacıyla bir araç olarak kullanılıyor. Gilli, Trump ve İspanya Başbakanı Pedro Sánchez örneklerinde görüldüğü üzere, iç siyasi hesapların dış politikayı şekillendirmesinin ittifak içinde ortak karar almayı ve uzlaşı sağlamayı gelecekte daha da zorlaştıracağını öngörüyor.
Beşincisi, ev sahibi Türkiye’nin ittifak içindeki stratejik yükselişi. NATO’nun 2004 yılındaki İstanbul zirvesinden bu yana geçen sürede hem Türkiye hem de ittifak büyük bir değişim geçirdi. ABD’nin Avrupa ve Ortadoğu’daki nüfuzunu kısmen azaltmasıyla ortaya çıkan boşluğu dolduracak en önemli aktörlerin başında, artan askeri sanayi kapasitesi ve jeopolitik konumuyla Türkiye geliyor. Ankara zirvesinde alınan kararlar, bu yükselişin somut birer göstergesi niteliğinde.
Diplomasi
Reuters: İran, haftalar içinde Çin yapımı omuzdan fırlatılan füze sistemlerini teslim alacak

İran’ın, ABD ile süren savaşın ortasında hava savunmasını yeniden güçlendirmeye çalışırken, Çin yapımı 400 adet omuzdan fırlatılan hava savunma füze sisteminin ilk partisinin birkaç hafta içinde teslim alması bekleniyor.
Anlaşma hakkında bilgi sahibi üç kaynağın, Reuters’a yaptığı açıklamada bu bilgiyi paylaştığı kaydedildi.
60 ila 70 milyon dolar değerindeki alım, ABD ve İsrail’le savaşın başlamasından bu yana Tahran’ın kısa menzilli hava savunmasını güçlendirmeye yönelik bilinen en büyük girişimlerinden biri olarak değerlendiriliyor.
Kaynaklara göre sözleşme, Çin yapımı QW-12 ve FN-16 füzelerini de içeren 300 ila 400 adet taşınabilir hava savunma sistemi, yani MANPADS alımını kapsıyor.
Anlaşma, İran tarafıyla Çinli tedarikçi arasında aracı olarak hareket ettiği belirtilen Hong Kong merkezli Zhongqing Baoshang International Investment şirketiyle imzalandı.
Konunun hassasiyeti nedeniyle isimlerinin açıklanmaması koşuluyla konuşan kaynakların verdiği bilgilere ilişkin İran Dışişleri Bakanlığı Reuters’ın yorum talebine henüz yanıt vermedi.
Çin Dışişleri Bakanlığı ise şu açıklamayı yaptı:
“İlgili haberler tamamen asılsızdır. Çin, barışın teşvik edilmesi ve çatışmanın sona erdirilmesi yönünde sürekli olarak rol oynamıştır.”
Zhongqing Baoshang International Investment’ın ana şirketi olan Pekin merkezli Zhong Qing Bao Shang Group da salı günü gönderilen yorum talebine hemen yanıt vermedi.
İran, ABD ve İsrail’in füze, insansız hava aracı ve hava savunma programlarıyla bağlantılı tesislerini vurduğu aylar süren çatışmaların ardından yeniden silahlanmaya ihtiyaç duyuyor. Tahran bu saldırılara balistik füze ve insansız hava aracı salvo atışlarıyla karşılık verdi.
Çatışmalar, sabit askeri ve stratejik tesislerin gelişmiş savaş uçaklarına ve hassas güdümlü silahlara karşı savunulmasının ne kadar güç olduğunu ortaya koydu.
Washington, iki hafta süren bombardımanı cumartesi günü aniden durdurdu. Ancak ABD Başkanı Donald Trump, teorik olarak nisandan bu yana ateşkes halinde bulunan beş aylık savaşı sona erdirmeye yönelik müzakerelerin başarısız olması durumunda saldırıların yeniden başlayacağını söyledi.
Yüzlerce MANPADS sisteminin teslim edilmesi, İran’ın kısa menzilli hava savunma silahı envanterini önemli ölçüde genişletecektir.
Ancak kaynaklar, anlaşmanın imzalanmış olmasına rağmen teslimat takvimi, miktarlar ve uygulamaya ilişkin diğer ayrıntıların hâlâ değişebileceği uyarısında bulundu.
Taraflar arasında üzerinde uzlaşılan plana göre teslimatlar ilk aşamada Çin’in batısındaki Urumçi kentinden hava yoluyla gerçekleştirilecek, ardından Pakistan üzerinden İran’a ulaştırılacak. Kaynaklar, Pakistan’dan sonraki sevkiyatın hava yoluyla mı yoksa kara yoluyla mı yapılacağını açıklamadı.
Pakistan ordusunun halkla ilişkiler birimi ISPR şu açıklamayı yaptı:
“Pakistan’ın Çin’den İran’a hava savunma silahları tedarikinde rol aldığı yönündeki iddialar tamamen uydurma ve gerçek dışıdır.”
İki Batılı istihbarat kaynağı ve İranlı bir yetkili, Tahran’ın Çin yapımı askeri malzemeleri ve çift kullanımlı bileşenleri daha gizli biçimde taşımak ve sevkiyatların kesintiye uğrama riskini azaltmak amacıyla kara güzergâhlarını kullanma seçeneğini de araştırdığını söyledi.
Söz konusu tedarik süreci, yıllardır devam eden yaptırımlara ve savunma alanındaki ithalat kısıtlamalarına rağmen İran İslam Cumhuriyeti’nin yerli silah üretimiyle yabancı tedarikçileri birlikte kullanmaya devam ettiğini gösteriyor.
Reuters daha önce, görüşmeler hakkında bilgi sahibi kişilere dayandırdığı haberinde İran’ın Çin’den gemisavar seyir füzeleri satın almak üzere ayrı bir anlaşma imzalamaya yakın olduğunu bildirmişti. Reuters, bu anlaşmanın sonuçlandırılıp sonuçlandırılmadığını teyit edemedi.
Diplomasi
Chatham House analizi: Türkiye’nin S-400 tecrübesi BAE için uyarı taşıyor

İngiltere merkezli düşünce kuruluşu Chatham House, Türkiye’nin Rusya’dan tedarik ettiği S-400 hava savunma sistemlerini Katar veya Birleşik Arap Emirlikleri’ne satmak üzere görüşmeler yürüttüğüne dair haberleri değerlendirdi. Benzer bir tedarik adımı atması halinde Birleşik Arap Emirlikleri’nin de F-35 savaş uçağı programı başta olmak üzere Batı ile olan savunma ortaklıklarında ciddi risklerle karşılaşabileceği kaydedildi.
İngiltere merkezli düşünce kuruluşu Chatham House, Türkiye’nin Rusya’dan satın aldığı S-400 hava savunma sistemlerini satmak amacıyla yürüttüğü iddia edilen temasları ve savunma teknolojileri diplomasisindeki yansımalarını değerlendirdi.
Kuruluşun Uluslararası Güvenlik Programı Araştırmacısı Tim Chattell tarafından kaleme alınan makalede, “Türkiye’nin S-400 serüveni savunma tedarikinin sert gerçeklerini gösteriyor” tespiti yapıldı.
Türk medyasında yer alan haberlere dayandırılan değerlendirmede, Türkiye’nin uzun süredir atıl durumda tuttuğu iki adet S-400 Triumf sistemi ile 120 önleme füzesini satmak üzere Katar ve Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) ile görüşmeler yürüttüğü kaydedildi.
Analizde, BAE yetkililerinin haberlere ilişkin resmi bir açıklamada bulunmadığı ancak şubat ayı sonunda başlayan ABD-İsrail savaşının ardından İran kaynaklı füze ve insansız hava aracı (İHA) saldırılarına maruz kalan BAE’nin hava savunmasını çeşitlendirmek istemesinin şaşırtıcı olmayacağı ifade edildi.
Makalede, BAE’nin halihazırda ABD üretimi THAAD sisteminin yanı sıra Rus yapımı Pantsir S1 ve Güney Kore ile İsrail menşeili muhtelif sistemleri işlettiği hatırlatılarak, S-400 alımının ülkeye benzersiz bir hava savunma çeşitliliği kazandıracağı belirtildi.
“BAE avantaj ve riskleri tartıyor”
Raporlara göre satış sürecinin henüz ön aşamada olduğu aktarılan makalede, anlaşmanın tamamlanması halinde BAE’nin farklı savunma ortakları arasındaki dengeyi korumakta zorlanabileceği vurgulandı.
BAE’nin daha önce ABD’den 50 adede kadar F-35 uçağı almak için ileri düzeyde müzakereler yürüttüğü, ancak Çinli Huawei şirketinin ülkedeki varlığına ilişkin Washington’dan gelen endişeler nedeniyle 2021’de bu süreci askıya aldığı hatırlatıldı.
Söz konusu muhtemel satışın Washington tarafında huzursuzluk yaratabileceğine dikkat çekilen çalışmada, şu ifadelere yer verildi:
“BAE S-400’leri satın alırsa, F-35 alma ihtimalinin yeniden canlanması son derece düşük bir olasılıktır. Washington’ın Türkiye’nin S-400 alımına ilişkin temel endişesi, F-35’in gizlilik profili ve elektronik harp imzasına dair hassas bilgilerin S-400’ün radar ve sensör sistemleri aracılığıyla Rusya ile paylaşılması potansiyeliydi. Füzelerin Körfez’de konuşlandırılması halinde ABD’nin benzer endişeler taşıması muhtemeldir.”
Öte yandan, Moskova’nın nihai kullanıcı lisansı uyarınca sistemlerin üçüncü bir ülkeye satışına onay verip vermeyeceğinin belirsizliğini koruduğu aktarıldı.
Rus kaynaklarına göre satış ihtimalinin halen incelendiği, Moskova’nın BAE’ye satışı ‘olumlu’ karşıladığına dair iddialar bulunsa da sistemin Türkiye’de kalmasının Ankara ile Batı arasına kama sokmaya devam edeceği değerlendirmesi yapıldı.
Türkiye’nin alternatif arayışı
Makalede, Türkiye’nin yüksek irtifa hava savunma ihtiyacı kapsamında 2017 yılında Fransız-İtalyan ortaklığı SAMP/T ve ABD yapımı Patriot sistemleri için temaslar yürüttüğü hatırlatıldı. ABD Dışişleri Bakanlığı’nın 2018’de Patriot satışına onay verdiği ancak Ankara’nın teknoloji transferi talepleri nedeniyle anlaşmanın sağlanamadığı ifade edildi.
Fransa ile Suriye, Libya ve Doğu Akdeniz başlıklarında yaşanan gerilimlerin SAMP/T sürecini tıkaması üzerine Türkiye’nin 2019’da Rusya’dan S-400 tedarik ettiği kaydedildi. Bu gelişmenin ardından ABD hükümetinin Türkiye’nin F-35 programındaki rolünü derhal askıya aldığı ve parasını ödediği altı uçağa el koyduğu vurgulandı.
S-400 kördüğümünü çözmek için daha önce gündeme gelen depolama, parçalarını sökerek ABD gözetiminde tutma veya füzeleri Rusya’ya iade etme gibi seçeneklerin sonuçsuz kaldığı belirtilen makalede, sistemlerin BAE’ye devredilmesinin Türkiye için F-35 programına dönüş kapısını aralayabileceği ifade edildi.
Makalede, söz konusu ihtimalin NATO içi dinamikler üzerindeki etkileri şu sözlerle aktarıldı:
“F-35 sorunu, Türkiye ile daha fazla savunma işbirliği yapılmasının önündeki en büyük engeli oluşturmaktadır ve bu sorunun çözülmesi, Avrupa’nın en çok ihtiyaç duyduğu bir dönemde savunma sanayii entegrasyonunun derinleşmesini sağlayacaktır. Ancak Türkiye’ye F-35 tedarik edilmesi, Doğu Akdeniz’de Yunanistan ve Kıbrıs ile yaşanan gerilimi tırmandırabilir, bu da AB ve NATO’yu savunma konusunda ikiye bölebilir.”
“Hava savunması yüksek maliyetli kalmayı sürdürüyor”
Süreçte yaşananların Türk dış politikasını ve savunma teknolojilerini anlamak açısından önemli veriler sunduğu kaydedilen analizde, hava savunma sistemlerinin yapısı gereği karmaşık olduğu ve Ukrayna savaşında görülen ucuz maliyetli İHA inovasyonlarına rağmen füze savunmasının halen büyük Ar-Ge bütçeleri ile devletlerarası siyasi onaylara tabi kaldığı ifade edildi.
Makalede, Türkiye’nin dış politikada uyguladığı denge stratejisinin sınırlarına ilişkin şu ifadelere yer verildi:
“S-400’ün NATO radar sistemlerine entegre edilememesi, F-35 tedarikini durdurmasının yanı sıra Türkiye’nin bu sistemleri konuşlandırmasını da engelledi. Özel konuşmalarda, Türkiye içinde de bu alımın bir hata olduğunu kabul edenler bulunmaktadır. Hava savunma sistemlerinin temel değeri, münferit sistemlerden ziyade bunların etkin bir şekilde ağa bağlanmasında ve entegrasyonunda yatmaktadır. Kesintisiz bir komuta ve kontrol olmaksızın tüm sistem, parçalarının toplamından daha fazlası olmayı başaramaz.”
Chatham House analizinde, S-400 alımının Türkiye’nin kendi kararlarını alma ve güçler arasında denge kurma iradesinin bir göstergesi olarak başladığı, ancak sistemlerin hiç çalıştırılmadan depolanması ve nihayetinde elden çıkarılması aşamasına gelinmesinin bu tür politikaların somut sınırlarını gösterdiği sonucuna varıldı.
Diplomasi
Birleşik Krallık, Ukrayna’nın Rus hedeflerini vurmasına teknoloji paylaşımı ile yardım edecek

İngilizlerin teknolojisini paylaştığı bir radar bozucu, Ukrayna’nın Rus hedeflerine yönelik insansız hava aracı saldırılarını hızlandırmasına yardımcı olabilir.
Hafta sonunda Londra, Kiev’in “Stone Cloak” adlı İngiliz tasarımı bir radar bozucu üretmesine olanak tanıyan yeni bir teknoloji paylaşım anlaşması imzalandığını duyurmuştu.
Defense One’da yer alan habere göre Ukrayna, bu yıl içinde zaten uzun menzilli saldırı insansız hava araçlarında, bir tablet bilgisayarla yaklaşık aynı boyutta olan bu dijital bozucunun İngiliz yapımı versiyonlarını kullanıyordu.
Fakat anlaşma, ülkenin bu cihazı kendi başına seri üretmesine olanak tanıyarak, insansız hava aracı kuvvetleri genelinde daha hızlı bir şekilde yaygınlaştırılmasını sağlayacak.
İngiliz hükümeti, Ukrayna lideri Volodimir Zelenskiy’in Portsmouth’taki bir deniz üssünde yeni başbakanla bir araya geldiği cumartesi günü, Stone Cloak’ın varlığını ilk kez duyurdu.
Bu buluşma, her yıl düzenlenen Sea Breeze ortak tatbikatı kapsamında gerçekleşti. Ukrayna ulusal haber ajansına göre, bu yılki Sea Breeze tatbikatı sırasında Ukraynalı, ABD’li ve İngiliz denizciler, Rus hava savunma sistemlerine karşı koymaya “özel önem” verdiler.
Emekli ABD Hava Kuvvetleri subayı Jeffrey Fischer, Defense One’a e-posta yoluyla yaptığı açıklamada, “Şu anda Stone Cloak’un tüm ayrıntılarını bilmiyoruz ama şunu söylemek yeterli: Sistem, bazı Rus hava savunma sistemlerine karşı görev etkinliğini muhtemelen artıracak,” dedi.
Ukrayna, insansız hava aracı operasyonlarının bir parçası olarak çeşitli elektronik harp sistemleri kullanıyor.
Fakat İngiltere gibi ortaklar tarafından sağlanan sistemler genellikle daha büyük araştırma bütçeleriyle destekleniyor.
Operatörler ve geliştiriciler, bu sistemleri Ukrayna savaş alanından daha kontrollü bir ortamda da test edebilirler.
Gelgelelim, Ukraynalı operatörlerin katılımına izin verildiği sürece, bu tür ortamların kendine özgü elektronik harp özelliklerini taklit edebilirler.
Örneğin, Estonya’da düzenlenen Hedgehog 2025 tatbikatında, katılımcı Ukrayna ekibi NATO’nun insansız hava aracı savaş konseptlerindeki büyük boşlukları ortaya çıkarmıştı.
İşte bu nedenle, Ukrayna ile müttefiklerinin ortak tatbikatlarından ortaya çıkan yeni teknolojiler büyük önem taşıyor. Fakat bu teknolojiyle ilgili fikri mülkiyetin fiilen paylaşılması daha nadir görülüyor.
Yeni Birleşik Krallık Başbakanı Andy Burnham pazartesi günü Stone Cloak’u, Ukrayna savaşında “cephe hattında kendini kanıtlamış, İngiltere’de geliştirilen en iyi inovasyon” olarak nitelendirdi.
Bu cephe hattı, kısmen İngiltere’nin bağışladığı Storm Shadow füzeleri sayesinde Moskova’ya doğru geri çekildi.
Ukrayna, 2023 yılından bu yana Rusya kontrolündeki topraklardaki hedefleri vurmak için bu füzeleri kullanıyor.
Ne var ki Birleşik Krallık, asıl tasarım teknolojisini Ukrayna’ya hiçbir zaman aktarmadı; sadece füzelerin kendisini verdi.
Yeni duyuru, iki ülke arasındaki teknoloji paylaşımının sadece üç yıl içinde ne kadar hızlı geliştiğini ve bazı NATO müttefiklerine kıyasla Ukrayna’nın silah geliştirme ve üretimindeki hızı da ortaya koyuyor.
Birleşik Krallık, Storm Shadow’u geliştirmek ve sahaya sürmek için altı yıl harcadı. Üretim, özel Avrupa tedarik zincirlerine dayanıyordu. Fransız ve İtalyan ortaklar da sürece dahil oldu.
Bu durum, teknoloji transferini bürokratik açıdan zorlaştırdı. Ayrıca füzeler, tanesi ortalama 2 milyon dolar olan pahalı hediyelerdi.
Bu ve diğer faktörler, Birleşik Krallık ve Ukrayna’yı, gereksinimleri sadeleştirilmiş ve basitleştirilmiş yeni bir uzun menzilli saldırı insansız hava aracı geliştirmek üzere ortak bir anlaşma imzalamaya zorladı.
İngiliz yetkililerin, bu yılın ilerleyen aylarında cephede kullanılmak üzere füzeler teslim edeceğini söylediği, 2024’te tamamlanması hedeflenen “Breakstop” adlı proje bu amaçla başlatıldı.
Konsept aşamasından tam konuşlandırmaya kadar geçen sürenin 24 aydan az olduğu bu zaman çizelgesi, Storm Shadow’dan çok daha hızlı ve çok daha ucuz.
Bu arada Ukrayna da kendi uzun menzilli saldırı füzesi olan Flamingo veya FP-5’i duyurdu. Bu füze de Rusya’ya saldırı yapabilir ama Storm Shadow’dan çok daha ucuz.
Fischer, inovasyon hızlarındaki bu farkın, bu tür bilgi paylaşımı ortaklıklarının Ukrayna’ya olduğu kadar Birleşik Krallık’a da nasıl fayda sağladığını açıklamaya yardımcı olduğunu söyledi:
“Ukrayna savaşından çıkarılan kritik ancak sıklıkla göz ardı edilen bir ders, Ukrayna’nın uygulayabildiği son derece hızlı adaptasyon döngüsü. Bazı durumlarda, savaş alanında edinilen dersler 10 günden daha kısa bir sürede yeni sistemlere uygulanıyor. Yedi savaş görevim boyunca, buna yakın bir şey HİÇBİR ZAMAN görülmedi.”
Görüş2 hafta önceNATO 2.9: Atlantik cephesinin çok kutuplu paradoksu
Avrupa2 hafta önceİngiltere çelik üreticisi British Steel’i kamulaştırdı
Dünya Basını2 gün önceGlazyev yazdı: Hibrit dünya savaşının devam etmesinin nedenleri üzerine – 1
Asya2 hafta önceDeepSeek, önümüzdeki yıl halka arz planlıyor
Avrupa1 hafta önceBurnham resmen Birleşik Krallık Başbakanı oluyor
Avrupa2 hafta önceCebelitarık ve İspanya arasındaki fiziki sınır kalkıyor
Görüş2 hafta önceEndüstriyel futbolun kıskacında bir dev: 2026 Dünya Kupası ve küresel ticaretin gölgesi
Asya2 hafta önceTokyo’dan Hürmüz Boğazı’nı baypas edecek hatlara destek











