Bizi Takip Edin

Diplomasi

TKMS ile Kanada arasında 20 milyar avroluk denizaltı anlaşması

Yayınlanma

Alman savaş gemisi üreticisi TKMS, şirket tarihindeki en büyük sözleşme ile Kanada Donanmasına toplam 12 denizaltıyı, yaklaşık 20 milyar avro tutarında bir bedel karşılığında teslim edecek.

Kanada Başbakanı Mark Carney’in pazartesi günü açıkladığı üzere, Ottawa’nın satın almayı da değerlendirdiği Güney Koreli Hanwha Ocean şirketinin KSS-III modeli yerine TKMS’nin Tip 212 CD denizaltısı seçildi.

Sonuç olarak, Almanya, Norveç ve Kanada donanmaları gelecekte aynı tip denizaltıları kullanacak. Kuzey Atlantik ve Arktik’te Rus Donanmasına karşı koyma çabalarında, 24 adet Tip 212 CD denizaltısından oluşan benzeri görülmemiş bir filoya güvenebilecekler.

Buna ek olarak, TKMS muhtemelen on milyarlarca avro değerinde bir anlaşma daha hazırlıyor. Bu anlaşma, Kanada’dan sıvılaştırılmış doğalgaz (LNG) alımını ve Kanada’nın doğusunda Alman fırlatma araçları için fırlatma tesislerinin inşasını içeriyor.

Bu tesisler, Ottawa’yı ABD’nin fırlatma araçlarından bağımsız hale getirmeyi amaçlıyor.

TKMS, Alman Donanmasından gelen yeni siparişler sayesinde de önemli bir büyüme yaşıyor. Şirket ayrıca, Alman Donanması tarihindeki en pahalı proje olan F127 fırkateyni üzerinde de çalışıyor.

Ottawa, Koreli şirket yerine Alman devini seçti

Kanada, donanması için en fazla on iki denizaltının inşasına yönelik uzun süredir planlanan sözleşmeyi, Kiel merkezli savaş gemisi üreticisi TKMS’ye vermeye karar verdi.

Başbakan Carney, Ankara’daki NATO zirvesine gitmeden önce bu haberi duyurdu. Duyuruya göre Ottawa, TKMS’nin Norveçli Kongsberg Defence & Aerospace (KDA) şirketiyle işbirliği içinde ürettiği Tip 212 CD (Common Design) denizaltılarını satın alacak.

Önceki model olan Tip 212 A’ya kıyasla Tip 212 CD, geliştirilmiş sensör teknolojisine sahip; ayrıca Kuzey Atlantik’in soğuk sularında ve hatta Arktik’te –buz altında gerçekleştirilen operasyonlar da dahil olmak üzere– operasyonlar için optimize edildi.

Bu ihaleyi kazanarak TKMS, Güney Koreli rakibi Hanwha Ocean’ı geride bıraktı. Hanwha Ocean’ın maliyeti önemli ölçüde daha düşük olan KSS-III modeli ihaleyi alamadı.

Kanada’nın ödeyeceği tutarın yaklaşık 20 milyar avroya denk geldiği tahmin ediliyor.

İlk Tip 212 CD denizaltıları 2033 yılında teslim edilecek. Kanada Donanmasının bu denizaltıları hemen teslim alıp almayacağı ya da daha uzun süre beklemek zorunda kalıp kalmayacağı henüz bilinmiyor.

Sözleşmenin ayrıntıları henüz netleştirilmedi. Fakat TKMS, denizaltıların tamamen Alman grubun Kiel ve Wismar’daki tesislerinde inşa edileceğini belirtiyor. Yalnızca inşaatta gerekli olan manyetik olmayan çelik Kanada’dan temin edilecek.

Kuzey Atlantik’te Rusya’ya karşı Almanya-Kanada-Norveç ortaklığı

Kanada hükümetinin TKMS denizaltısını tercih etmesine yol açan nedenlerden biri, Kanada Donanmasının temel operasyon senaryolarında yatıyor.

Bir yandan, geniş Arktik suları ve kutup buzlarının erimesi göz önüne alındığında, Ottawa giderek Arktik’teki potansiyel operasyonlara odaklanıyor.

Öte yandan, Rus savaş gemilerinin ve özellikle denizaltıların Arktik Okyanusundan İzlanda’yı geçerek Atlantik’e ilerlemesini engellemek amacıyla Kuzey Atlantik’teki görevlere yoğunlaşıyor.

Öncelikle Grönland (G), İzlanda (I) ve Birleşik Krallık (UK) arasındaki “GIUK Boşluğu”nu kapatmak amacıyla Almanya, Norveç ve Kanada, Temmuz 2024’te Washington’da düzenlenen NATO zirvesinde ortaklaşa bir “Kuzey Atlantik Güvenlik Ortaklığı” kurmaya karar vermişti. Danimarka ise 2025 yılında nihayet bu ortaklığa katıldı.

İşbirliğinin kapsamı oldukça geniş. Örneğin, Almanya, Norveç ve Kanada, Kuzey Atlantik’te görevlendirecekleri Boeing P-8A Poseidon deniz devriye uçaklarını satın alıyor.

Almanya ve Norveç halihazırda ortaklaşa on iki adet Tip 2012 CD denizaltısı tedarik ediyor. 

Kanada’nın planlandığı gibi on iki adet daha satın alması halinde, üç ülke gelecekte 24 adet özdeş denizaltıdan oluşan muazzam bir filoyu işletme imkânına sahip olacak.

“ABD’den daha fazla bağımsızlık” hedefi

TKMS Tip 212 CD denizaltısının satın alınmasının bir başka nedeni, iki taraf arasında varılan “ofset anlaşmaları”nda yatıyor.

Bu anlaşmalar bir yandan son derece kapsamlı olmakla birlikte, diğer yandan Alman-Kanada iktisadi işbirliğini güçlendirmek üzere özel olarak tasarlanmıştı.

Bu sayede her iki ülke de, ABD’ye olan iktisadi bağımlılıklarından bir ölçüde uzaklaşıyor.

Örneğin, TKMS, Kanadalı teknoloji grubu CAE ile işbirliği içinde denizaltı simülasyonu, eğitimi ve bakımı için bir mükemmellik merkezi kurmayı planlıyor.

Salı günü, Alman girişim şirketi Isar Aerospace, Kanada’nın doğusundaki Nova Scotia eyaletinde Canso yakınlarında bir uzay üssü inşa eden Kanadalı şirket Maritime Launch Services ile bir anlaşma imzaladı.

Isar Aerospace, 2028’den itibaren küçük ve orta boy uyduları uzaya taşımayı amaçlayan Spectrum fırlatma aracını buradan fırlatmayı planlıyor. Kanada, bu konuda şimdiye kadar ABD’ye bağımlıydı.

Karşılıklı yatırım anlaşmaları kapsamında, Alman gaz ithalatçısı Sefe’nin gelecekte Kanada’dan yılda bir milyon metrik ton sıvılaştırılmış doğalgaz (LNG) satın alması da planlanıyor.

Bu, Almanya’nın ABD’nin hidrolik kırma endüstrisine olan bağımlılığını en azından bir miktar azaltacak.

Almanya’da Kanada’nın nadir toprak elementlerine yönelik yatırımlar konusunda da görüşmeler yapıldı.

Alman denizaltı tekelinin siparişleri şişiyor

TKMS için Kanada’dan gelen sipariş, büyümeye yeni bir ivme kazandırıyor.

31 Mart itibarıyla grup, 20,6 milyar avroluk bir sipariş birikimi bildirdi; bu rakam, şimdiye kadarki en yüksek seviyeye ulaştı.

2025/26 mali yılının ilk yarısında gelir yüzde 10 artarak 1,17 milyar avroya yükseldi. Bu rakam, örneğin Alman sanayi devi Rheinmetall’in gelirinden önemli ölçüde daha düşüktü.

Rheinmetall, yalnızca 2026’nın ilk çeyreğinde gelirini yaklaşık yüzde 8 artırarak 1,94 milyar avroya çıkarmıştı.

Bununla birlikte, savunma sanayisindeki bu patlama artık, SIPRI’nin dünyanın en büyük silah üreticileri sıralamasında son olarak 61. sıraya yükselen Alman savaş gemisi üreticisini de etkiledi.

Yurt dışından da yeni siparişler bekleniyor. Haziran sonunda TKMS, Brezilya’nın Itajaí kentinde Brezilya Donanması için Tamandaré programı kapsamında inşa edilen üçüncü fırkateyninin vaftiz törenini gerçekleştirdi.

Bir fırkateyn halihazırda teslim edildi; ikincisinin bu yıl deniz denemelerine başlaması planlanıyor; dördüncüsü ise sipariş edildi.

Brezilya şimdi dört adet daha TKMS fırkateyni sipariş etmeyi planlıyor.

Üretimdeki muazzam artışla başa çıkabilmek için TKMS, bir süredir Kiel’deki komşu German Naval Yards tersanesinin satın alınması konusunu görüşüyor. 

Fakat Rheinmetall, yeni denizcilik bölümüyle birlikte artık bu tersaneye de ilgi gösteriyor.

ABD hâlâ denklemde

TKMS, özellikle Alman Donanmasından gelen siparişlerden fayda sağlayacak.

Birincisi, F126 fırkateyn projesinin başarısız olmasının ardından şirket, kısa vadeli bir alternatif olarak kendini kanıtlamış MEKO A-200 sınıfı yeni fırkateynler inşa edecek.

Başlangıçta 6,63 milyar avro maliyetle dört gemi inşa edilecek; 5,3 milyar avro maliyetle dört geminin daha inşası için bir takip opsiyonundan söz ediliyor.

Bu sözleşmelerin değeri, Kanada Donanması için Tip 212 CD denizaltılarının inşasına ilişkin sözleşme gibi, 31 Mart itibarıyla rekor düzeydeki sipariş birikimine henüz dahil edilmedi.

Buna ek olarak, her şeyden önce, TKMS’nin Rheinmetall’den satın alınan Naval Vessels Lürssen tersanesi ile işbirliği içinde inşa ettiği F127 fırkateyni projesi üzerinde çalışmalar devam ediyor.

Şu anda, önümüzdeki birkaç on yıl boyunca Alman Donanmasında kilit roller üstlenecek sekiz adet F127 fırkateyni planlanıyor.

Maliyet şu anda 26 milyar avrodan fazla olarak tahmin ediliyor. Uzmanlar, bu durumun projeyi Alman Donanması tarihindeki tartışmasız en pahalı proje haline getirdiğine işaret ediyor.

Eleştirmenler, F127 fırkateyninin hava savunma sisteminde Standard Missile tipi füzeler ve SPY-6 radarının kullanılmasına itiraz ediyor.

Her ikisi de ABD’li RTX şirketi (eski adıyla Raytheon) tarafından üretiliyor. Bu durum, ABD’ye olan kısmi bağımlılığı sürdürüyor. 

Fakat uzmanlar, şu anda her iki sisteme de eşdeğer bir Avrupa alternatifi bulunmadığını ve ABD uydularına ve GPS’e olan bağımlılığın önümüzdeki on yıl boyunca yine de devam edeceğini savunuyor.

Bu bağımlılık aşılabilirse, örneğin Alman Diehl şirketinin Iris-T önleme füzesi ailesi sayesinde, ABD’den gerçek anlamda bağımsızlık umudu doğabilir. 

Ne var ki bu sistem, önümüzdeki on yıla kadar yeterince geliştirilemeyecek.

Diplomasi

Rubio, UCM’ye karşı kampanya için Yunanistan’ın desteğini arıyor

Yayınlanma

ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, Trump yönetiminin Uluslararası Ceza Mahkemesi’ne (UCM) karşı yürüttüğü kampanyada Yunanistan’ın desteğini istedi.

Bir diplomatın Rapporteur’e verdiği bilgiye göre Rubio, Yunan mevkidaşı Giorgos Gerapetritis ile yaptığı görüşmede UCM konusunu gündeme getirerek, mahkemenin “aktivist” yaklaşımını eleştirdi.

Diplomatın verdiği bilgiye göre, Rubio, Yunanistan’ın UCM’nin kuruluş antlaşması olan Roma Statüsü’nden çekilmesini istiyor.

Lahey merkezli mahkeme, soykırım, insanlığa karşı suçlar ve savaş suçlarıyla suçlanan kişileri yargılamak üzere 2002 yılında kurulmuştu.

Fakat diplomat, AB’nin UCM’ye yönelik yasal taahhütleri göz önüne alındığında, Atina için böyle bir adımın imkansız olacağını belirtti.

Tüm AB üye devletleri UCM’nin tarafı. Geçen ay AB dışişleri bakanları mahkemeye olan desteklerini yeniden teyit etmişti.

Bununla birlikte diplomat, ABD’nin UCM’ye karşı gerginliği daha da tırmandırması durumunda Yunanistan’ın sessiz kalmayı tercih edebileceğine dikkat çekti.

Rapporteur’ün konuyla ilgili olarak ulaştığı ABD Dışişleri Bakanlığı, olayı yalanlamadı.

Washington’un UCM’ye karşı tutumu yeni değil. Eski ABD Başkanı Bill Clinton, Roma Statüsü’nü imzalamış olsa da, halefi George W. Bush, 2002 yılında BM’ye ABD’nin bu antlaşmaya taraf olmayı planlamadığını bildirmişti.

O zamandan beri Washington, UCM’nin ABD vatandaşları üzerindeki yargı yetkisini, bu yetkinin meşru olmadığını düşündüğü durumlarda reddediyor.

Ne var ki Donald Trump daha da ileri giderek, “haydut” olarak nitelendirdiği UCM’ye karşı kapsamlı yaptırımlar uyguladı.

Rubio, geçen cuma yaptığı açıklamada, “Ya UCM tehditlerine son verecek ya da biz UCM’yi ortadan kaldıracağız” demiş ve şöyle devam etmişti:

“Çoğu UCM üyesi olan ve savunmaları için ABD’li askerlere güvenen müttefiklerimizi, mahkemeyi dizginlemeye çağırıyoruz.”

ABD’nin kararı Brüksel’den sert bir tepki gördü. AB Dışişleri ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Kaja Kallas, 10 Ekim’de yaptığı açıklamada, “AB, UCM’nin temel bir parçası olduğu kurallara dayalı uluslararası düzene olan sarsılmaz bağlılığını yeniden teyit eder,” demişti.

Öte yandan Yunanistan Dışişleri Bakanlığı’ndan bir yetkili, konunun görüşüldüğü iddiasını yalanladı.

Atina, Rubio’nun ziyaretini olumlu bir ışıkta sunmuştu; zira Rubio, Yunanistan’ı bölgedeki güvenilir bir müttefik olarak övmüştü.

Okumaya Devam Et

Diplomasi

Ukrayna’da askeri Starlink terminallerine hız kısıtlaması getirildi

Yayınlanma

Ukrayna semalarındaki Starlink askeri terminallerinde hız sınırı getirilmesi nedeniyle ordunun operasyonları aksadı. Saatte 160 kilometreyi aşan hareketlerde başlayan bağlantı kesintisinin daha sonra 60 kilometre seviyesine kadar genişletildiği öne sürüldü.

Ukrayna semalarında uydu interneti sağlayan Starlink terminallerinin çalışmasının 14 Ekim gecesi sınırlandırıldığı ortaya çıktı.

Uygulanan kısıtlamanın ardından Ukrayna ordusunun yürüttüğü bazı önemli askeri görevlerin sekteye uğradığı kaydedildi.

Gelişmeyi Ukrayna Savunma Bakanlığı eski Danışmanı Serhiy Sternenko kendi Telegram kanalından duyurdu.

Sternenko, araç ve teçhizatların hareket hızının saatte 160 kilometreyi aşması halinde bağlantının kesilmeye başladığını ifade etti.

Kısıtlamanın arka planına değinen Sternenko, SpaceX şirketinin bu adımı ABD Başkanı Donald Trump yönetiminin talebi doğrultusunda atmış olabileceğini dile getirdi.

Sternenko, sivil kullanım amaçlı standart uydu haberleşme terminallerinin ise kesintisiz çalışmayı sürdürdüğünü aktardı.

Eski danışman ayrıca, Trump’ın Ukrayna’nın savunma kabiliyetine darbe vurmak için her fırsatı kolladığını ve bu adımla bunu gerçekleştirdiğini öne sürdü.

Starlink terminallerine yönelik kısıtlamayı Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy’nin savunmada teknolojik gelişmelerden sorumlu kadrosuz danışmanı Serhiy Beskrestnov da doğruladı.

Beskrestnov, kısıtlamanın askeri, istihbari ve hükümet ihtiyaçları için geliştirilen daha korunaklı Starshield sistemini kapsadığını ve hız sınırının saatte 100 mil, yani yaklaşık 160 kilometre olarak belirlendiğini açıkladı.

Ukrayna savunma kuvvetlerinin söz konusu hız kısıtlamaları hakkında önceden uyarılmadığını belirten Beskrestnov, bu durumun bir dizi kritik operasyonun aksamasına yol açtığını bildirdi.

Beskrestnov, yaşanan bu gelişmenin bir tesadüf olamayacağını ve doğrudan mevcut siyasi tabloyla bağlantı taşıdığını savundu.

Kısıtlamanın saatte 60 kilometreye kadar düşürüldüğü iddia edildi

Sternenko daha sonra Ukraynalı askerlerin beyanlarına dayandırdığı yeni bir paylaşımda, terminal operatörlerine yönelik kısıtlamaların daha da sıkılaştırıldığını aktardı.

Yeni bildirimlere göre bağlantı kaybı hızının saatte 60 ila 70 kilometre seviyesine kadar indiği öne sürüldü.

Kiev ile Washington yönetimleri arasındaki kriz, Ukrayna’nın Rusya’daki petrol rafinerilerine düzenlediği saldırılardan Trump’ın rahatsızlık duymasıyla derinleşti.

Axios’un 10 Ekim’de Ukraynalı bir yetkiliye dayandırdığı haberde, ABD özel temsilcilerinin Kiev yönetimini uyardığı aktarılmıştı.

Haberde, Kiev’in Washington’ın taleplerine kulak asmaması durumunda ABD liderinin Ukrayna’ya yönelik istihbarat paylaşımını tamamen durdurabileceği uyarısında bulunulduğu kaydedilmişti.

Trump ise 13 Ekim’de yaptığı açıklamada, ABD’nin Ukrayna’ya istihbarat verilerini aktarmayı sürdürdüğünü ifade etti. Buna karşılık Zelenskiy aynı gün içinde yaptığı açıklamada, füze fırlatmalarına ilişkin istihbarat bilgilerini ortaklarından yine alamadıklarını dile getirdi.

Starlink sistemi, 2022’de başlayan çatışmaların hemen ardından Ukrayna genelinde faaliyete geçti.

Uydu ağı, cephe hattındaki Ukrayna haberleşme omurgasının temelini oluşturuyor ve özellikle insansız hava araçlarının yönlendirilmesinde yaygın şekilde kullanılıyor.

SpaceX CEO’su Elon Musk, Starlink’in Ukrayna ordusunun omurgası haline geldiğini belirterek “Bağlantıyı kesmem durumunda cephe hatlarının tamamı çöker” ifadelerini kullanmıştı.

11 Ekim’de Zelenskiy’nin haddini aştığını savunan Musk, Trump’a destek vererek Ukrayna’nın yeni bir devlet başkanı seçmesi gerektiğini kaydetmişti.

Okumaya Devam Et

Diplomasi

Alman istihbaratının 2 bin belgesi ve Mossad bağlantılı şirket trafiği

Yayınlanma

Eski BND Başkanı August Hanning, kuruma ait yaklaşık 2 bin gizli belgeyi sızdırdığı iddiasıyla tutuklanırken sızan e-postalar, Hanning ile eski Mossad Direktörü Danny Yatom arasındaki para karşılığı bilgi paylaşımı ve ticari ortaklıkları ortaya çıkardı.

Almanya Federal İstihbarat Teşkilatını (BND) 1998-2005 döneminde yöneten August Hanning, kuruma ait yaklaşık 2 bin gizli belgeyi ele geçirdiği ve bunları yabancı bir ülkenin istihbarat görevlileriyle yürüttüğü temaslarda kullandığı iddiasıyla 6 Ekim’de tutuklandı.

Vatana ihanet ve yabancı bir istihbarat kuruluşu adına casusluk yapmakla suçlanan eski istihbarat şefinin, belgeleri eski BND çalışanı Manfred D.’den temin ettiği ileri sürülüyor.

Savcılık, sızdırılan evrak arasında üst düzey Alman yetkililere sunulan kurum içi bilgilendirme notlarının da yer aldığını aktarırken, söz konusu gizli verilerin hangi ülkeye aktarıldığı Berlin yönetimi tarafından henüz kamuoyuna açıklanmadı.

The Cradle’dan Jake Green’in özel haberine göre, ele geçirilen elektronik posta yazışmaları, tutuklanan Hanning ile eski Mossad Direktörü Danny Yatom arasındaki kapsamlı ilişkileri açığa çıkardı.

Yazışmalar, iki eski istihbarat yöneticisinin kamu görevlerinin ardından ticari faaliyetler, siyasi nüfuz arayışları ve istihbarat bağlantılarını bir araya getiren süreklilik arz eden bir temas ağı kurduğunu ortaya koyuyor.

Bu durum, kişisel bağlantıların ve resmi yetkilerden kaynaklanan bilgi erişiminin özel kazanç amacıyla kullanılmasının Alman istihbarat mekanizmasını savunmasız bıraktığı tartışmalarını beraberinde getiriyor.

Yazışmalarda 10 bin avroluk istihbarat notu ve seçim kampanyası teklifleri yer alıyor

İncelenen e-postalara göre Hanning, 2018 yılında Yatom’a gönderdiği iletide, kimliği açıklanmayan bir aday hakkında “üst düzey Alman yetkililerden ve istihbarat kurumlarından edinilen bilgilere dayalı genel bir değerlendirme” hazırlayabileceğini iletti.

Eski BND başkanı, bu raporu 10 bin avro karşılığında 13 Temmuz tarihine kadar tamamlama taahhüdünde bulundu.

İki isim arasındaki temaslar sonraki süreçte Almanya’daki siyasi süreçleri de kapsayacak biçimde genişledi. Yatom, Eylül 2021’deki Almanya federal seçimleri öncesinde Hanning’den önde gelen adaylarla temas kurmasını talep etti.

Eski Mossad şefi, bir “siyasi kampanya şirketi” diye nitelediği CIY Global’in imkanlarını Alman siyasetçilere tanıtmayı hedeflediğini kaydetti ve aynı yazışmada bir siber güvenlik şirketine ilişkin belgeleri aktarma niyetinden söz etti.

MI6, eski BND Başkanı’nın gizli bilgileri sızdırmasından endişe ediyor

Siber güvenlik şirketindeki ortaklık ve Avrupa’daki gözetim operasyonları

Yatom ve Hanning arasındaki ortaklık siyasi lobi girişimlerinin ötesine geçerek siber güvenlik sektörüne de uzandı.

Hanning’in, Yatom’un ilişkili olduğu World Health Energy Holdings adlı siber güvenlik şirketinde danışman olarak görev yaptığı belirtiliyor.

Eski istihbarat mensuplarının kurduğu veya yönettiği bu tip şirketler, İsrail menşeli gözetim, siber istihbarat ve siyasi nüfuz kabiliyetlerine uluslararası pazarda ticari bir zemin kazandırıyor.

İsrail merkezli özel gözetim teknolojilerinin Avrupa’daki operasyonel varlığı, son dönemde Polonya, İspanya ve Yunanistan’daki skandallarla adli kayıtlara girdi.

Polonyalı savcılar, 12 Ekim’de yaptıkları açıklamada, önceki hükümet döneminde siyasi muhalifleri hedef alan Pegasus casus yazılımıyla toplanan verilerin ülke dışına aktarıldığını ve üretici NSO Group’un teknik altyapıya erişimi sürdürdüğünü duyurdu.

İspanya’da ise 2022 tarihli CatalanGate araştırmasıyla aralarında siyasetçi, avukat ve sivil toplum temsilcilerinin yer aldığı en az 65 kişinin Pegasus veya Candiru yazılımlarıyla hedef alındığı saptandı; Citizen Lab araştırmacıları operasyonu İspanyol makamlarıyla ilişkilendiren kuvvetli kanıtlar yayımladı.

Yunanistan’da gazeteci Thanasis Koukakis ile Avrupa Parlamentosu üyesi Nikos Androulakis’i hedef alan dinleme sürecinde de eski İsrail istihbarat mensubu Tal Dilian’ın kurucusu olduğu Intellexa bağlantılı Predator yazılımının kullanıldığı belirlendi.

Almanya’da yürütülen casusluk soruşturmasında, Hanning’in Yatom ile kurduğu ücretli raporlama, seçim adayı temasları ve ticari ortaklık trafiği, yaklaşık 2 bin gizli belgenin nihai varış noktasına dair henüz kesin hukuki bir kanıt sunmuyor.

Bununla birlikte ortaya çıkan yazışmalar, Alman soruşturma makamlarına gizli devlet sırlarının İsrail istihbaratıyla ilişkili ticari ağlara ulaşıp ulaşmadığını değerlendirmek adına somut bir inceleme alanı sağlıyor.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English