Bizi Takip Edin

Diplomasi

NATO ülkeleri, milyarlarca dolarlık savunma anlaşması açıkladı

Yayınlanma

NATO üyeleri salı günü, gözetleme uçakları ve gelişmiş insansız hava araçları satın almak üzere on milyarlarca dolarlık savunma sanayi anlaşmalarını açıkladı.

NATO Genel Sekreteri Mark Rutte, Türkiye’de düzenlenen tarihi NATO zirvesinin açılışında, “Bu, iyi harcanan bir paradır,” dedi.

Salı öğleden sonra zirve için Ankara’ya inen Trump, daha önce NATO’yu ABD’nin liderliği ve silahları olmadan işlev göremeyecek “kağıttan kaplan” olarak nitelendirmişti.

Financial Times’a göre etkileyici videolar ve yüksek sesli tekno müziğin eşlik ettiği sahnede Rutte, Avrupa müttefiklerinin kıtanın savunması konusunda daha fazla sorumluluk almaya ciddi olduklarını Trump’a ikna etmek için çaba gösterirken anlaşmaları duyurdu.

Rutte’nin açıkladığı girişimlerin bazıları ABD’li şirketlerle yapılan büyük sözleşmeleri içeriyordu ama bunlardan bağımsız olanlar da çoktu.

En pahalı kalemlerden biri, İsveçli Saab ve Kanadalı Bombardier’in liderliğindeki bir konsorsiyumdan 10 adede kadar gözetleme uçağı satın alınmasına yönelik anlaşmaydı.

Her biri 400 milyon ila 450 milyon dolar arasında maliyeti olan “GlobalEye” uçakları, NATO’nun 14 adet AWACS erken uyarı radar gözetleme uçağından oluşan filosunun yerini alacak.

Saab Başkanı Micael Johansson, erken versiyonları halihazırda hizmette olan uçakların, anlaşma yakında sonuçlandırılırsa 2030’dan itibaren teslim edilebileceğini söyledi.

ABD’nin NATO serzenişlerinin kısa tarihi

Fakat Rutte, müttefiklerin Northrop Grumman MQ-4C Triton yüksek irtifa gözetleme insansız hava araçlarından en fazla 5 adet satın alacağını da duyurdu.

Norveç, Finlandiya, Almanya ve Danimarka, ABD Savunma Bakanlığı’nın son tedarik rakamlarına göre her biri yaklaşık 270 milyon dolar maliyetli olan bu insansız hava araçlarının satın alınması için bir niyet mektubu imzaladı.

Rutte, “Transatlantik bir savunma-sanayi devrimine ihtiyacımız var. Makinelerin uğultusu bir kükremeye dönüşmeli. Para hazır ve çok daha fazlası da yolda. Ancak bu paranın işe yaraması gerekiyor… güvenlik durumu bunu gerektiriyor,” dedi.

Bu ses getiren savunma sanayi anlaşmaları, Rutte’nin geçen ayın sonlarında, bazı Avrupa ve Kanada ülkelerinin savunma harcamalarının taahhütlerinin gerisinde kaldığına dair ABD’nin endişelerini gidermek amacıyla Washington’a yaptığı ziyaretin ardından geldi.

Beyaz Saray’da Rutte, “Trump Trilyonu” başlıklı bir grafik gösterdi; bu grafik, Avrupa ve Kanadalı müttefiklerin 2017’den bu yana savunma harcamalarını 1,2 trilyon dolar artırdığını ortaya koyuyordu.

Fakat Trump, Rutte’nin sunumundan pek etkilenmemiş görünüyordu ve bazı NATO müttefiklerinin İran savaşına katılmayı reddetmesinden hayal kırıklığına uğradığını söyledi. Trump, “Onların parasına ihtiyacımız yok. Sadece sadakat istiyorum,” dedi.

NATO zirvesi öncesinde üst düzey bir ABD’li yetkili, Trump’ın “müttefiklerimizin savunma taahhütlerini ne ölçüde yerine getirmediklerini önceden değerlendirdiğini ve bu mesajı bizzat ileteceğini” belirtti.

ABD’li yetkili, NATO müttefiklerinin “daha yetkin olmaları” gerektiğini ve “Lahey savunma taahhüdünü mümkün olduğunca çabuk hayata geçirmeleri” gerektiğini de ekledi.

Lahey taahhüdü, 2035 yılına kadar GSYİH’nın yüzde 5’ini savunmaya ayırmayı öngörüyor ve Rutte pazartesi günü yaptığı açıklamada, zirvede müttefiklerin bu hedefe ulaşmak için “açık, somut ve inandırıcı planlar” sunmalarının isteneceğini belirtti. Ayrıca, ikna edilmesi gereken ülkeler varsa “bunu yapmanın yollarımız var” diye uyardı, ama ayrıntılara girmedi.

Trump’ı rahatlatmanın yanı sıra, üst düzey bir Avrupalı yetkili, savunma anlaşmalarındaki bu yoğunluğun amacının “kapasitemizi artırmak, müttefikler arasında birlikte çalışabilirliği sağlamak ve bize saldırmaya niyetlenen herkesi caydırma konusunda genel olarak ilerleme kaydetmek” olduğunu söyledi.

Ne var ki bazı anlaşmalar, NATO’nun yeni silahların transatlantik ortak üretimi konusundaki çabalarında karşılaşılan zorlukları da ortaya koydu.

Alman silah şirketi Rheinmetall ve ABD’li silah devi Lockheed Martin, Almanya’da roket ve füze üretimi planında ilerleme kaydedildiğini duyurdu.

Fakat aylar süren tartışmaların ardından, bu gelişme, Rheinmetall CEO’su Armin Papperger’in bir yıldan fazla bir süre önce dile getirdiği beklentilerin gerisinde kaldı.

Bu beklentiler arasında, Ukrayna şehirlerini Rus balistik füze saldırılarından korumada hayati öneme sahip olduğu kanıtlanan Patriot hava savunma sistemlerine ait PAC-3 önleme füzelerinin lisanslı üretimi de yer alıyordu.

Bunun yerine, iki şirket yalnızca daha az yüksek teknolojili ürünlerden biri olan ATACMS füzeleri konusunda ilerleme kaydettiğini duyurdu. ABD, bu füzeleri aşamalı olarak kullanımdan kaldırıp daha yüksek teknolojili bir halefiyle değiştiriyor.

Ayrı bir duyuruda ise Avrupa topraklarında özel bir PAC-3 bakım tesisi kurulmasına yönelik planlar açıklandı. Fakat Avrupa’da lisanslı olarak PAC-3 önleme füzeleri üretme hedefi, hâlâ ulaşılması zor bir hayal olarak kaldı.

ABD Savunma Bakanlığı Müsteşarı Michael Duffey, kesin bir taahhüt yerine gazetecilere şunları söyledi: “ABD dışında üretim olasılığına açık olmaya devam ediyoruz.”

Londra tarafından yapılan açıklamada ise Birleşik Krallık, Fransa ve Almanya’nın da aralarında bulunduğu 12 Avrupa ülkesinin, NATO’nun savunma kapasitesini güçlendirmek amacıyla uzun menzilli hassas silahlar geliştirmek için önümüzdeki 10 yıl boyunca 50 milyar dolardan fazla harcama yapacağını belirtti.

Starmer, bugün Ankara’da Birleşik Krallık öncülüğündeki girişimi açıklayacak ve ülkeler, ek ayrıntıları içeren ortak bir bildiri yayınlayacak.

Türk savunma şirketleri Palantir ile işbirliği yapacak

ASELSAN, ROKETSAN, STM ve TÜBİTAK, Ankara’da düzenlenen 2026 NATO Zirvesi sırasında NATO’nun beş yeni büyük ölçekli çok uluslu programına katıldı.

Türkiye Savunma Sanayii Genel Müdürü Haluk Görgün, ASELSAN, ROKETSAN, STM ve TÜBİTAK’ın NATO’nun aşağıdaki beş yeni büyük ölçekli programına katılımcı olarak yer alacağını duyurdu. Bu programlar şöyle:

  • Saldırı Kabiliyetleri
  • Entegre Hava ve Füze Savunması (IAMD)
  • Uzay ve Gözetleme
  • Savunma Sanayii için Kritik Malzemeler
  • İnsansız Hava Aracı Üstünlüğü

Saldırı kabiliyetleri programında, ana tedarikçiler olarak Almanya’dan Diehl ve Türkiye’den ROKETSAN’ın yer alacağı anlaşılıyor. Programa katılan ülkeler arasında Türkiye, Kanada, Çekya, Danimarka, Fransa, Yunanistan, İtalya, Norveç, Slovakya, İsveç ve Birleşik Krallık bulunuyor.

Entegre Hava ve Füze Savunması (IAMD) 26,27 milyar dolarlık bütçesiyle devasa bir program olarak görülüyor. IAMD programı, ASELSAN, Raytheon, ROKETSAN, Anduril UK, Rheinmetall, Palantir ve Athea’yı görevlendirecek. Katılımcı ülkeler Türkiye, Belçika, Danimarka, Finlandiya, Norveç, Yunanistan ve Romanya.

Yaklaşık 4 milyar dolar değerindeki Uzay ve Gözetleme programı kapsamında ASELSAN, Isar Aerospace, MLS, ROKETSAN ve TÜBİTAK görevlendirildi. Programın katılımcıları Türkiye, Kanada, Danimarka, Finlandiya, Almanya, Hollanda, Norveç ve İsveç.

Diplomasi

Rubio, UCM’ye karşı kampanya için Yunanistan’ın desteğini arıyor

Yayınlanma

ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, Trump yönetiminin Uluslararası Ceza Mahkemesi’ne (UCM) karşı yürüttüğü kampanyada Yunanistan’ın desteğini istedi.

Bir diplomatın Rapporteur’e verdiği bilgiye göre Rubio, Yunan mevkidaşı Giorgos Gerapetritis ile yaptığı görüşmede UCM konusunu gündeme getirerek, mahkemenin “aktivist” yaklaşımını eleştirdi.

Diplomatın verdiği bilgiye göre, Rubio, Yunanistan’ın UCM’nin kuruluş antlaşması olan Roma Statüsü’nden çekilmesini istiyor.

Lahey merkezli mahkeme, soykırım, insanlığa karşı suçlar ve savaş suçlarıyla suçlanan kişileri yargılamak üzere 2002 yılında kurulmuştu.

Fakat diplomat, AB’nin UCM’ye yönelik yasal taahhütleri göz önüne alındığında, Atina için böyle bir adımın imkansız olacağını belirtti.

Tüm AB üye devletleri UCM’nin tarafı. Geçen ay AB dışişleri bakanları mahkemeye olan desteklerini yeniden teyit etmişti.

Bununla birlikte diplomat, ABD’nin UCM’ye karşı gerginliği daha da tırmandırması durumunda Yunanistan’ın sessiz kalmayı tercih edebileceğine dikkat çekti.

Rapporteur’ün konuyla ilgili olarak ulaştığı ABD Dışişleri Bakanlığı, olayı yalanlamadı.

Washington’un UCM’ye karşı tutumu yeni değil. Eski ABD Başkanı Bill Clinton, Roma Statüsü’nü imzalamış olsa da, halefi George W. Bush, 2002 yılında BM’ye ABD’nin bu antlaşmaya taraf olmayı planlamadığını bildirmişti.

O zamandan beri Washington, UCM’nin ABD vatandaşları üzerindeki yargı yetkisini, bu yetkinin meşru olmadığını düşündüğü durumlarda reddediyor.

Ne var ki Donald Trump daha da ileri giderek, “haydut” olarak nitelendirdiği UCM’ye karşı kapsamlı yaptırımlar uyguladı.

Rubio, geçen cuma yaptığı açıklamada, “Ya UCM tehditlerine son verecek ya da biz UCM’yi ortadan kaldıracağız” demiş ve şöyle devam etmişti:

“Çoğu UCM üyesi olan ve savunmaları için ABD’li askerlere güvenen müttefiklerimizi, mahkemeyi dizginlemeye çağırıyoruz.”

ABD’nin kararı Brüksel’den sert bir tepki gördü. AB Dışişleri ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Kaja Kallas, 10 Ekim’de yaptığı açıklamada, “AB, UCM’nin temel bir parçası olduğu kurallara dayalı uluslararası düzene olan sarsılmaz bağlılığını yeniden teyit eder,” demişti.

Öte yandan Yunanistan Dışişleri Bakanlığı’ndan bir yetkili, konunun görüşüldüğü iddiasını yalanladı.

Atina, Rubio’nun ziyaretini olumlu bir ışıkta sunmuştu; zira Rubio, Yunanistan’ı bölgedeki güvenilir bir müttefik olarak övmüştü.

Okumaya Devam Et

Diplomasi

Ukrayna’da askeri Starlink terminallerine hız kısıtlaması getirildi

Yayınlanma

Ukrayna semalarındaki Starlink askeri terminallerinde hız sınırı getirilmesi nedeniyle ordunun operasyonları aksadı. Saatte 160 kilometreyi aşan hareketlerde başlayan bağlantı kesintisinin daha sonra 60 kilometre seviyesine kadar genişletildiği öne sürüldü.

Ukrayna semalarında uydu interneti sağlayan Starlink terminallerinin çalışmasının 14 Ekim gecesi sınırlandırıldığı ortaya çıktı.

Uygulanan kısıtlamanın ardından Ukrayna ordusunun yürüttüğü bazı önemli askeri görevlerin sekteye uğradığı kaydedildi.

Gelişmeyi Ukrayna Savunma Bakanlığı eski Danışmanı Serhiy Sternenko kendi Telegram kanalından duyurdu.

Sternenko, araç ve teçhizatların hareket hızının saatte 160 kilometreyi aşması halinde bağlantının kesilmeye başladığını ifade etti.

Kısıtlamanın arka planına değinen Sternenko, SpaceX şirketinin bu adımı ABD Başkanı Donald Trump yönetiminin talebi doğrultusunda atmış olabileceğini dile getirdi.

Sternenko, sivil kullanım amaçlı standart uydu haberleşme terminallerinin ise kesintisiz çalışmayı sürdürdüğünü aktardı.

Eski danışman ayrıca, Trump’ın Ukrayna’nın savunma kabiliyetine darbe vurmak için her fırsatı kolladığını ve bu adımla bunu gerçekleştirdiğini öne sürdü.

Starlink terminallerine yönelik kısıtlamayı Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy’nin savunmada teknolojik gelişmelerden sorumlu kadrosuz danışmanı Serhiy Beskrestnov da doğruladı.

Beskrestnov, kısıtlamanın askeri, istihbari ve hükümet ihtiyaçları için geliştirilen daha korunaklı Starshield sistemini kapsadığını ve hız sınırının saatte 100 mil, yani yaklaşık 160 kilometre olarak belirlendiğini açıkladı.

Ukrayna savunma kuvvetlerinin söz konusu hız kısıtlamaları hakkında önceden uyarılmadığını belirten Beskrestnov, bu durumun bir dizi kritik operasyonun aksamasına yol açtığını bildirdi.

Beskrestnov, yaşanan bu gelişmenin bir tesadüf olamayacağını ve doğrudan mevcut siyasi tabloyla bağlantı taşıdığını savundu.

Kısıtlamanın saatte 60 kilometreye kadar düşürüldüğü iddia edildi

Sternenko daha sonra Ukraynalı askerlerin beyanlarına dayandırdığı yeni bir paylaşımda, terminal operatörlerine yönelik kısıtlamaların daha da sıkılaştırıldığını aktardı.

Yeni bildirimlere göre bağlantı kaybı hızının saatte 60 ila 70 kilometre seviyesine kadar indiği öne sürüldü.

Kiev ile Washington yönetimleri arasındaki kriz, Ukrayna’nın Rusya’daki petrol rafinerilerine düzenlediği saldırılardan Trump’ın rahatsızlık duymasıyla derinleşti.

Axios’un 10 Ekim’de Ukraynalı bir yetkiliye dayandırdığı haberde, ABD özel temsilcilerinin Kiev yönetimini uyardığı aktarılmıştı.

Haberde, Kiev’in Washington’ın taleplerine kulak asmaması durumunda ABD liderinin Ukrayna’ya yönelik istihbarat paylaşımını tamamen durdurabileceği uyarısında bulunulduğu kaydedilmişti.

Trump ise 13 Ekim’de yaptığı açıklamada, ABD’nin Ukrayna’ya istihbarat verilerini aktarmayı sürdürdüğünü ifade etti. Buna karşılık Zelenskiy aynı gün içinde yaptığı açıklamada, füze fırlatmalarına ilişkin istihbarat bilgilerini ortaklarından yine alamadıklarını dile getirdi.

Starlink sistemi, 2022’de başlayan çatışmaların hemen ardından Ukrayna genelinde faaliyete geçti.

Uydu ağı, cephe hattındaki Ukrayna haberleşme omurgasının temelini oluşturuyor ve özellikle insansız hava araçlarının yönlendirilmesinde yaygın şekilde kullanılıyor.

SpaceX CEO’su Elon Musk, Starlink’in Ukrayna ordusunun omurgası haline geldiğini belirterek “Bağlantıyı kesmem durumunda cephe hatlarının tamamı çöker” ifadelerini kullanmıştı.

11 Ekim’de Zelenskiy’nin haddini aştığını savunan Musk, Trump’a destek vererek Ukrayna’nın yeni bir devlet başkanı seçmesi gerektiğini kaydetmişti.

Okumaya Devam Et

Diplomasi

Alman istihbaratının 2 bin belgesi ve Mossad bağlantılı şirket trafiği

Yayınlanma

Eski BND Başkanı August Hanning, kuruma ait yaklaşık 2 bin gizli belgeyi sızdırdığı iddiasıyla tutuklanırken sızan e-postalar, Hanning ile eski Mossad Direktörü Danny Yatom arasındaki para karşılığı bilgi paylaşımı ve ticari ortaklıkları ortaya çıkardı.

Almanya Federal İstihbarat Teşkilatını (BND) 1998-2005 döneminde yöneten August Hanning, kuruma ait yaklaşık 2 bin gizli belgeyi ele geçirdiği ve bunları yabancı bir ülkenin istihbarat görevlileriyle yürüttüğü temaslarda kullandığı iddiasıyla 6 Ekim’de tutuklandı.

Vatana ihanet ve yabancı bir istihbarat kuruluşu adına casusluk yapmakla suçlanan eski istihbarat şefinin, belgeleri eski BND çalışanı Manfred D.’den temin ettiği ileri sürülüyor.

Savcılık, sızdırılan evrak arasında üst düzey Alman yetkililere sunulan kurum içi bilgilendirme notlarının da yer aldığını aktarırken, söz konusu gizli verilerin hangi ülkeye aktarıldığı Berlin yönetimi tarafından henüz kamuoyuna açıklanmadı.

The Cradle’dan Jake Green’in özel haberine göre, ele geçirilen elektronik posta yazışmaları, tutuklanan Hanning ile eski Mossad Direktörü Danny Yatom arasındaki kapsamlı ilişkileri açığa çıkardı.

Yazışmalar, iki eski istihbarat yöneticisinin kamu görevlerinin ardından ticari faaliyetler, siyasi nüfuz arayışları ve istihbarat bağlantılarını bir araya getiren süreklilik arz eden bir temas ağı kurduğunu ortaya koyuyor.

Bu durum, kişisel bağlantıların ve resmi yetkilerden kaynaklanan bilgi erişiminin özel kazanç amacıyla kullanılmasının Alman istihbarat mekanizmasını savunmasız bıraktığı tartışmalarını beraberinde getiriyor.

Yazışmalarda 10 bin avroluk istihbarat notu ve seçim kampanyası teklifleri yer alıyor

İncelenen e-postalara göre Hanning, 2018 yılında Yatom’a gönderdiği iletide, kimliği açıklanmayan bir aday hakkında “üst düzey Alman yetkililerden ve istihbarat kurumlarından edinilen bilgilere dayalı genel bir değerlendirme” hazırlayabileceğini iletti.

Eski BND başkanı, bu raporu 10 bin avro karşılığında 13 Temmuz tarihine kadar tamamlama taahhüdünde bulundu.

İki isim arasındaki temaslar sonraki süreçte Almanya’daki siyasi süreçleri de kapsayacak biçimde genişledi. Yatom, Eylül 2021’deki Almanya federal seçimleri öncesinde Hanning’den önde gelen adaylarla temas kurmasını talep etti.

Eski Mossad şefi, bir “siyasi kampanya şirketi” diye nitelediği CIY Global’in imkanlarını Alman siyasetçilere tanıtmayı hedeflediğini kaydetti ve aynı yazışmada bir siber güvenlik şirketine ilişkin belgeleri aktarma niyetinden söz etti.

MI6, eski BND Başkanı’nın gizli bilgileri sızdırmasından endişe ediyor

Siber güvenlik şirketindeki ortaklık ve Avrupa’daki gözetim operasyonları

Yatom ve Hanning arasındaki ortaklık siyasi lobi girişimlerinin ötesine geçerek siber güvenlik sektörüne de uzandı.

Hanning’in, Yatom’un ilişkili olduğu World Health Energy Holdings adlı siber güvenlik şirketinde danışman olarak görev yaptığı belirtiliyor.

Eski istihbarat mensuplarının kurduğu veya yönettiği bu tip şirketler, İsrail menşeli gözetim, siber istihbarat ve siyasi nüfuz kabiliyetlerine uluslararası pazarda ticari bir zemin kazandırıyor.

İsrail merkezli özel gözetim teknolojilerinin Avrupa’daki operasyonel varlığı, son dönemde Polonya, İspanya ve Yunanistan’daki skandallarla adli kayıtlara girdi.

Polonyalı savcılar, 12 Ekim’de yaptıkları açıklamada, önceki hükümet döneminde siyasi muhalifleri hedef alan Pegasus casus yazılımıyla toplanan verilerin ülke dışına aktarıldığını ve üretici NSO Group’un teknik altyapıya erişimi sürdürdüğünü duyurdu.

İspanya’da ise 2022 tarihli CatalanGate araştırmasıyla aralarında siyasetçi, avukat ve sivil toplum temsilcilerinin yer aldığı en az 65 kişinin Pegasus veya Candiru yazılımlarıyla hedef alındığı saptandı; Citizen Lab araştırmacıları operasyonu İspanyol makamlarıyla ilişkilendiren kuvvetli kanıtlar yayımladı.

Yunanistan’da gazeteci Thanasis Koukakis ile Avrupa Parlamentosu üyesi Nikos Androulakis’i hedef alan dinleme sürecinde de eski İsrail istihbarat mensubu Tal Dilian’ın kurucusu olduğu Intellexa bağlantılı Predator yazılımının kullanıldığı belirlendi.

Almanya’da yürütülen casusluk soruşturmasında, Hanning’in Yatom ile kurduğu ücretli raporlama, seçim adayı temasları ve ticari ortaklık trafiği, yaklaşık 2 bin gizli belgenin nihai varış noktasına dair henüz kesin hukuki bir kanıt sunmuyor.

Bununla birlikte ortaya çıkan yazışmalar, Alman soruşturma makamlarına gizli devlet sırlarının İsrail istihbaratıyla ilişkili ticari ağlara ulaşıp ulaşmadığını değerlendirmek adına somut bir inceleme alanı sağlıyor.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English