Diplomasi
ABD’nin NATO serzenişlerinin kısa tarihi

ABD Başkanı Donald Trump’ın NATO müttefiklerine yönelik “bütün parayı biz harcıyoruz” çıkışları özellikle ikinci başkanlık döneminde damga vurdu.
2025’te Lahey’de düzenlenen zirvede üye ülkeler, 2035 yılına kadar GSYİH’nin yıllık %5’ini savunmaya ayırma taahhüdünde bulundular. Bu, 2014’teki Galler zirvesinde verilen %2 sözüne göre büyük bir sıçramaya işaret ediyordu.
Bu %5’lik taahhüt, savunma yatırımlarının iki temel kategorisini kapsıyor. İlki, “temel savunma ihtiyaçları”: Müttefikler, üzerinde mutabık kalınan NATO savunma harcamaları tanımına dayalı olarak, GSYİH’nin en az %3,5’ini temel savunma ihtiyaçlarını karşılamak ve NATO Yetenek Hedefleri’ni yerine getirmek için ayırmayı kabul ettiler.
İkincisi ise “savunma ve güvenlikle ilgili harcamalar”: Bu başlıkta da üye ülkeler, kritik altyapıyı korumak, şebekeleri savunmak, sivil hazırlık ve dayanıklılığı sağlamak, inovasyon ve savunma sanayi tabanını güçlendirmek gibi daha geniş kapsamlı savunma ve güvenlikle ilgili yatırımlara GSYİH’nın %1,5’ine kadar kaynak ayıracaklar.
NATO’nun kendi verilerine göre 2025 yılında, Avrupalı müttefikler ve Kanada savunma harcamalarını 90 milyar doların üzerinde artırdı ki bu, 2024 yılına kıyasla yaklaşık %20’lik bir artışa tekabül ediyor.
Yine NATO’nun resmi aktarımına göre Avrupalılar ve Kanada son on yılda savunma alanındaki toplu yatırımlarını istikrarlı bir şekilde artırdılar: 2014’te toplam GSYİH’lerinin %1,4’ü olan bu oran, 2025’te %2,3’e yükseldi ve bu yıl savunma harcamaları için toplamda 571 milyar dolardan fazla yatırım yaptılar.
NATO istatistiklerine bakılırsa ABD, GSYİH içerisindeki savunma harcamaları oranları bakımından her zaman yüzde 3,5 ila 4’ün üzerinde görünüyor. Elbette mutlak olarak bakıldığında Amerikan ordusunun harcamaları ile baş edebilecek herhangi bir NATO gücü yok.
Öte yandan Trump döneminde iyice görünür hale gelen “yük paylaşımı” sorunu yeni başlamadı. Soğuk Savaş’ın detant dönemlerinde yaşanan tartışmaları bir kenara bırakırsak, 1990’ların sonundan itibaren büyük boyutlara ulaşmaya başlayan Amerikan savunma harcamaları ve kamu borcu, Afganistan ve Irak işgallerinin ardından kontrolden çıkmaya başlamış; Çin’in yükselişi ve ABD’nin Asya’ya askeri olarak da yöneleceğini ilan etmesiyle birlikte Avro-Atlantik hattındaki “güvenlik mimarisi”nin nasıl dönüşeğine dair açık bir tartışma başlamıştı.
Bush’un çağrısı
2008’de Romanya’da düzenlenen NATO zirvesine katılan dönemin ABD Başkanı George W. Bush, başta Irak ve Afganistan olmak üzere İran ve Kuzeydoğu Asya’yı da kapsayan uzun bir tehdit listesi sıraladıktan sonra, Avrupa’nın “füze tehdidinden” korunması için yapılması gerekenleri sıralıyordu.
Bush şöyle diyordu:
“Güçlü bir NATO İttifakı oluşturmak için güçlü bir Avrupa savunma kapasitesi de gereklidir. Bu nedenle bu zirvede, Avrupalı ortaklarımızı hem NATO hem de AB operasyonlarını desteklemek üzere savunma yatırımlarını artırmaya teşvik edeceğim. Amerika, Avrupalıların kendi savunmalarına yatırım yapmaları halinde, birlikte harekete geçtiğimizde daha güçlü ve daha yetkin olacaklarına inanmaktadır.”
Yakın zamanda, Ankara zirvesi için George W. Bush Presidential Center adına yazılan bir makalede, “yük paylaşımı” konusuna bir kez daha değinildi. Eski bir Dışişleri çalışanı olan Elizabeth Kennedy Trudeau imzasıyla yayınlanan yazıda, daha önceki tartışmalara istinaden, “Günümüzde, yük paylaşımı konusundaki bitmek bilmeyen tartışmanın artık teorik bir mesele olmadığı son derece açıktır ve kamuoyundaki algı da budur,” diyor.
Trudeau’ya göre “Rusya’nın Ukrayna’ya yönelik devam eden saldırganlığı”, “Orta Doğu’daki istikrarsızlık”, “Çin’in giderek artan hırsları” ve siber tehditler, dezenformasyon ve savunmasız tedarik zincirleri gibi ortaya çıkan yeni tehdit alanları, jeopolitik manzarayı kökten değiştirmiştir. Dolayısıyla NATO da bu yeni duruma uyum sağlamak zorundadır.
Avrupalı müttefiklerin savunma harcamalarına artırdığına işaret eden yazar, Kıta’nın “kolektif savunma”da daha fazla sorumluluk almaya başladığını memnuniyetle kabul ederek, “Bunun nedeni, Amerika Birleşik Devletleri’nin NATO’dan uzaklaşması değil; daha güçlü bir Avrupa’nın bu güçlü ittifakı daha da güçlendirmesidir,” diyor.
Obama’nın savunma bakanı Gates’ten sert çıkış
Fakat ABD’den Eski Kıta’ya dönük en sert eleştiri Barack Obama’nın liderliği döneminde geldi.
Dönemin Savunma Bakanı Robert Gates, bir üniversitede yaptığı konuşmada Avrupalıların askeri güç kullanımına yönelik istestiksizliklerinin “NATO’nun etkili bir şekilde savaş yürütme yeteneğini kısıtladığını” öne sürmüştü.
O dönem, NATO ittifakının temel görev planının yeniden yazılması gündemdeydi. Konuşmasında Gates, örgütte kapsamlı reformlar yapılması çağrısında bulunuyordu. Gates, NATO’nun İkinci Dünya Savaşı sonrası Avrupa’da patlak verebilecek çatışmaları önlemedeki başarılarının, yeni bir dizi endişeye yol açtığını söylüyordu:
“Halkın ve siyasi sınıfın büyük bir kısmının askeri güce ve bunun getirdiği risklere karşı olduğu Avrupa’nın demilitarizasyonu, 20. yüzyılda bir nimetken, 21. yüzyılda gerçek güvenlik ve kalıcı barışın sağlanmasının önünde bir engel haline geldi.”
Gates, NATO üyelerinin güçlü ordularını sürdürmedikleri ve kuvvetlerini modernize etmek için gerekli bütçe taahhütlerini vermedikleri takdirde Avrupa’nın tehditlere karşı savunmasız kalacağı uyarısında bulunuyordu.
Bakan, “Gerçek ya da algılanan zayıflık, sadece yanlış hesaplamalara ve saldırganlığa yol açmakla kalmaz; daha temel bir düzeyde, bunun sonucunda ortaya çıkan finansman ve yetenek eksiklikleri, ortak tehditlerle yüzleşmek için birlikte hareket etmeyi ve savaşmayı zorlaştırır,” diyordu.
Gates, NATO’yu “yaşam ya da ölümle sonuçlanan gerçek dünyadaki yükümlülükleri olan bir askeri ittifak” olarak tanımlıyor ve ittifakın stratejik misyonunu “yeniden düşünme ve yeniden şekillendirme” yönündeki mevcut çabanın kritik bir dönemde gerçekleştiğini belirtiyordu.
“Şu anda ittifak, çok ciddi, uzun vadeli ve sistemik sorunlarla karşı karşıya. NATO’nun bütçe krizi buna bir örnektir ve NATO’nun tehditleri algılama, ihtiyaçları belirleme, önceliklendirme ve kaynak tahsisi konusundaki daha derin sorunların bir belirtisidir.”
Sonraki yıl Brüksel’de yaptığı bir konuşmada, Libya’da Muammer Kaddafi’yi devirmeye yönelik NATO hava saldırılarına katılmadığı için Almanya’yı da eleştiren Gates, “kendi ayakları üzerinde” durmaya isteksiz Avrupalılara karşı ABD Kongresinde sabrın tükenmeye başladığı uyarısında bulunuyordu:
“Açık gerçek şu ki, ABD Kongresinde ve daha geniş anlamda Amerikan siyasi camiasında, kendi savunmalarında ciddi ve yetkin ortaklar olmak için gerekli kaynakları ayırmaya ya da gerekli değişiklikleri yapmaya görünüşe göre isteksiz olan ülkeler adına giderek daha değerli hale gelen fonları harcamaya yönelik istek ve sabır azalacak.”
O dönem NBC’de yayınlanan bir haberde, “Bu değerlendirme, Avrupalıların, son altmış yıldır güvenliklerinin büyük bir kısmını güvendiği ABD ile olan savunma ilişkilerinin geleceğini sorgulamasına neden olabilir,” yorumu yapıldığını hatırlatalım.
Üstelik tartışma, Avrupa’daki ABD birliklerinin önemli ölçüde azaltılması kapsamında bir Amerikan muharebe tugayının Avrupa’dan çekilmesinin hemen ardından ortaya çıkmıştı.
Gates, konuşmasının ardından düzenlenen soru-cevap oturumunda, kendi kuşağının NATO’ya olan “duygusal ve tarihsel bağlılığının” “zamanla azaldığını” da söylüyordu.
Gates, isim vermeden, “Avrupa savunma bütçelerindeki kesintilerin ardından artan güvenlik yükünü Amerikan vergi mükelleflerinin üstlenmesini görünüşe göre istekli ve hevesli olan ülkeler”i sert bir dille eleştiriyordu.
Hillary Clinton’dan uyarılar
Benzer bir tema, o dönem Dışişleri Bakanı Hillary Clinton tarafından da dillendiriliyordu. Clinton, “NATO, ortak savunmanın bedelini ödemeye ve yükünü üstlenmeye istekli –ve muktedir– üye ülkelerin oranının giderek azaldığı, iki kademeli bir ittifaka dönüşüyor,” diyordu.
İşin ilginci bu değerlendirme, eski NATO Genel Sekreteri Anders Fogh Rasmussen’in Norveç’te düzenlenen yıllık ulusal konferansta yaptığı değerlendirmeye çok benziyordu: Rasmussen, bu konferansta “NATO savunma harcamalarının üçte ikisini ABD’nin karşıladığını” belirtmişti.
2010’daki “NATO’nun Geleceği” konuşmasında Clinton, şunları söylüyordu:
“Ayrıca Bakan [Robert] Gates’ten de şunu duyacaksınız: Avrupa ülkelerinin, kişi başına düşen savunma harcamalarında –bizim ulaşmanızı istediğimiz seviyeye, yani bizim seviyemize değil, çoğunuzun şu anki seviyesinden daha yükseğe– henüz taahhütte bulunmamasının tarihsel ve tamamen anlaşılabilir nedenlerine rağmen, bunun dürüstçe tartışılması gereken bir konu olduğuna inanıyoruz. Çünkü bu yeni tehditler karşısında karşılaşacağımız altyapı sorunlarının çoğu –enerji güvenliği veya siber güvenlik gibi– NATO aracılığıyla bir ağ oluşturabilmemiz için üye ülkelerin daha fazla yatırım yapmasını gerektirecek. Bu işi NATO’nun yapmasından ziyade, üye ülkelerin yatırımlarını koordine etmek ve bunlarla birlikte çalışmak söz konusu olacak.”
Avrupa’da ayrışma
Lahey zirvesi ile koyulan %5’lik harcama alt sınırının Avrupa’daki devletlere yansımaları ise farklı oluyor.
Reuters karardan beri iki grubun ortaya çıktığına işaret ediyor: Birincisi, harcamaları artırmak için mali esnekliğe sahip olan Almanya ile çoğunlukla İskandinav ve Doğu Avrupa ülkeleri; ikincisi ise aynı şeyi başarmakta zorlanan birkaç büyük aktör.
Bruegel ekonomi düşünce kuruluşunun araştırmacısı Guntram Wolff, Almanya’nın ardından Avrupa’nın en büyük üç ekonomisi hakkında, “Örneğin Birleşik Krallık bu durumu idare edemiyor. Fransa da edemiyor, İtalya da,” diyor.
Reuters’ın pazartesi günü yapılacak kabine toplantısı öncesinde elde ettiği bir bütçe taslağına göre, Almanya, savunma kalemlerini katı borçlanma sınırlarından muaf tutan bir kural değişikliğinden yararlanarak, bugünden 2030’a kadar harcamalarını iki katına çıkararak 200 milyar avronun (228,38 milyar dolar) üzerine çıkaracak.
Rusya’nın oluşturduğu tehdit algısının en yoğun olduğu ülkeler olan Polonya, Litvanya ve Estonya, yeni hedefleri gerçekleştirme yolunda şimdiden önemli ilerleme kaydetmiş durumda. Özellikle Varşova, geçen yıl GSYİH’sinin %4,3’ünü savunmaya ayırmıştı.
Diğer yandan, bu girişim siyasi ve mali engellerle karşı karşıya. Britanya geçen hafta, kısmen diğer alanlardaki kesintilerle finanse edilecek 15 milyar sterlinlik ek savunma harcaması planını açıkladı.
Fakat bu tutarın üçte birinin finansmanının hâlâ sağlanmamış olduğu ortaya çıktı ki bu durum, muhtemel yeni başbakan Andy Burnham için erken bir bütçe sorunu yaratıyor.
Öte yandan İtalya Başbakanı Giorgia Meloni, zirvede, Roma’nın Avrupa’nın en büyük borç yüklerinden birine sahip olmasına rağmen, 2026 yılında temel ve temel olmayan savunma harcamalarını GSYİH’nin %2,8’ine çıkaracağını açıklayacak.
Fakat gelecek yıl yapılacak genel seçimler öncesinde artan askeri harcamaların birçok seçmen tarafından hoş karşılanmaması nedeniyle, artışın büyük kısmı polis görevleri gibi iç güvenlik harcamalarından karşılanacak.
Fransa ise nisan ayında açıkladığı ayrıntılı planlarla, genel bütçe açığını Avro bölgesi kurallarına uygun hale getirmeye çalışırken, savunma harcamalarını şu anki yaklaşık %2 seviyesinden on yılın sonuna kadar GSYİH’nin %2,5’ine çıkaracak. Cumhurbaşkanlığı seçimleri de gündemdeyken, Macron yönetiminin bu fazlalığı nasıl yaratacağı merak konusu.
İspanyol hükümetinin ise savunma harcamalarını GSYİH’nin %2,1’inden fazla tutmama konusundaki kararlılığından vazgeçeceği düşünülmüyor. Yeni kaynakların büyük ölçüde sivil uygulamalara yönelik teknolojilere yönlendirilmesi planlanıyor.
Dahası bazı ülkeler NATO karargahına “güven vermiyor” gibi görünüyor: NATO yetkilileri, Çekya, Slovenya ve Arnavutluk’un, GSYİH’nın %2’si olan eski ittifak hedefine ulaştıkları yönündeki iddialarını sorguladı ve bu ülkelerden harcama rakamlarını gözden geçirip yeniden sunmalarını istedi.
Diplomasi
Belçika’dan Trump’a: Merkez sağın kraliçesi Meloni’yi rahat bırak

Belçika Savunma Bakanı Theo Francken, Donald Trump’ın İtalya Başbakanı Giorgia Meloni’ye yönelik son saldırıları söz konusu olduğunda bazı sınırlar olduğunu açıkça belirtti.
Bakan, “Elbette Trump’a müttefik olarak ihtiyacımız var, ama Meloni’ye dokunmayın. O, Avrupa’da merkez sağın kraliçesidir. O, liderdir. Onu rahat bırakın,” dedi.
Francken POLITICO’ya verdiği demeçte, Avrupa’nın kıtayı savunması için önümüzdeki on yıl boyunca ABD’ye hâlâ ihtiyaç duyduğunu, bu nedenle liderlerin Donald Trump’ı kendilerinden uzaklaştırmamaya dikkat etmeleri gerektiğini de söyledi.
Trump, pazar günü Meloni’nin bir fotoğrafını paylaşmış ve İtalyan lider aleyhine uzaklaştırma emri çıkarmak zorunda kalacağını şaka yollu olarak belirtmişti.
Bu alaycı paylaşım, haziran ayında Fransa’nın Evian kentinde düzenlenen G7 zirvesinde iki lider arasında yaşanan garip bir görüşmenin ardından geldi.
Trump, görüşmenin ardından Meloni’nin kendisinden fotoğraf çekilmesi için “yalvardığını” söylemişti; fakat İtalyan lider bunun doğru olmadığını ısrarla belirtmişti.
Francken, “Onu [Meloni] seviyorum, o muhafazakâr, benimle tamamen aynı çizgide… Peki ne yüzünden kavga edeceksiniz? Bir fotoğraf yüzünden mi!” dedi.
Belçika savunma bakanı, AB’nin ABD’nin sürekli yardımı olmadan kendini savunmaya hazır olmaktan çok uzak olduğunu vurgulayarak, Avrupalıların “Amerikalıları yanlarında tutmaları gerektiğini” belirtti.
Belçikalı siyasetçi, şu anda ABD tarafından sağlanan konvansiyonel askeri kapasiteyi Avrupa’nın oluşturmasının “5 ila 10 yıl” süreceğini söyledi.
Trump’ın baskısı, Rusya’nın oluşturduğu tehdide dair artan endişeyle birleşince, Avrupa ülkelerini savunma bütçelerini artırmaya ve kendi savunma pazarlarını daha iyi geliştirmeye itiyor.
Francken’in açıklamaları, Avrupa Komisyonu’nun ulusal korumacılığı sınırlayarak sınır ötesi savunma alımlarını teşvik etmeye yönelik öneriler hazırladığı bir dönemde geldi.
Francken de “Her alanda tek bir pazar görmek istiyorum,” dedi.
Ayrıca, ülkelerin silah sözleşmelerinde yerli savunma şirketlerini kayırmalarına olanak tanıyan “opt-out” (istisna) hakkını “tamamen korumacı” olarak nitelendirerek, bu hakkı kullanırken ölçülü davranmaları çağrısında bulundu.
Francken, “Biz sınıfın en iyi öğrencilerinden biriyiz. Bunu her zaman kullanmıyoruz… Sadece çok istisnai durumlarda kullanıyoruz,” dedi.
Belçika, Francken göreve başlamadan sadece iki yıl önce, Belçikalı üretici FN Herstal ile hafif silah anlaşmasını onaylarken rekabetçi bir ihale prosedüründen kaçınmak için bu boşluğu kullandı.
Fakat Francken’e göre Avrupa’nın savunma çabaları hâlâ hız kazanırken, asıl önemli olan Trump’ı kızdırmamak.
Belçikalı, “Amerikalılara ihtiyacımız var; diplomatik olmalıyız, söylediklerini dinlemeliyiz, nazik davranmaya çalışmalıyız,” dedi.
Belçika hükümetinin resmi rakamları, ülkenin savunma harcamalarında GSYİH’nin en az yüzde 2’sini ayırma yönündeki NATO’nun eski hedefinin biraz üzerinde olduğunu gösterse de, pazartesi günü yayınlanan resmi bir izleme raporu, mevcut harcama eğilimleri devam ederse Belçika’nın 2029 yılına kadar GSYİH’nın yalnızca yüzde 1,93’üne ulaşabileceğini ortaya koydu.
Diplomasi
Rusya, Myanmar üzerinden Güneydoğu Asya’da güç kazanıyor

Myanmar, Rusya, Çin ve Hindistan’ın katılımıyla topraklarındaki lojistik projeleri ve enerji altyapısı çalışmalarını hızlandırıyor. Nikkei gazetesinin analizine göre yaptırımlar nedeniyle pazar kaybeden Moskova için bu ortaklık, Güneydoğu Asya bölgesinde kalıcı bir konum elde etme fırsatı sunuyor.
Myanmar, Rusya, Çin ve Hindistan’ın katılımıyla ülke topraklarındaki lojistik projeleri ve enerji altyapısı geliştirme çalışmalarına hız verdi.
Nikkei gazetesinin analizine göre bu işbirliği, Moskova açısından Güneydoğu Asya pazarında kalıcı bir konum elde etme fırsatı sunuyor.
Rus enerji şirketi Inter RAO, 5 Haziran günü Myanmar ile elektrik üretimi alanında işbirliği yapılması amacıyla bir mutabakat zaptı imzaladı. Nisan ayında ise taraflar; petrol rafinasyonu, sıvılaştırılmış doğalgaz (LNG) tesisleri ve gübre üretimini kapsayan işbirliği çerçevesini Inter RAO ve RC-Investments fonu ile birlikte onayladı.
İşbirliğinin merkezinde Dawei Özel Ekonomik Bölgesi projesi yer alıyor.
Nikkei gazetesi, Moskova’nın bu projede daha önce çekilen Japonya ve Tayland’ın yerini alabileceğini belirtiyor.
Rusya ile Myanmar, Dawei bölgesine Rus LNG’sinin sevk edilmesini, burada gazlaştırma işlemi yapıldıktan sonra Tayland’a ihraç edilmesini görüşüyor.
Yaptırımlar nedeniyle geleneksel pazarlarının bir kısmını kaybeden Rusya için Myanmar alternatif bir ticaret yolu niteliği taşıyor.
Myanmar Başbakan Yardımcısı Nyo Saw, ülkesini Büyük Okyanus ile Hint Okyanusu arasında bir “kara köprüsü” olarak tanımlıyor.
Aynı zamanda Çin, Myanmar üzerinden Hint Okyanusu kıyısındaki Kyaukpyu limanına uzanacak ekonomik koridorun inşasını hızlandırıyor. Bu kapsamda inşa edilen demiryolunun önümüzdeki yıllarda sınır kenti Ruili’ye ulaşması bekleniyor.
Hindistan ise Myanmar üzerinden geçen Kaladan çok modlu transit ulaşım projesini ve Tayland’a uzanan otoyol projesini destekliyor.
Ancak bu projelerin ilerleyişi, ülkede 2021 yılından bu yana ordu ile etnik gruplar arasında süren çatışmalar nedeniyle yavaşlıyor.
Şubat ayında Rusya Güvenlik Konseyi Sekreteri Sergey Şoygu, Myanmar’a gerçekleştirdiği ziyaret sırasında askeri yönetimin lideri Min Aung Hlaing’e, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in tüm alanlarda işbirliğini derinleştirme kararlılığını teyit eden mesajını iletti.
Rusya, Myanmar’a endüstriyel ekipman, mineral gübreler, petrol ürünleri ve tıbbi malzemeler ihraç ediyor.
Moskova aynı zamanda ülkeye Su-30 savaş uçakları, hava savunma sistemleri ve helikopterler de dahil olmak üzere yüksek teknolojili silah tedarik eden ana aktör konumunda bulunuyor. Geçen yıl ekim ayında iki ülke arasında karşılıklı olarak vize muafiyeti uygulaması başlatıldı.
Diplomasi
NATO üyeleri, ABD’li şirketlerle bir dizi füze anlaşması imzalayacak

Bugün düzenlenecek NATO Savunma Sanayii Forumu’nda imzalanması planlanan bir dizi anlaşma, ABD tasarımı silah sistemlerinin bir kısmının üretim ve bakımını Avrupa’ya kaydıracak.
POLITICO’nun elde ettiği planlama belgelerine göre bu anlaşmalar, ABD’li şirketlerin iş hacmini artırmanın yanı sıra, Avrupa’nın kilit silah sistemlerine daha fazla erişimini sağlamayı da amaçlıyor.
Paket, FIM-92 Stinger kısa menzilli hava savunma füzeleri ile ilgili Avrupa’daki üretim faaliyetlerini, Raytheon’un AIM-120C-8 AMRAAM füzelerinin Avrupa’daki üretimini genişletmeye yönelik bir fizibilite çalışmasını ve Patriot hava savunma sistemlerinde kullanılan PAC-3 önleme füzeleri için bir Avrupa bakım tesisini içeriyor.
Her bir girişimde yer alan ülkeler farklılık gösteriyor. Belgelere göre, Stinger füzeleri konusunda Almanya ve Hollanda, NATO Destek Ortaklığı Komitesi ve ABD ile işbirliği yaparak, RTX tarafından üretilen omuzdan ateşlenen füzeler için Avrupa’da üretim kapasitesi oluşturacak.
Anlaşma kapsamında ABD, nihai satışları kontrol etmesine olanak tanıyan yabancı askeri satış şartlarını korurken, Avrupa’da üretime izin verecek.
AMRAAM girişimi kapsamında Belçika, Kanada, Finlandiya, Almanya, Hollanda ve Norveç yer alırken, bir ülkenin daha katılımı henüz kesinleşmedi.
Amaç henüz bir üretim sözleşmesi değil, Avrupa’da AIM-120C-8 füzesinin üretimini genişletmeye yönelik bir fizibilite çalışması için niyet beyanı.
Bir ABD’li yetkilinin katılımcı ülkeleri imzaya davet etmesi beklenirken, üst düzey bir Alman silahlanma yetkilisinin de kısa bir açıklama yapması planlanıyor.
Almanya, Hollanda, Polonya, İsveç ve ABD’nin ayrıca Lockheed Martin ile Avrupa’da bir PAC-3 bakım tesisi kurulmasına yönelik başka bir niyet beyanını imzalaması bekleniyor.
Bir başka girişim ise Lockheed Martin-Rheinmetall ile bağlantılı Kara Kuvvetleri Taktik Füze Sistemi (ATACMS) üretimini kapsıyor.
Belgelerde bu konunun bir imza töreni değil, fotoğraf çekimi fırsatı olarak tanımlandığı belirtiliyor fakat Washington’un zirve sırasında bir bildiri yayınlama imkânı gördüğü de not ediliyor.
300 kilometre menzile sahip ATACMS, Ukrayna’daki savaşta hayati bir rol oynadı.
POLITICO’ya göre bu duyurular, müttefiklerin füze savunma stoklarını hızla yeniden oluşturma çabalarını vurguluyor.
Bu stoklar, ABD’nin İran’la savaşı sırasında ciddi şekilde tükendi ve Ukrayna’nın da acil olarak ihtiyaç duyduğu stoklar.
Füze paketi, bugünkü sektör forumunda da ele alınması beklenen, “Tedarik Koalisyonları” adlı daha geniş kapsamlı ABD öncülüğündeki bir girişimin bir parçası.
Zirve programında Belçika, Kanada, Almanya, İspanya, Estonya, Finlandiya, İtalya, Hollanda, Norveç, İsveç, Birleşik Krallık ve ABD’nin yanı sıra Kongsberg, Raytheon ve Boeing gibi savunma şirketlerinin isimleri de yer alıyor.
POLITICO’nun elde ettiği bu girişime ilişkin ayrı bir değerlendirmede, Washington’un bu projeyi, çok sayıda AB girişiminin “gölgesinde” Avrupa savunma pazarında kilit bir ortak olarak konumlanmak için kullandığı belirtiliyor.
Brüksel, savunma finansmanında giderek artan bir rol oynuyor ve Amerikan şirketleri, pazara erişimlerini kısıtlayabilecek “Avrupa’dan Satın Al” hükümlerinden endişe duyuyor.
Avrupa2 hafta önceKuzey Akım sabotajında ‘porno filmi kılıfı’ iddiası
Rusya1 hafta önce“Planlarımızda Kiev rejimini kurtarmak yok”
Söyleşi1 hafta önce“Kapitalizmin özgürlükçü bir toplumsal düzene ihtiyacı yoktur”
Dünya Basını2 hafta önceVaroufakis: Avrupa Birliği liderleri kesik başlı tavuk gibi
Dünya Basını2 hafta önceProf. Diesen: ABD sadece zaman kazanıyor, İran’ı yok etme hedefi değişmedi
Dünya Basını2 hafta önceCSIS: Ankara Zirvesi ‘NATO 3.0’ın Sahadaki Yansıması
Dünya Basını2 hafta önce‘İran küresel ekonominin boğaz noktalarını silaha dönüştürdü’
Dünya Basını2 hafta önceFT: Müttefikleri ABD’den bağımsızlaşmaya çalışıyor










