Bizi Takip Edin

Diplomasi

ABD’nin NATO serzenişlerinin kısa tarihi

Yayınlanma

ABD Başkanı Donald Trump’ın NATO müttefiklerine yönelik “bütün parayı biz harcıyoruz” çıkışları özellikle ikinci başkanlık döneminde damga vurdu.

2025’te Lahey’de düzenlenen zirvede üye ülkeler, 2035 yılına kadar GSYİH’nin yıllık %5’ini savunmaya ayırma taahhüdünde bulundular. Bu, 2014’teki Galler zirvesinde verilen %2 sözüne göre büyük bir sıçramaya işaret ediyordu.

Bu %5’lik taahhüt, savunma yatırımlarının iki temel kategorisini kapsıyor. İlki, “temel savunma ihtiyaçları”: Müttefikler, üzerinde mutabık kalınan NATO savunma harcamaları tanımına dayalı olarak, GSYİH’nin en az %3,5’ini temel savunma ihtiyaçlarını karşılamak ve NATO Yetenek Hedefleri’ni yerine getirmek için ayırmayı kabul ettiler. 

İkincisi ise “savunma ve güvenlikle ilgili harcamalar”: Bu başlıkta da üye ülkeler, kritik altyapıyı korumak, şebekeleri savunmak, sivil hazırlık ve dayanıklılığı sağlamak, inovasyon ve savunma sanayi tabanını güçlendirmek gibi daha geniş kapsamlı savunma ve güvenlikle ilgili yatırımlara GSYİH’nın %1,5’ine kadar kaynak ayıracaklar.

NATO’nun kendi verilerine göre 2025 yılında, Avrupalı müttefikler ve Kanada savunma harcamalarını 90 milyar doların üzerinde artırdı ki bu, 2024 yılına kıyasla yaklaşık %20’lik bir artışa tekabül ediyor.

Yine NATO’nun resmi aktarımına göre Avrupalılar ve Kanada son on yılda savunma alanındaki toplu yatırımlarını istikrarlı bir şekilde artırdılar: 2014’te toplam GSYİH’lerinin %1,4’ü olan bu oran, 2025’te %2,3’e yükseldi ve bu yıl savunma harcamaları için toplamda 571 milyar dolardan fazla yatırım yaptılar.

NATO istatistiklerine bakılırsa ABD, GSYİH içerisindeki savunma harcamaları oranları bakımından her zaman yüzde 3,5 ila 4’ün üzerinde görünüyor. Elbette mutlak olarak bakıldığında Amerikan ordusunun harcamaları ile baş edebilecek herhangi bir NATO gücü yok.

Öte yandan Trump döneminde iyice görünür hale gelen “yük paylaşımı” sorunu yeni başlamadı. Soğuk Savaş’ın detant dönemlerinde yaşanan tartışmaları bir kenara bırakırsak, 1990’ların sonundan itibaren büyük boyutlara ulaşmaya başlayan Amerikan savunma harcamaları ve kamu borcu, Afganistan ve Irak işgallerinin ardından kontrolden çıkmaya başlamış; Çin’in yükselişi ve ABD’nin Asya’ya askeri olarak da yöneleceğini ilan etmesiyle birlikte Avro-Atlantik hattındaki “güvenlik mimarisi”nin nasıl dönüşeğine dair açık bir tartışma başlamıştı.

Bush’un çağrısı

2008’de Romanya’da düzenlenen NATO zirvesine katılan dönemin ABD Başkanı George W. Bush, başta Irak ve Afganistan olmak üzere İran ve Kuzeydoğu Asya’yı da kapsayan uzun bir tehdit listesi sıraladıktan sonra, Avrupa’nın “füze tehdidinden” korunması için yapılması gerekenleri sıralıyordu.

Bush şöyle diyordu:

“Güçlü bir NATO İttifakı oluşturmak için güçlü bir Avrupa savunma kapasitesi de gereklidir. Bu nedenle bu zirvede, Avrupalı ortaklarımızı hem NATO hem de AB operasyonlarını desteklemek üzere savunma yatırımlarını artırmaya teşvik edeceğim. Amerika, Avrupalıların kendi savunmalarına yatırım yapmaları halinde, birlikte harekete geçtiğimizde daha güçlü ve daha yetkin olacaklarına inanmaktadır.”

Yakın zamanda, Ankara zirvesi için George W. Bush Presidential Center adına yazılan bir makalede, “yük paylaşımı” konusuna bir kez daha değinildi. Eski bir Dışişleri çalışanı olan Elizabeth Kennedy Trudeau imzasıyla yayınlanan yazıda, daha önceki tartışmalara istinaden, “Günümüzde, yük paylaşımı konusundaki bitmek bilmeyen tartışmanın artık teorik bir mesele olmadığı son derece açıktır ve kamuoyundaki algı da budur,” diyor.

Trudeau’ya göre “Rusya’nın Ukrayna’ya yönelik devam eden saldırganlığı”, “Orta Doğu’daki istikrarsızlık”, “Çin’in giderek artan hırsları” ve siber tehditler, dezenformasyon ve savunmasız tedarik zincirleri gibi ortaya çıkan yeni tehdit alanları, jeopolitik manzarayı kökten değiştirmiştir. Dolayısıyla NATO da bu yeni duruma uyum sağlamak zorundadır.

Avrupalı müttefiklerin savunma harcamalarına artırdığına işaret eden yazar, Kıta’nın “kolektif savunma”da daha fazla sorumluluk almaya başladığını memnuniyetle kabul ederek, “Bunun nedeni, Amerika Birleşik Devletleri’nin NATO’dan uzaklaşması değil; daha güçlü bir Avrupa’nın bu güçlü ittifakı daha da güçlendirmesidir,” diyor.

Obama’nın savunma bakanı Gates’ten sert çıkış

Fakat ABD’den Eski Kıta’ya dönük en sert eleştiri Barack Obama’nın liderliği döneminde geldi.

Dönemin Savunma Bakanı Robert Gates, bir üniversitede yaptığı konuşmada Avrupalıların askeri güç kullanımına yönelik istestiksizliklerinin “NATO’nun etkili bir şekilde savaş yürütme yeteneğini kısıtladığını” öne sürmüştü.

O dönem, NATO ittifakının temel görev planının yeniden yazılması gündemdeydi. Konuşmasında Gates, örgütte kapsamlı reformlar yapılması çağrısında bulunuyordu. Gates, NATO’nun İkinci Dünya Savaşı sonrası Avrupa’da patlak verebilecek çatışmaları önlemedeki başarılarının, yeni bir dizi endişeye yol açtığını söylüyordu:

“Halkın ve siyasi sınıfın büyük bir kısmının askeri güce ve bunun getirdiği risklere karşı olduğu Avrupa’nın demilitarizasyonu, 20. yüzyılda bir nimetken, 21. yüzyılda gerçek güvenlik ve kalıcı barışın sağlanmasının önünde bir engel haline geldi.”

Gates, NATO üyelerinin güçlü ordularını sürdürmedikleri ve kuvvetlerini modernize etmek için gerekli bütçe taahhütlerini vermedikleri takdirde Avrupa’nın tehditlere karşı savunmasız kalacağı uyarısında bulunuyordu.

Bakan, “Gerçek ya da algılanan zayıflık, sadece yanlış hesaplamalara ve saldırganlığa yol açmakla kalmaz; daha temel bir düzeyde, bunun sonucunda ortaya çıkan finansman ve yetenek eksiklikleri, ortak tehditlerle yüzleşmek için birlikte hareket etmeyi ve savaşmayı zorlaştırır,” diyordu.

Gates, NATO’yu “yaşam ya da ölümle sonuçlanan gerçek dünyadaki yükümlülükleri olan bir askeri ittifak” olarak tanımlıyor ve ittifakın stratejik misyonunu “yeniden düşünme ve yeniden şekillendirme” yönündeki mevcut çabanın kritik bir dönemde gerçekleştiğini belirtiyordu.

“Şu anda ittifak, çok ciddi, uzun vadeli ve sistemik sorunlarla karşı karşıya. NATO’nun bütçe krizi buna bir örnektir ve NATO’nun tehditleri algılama, ihtiyaçları belirleme, önceliklendirme ve kaynak tahsisi konusundaki daha derin sorunların bir belirtisidir.”

Sonraki yıl Brüksel’de yaptığı bir konuşmada, Libya’da Muammer Kaddafi’yi devirmeye yönelik NATO hava saldırılarına katılmadığı için Almanya’yı da eleştiren Gates, “kendi ayakları üzerinde” durmaya isteksiz Avrupalılara karşı ABD Kongresinde sabrın tükenmeye başladığı uyarısında bulunuyordu:

“Açık gerçek şu ki, ABD Kongresinde ve daha geniş anlamda Amerikan siyasi camiasında, kendi savunmalarında ciddi ve yetkin ortaklar olmak için gerekli kaynakları ayırmaya ya da gerekli değişiklikleri yapmaya görünüşe göre isteksiz olan ülkeler adına giderek daha değerli hale gelen fonları harcamaya yönelik istek ve sabır azalacak.”

O dönem NBC’de yayınlanan bir haberde, “Bu değerlendirme, Avrupalıların, son altmış yıldır güvenliklerinin büyük bir kısmını güvendiği ABD ile olan savunma ilişkilerinin geleceğini sorgulamasına neden olabilir,” yorumu yapıldığını hatırlatalım.

Üstelik tartışma, Avrupa’daki ABD birliklerinin önemli ölçüde azaltılması kapsamında bir Amerikan muharebe tugayının Avrupa’dan çekilmesinin hemen ardından ortaya çıkmıştı.

Gates, konuşmasının ardından düzenlenen soru-cevap oturumunda, kendi kuşağının NATO’ya olan “duygusal ve tarihsel bağlılığının” “zamanla azaldığını” da söylüyordu.

Gates, isim vermeden, “Avrupa savunma bütçelerindeki kesintilerin ardından artan güvenlik yükünü Amerikan vergi mükelleflerinin üstlenmesini görünüşe göre istekli ve hevesli olan ülkeler”i sert bir dille eleştiriyordu.

Hillary Clinton’dan uyarılar

Benzer bir tema, o dönem Dışişleri Bakanı Hillary Clinton tarafından da dillendiriliyordu. Clinton, “NATO, ortak savunmanın bedelini ödemeye ve yükünü üstlenmeye istekli –ve muktedir– üye ülkelerin oranının giderek azaldığı, iki kademeli bir ittifaka dönüşüyor,” diyordu.

İşin ilginci bu değerlendirme, eski NATO Genel Sekreteri Anders Fogh Rasmussen’in Norveç’te düzenlenen yıllık ulusal konferansta yaptığı değerlendirmeye çok benziyordu: Rasmussen, bu konferansta “NATO savunma harcamalarının üçte ikisini ABD’nin karşıladığını” belirtmişti.

2010’daki “NATO’nun Geleceği” konuşmasında Clinton, şunları söylüyordu:

“Ayrıca Bakan [Robert] Gates’ten de şunu duyacaksınız: Avrupa ülkelerinin, kişi başına düşen savunma harcamalarında –bizim ulaşmanızı istediğimiz seviyeye, yani bizim seviyemize değil, çoğunuzun şu anki seviyesinden daha yükseğe– henüz taahhütte bulunmamasının tarihsel ve tamamen anlaşılabilir nedenlerine rağmen, bunun dürüstçe tartışılması gereken bir konu olduğuna inanıyoruz. Çünkü bu yeni tehditler karşısında karşılaşacağımız altyapı sorunlarının çoğu –enerji güvenliği veya siber güvenlik gibi– NATO aracılığıyla bir ağ oluşturabilmemiz için üye ülkelerin daha fazla yatırım yapmasını gerektirecek. Bu işi NATO’nun yapmasından ziyade, üye ülkelerin yatırımlarını koordine etmek ve bunlarla birlikte çalışmak söz konusu olacak.”

Avrupa’da ayrışma

Lahey zirvesi ile koyulan %5’lik harcama alt sınırının Avrupa’daki devletlere yansımaları ise farklı oluyor.

Reuters karardan beri iki grubun ortaya çıktığına işaret ediyor: Birincisi, harcamaları artırmak için mali esnekliğe sahip olan Almanya ile çoğunlukla İskandinav ve Doğu Avrupa ülkeleri; ikincisi ise aynı şeyi başarmakta zorlanan birkaç büyük aktör.

Bruegel ekonomi düşünce kuruluşunun araştırmacısı Guntram Wolff, Almanya’nın ardından Avrupa’nın en büyük üç ekonomisi hakkında, “Örneğin Birleşik Krallık bu durumu idare edemiyor. Fransa da edemiyor, İtalya da,” diyor.

Reuters’ın pazartesi günü yapılacak kabine toplantısı öncesinde elde ettiği bir bütçe taslağına göre, Almanya, savunma kalemlerini katı borçlanma sınırlarından muaf tutan bir kural değişikliğinden yararlanarak, bugünden 2030’a kadar harcamalarını iki katına çıkararak 200 milyar avronun (228,38 milyar dolar) üzerine çıkaracak.

Rusya’nın oluşturduğu tehdit algısının en yoğun olduğu ülkeler olan Polonya, Litvanya ve Estonya, yeni hedefleri gerçekleştirme yolunda şimdiden önemli ilerleme kaydetmiş durumda. Özellikle Varşova, geçen yıl GSYİH’sinin %4,3’ünü savunmaya ayırmıştı.

Diğer yandan, bu girişim siyasi ve mali engellerle karşı karşıya. Britanya geçen hafta, kısmen diğer alanlardaki kesintilerle finanse edilecek 15 milyar sterlinlik ek savunma harcaması planını açıkladı. 

Fakat bu tutarın üçte birinin finansmanının hâlâ sağlanmamış olduğu ortaya çıktı ki bu durum, muhtemel yeni başbakan Andy Burnham için erken bir bütçe sorunu yaratıyor.

Öte yandan İtalya Başbakanı Giorgia Meloni, zirvede, Roma’nın Avrupa’nın en büyük borç yüklerinden birine sahip olmasına rağmen, 2026 yılında temel ve temel olmayan savunma harcamalarını GSYİH’nin %2,8’ine çıkaracağını açıklayacak.

Fakat gelecek yıl yapılacak genel seçimler öncesinde artan askeri harcamaların birçok seçmen tarafından hoş karşılanmaması nedeniyle, artışın büyük kısmı polis görevleri gibi iç güvenlik harcamalarından karşılanacak.

Fransa ise nisan ayında açıkladığı ayrıntılı planlarla, genel bütçe açığını Avro bölgesi kurallarına uygun hale getirmeye çalışırken, savunma harcamalarını şu anki yaklaşık %2 seviyesinden on yılın sonuna kadar GSYİH’nin %2,5’ine çıkaracak. Cumhurbaşkanlığı seçimleri de gündemdeyken, Macron yönetiminin bu fazlalığı nasıl yaratacağı merak konusu.

İspanyol hükümetinin ise savunma harcamalarını GSYİH’nin %2,1’inden fazla tutmama konusundaki kararlılığından vazgeçeceği düşünülmüyor. Yeni kaynakların büyük ölçüde sivil uygulamalara yönelik teknolojilere yönlendirilmesi planlanıyor.

Dahası bazı ülkeler NATO karargahına “güven vermiyor” gibi görünüyor: NATO yetkilileri, Çekya, Slovenya ve Arnavutluk’un, GSYİH’nın %2’si olan eski ittifak hedefine ulaştıkları yönündeki iddialarını sorguladı ve bu ülkelerden harcama rakamlarını gözden geçirip yeniden sunmalarını istedi. 

Diplomasi

Burnham, Zelenskiy ile görüştü

Yayınlanma

Birleşik Krallık Başbakanı Andy Burnham, Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy ile Portsmouth, İngiltere’de bir araya geldi.

Göreve geldikten sonra yüz yüze görüştüğü ilk dünya lideri Zelenskiy olan Burnham, Birleşik Krallık ile Ukrayna arasında “sıkı bir ortaklık” kurulacağına dair taahhütte bulundu.

Desteklerini göstermek amacıyla ikili, şu anda 200 Ukraynalı askerin deniz tatbikatlarını sürdürdüğü Portsmouth’taki bir askeri üssü gezdi.

Burnham, Ukraynalı liderle yaptığı görüşmenin “sıcak” geçtiğini ve yakında ülkeyi ziyaret etmeyi planladığını söyledi.

Burnham, “Bunu birlikte inşa edeceğiz ve Devlet Başkanı Zelenskiy’in karşı karşıya olduğu çeşitli sorunları ele alacağız; bunların çoğunu bugün görüştük,” dedi.

Görüşme, Londra’nın Kiev’in savaş çabalarına yardımcı olmak için fikri mülkiyet haklarını paylaşacağını duyurmasının ardından gerçekleşti.

Yeni başbakan, Birleşik Krallık’ın, insansız hava araçlarının (İHA) tespit edilmesini önlemek için bu araçlara takılan “Stone Cloak” elektronik harp sistemini paylaşacağını ve Ukrayna’nın bu teknolojiyi seri olarak üretmesine yardımcı olacağını duyurdu.

İngiltere’nin muhtemel başbakanı Andy Burnham kimdir?

Burnham, yurtdışında çok fazla zaman geçirip dış işlere odaklandığı için partisi içindeki bazı kesimlerden eleştirilen Keir Starmer’ın yerine geçtikten sonra iç meselelere odaklandı.

Fakat Burnham, İngiltere’nin Ukrayna politikasında süreklilik olacağını göstermeye çalıştı. Geçen hafta başbakan olduktan sonra yaptığı ilk telefon görüşmelerinden birinde Burnham, Zelenskiy’i “en kısa zamanda” İngiltere’yi ziyaret etmeye davet etmişti.

Starmer, başbakan olarak geçirdiği son tam gününü Kiev’de geçirdi ve burada Ukrayna’ya 255 milyon sterlinlik bir finansman sağlandığını duyurdu.

Zelenskiy pazartesi günü Sky’a yaptığı açıklamada, Burnham ile yaptığı telefon görüşmesinin “çok iyi” geçtiğini söyledi.

Ukraynalı lider, Starmer’ın daha önce “yeni hükümetin savaş sırasında Ukrayna’yı destekleme politikasını sürdüreceği” konusunda güvence verdiğini belirtti.

Yeni başbakan, Ukrayna liderini, başbakanlığa taşındığından bu yana ilk uluslararası ziyaretçisinin kendisi olmasının “tesadüf olmadığını” söyledi.

Burnham, “Bunun amacı çok net bir mesaj vermek. Ukrayna’nın %100 yanındayız, ben şahsen sizin %100 yanınızdayım ve bu ülkenin Ukrayna’ya verdiği her taahhüdü tam olarak yerine getireceğim,” dedi.

Okumaya Devam Et

Diplomasi

Ukrayna’da yabancı bağışları aklayan örgüte operasyon

Yayınlanma

Ukrayna Ulusal Yolsuzlukla Mücadele Bürosu (NABU) ve Özel Yolsuzlukla Mücadele Savcılığı (SAP), Dışişleri Bakanlığının eski müsteşarının liderlik ettiği bir suç örgütünün yabancı donörlere ait fonları zimmetine geçirdiğini açıkladı. Savaşın başında yürütülen usulsüzlükle yaklaşık 1,28 milyon dolar tutarında bağışın aklanarak kişisel amaçlarla kullanıldığı bildirildi.

Ukrayna Ulusal Yolsuzlukla Mücadele Bürosu (NABU) ile Özel Yolsuzlukla Mücadele Savcılığı (SAP), Ukrayna Dışişleri Bakanlığının eski müsteşarı tarafından yönetilen bir organize suç örgütünün, savaşun başlangıç döneminde yabancı donörlerin sağladığı fonları zimmetine geçirdiğini ve akladığını duyurdu.

Açıklama NABU’nun resmi internet sitesinde yayımlandı. Ukrayna’da Dışişleri Bakanlığı Müsteşarlığı makamı, bakanlık idari teşkilatının idaresinden sorumlu en üst idari merci konumunda.

Açıklanan soruşturma verilerine göre zimmete geçirilen ve aklanan meblağ 37 milyon Ukrayna grivnasından fazla bir tutara tekabül ediyor.

Bu miktar, suçun işlendiği dönemdeki kur üzerinden yaklaşık 1,28 milyon dolara, güncel kur üzerinden ise yaklaşık 830 bin dolara karşılık geliyor.

Soruşturmayı yürüten kurumlar, usulsüzlük mekanizmasının organizatörü olarak 2020 ile 2024 yılları arasında görev yapan eski Dışişleri Bakanlığı Müsteşarını işaret etti.

Resmi duyuruda şüphelinin ismi açıklanmadı. RBK-Ukrayna ve Yevropeyska Pravda yayın organları, eski Dışişleri Bakanı Dmitro Kuleba döneminde bu makamda Aleksandr Bankov’un görev yaptığına dikkati çekti.

Anket: Ukraynalılar en büyük tehdit olarak yolsuzluğu görüyor

Paralar paravan yapılar ve nakit merkezleri üzerinden aklandı

Soruşturma dosyasındaki bulgulara göre süreç, bağışların belirli yapılara yönlendirilmesiyle işletildi. NABU açıklamasında şu ifadelere yer verildi:

“Soruşturma verilerine göre Dışişleri Bakanlığı Müsteşarı, uluslararası donörleri ve yurtdışındaki diplomatik misyonların bağlı personellerini, finansal yardımları denetimi altındaki bir sivil toplum kuruluşunun banka hesabına aktarmaya ikna etti. Yapılan bilirkişi incelemesi sonuçlarına göre, söz konusu sivil toplum kuruluşu tarafından tahsil edilen bu paralar hukuki statü bakımından Ukrayna Dışişleri Bakanlığının özel fonuna ait tahsisli bütçe kaynağı niteliğindeydi.”

Gelen fonların daha sonra şüphelilerin kontrolündeki şahıs şirketlerinin ve tüzel kişilerin hesaplarına aktarıldığı, ardından nakit dönüştürme merkezleri aracılığıyla nakde çevrildiği kaydedildi.

Aklanan paraların şüphelilerce kişisel ihtiyaçlar doğrultusunda kullanıldığı tespit edildi.

Dosyadaki şüpheliler arasında eski Dışişleri Bakanlığı Müsteşarı idari idare başkanı, halen görevde olan bir diplomatik personel ve eski Dışişleri Bakanının bir danışmanı da yer alıyor.

Adli süreç Ukrayna Ceza Kanunu’nun 190. maddesinin 4. fıkrası, 191. maddesinin 5. fıkrası ve 209. maddesinin 3. fıkrası kapsamında yürütülüyor.

Geçen yılın kasım ayında da Ukrayna’nın devlet nükleer enerji şirketi Energoatom bünyesindeki bir yolsuzluk mekanizması açığa çıkarılmıştı.

“Kvartal 95” şirketinin ortaklarından Timur Mindıç ile çok sayıda eski üst düzey yetkilinin adının geçtiği o soruşturmada, şüphelilerin kurumla iş yapan yüklenicilerden sözleşme bedelinin yüzde 10 ila 15’i oranında rüşvet talep ettiği ileri sürülmüştü.

Bu skandalın ardından Ukrayna Devlet Başkanlığı Ofisi Başkanı Andriy Yermak görevden alınmıştı.

Yermak hakkında daha sonra, Kiev Bölgesi’ndeki lüks Dinastiya müstakil konut projesinin inşaat esnasında 10 milyon dolardan fazla parayı akladığı iddiasıyla şüphe bildirimi düzenlenmişti.

Soruşturma makamları, inşaata aktarılan kaynağın Energoatom’daki yolsuzluk mekanizmalarından elde edilmiş olabileceğini kaydetmiş, Yermak kefaletle serbest bırakılmıştı.

Zelenskiy’nin kasası yargılanıyor: Ukrayna’daki yeni dalga yolsuzluk operasyonlarına bakış

Okumaya Devam Et

Diplomasi

İngiltere, Ukrayna’ya çok uluslu güç göndermeye hazır olduğunu açıkladı

Yayınlanma

Büyük Britanya Başbakanı Andy Burnham, ateşkes sağlandıktan sonra Ukrayna topraklarında çok uluslu bir güç konuşlandırmaya hazır olduklarını açıkladı. Ukrayna Cumhurbaşkanı Volodimir Zelenskiy ile bir araya gelen Burnham, Kiev’e elektronik harp teknolojisi devredileceğini de duyurdu.

Büyük Britanya, Ukrayna topraklarında ateşkes rejimine ulaşıldıktan sonra çok uluslu bir güç konuşlandırmaya hazır olduğunu duyurdu.

İngiltere Başbakanı Andy Burnham, Ukrayna Cumhurbaşkanı Volodimir Zelenskiy ile gerçekleştirdiği görüşmede açıklamalarda bulundu.

Portsmouth kentinde yer alan Queen Elizabeth uçak gemisinde yapılan görüşmede Zelenskiy, göreve gelmesinden bu yana yeni İngiliz Başbakanı tarafından kabul edilen ilk yabancı lider oldu.

Independent gazetesinin aktardığına göre Burnham görüşmede, “Barışı güvence altına almanıza yardımcı olacağız. Müttefiklerimizle birlikte istekliler koalisyonuna liderlik etmeyi sürdüreceğiz. Nihayet bir ateşkes sağlandığında, Ukrayna’nın uzun vadeli güvenliğini pekiştirmek için çok uluslu bir güç konuşlandırmaya hazır olacağız” ifadelerini kullandı.

Kiev’e “tam ve koşulsuz bir ateşkes” sağlanması ve müzakerelerin yeniden başlaması konusunda destek sözü veren Burnham, “Yüzde yüz Ukrayna’nın yanındayız. Sayın Cumhurbaşkanı, ben şahsen yüzde yüz sizinleyim. Bu ülkenin Ukrayna’ya karşı üstlendiği tüm taahhütleri eksiksiz yerine getireceğim” dedi.

Başbakan Burnham ayrıca Ukrayna’ya ait “Stone Cloak” insansız hava araçlarının korunması için yeni İngiliz elektronik harp teknolojilerinin Kiev’e devredileceğini açıkladı. Başbakanlık ofisinden yapılan açıklamada, bu elektronik harp cihazlarından binlercesinin daha önce Ukrayna’ya teslim edildiği belirtildi.

Tablet büyüklüğündeki bir elektronik harp sistemi olan Stone Cloak, insansız hava araçlarına monte edilerek bunların hava savunma sistemleri tarafından tespit edilmesini zorlaştırıyor.

Yapılan açıklamada, “Fikri mülkiyet haklarının devredilmesi sayesinde Ukrayna artık Stone Cloak sistemini kendi bünyesinde büyük miktarlarda üretebilecek. Bu durum cephe hattındaki ve genel olarak Avrupa’daki savunmayı güçlendirecek” denildi.

Burnham daha önce yaptığı açıklamada da Moskova’nın Londra’nın kararlılığından “şüphe duymaması” gerektiğini vurgulamıştı. İngiltere Başbakanı, ülkesinin Ukrayna’nın yanında kalmayı sürdüreceğini ve İngiltere’nin Kiev’e desteğinin sarsılmaz olduğunu belirtmişti.

Kremlin ise daha önce yaptığı açıklamalarda, Ukrayna’ya Avrupa askeri yerleştirilmesinin Rusya sınırlarında bir NATO varlığının ortaya çıkması olarak değerlendirileceğini duyurmuştu.

Rusya Dışişleri Bakanlığı da bu durumu kabul edilemez olarak nitelendirmiş ve bu tür askeri güçlerin meşru askeri hedefler olarak görüleceğini açıklamıştı. Bakanlık, Ukrayna’ya asker sevk edilmesinin “yabancı müdahale” anlamına geleceğini kaydetmişti.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English