Bizi Takip Edin

Avrupa

İsrail silah şirketleri Almanya’da yayılıyor

Yayınlanma

İsrail bağlantılı savunma sanayi şirketleri Almanya’da faaliyetlerini giderek genişletiyor ve bu ülkede hızla artan sayıda silah fabrikası kurmayı planlıyor.

German Foreign Policy’deki analize göre yeni silah fabrikaları, bir yandan Alman Silahlı Kuvvetleri’nin (Bundeswehr) hızlı bir şekilde yeniden silahlanmasına katkıda bulunurken; diğer yandan, Yakın ve Orta Doğu’da savaşın daha da tırmanması durumunda İsrailli şirketlerin, İsrail silahlı kuvvetlerinin ihtiyaç duyduğu silahları güvenli bir mesafeden üretmelerine imkân tanıyor.

Bu, örneğin İran’a karşı bir başka saldırı savaşı durumunda bir güvenlik ağı sağlıyor.

Almanya ile İsrail arasındaki bu yeni savunma işbirliği biçimi, 1950’lerin ortalarından beri gelişen iki ülkenin silah üreticileri arasındaki ortaklığa dayanıyor.

Almanya için bu işbirliği, en azından İsrail’in güçlü ve savaş tecrübesi olan askeri-sanayi kompleksinin yüksek teknoloji kapasitelerine erişim imkânı sunuyor.

İsrail savunma sanayiinin ihracat bağımlılığı

2020’lerin başında uzmanlar, İsrail’de tamamen veya en azından kısmen savunma teçhizatı üretimi yapan şirket sayısını 600 ila 700 olarak tahmin ediyordu.

O dönemde bu şirketler toplamda yaklaşık 100.000 işçi istihdam ediyordu; bu rakam, İsrail sanayisindeki tüm çalışanların dörtte birinden biraz azını oluşturuyordu.

Bunların en büyük üçü, yıllık cirosu yaklaşık 8 milyar dolar olan özel şirket Elbit ile 7,4 milyar dolar cirolu devlet şirketi Israel Aerospace Industries (IAI) ve 6,8 milyar dolar cirolu Rafael (2025 rakamları).

Karşılaştırma amacıyla belirtmek gerekirse: Almanya’nın en büyük savunma sanayi şirketi Rheinmetall, 2025 yılında yaklaşık 10 milyar avro gelir kaydetmişti.

Cazip kârlar elde etmek için, İsrail savunma sanayii genel olarak, İsrail silahlı kuvvetlerinin savaş nedeniyle maruz kaldığı sürekli yıpranmaya rağmen, ihracata büyük ölçüde bağımlı.

Hatta son yıllarda ihracat, gelirinin düzenli olarak yüzde 75’ini oluşturdu; toplamda, tüm İsrail ihracatının yaklaşık yüzde 7,5’i savunma sanayisinden geliyor.

Uzmanlara göre bu durum, İsrail’in sektörünü küresel ortalamanın sekiz katına çıkarmış durumda.

İsrail’e adanmış bir devlet: Almanya

İsrail silah sistemlerinin “cazibesi”

Sektörün içinden gelenler, İsrail savunma sanayisinin başarısını ve dünya çapındaki silah alıcıları için cazibesini çeşitli faktörlere bağlıyor.

İsrail’in bölgedeki Arap devletleri, İran ve Türkiye’den sürekli olarak daha iyi donanımlı ve teknolojik açıdan daha gelişmiş olma arzusu sık sık dile getiriliyor.

Ayrıca, savunma şirketleri ile İsrail silahlı kuvvetleri arasındaki yakın bağların, İsrail silah sistemlerinin optimizasyonuna katkıda bulunduğu yaygın olarak savunuluyor.

Sık sık son derece gelişmiş bir teknolojik inovasyon kültürüne atıfta bulunuluyor. Bunun en iyi örneği, askeri istihbarat servisine bağlı, her türlü elektronik keşif ve siber operasyonlarda uzmanlaşmış “Unit 8200.”

Üç ila beş yıllık hizmetin ardından birimden ayrılan askerler son derece nitelikli kabul edilir; bu askerler, bazılarının Silikon Vadisi’ne bile benzettiği İsrail teknoloji girişimleri dünyasına katılırlar.

Ayrıca, İsrail silah sistemleri genellikle savaş koşullarında test ediliyor. Örneğin, 2025 yılının sonlarında, Almanya da dahil olmak üzere çeşitli ülkelerden gelen hükümet yetkililerine, İsrail Savunma Bakanlığı’nın sponsorluğunda düzenlenen bir konferansta, Gazze Şeridi’ndeki bir binayı vuran insansız hava araçlarını gösteren videolar izletildi.

Amaç, bu ülkeleri insansız hava araçlarını satın almaya teşvik etmekti.

Bundeswehr için yüksek teknolojili silah arayışı

Alman savunma şirketleri, on yıllardır İsrailli silah üreticileriyle işbirliği yapıyor.

1950’lerin ortalarından itibaren ivme kazanan düzenli ikili silah ticaretine ek olarak, en azından 1970’lerden beri yüksek teknolojili silah sistemleri konusunda özel bir işbirliği sürüyor.

O dönemde, Federal Almanya Cumhuriyeti, Tornado avcı uçağı için bir radar bozucu geliştirmesi amacıyla İsrail’e sipariş vermişti.

Bu cihaz, 1982 Lübnan işgalinde İsrail Hava Kuvvetleri tarafından test edildi ve son derece başarılı oldu.

Alman-İsrail savunma işbirliğine ilişkin bir araştırmaya göre, “elektronik savaş”, “Almanya ile İsrail arasında özellikle yakın bağların olduğu bir sektör” olarak kaldı.

Daha sonraki yıllarda bile Bundeswehr, İsrailli şirketlerden defalarca yüksek teknolojili silahlar satın aldı.

Örneğin, Bundeswehr’in Afganistan’da görevlendirilen ilk büyük insansız hava araçları olan Heron 1’ler IAI’dan temin edildi. İsrailli şirket, teslimat ve işletim konusunda Rheinmetall ile yakın işbirliği içindeydi.

Almanya’nın şu anda tedarik aşamasında olduğu modern Arrow 3 hava savunma sistemi de İsrail menşeli.

Bu sistem, IAI tarafından ABD’li Boeing şirketi ile işbirliği içinde üretiliyor.

Alman ordusu, İsrail’in “Gazze deneyiminden” yararlanacak

Alman-İsrail ortak savunma girişimleri

Özellikle 1990’lardan bu yana, Alman ve İsrailli şirketler askeri teçhizat üretiminde de doğrudan işbirliği yapıyor.

Örneğin, 1996 yılında Rheinmetall ve Israel Military Industries (bu şirket daha sonra Elbit tarafından satın alındı) mühimmat geliştirmek amacıyla bir ortak girişim kurmuştu.

Diğer ortak girişimler ise öncelikle İsrail silah sistemlerinin Avrupa’da pazarlanmasına hizmet etti.

Örneğin, 1998 yılında Almanya’da Rheinmetall (yüzde 40), Diehl Defence (yüzde 40) ve Rafael (yüzde 20) tarafından kurulan EuroSpike, Rafael tarafından üretilen tanksavar silahlarının Avrupa’da satışını kolaylaştırmıştı.

IAI tarafından üretilen EL/M-2084 radar sistemleri, İsrailli holding tarafından Rheinmetall Canada ile ortaklaşa satılıyor. 2015 yılında Kanada silahlı kuvvetlerine ve 2020 yılında Macaristan silahlı kuvvetlerine satış gerçekleştirilmişti.

Rheinmetall Italia ise İsrailli UVision şirketi ile ortaklaşa Hero kamikaze insansız hava araçlarını üretiyor.

2025 yılının sonunda, her iki şirket de bir NATO üye devleti için önemli sayıda Hero insansız hava aracı üretmek üzere yüz milyonlarca avroluk bir sözleşme imzaladı.

Almanya’da sekiz yeni İsrail tesisi

Şu anda İsrailli savunma şirketleri bir sonraki adımı atıyor ve Almanya’ya silah sistemleri ihraç etmenin ve Alman silah üreticileriyle ortak üretim yapmanın ötesinde, Almanya’daki kendi üretimlerini de genişletiyorlar.

Bunun arka planında, sadece İsrail’de değil, özellikle Avrupa ülkelerinde hızla artan askeri teçhizat talebi yatıyor.

Sınırlı iç üretim kapasitesine rağmen bu talebi karşılamak için İsrailli savunma şirketleri artık başta Almanya olmak üzere fabrikalar kuruyor.

Örneğin Osnabrück’teki eski Volkswagen fabrikasında Rafael, hava savunma sistemlerine yönelik bileşenler ve sistemler üretecek.

Volkswagen bu amaçla fabrikayı yatırımcı Aurelius Capital ve Aşağı Saksonya eyaletine satacak.

Rafael, IAI ile işbirliği içinde geliştirdiği ve ürettiği İsrail’in Çelik Kubbe hava savunma sistemiyle tanınıyor.

Elbit ise, eski bir Airbus yöneticisi olan Elbit Almanya Başkanı Marian Rachow’un da doğruladığı üzere, önümüzdeki birkaç yıl içinde Almanya’da “1.000’in çok üzerinde” çalışanı barındıracak “sekiz adede kadar yeni tesis” kurmayı planlıyor.

Halle’nin batısındaki Sangerhausen’da kurulacak bu tesislerden birine karşı protestolar şimdiden artmaya başladı.

Volkswagen, İsrail’e hava savunma sistemi üretecek

İkili işbirliği genişliyor

İsrail savunma şirketlerinin neden şu anda Almanya’daki yatırımlara öncelik verdikleri sorulduğunda, İsrail Savunma Kuvvetleri’nin eski bir finans direktörü yakın zamanda şöyle dediği aktarıldı:

“Almanya, Avrupa’nın en önemli sanayi merkezidir ve İsrail ile yakın bağlar sürdürmektedir. Bu da onu, uzun vadeli planlar yapabileceğimiz bir ortak haline getirir.”

Ayrıca, Alman hükümeti askeri güçlenmeye muazzam meblağlar ayırıyor.

2025’te parlamentoya girmeden önce önce Rheinmetall’da, ardından da şu anda Rafael’in sahibi olduğu Dynamit Nobel Defense’da çalışan ve Federal Meclis Savunma Komitesi üyesi olan CDU milletvekili Bastian Ernst, İsrailli savunma holdinglerinin Almanya’da fabrika kurmasını “iki yönlü bir güvenlik ağı” olarak tanımlıyor:

“İsrail için bu, bir çatışmaya karışmaları durumunda tedarik sağlayabilecekleri bir üretim tesisine sahip olmanın getirdiği güvenliği sağlıyor.”

Bundeswehr’in ise “bu teknolojiye Almanya’da sahip olunursa ve bundan yararlanabilirse” fayda sağlayacağına inanıyor.

Dolayısıyla bu, her iki tarafın da muharebe yeteneklerini artırmaya hizmet eden yakın bir işbirliği gibi görünüyor.

Avrupa

Avrupa lüks pazarı Çin’deki talep kaybıyla 350 milyar dolar eridi

Yayınlanma

Avrupa’nın önde gelen on lüks tüketim markası, Çin pazarındaki talep kaybı ve sektördeki durgunluk nedeniyle yıl başından bu yana yaklaşık 350 milyar dolar piyasa değeri kaybetti. LVMH hisseleri yüzde 40’ın üzerinde düşüşle en büyük kaybı yaşarken, saat ve mücevher üreticisi Richemont daha dirençli bir tablo çizdi.

Avrupa’nın önde gelen on lüks tüketim markası, sektördeki durgunluk ve Çin pazarındaki talep kaybı nedeniyle 2026 başından bu yana piyasa değerinden yaklaşık 350 milyar dolar kaybetti.

Reuters’ın piyasa verilerine dayandırdığı habere göre, STOXX Europe Luxury 10 endeksinde yer alan şirketler yatırımcıların toparlanma beklentisini karşılayamadı.

Satış artışını uzun süre sırtlayan Çin ekonomisindeki sıkıntılar derinleşirken, Avrupalı moda devlerinin yaşadığı kayıplar belirginleşti.

İspanyol sektörel yayın organı Modaes, değer kaybının temel etkenlerinden birinin fiyat politikası olduğuna işaret etti.

Kuruluşlara göre şirketler, birkaç yıldır üst üste yaptıkları zamlarla gelirlerini artırmayı başardı ancak ürünlerin alıcılar açısından erişilebilirliğini azalttı.

LVMH hisseleri yüzde 40’tan fazla eridi

Bünyesinde Louis Vuitton, Dior, Tiffany, Bulgari, Moët ve Hennessy gibi markaları barındıran Fransız LVMH grubu, sektördeki en sert düşüşü kaydetti.

Şirketin hisseleri yıl başından itibaren yüzde 40’ın üzerinde gerileyerek rakiplerine kıyasla en zayıf performansı sergiledi.

LVMH’nin açıkladığı üçüncü çeyrek bilançosuna göre, moda ve deri ürünleri biriminin geliri yıllık bazda yüzde 2,96 düşüşle 8,24 milyar avroya indi.

Analist beklentilerinin altında kalan birimin organik satışları yüzde 5 daraldı. Vogue’un şirket verilerinden aktardığına göre, grubun toplam çeyreklik geliri yüzde 1,22 artışla 18,5 milyar avroya çıkarken organik büyüme yüzde 1 düzeyinde gerçekleşti.

Bölgesel dağılımda LVMH’nin satışları Japonya hariç Asya pazarında yüzde 5 geriledi. Buna karşılık satışlar ABD’de yüzde 5, Avrupa’da yüzde 4, Japonya’da ise yüzde 6 arttı.

Vogue’un paylaştığı verilere göre, yıl başından bu yana LVMH hisselerinin yüzde 40 eridiği dönemde Hermès yüzde 39, Gucci’nin sahibi Kering ise yüzde 30 değer kaybetti. Saat ve mücevher üretimine odaklanan Richemont’un hisse değeri ise neredeyse değişmedi.

Vogue’un yer verdiği HSBC analistlerinin tahminlerine göre, sektörün önde gelen sekiz lüks şirketinin satış büyümesi ikinci çeyrekteki yüzde 7 seviyesinden üçüncü çeyrekte yüzde 2,7’ye yavaşladı.

Richemont hariç tutulduğunda aynı grup için beklenen satış artışı yüzde 5,1’den yüzde 1,1’e geriledi.

Büyük üreticilerin toplam piyasa değeri yarı yarıya eridi

Reuters, sektördeki gerilemenin birkaç yıldır kesintisiz sürdüğünü vurguladı. LVMH, Hermès, Kering ve Richemont olmak üzere dört büyük Avrupalı üreticinin toplam piyasa değeri, yaklaşık 2024 yılındaki seviyesine kıyasla neredeyse yarı yarıya azaldı.

Cartier ile Van Cleef & Arpels’in çatı kuruluşu Richemont, mücevher ve saat odaklı yapısıyla genel düşüşe karşı daha dirençli kaldı. Modaes, grubun mücevher segmentindeki olumlu piyasa koşullarından yararlandığını kaydetti.

LVMH hisselerindeki sert düşüş, şirketin en büyük hissedarı ve yöneticisi Bernard Arnault’nun kişisel servetine de yansıdı. Forbes verilerine göre Fransız milyarder milyarlarca dolar kaybetti.

Financial Times’ın mayıs ayında yayımladığı haberde, talep daralması karşısında LVMH yönetiminin Marc Jacobs moda evi ve Fenty Beauty kozmetik markasındaki payı dahil bazı varlıklarını elden çıkarmayı değerlendirdiği bildirilmişti.

Gazete, 2023’ten beri süren bu dönemi “lüks kışı” olarak nitelemiş; gerekçeler arasında salgın sonrası tüketim patlamasının sona ermesini, harcanabilir gelirlerin gerilemesini ve art arda yapılan yüksek zamları göstermişti.

Okumaya Devam Et

Avrupa

Kuzey Akım davası başladı: Almanya sabotajı savaş suçu saydı

Yayınlanma

Kuzey Akım boru hatlarına düzenlenen sabotajın kilit ismi Sergey Kuznetsov, Almanya’da hakim karşısına çıktı. Federal Başsavcılık, Ukrayna makamlarının talimatıyla yapıldığını savunduğu eylemi savaş suçu sayarken sanık hakkındaki dava 17 Aralık’a kadar 16 duruşmada görülecek.

Kuzey Akım boru hatlarına düzenlenen sabotajla ilgili dava Almanya’da başladı.

Hamburg Eyalet Yüksek Mahkemesinde 14 Ekim’de hakim karşısına çıkan Ukrayna vatandaşı Sergey Kuznetsov, saldırıyı gerçekleştiren sabotaj grubunu yönetmekle itham ediliyor.

Tagesschau’nun haberine göre Almanya Federal Başsavcılığı, Baltık Denizi’ndeki boru hatlarına yönelik eylemi Ukrayna devlet makamlarının talimatıyla yapılmış bir savaş suçu sayıyor.

Stern’in aktardığı iddianamede, Rusya ile Ukrayna arasındaki askeri çatışmanın sabotaja zemin hazırladığı kaydedilirken Kuznetsov sivil tesislere saldırı düzenleyerek savaş suçuna ortak olmakla suçlanıyor.

Savunma heyeti: Dava siyasi gösteriye dönüştürülüyor

Stern’e konuşan avukatlarından biri, sanığın duruşmalar boyunca ifade vermekten kaçınacağını bildirdi. Kuznetsov’un savunma heyeti, yargılamanın siyasi bir gösteriye dönüştürülmek istendiğini ileri sürüyor.

Kuznetsov, Ağustos 2025’te İtalya’da yakalandı ve aynı yılın sonbaharında Almanya’ya iade edildi.

Alman savcılığı, eski bir Ukrayna ordusu subayı olan Kuznetsov’un sabotaj timini yönettiğini ve operasyonda kullanılan “Andromeda” adlı yatı sevk ve idare ettiğini savunuyor.

Teknenin içinde heksojen ve oktogen karışımı patlayıcı maddeler tespit edildi. Daha önce The Wall Street Journal, sanığın Ukrayna Silahlı Kuvvetleri ile Ukrayna Güvenlik Servisinde (SBU) görev aldığını yazmıştı. Kuznetsov ise saldırıyla herhangi bir bağı olmadığını iddia ediyor.

N-tv kanalının Alman Başsavcılığı iddianamesine dayandırdığı habere göre Kuznetsov, İtalya’daki tutukluluk sürecinde eşiyle yaptığı telefon görüşmesinde sabotaj sırasında Ukrayna ordusunda görev yaptığını ve SBU için çalıştığını söyledi. Sanık ayrıca amiri olarak nitelediği Roman adlı bir kişiyle irtibat kurmak istedi.

Soruşturma makamları, bu kişinin eski Ukrayna istihbarat görevlisi Roman Çervinskiy olabileceğini değerlendiriyor.

Çervinskiy, boru hatlarına yapılan saldırı sırasında Kuznetsov’un kendi komutası altında yer aldığını öne sürmüştü.

Kuznetsov davası kapsamında 14 Ekim ile 17 Aralık tarihleri arasında 16 duruşma yapılması planlanıyor.

Hırvatistan’da yakalanan dalgıç iltica talep etti

Almanya’nın sabotajla bağlantılı gördüğü bir diğer Ukrayna vatandaşı Vladimir Juravlyov ise ağustos ayında Hırvatistan’da yakalandı.

Juravlyov daha önce, Eylül 2025’te Almanya’nın çıkardığı yakalama emri doğrultusunda Polonya’da gözaltına alınmış, fakat Varşova’daki mahkeme serbest bırakılmasına hükmetmişti.

Alman savcılığı, profesyonel dalgıç olan Juravlyov’un Eylül 2022’de Bornholm Adası açıklarındaki boru hatlarına patlayıcıları yerleştiren ekipte yer aldığını iddia ediyor.

Juravlyov, gözaltına alınmasının ardından Hırvatistan’dan siyasi sığınma talebinde bulundu.

Eylül 2022’de Kuzey Akım hatlarına düzenlenen bombalı saldırılarda toplam dört hattan üçü ağır hasar gördü. O tarihte henüz işletmeye alınmamış olan Kuzey Akım 2’nin tek bir hattı sağlam kaldı.

Okumaya Devam Et

Avrupa

İngiliz futbol kulüplerinin yarısından fazlası iflas riskiyle karşı karşıya

Yayınlanma

İngiltere’de profesyonel futbol kulüplerinin büyük bölümü mali açıdan sürdürülemez bir yapıyla karşı karşıya. Bağımsız Futbol Düzenleme Kurumunun raporuna göre kulüplerin yüzde 94’ü zarar ederken yüzde 66’sı dış finansman olmadan 90 günden fazla ayakta kalamıyor

İngiltere’de profesyonel futbol kulüplerinin büyük bölümü ciddi mali sorunlarla karşı karşıya. İngiliz Bağımsız Futbol Düzenleme Kurumu (IFR), kulüplerin yarısından fazlasının teknik açıdan ödeme güçlüğü yaşadığını ortaya koyarken mevcut mali yapının değişmemesi halinde futbol sektörünü ağır bir krizin beklediği uyarısında bulundu.

IFR’nin yayımladığı “Oyunun Durumu” başlıklı rapora göre İngiliz futbol kulüpleri 1992’den bu yana ülke ekonomisinden 10 kat daha hızlı büyüdü. Ancak en üst düzey beş ligdeki kulüplerin yüzde 94’ü, 2025/26 sezonunu zararla kapattı.

2025 yılında İngiltere’de kabul edilen Futbol Yönetimi Yasası uyarınca kurulan IFR, Avrupa Süper Ligi girişimi ve kulüplerdeki mali usulsüzlüklerin ardından futbolun mali denetimini güçlendirmek amacıyla oluşturuldu. Kurum, Manchester City hakkındaki mali usulsüzlük iddialarına ilişkin soruşturmalarda da rol üstleniyor.

Kulüplerin üçte ikisi dış finansman olmadan ayakta kalamıyor

Rapora göre Premier Lig kulüplerinin yüzde 20’si, İngiltere Futbol Ligi (EFL) bünyesindeki ikinci, üçüncü ve dördüncü ligler ile beşinci, altıncı ve yedinci kademeleri kapsayan Ulusal Lig sistemindeki kulüplerin ise yüzde 60’ı teknik açıdan ödeme güçlüğü yaşıyor.

EFL ve Ulusal Lig kapsamındaki 17 kulüp, futbolcularına hiç maaş ödemese bile zarar etmekten kurtulamıyor. Bu liglerdeki kulüplerin yüzde 60’ından fazlasının mali yükümlülükleri, bilançolarında kayıtlı varlıklarının değerini aşıyor.

Kulüplerin yüzde 66’sı, yeni sahiplerinden finansman desteği alamamaları halinde 90 günden fazla faaliyetlerini sürdüremeyeceklerini bildirdi. Bu süreyi 30 günün altında gösteren kulüplerin oranı yüzde 29’a ulaşırken kulüplerin yüzde 68’inin mevcut sahiplerinin ayrılması ihtimaline karşı hazırlanmış herhangi bir eylem planı yok.

Futbolcu maaşları kulüplerin gelirlerini tüketiyor

İngiliz futbolunda mali sorunları derinleştiren başlıca etkenlerden biri, futbolcu ücretlerindeki artış. Rapora göre 2021’den bu yana bütün liglerde maaş harcamaları belirgin biçimde yükseldi.

Maaş giderlerinin gelirlere oranı Premier Lig’de ortalama yüzde 33, ikinci kademe Championship’te yüzde 32, üçüncü ligde yüzde 71, dördüncü ligde ise yüzde 63 düzeyinde.

Alt liglerdeki 20 kulüp, gelirlerinin yüzde 80’inden fazlasını futbolcu maaşlarına harcadı. Üçüncü ligde mücadele eden iki kulüpte ise maaş giderleri toplam gelirin tamamına ulaştı.

EFL kulüplerinin ankete katılan sahiplerinin yüzde 94’ü, harcamaların daha sıkı denetlenmesini destekledi. Kulüp sahipleri, İngiliz futbolunun karşı karşıya olduğu en büyük sorunun futbolcu maaşları olduğunu belirtti.

Bazı kulüpler, mali düzenlemelere uyum sağlamak amacıyla kadın futbol takımlarını, otellerini ve diğer varlıklarını satmaya yöneldi. Ancak IFR’ye göre bu satışlar, kulüplerin yapısal mali sorunlarını çözmüyor.

Transfer borçları 3,3 milyar sterline ulaştı

Raporda, transfer harcamalarından kaynaklanan net borçların giderek arttığına da dikkat çekildi. Transfer bedellerinin ertelenerek ödenmesi ve gelecekteki transfer gelirlerinin teminat gösterilerek bugünden finansmana dönüştürülmesi, kulüplerin mali çöküş riskini artırıyor.

2020/21 sezonunda 55 milyon sterlin düzeyindeki transfer finansmanı, 2024/25 sezonunda 779 milyon sterline yükseldi. Böylece söz konusu finansman hacmi dört sezonda 14 kattan fazla arttı.

Bugüne kadar gelecekte elde edilmesi beklenen yaklaşık 1,2 milyar sterlinlik transfer geliri önceden nakde çevrildi. Bu tutar, 2020/21 sezonundaki seviyenin yaklaşık 22 katına karşılık geliyor.

İngiliz futbolunda transfer sözleşmelerinden kaynaklanan ödeme yükümlülükleri, transferlerden elde edilen gelirlerin 3,3 katına ulaştı. Kulüpler 2025/26 sezonunda 4,8 milyar sterlinlik transfer ödemesi yükümlülüğü ve 1,5 milyar sterlinlik transfer geliri bildirdi. Böylece net transfer borcu yaklaşık 3,3 milyar sterlin olarak hesaplandı.

Premier Lig’de gelir uçurumu giderek büyüyor

İngiliz futbol kulüplerinin 2025/26 sezonundaki toplam geliri 9 milyar sterline ulaşmasına rağmen bu kaynağın büyük bölümü Premier Lig’de toplandı. Üst düzey kulüplerin Avrupa kupalarından elde ettiği gelirler de aradaki farkı büyüttü.

İngiliz takımları, UEFA Şampiyonlar Ligi’nin lig aşamasına katılımlarından ortalama 80 milyon sterlin gelir elde ediyor. Chelsea ise 2025 FIFA Kulüpler Dünya Kupası’nı kazanarak 84 milyon sterlinden fazla gelir sağladı.

Premier Lig’in en yüksek gelirli altı kulübü ile diğer takımları arasındaki fark son otuz yılda belirgin biçimde açıldı. 1992/93 sezonunda en yüksek gelirli altı kulübün ortalama geliri diğer kulüplerinkinden 9,4 milyon sterlin fazlayken bu fark 2024/25 sezonunda 421 milyon sterline yükseldi.

Premier Lig gelirlerinin yüzde 56’sı en yüksek gelirli altı kulübe giderken kalan 14 takım toplam gelirin yüzde 44’ünü paylaşıyor.

Üst lig ile alt ligler arasındaki eşitsizlik de büyüyor. Premier Lig’deki bir kulübün ortalama geliri, Championship’te mücadele eden bir kulübün gelirinin sekiz katını aşıyor. Bu oran 1992/93 sezonunda 2,7 düzeyindeydi.

Premier Lig ile EFL arasında, üst lig gelirlerinin futbol piramidinin diğer kademeleriyle daha geniş ölçekte paylaşılmasını sağlayacak yeni finansman düzenlemesi konusunda yıllardır süren görüşmelerden henüz anlaşma çıkmadı.

Raporda, Premier Lig’den Championship’e düşen kulüplere yapılan mali destek ödemeleri de eleştirildi. IFR’ye göre mevcut sistem, Championship kulüplerini mali imkanlarının üzerinde harcama yapmaya yöneltiyor ve futbolcu maaşlarındaki enflasyonu körüklüyor.

Düzenleyici kurum müdahale yetkisini kullanabileceği uyarısı yaptı

IFR, mali denetimlerin sıkılaştırılması ve hukuki süreçlerin artmasının kulüplerin maliyetlerini yükseltebileceğini, bunun da İngiliz futbolunun yatırımcılar açısından cazibesini azaltabileceğini belirtti.

Kurum, kulüplere mevcut sahiplerinin finansman desteğini kesmesi ihtimaline karşı güvenilir eylem planları hazırlama çağrısında bulundu. Ligler arasındaki gelir paylaşımının yeniden düzenlenmesini, kulüplerin zararlarının azaltılmasını ve alt ligler için uzun vadeli kalkınma stratejisi geliştirilmesini istedi.

IFR, gerekli değişikliklerin futbolun kendi kurumları arasında uzlaşmayla gerçekleştirilememesi halinde düzenleyici yetkilerini kullanabileceğini de hatırlattı.

Kurum, “Futbol kendi içinde çözüm üretemezse” sonraki adımları değerlendireceğini ve uzun vadeli değişimi sağlamak amacıyla “elindeki bütün yetkileri kullanmaktan çekinmeyeceğini” açıkladı.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English