Diplomasi
Alman ordusu, İsrail’in “Gazze deneyiminden” yararlanacak

Alman ordusu, İsrail Savunma Kuvvetleri (IDF) ile işbirliğini genişletiyor, ortak tatbikatlar planlıyor ve İsrail’in “Gazze Savaşı’ndaki deneyimlerinden” yararlanmak istiyor.
German Foreign Policy’de yer alan habere göre geçen hafta sonunda Ordu Müfettişi Christian Freuding, İsrail’e bir gezi düzenledi. Daha önce, İçişleri Bakanı Alexander Dobrindt ve İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, sivil-askeri “gri” alanlarda, özellikle Almanya’yı siber saldırılardan korumak için bir “siber kubbe” geliştirilmesinde daha yakın işbirliği yapma konusunda anlaşmışlardı.
Ayrıca, İsrail silahlı kuvvetlerinin Gazze’de hedef tanımlama için kullandığı yapay zeka uygulamalarında da işbirliği hazırlanıyor.
Yıllar önce, IDF’nin Gazze Şeridindeki “kapsamlı operasyonel deneyimine dayanarak” Alman ordusu askerlerine evden eve ve tünel savaşı eğitimi verdiği bildirilmişti.
Almanya-İsrail askeri işbirliği 1950’lere kadar uzanıyor
Federal Almanya Cumhuriyeti’nin İsrail ile silah ve askeri işbirliği 1950’lere kadar uzanıyor.
O dönemde Alman yetkililer, devriye botları gibi ilk askeri teçhizatı sağladı ve İsrailli askerler bunların kullanımı konusunda eğitildi.
İşbirliği, özellikle 1990’lardan bu yana dahada yoğunlaştı. Berlin tarafından sübvanse edilen pahalı Alman denizaltılarının ihracatı, Almanya’nın 2019 ile 2023 yılları arasında İsrail’in en büyük ikinci büyük silah tedarikçisi haline gelmesini ve ihracat değerinde yüzde 30’luk bir paya sahip olmasını sağladı.
Almanya ayrıca, Gazze’de de kullanılan İsrail Merkava 4 tankları için motorlar (MTU) ve şanzımanlar (Renk) tedarik ediyor.
Alman Silahlı Kuvvetleri ile İsrail Savunma Kuvvetleri (IDF) arasındaki pratik işbirliği, özellikle İsrail birliklerinin somut operasyonel deneyimlerine odaklanıyor ve Alman tarafı bu deneyimleri askerlerinin eğitimi için kullanıyor.
Örneğin, on yıldan fazla bir süre önce, yaklaşık 110 Alman askeri personelin, ev ve tünel savaşının eğitim programının bir parçası olduğu Tse’elim Kentsel Savaş Eğitim Merkezine gönderildiği bildirilmişti.
Bundeswehr’e göre, İsrail silahlı kuvvetlerinin Gazze Şeridinde “tam olarak bu becerilere sahip olması gerekiyordu.”
Alman Hava Kuvvetleri, İsrail ile ortak tatbikatlara katılıyor
Silahlı kuvvetlerin çeşitli kolları, uzun bir yoğun işbirliği geçmişine sahip. Ev ve tünel savaşı eğitimi kara kuvvetlerinin tekelindeyken, 2017’den bu yana Alman Hava Kuvvetleri, ABD, İngiltere, Yunanistan ve Hindistan gibi diğer hava kuvvetlerinin de katıldığı, iki yılda bir İsrail’de düzenlenen Blue Flag (Mavi Bayrak) hava kuvvetleri tatbikatına düzenli olarak katılıyor.
2020 yılında İsrail Hava Kuvvetleri (IAF), Almanya’da ilk kez hava savaşı tatbikatlarına (Federal Cumhuriyet’in NATO çerçevesinde kurduğu Çokuluslu Hava Grubu’nun Blue Wings ve Magdays tatbikatları) katıldı.
NATO’nun Brunssum (Hollanda) Müttefik Müşterek Kuvvet Komutanlığı’nın şu anki komutanı General Ingo Gerhartz, Hava Kuvvetleri Müfettişi olarak ilk yurt dışı gezisini 2018 yılında İsrail’e ve bu görevdeki son yurt dışı gezisini 2025 yılında yine İsrail’e yapmıştı.
Bu, Alman Hava Kuvvetleri’nin işbirliğine verdiği büyük önemin bir kanıtı olarak görülüyor.
Alman insansız hava aracı pilotları, 2019 yılından bu yana İsrail’in Tel Nof hava üssünde, Kızıl Baron filosunda eğitim görüyor.
Bu filo adını Birinci Dünya Savaşı’ndaki Alman savaş pilotu Manfred von Richthofen’den (“Kızıl Baron”) alıyor ve 1939 yılından bu yana Alman Hava Kuvvetleri’nin birimleri tarafından kullanılıyor.
Silah alışverişi hız kesmiyor
Almanya-İsrail silah işbirliği, Gazze işgalinin başlamasından bu yana daha da yoğunlaştı.
Örneğin aralık ayında, Dünya atmosferi dışında gelen balistik füzeleri önleme kabiliyetine sahip İsrail Arrow 3 hava savunma sisteminin ilk birimi, Almanya’nın doğusundaki Annaburger Heide’de hizmete girdi.
Orijinal plan, Arrow 3 birimlerini yaklaşık 3,5 milyar ABD doları karşılığında satın almaktı. Aralık ayında, Federal Meclis projenin ek bir uzatmasını onayladı; Arrow 3 üniteleri şimdi 3,1 milyar ABD doları daha satın alınacak ve toplam maliyet 6,5 milyar ABD dolarının üzerine çıkacak.
Satın almaya yönelik eleştiriler, uzmanların Arrow 3’ün şu anda Almanya için en büyük tehditlerden biri olarak görülen Rus hipersonik füzelerini önleyebileceğinden şüphe duymaları nedeniyle dile getirildi. Bu füzeler Dünya atmosferi içinde uçuyor.
Ekim ayında, Alman Silahlı Kuvvetleri, İsrailli IAI Elta şirketinin bir modeline dayanan ve IAI Elta’nın Alman FFG (Flensburger Fahrzeugbau GmbH) şirketi ile işbirliği içinde ürettiği 200 adet TAHR hafif hava aracının teslimatı için bir çerçeve anlaşması imzaladı.
Bu araçların “İsrail Özel Kuvvetleri tarafından kendini kanıtladığı” bildiriliyor ve şimdi Alman özel kuvvetleri tarafından kullanılacak.
“Siber Kubbe” ve AI işbirliği
Doğrudan silah işbirliğinin yanı sıra, Alman hükümeti, sivil-askeri “gri” alanlarda, yani çift kullanımlı alanlarda da işbirliğini genişletiyor.
Bu amaçla, İçişleri Bakanı Alexander Dobrindt, ocak ayının ikinci hafta sonu İsrail’i ziyaret etti ve Başbakan Binyamin Netanyahu ile siber güvenlik gibi alanlarda işbirliğinin yoğunlaştırılmasına ilişkin ortak bir bildiri imzaladı.
Federal İçişleri Bakanlığına göre, bu alandaki işbirliği geçmişte de “mükemmel”di. İsrail, bu konuda NATO ve AB dışında “Almanya’nın en önemli ortağı” olarak nitelendirildi.
Şimdi İsrail, Almanya’ya bir “siber kubbe” kurmasında da yardımcı olacak. Bu, “siber saldırıları tespit etmek, analiz etmek ve bunlara yanıt vermek için yarı otomatik bir sistem.”
Spesifik olarak, amaç “siber saldırılara karşı savunma konusunda uzmanlık ve deneyim alışverişinde bulunmak”, yepyeni “siber savunma teknolojileri”ni ortaklaşa geliştirmek ve “siber alanda araştırmayı” teşvik etmek.
Bu hedef, diğer şeylerin yanı sıra, “ortak bir yapay zeka ve siber inovasyon merkezi kurarak” gerçekleştirilecek.
İsrail, siber saldırılar konusunda değil, aynı zamanda Gazze’de hedef belirleme için kullandığı yapay zeka uygulamaları konusunda da geniş deneyime sahip.
Alman ordu müfettişi İsrail’de: “Türünün ilk örneği” anlaşma
Tüm bunlara şimdi Alman ve İsrail kara kuvvetleri arasında sistematik bir işbirliği de eklendi.
Alman Ordusu Müfettişi Korgeneral Christian Freuding’in geçen hafta sonu İsrail’e yaptığı ziyaret sırasında açıkladığı gibi, her iki taraf da bu konuda “türünün ilk örneği” olan bir anlaşma imzaladı.
Anlaşmaya göre, IDF, Bundeswehr’in kadınları birliklerine entegre etmesine yardımcı olacak.
Bundeswehr’de düzenli olarak şiddet içeren cinsel saldırılar işleniyor ve bu durum kısa süre önce bir başka kamu skandalına neden oldu.
Ayrıca, Bundeswehr, yedek askerlerin entegrasyonu konusunda deneyim alışverişinde bulunmak istiyor. IDF, Gazze için yüz binlerce yedek askeri seferber etmişti.
Fakat anlaşma, özellikle eğitim ve manevralarda daha yakın işbirliğini hedefliyor. IDF, İsrailli askeri yetkililerin Freuding’e Gazze’den aldıkları dersler hakkında bilgi verdiklerini açıkladı.
Ayrıntılar açıklanmadı. IDF, sivilleri insan kalkanı olarak kullanmaktan tıbbi personeli keyfi olarak öldürmeye ve Gazze Şeridi halkını aç bırakmaya kadar uzanan ciddi savaş suçları nedeniyle eleştiriliyor.
Diplomasi
AB’nin LNG ithalatının yüzde 60’ından fazlası ABD’den

ABD, şu anda Avrupa’nın toplam LNG ithalatının yaklaşık %60’ını oluşturuyor ve bu oran tüm zamanların en yüksek seviyesine yakın.
Bu rakam, Katar ve BAE’den gelen tedarikin kesilmesine yol açan Hürmüz Boğazı’nın kapatılmasının ardından nisan ayında yaklaşık %64’e ulaşarak zirveye çıkmıştı.
Bu oran, 2022’de Rusya’nın Ukrayna’yı işgal etmesinden bu yana %20 artmıştı. Avrupa ayrıca Ukrayna savaşından sonra Rus boru hattı gazını ABD’den sevk edilen LNG ile ikame etmeye zorlanmıştı.
Ayrıca, ABD, LNG ve boru hattı gazı dahil olmak üzere toplam AB doğalgaz ithalatının %26’sını oluşturuyor ve bu alanda Norveç’ten sonra ikinci sırada yer alıyor.
Avrupa, kış öncesi depolama tanklarını doldurmak için de ABD’den gelen gaza ihtiyaç duyuyor; bu da söz konusu bağımlılığın önümüzdeki aylarda daha da derinleşeceği anlamına geliyor.
LNG’nin en büyük avantajı, gazın yaklaşık eksi 160 santigrat dereceye kadar aşırı soğutulduktan sonra sıvıya dönüşmesi ve tıpkı petrol gibi tankerlere yüklenip dünyanın dört bir yanına sevk edilebilmesi. Bu da boru hatlarına olan ihtiyacı ortadan kaldırıyır ve böylece Amerikan LNG’si Avrupa kıyılarına ulaşıyor.
Bloomberg’e göre büyük emtia piyasalarında, toplam alımların %30 ila %40’undan fazlasını tek bir kaynağa bağlamak yaygın değil; %60’tan fazlasını tek bir tedarikçiye bağlamak ise son derece nadir.
Avrupa’nın tek bir kaynağa bu kadar bağımlı olduğu durumlar yalnızca bazı “niş” piyasalarda (örneğin nadir toprak elementleri, galyum veya tungsten gibi ikincil metaller) görülüyor.
Avrupalı yetkililer, bir süredir kapalı kapılar ardında ABD’den gelenLNG konusunda endişe duyuyorlardı.
Bu endişe, 28 Şubat’ta İsrail ve ABD’nin İran’a saldırmasından hemen önce, özel görüşmelerden kamuoyu tartışmalarına taşındı.
AB’nin rekabetten sorumlu baş yetkilisi Teresa Ribera, ocak ayında “Rus gazına güvenemeyeceğimizi ve Amerikan gazına fazla bağımlı olmamaya dikkat etmemiz gerektiğini biliyoruz,” demişti.
Birkaç gün sonra, AB Enerji Komiseri Dan Jorgensen daha da açık sözlü oldu ve “Bir bağımlılığı başka bir bağımlılıkla değiştirme riskiyle karşı karşıyayız,” dedi.
Öte yandan iktisadi açıdan bakıldığında, akışları hükümetler değil, piyasa belirliyor.
New York’taki Küresel Enerji Politikası Merkezi’nde gaz uzmanı olan Anne-Sophie Corbeau, “ABD’den Avrupa’ya LNG geliyorsa, bunun nedeni İktisat 101’dir: Fiyat açısından bakıldığında, bu Amerikan üreticiler için en iyi varış noktasıdır,” diyor.
Bloomberg yazarına göre ideal olarak, Avrupa’nın ABD’den gelen LNG’nin payını daha güvenli seviyelere, kesinlikle %50’nin altına indirmesi gerekiyor.
Fakat mevcut piyasa ve siyasi dinamikler göz önüne alındığında, tam tersinin gerçekleşme riski bulunuyor.
Avrupa, Trump’a daha fazla Amerikan malı satın alacağına söz verdi; 2027’den itibaren Rus LNG’sini yasaklıyor ve Katar ile BAE’den gelecek tedarikler hâlâ belirsiz görünüyor.
Bölge dikkatli davranmazsa, çok da uzak olmayan bir gelecekte LNG ihtiyacının %75’inden fazlasını ABD’ye bağımlı hale gelebilir.
Diplomasi
Vişegrád Dörtlüsü yeniden bir araya geldi

Visegrád Dörtlüsü liderleri salı günü bölgesel ittifaklarını yeniden canlandırdıklarını açıkladı.
Çekya, Macaristan, Polonya ve Slovakya’dan oluşan bölgesel ittifak, göç, endüstriyel rekabet gücü ve AB’nin bir sonraki uzun vadeli bütçesi konularında daha sıkı bir koordinasyon içinde olacaklarına söz verdi.
Gödöllő’de düzenlenen zirvede Macaristan Başbakanı Péter Magyar, 65 milyonluk bloğun iktisadi gücünü vurgulayarak, dört ülkenin Almanya ile toplam ticaret hacminin Fransa’nınkini aştığını belirtti.
Yenilenen işbirliğinin bir sembolü olarak, Macyar, Çekya, Polonya ve Slovakya liderlerine Budapeşte, Bratislava, Prag ve Varşova’yı birbirine bağlayacak bir yüksek hızlı demiryolu ağı projesinin taslağını sundu ve Slovakya’nın yaklaşan V4 başkanlığı döneminde proje için AB fonu talep etmeleri konusunda liderleri teşvik etti.
Magyar, ittifakın son dönemdeki zorluklarını önceki Macar hükümetine yükleyerek, eski Başbakan Viktor Orbán’ın “Rusya yanlısı” tutumu ve aranan Polonyalı siyasetçilere sığınma hakkı verme kararının Budapeşte ile Varşova arasındaki ilişkileri ciddi şekilde zedelediğini savundu.
“Artık geçmişi geride bırakmanın zamanı geldi,” diyen Magyar, grubun 35 yıl önce Lech Wałęsa, Václav Havel ve József Antall tarafından kurulduğunu hatırlattı.
Polonya Başbakanı Donald Tusk, Macaristan’ın diplomatik ilişkileri yeniden canlandırmasını memnuniyetle karşıladı ve Magyar’ın seçim zaferini övdü.
Otuz yıldır tanıdığını söylediği Orbán ile bir karşılaştırma yapan Tusk, eski Macar liderin jeopolitik bakış açısının kökten değiştiğini, bu nedenle işbirliğinin imkansız hale geldiğini savundu.
Slovakya, 1 Temmuz’da V4’ün dönem başkanlığını devralmaya hazırlanırken, Slovakya Başbakanı Robert Fico, endüstriyel rekabet gücünün en önemli önceliği olacağını belirtti.
Fico, yüksek elektrik fiyatlarının Avrupa sanayisini zayıflattığı uyarısında bulunarak, dört ülkenin AB’nin emisyon ticareti sisteminde değişiklik yapılması için ortaklaşa baskı uygulayacağını söyledi.
Liderler ayrıca, bloğun 2028-34 bütçesi üzerindeki müzakerelerde, sosyal uyumun korunması ve tarım fonlarına odaklanarak yakın işbirliği içinde hareket etme konusunda anlaştılar.
Dört hükümet, bloğun dış sınırlarının güçlendirilmesinin öncelik olmaya devam etmesi gerektiğini savunarak, AB’nin yeni Göç Paktı’na karşı olduklarını yineledi.
Genişleme konusunda liderler, Batı Balkanlara yönelik AB genişlemesini destekledi. Fakat jeopolitik hususların bazı aday ülkeler için daha hızlı entegrasyonu haklı kılıp kılmadığına dair blok içinde daha geniş bir tartışma sürerken, Ukrayna da dahil olmak üzere tüm aday ülkelerin mevcut katılım kriterlerini karşılaması gerektiği konusunda ısrar ettiler.
Çek Cumhuriyeti Başbakanı Andrej Babiš, ortak çıkarları savunma konusunda bölge liderlerinin “yine aynı gemide” olduklarını söyledi.
Liderler, V4’ü dört üyeli bir yapı olarak sürdürme konusunda mutabık kalırken, belirli politika konularında diğer ülkeleri de sürece dahil etmek için daha geniş kapsamlı “V4+” çerçevesini kullanmaya karar verdiler.
Fico ve Babiš, bütçe müzakerelerine İrlanda’yı, endüstriyel rekabet gücü ve karbon fiyatlandırma politikalarına ise Avusturya ve Almanya’yı dahil etmek için V4+ formatının kullanılmasını önerdiler.
Diplomasi
Taliban, Brüksel’de 15 AB ülkesiyle bir araya geldi

15 AB üyesi ülke, 23 Haziran günü Brüksel’de Taliban ile bir araya gelerek Afganları Afganistan’a sınır dışı etme konusunu görüştü.
Avrupa Komisyonu’ndan bir sözcü salı günü yaptığı açıklamada, toplantının İsveç ile ortak başkanlıkta yürütüldüğünü belirtti. Belçika ve Hollanda da toplantıya katıldı.
Komisyon, toplantının öncelikle sabıka kaydı bulunan ve güvenlik tehdidi oluşturan Afgan vatandaşlarının geri dönüşüyle ilgili olduğunu vurguladı.
Görüşmelerde, geri gönderilecek kişilerin kimlik tespiti, seyahat belgelerinin düzenlenmesi ve geri dönüş süreçleri gibi her türlü konu ele alındı.
Fakat ocak ayında Kabil’e giden üst düzey bir AB Komisyonu yetkilisi olan Johannes Luchner, daha önce bu kapsamın suçlu olmayan Afganları da içerebileceğini belirtmişti.
Ocak ayı sonunda Avrupalı milletvekillerine yaptığı açıklamada, “Öncelikli ilgilendiğimiz konu suçluların geri dönüşü, fakat geri dönüş emri bulunan suçlu olmayan Afganların sayısı da giderek artıyor,” demişti.
Başka bir AB kaynağı da şimdi aynı görüşü dile getiriyor. Bu kaynak, salı günü ve toplantı öncesinde EUobserver’a yaptığı açıklamada, görüşmelerin sığınma başvurusunda bulunup reddedilenlerin geri dönüşünü de kapsayacağını belirtti.
Komisyon, günün erken saatlerinde toplantıyla ilgili herhangi bir ayrıntı vermeyi reddetmişti.
Bu da Taliban heyetinin seyahat masraflarını kimin karşıladığı, toplantının nerede yapılacağı, toplantıya kadınların katılıp katılmayacağı ve Taliban’ın AB’nin Afgan vatandaşlarını sınır dışı etmesine yardım etmenin karşılığında ne istediği gibi soruların cevapsız kalmasına neden oldu.
AB ve üye ülkeleri, beş yıl önce yeniden iktidara gelmesinden bu yana Taliban hükümetini tanımıyor.
Brüksel, suç işleyen veya tehlikeli olduğu değerlendirilen sığınma başvurusu reddedilen kişilerin sınır dışı edilmesi için gerekli olduğu gerekçesiyle, Afganistan’ın “fiili yetkilileriyle” sınırlı görüşmeler yapma kararını savundu.
Avrupa Komisyonu’nun bir sözcüsü, Komisyon ve 15 AB üye ülkesinden yetkililerin, ocak ayında Kabil’de düzenlenen bir önceki toplantının devamı niteliğindeki Brüksel toplantısına katıldığını belirtti.
Komisyon sözcüsü, “Komisyon birimleri ve İsveç, bugün Brüksel’de, geri dönüş ve yeniden kabul konularından sorumlu Afganistan’ın fiili yetkililerinin teknik düzeydeki temsilcileriyle birlikte teknik düzeyde bir toplantıya eş başkanlık etti” dedi.
Afganistan Dışişleri Bakanlığı sözcüsü ise gündemin daha geniş olduğunu belirterek, bunun AB’de olası bir konsolosluk varlığını, orada yaşayan Afganlar için konsolosluk hizmetlerinin yeniden başlatılmasını ve “güven oluşturma tedbirlerine duyulan ihtiyacı” içerdiğini söyledi.
Sözcü Abdülkahar Balki, toplantının “yurtdışında ikamet eden Afganların konsolosluk haklarını korumak için olumlu bir ivme yaratma umudu” uyandırdığını da sözlerine ekledi.
Balki’ye hitaben yazılan ve Reuters tarafından incelenen bir Komisyon mektubunda, görüşmelerin “AB’de ikamet hakkı bulunmayan Afgan vatandaşlarının geri dönüşü ve yeniden kabulü” üzerine odaklanacağı belirtildi.
Amerika1 hafta öncePeter Thiel’in gizli cemiyeti: “Dialog”
Görüş2 hafta önceYeni Delhi’den Yükselen Ses: BRICS’in Yeni Dünya Düzeni Manifestosu
Görüş1 hafta önceSavaşın kısa tarihi ve senaryolar – 5
Asya1 hafta önceÇKP, ‘Xi Jinping’in Parti İnşası Üzerine Düşüncesi’ni resmi doktrin ilan etti
Ortadoğu1 hafta önceİran, ABD ile varılan anlaşmanın detaylarını açıkladı
Asya2 hafta önceGüney Kore’de askeri istihbarat teşkilatına tarihi darbe
Görüş2 hafta önceSavaşın kısa tarihi ve senaryolar – 4
Dünya Basını6 gün önceİngiliz iktisatçı Pettifor: Yapay zeka çöküşü kaçınılmaz bir krize yol açacak











