Amerika
Hedge fonları Venezuela’nın borçlarına hücum edecek

Hedge fonları, Donald Trump’ın ülkeyi yeniden şekillendirme çabalarından kar elde etmek için, Venezuela ile bağlantılı milyarlarca dolarlık finansal alacaklara yatırım yapmanın yollarını arıyor.
Yatırımcılar, Venezuela ve devlet petrol şirketi yıllardır ödenmemiş faturalarının ödenmesi durumunda, kazançlı bir ödeme sağlayabilecek nadiren işlem gören enstrümanlar arıyor.
Financial Times’a (FT) göre bu alacaklara olan talep, yatırımcıların ABD’nin Nicolás Maduro’yu kaçırmasının, 2017’deki temerrüdün ardından ülkenin uzun süredir ertelenen borç yeniden yapılandırmasına yaklaşmasını ummasıyla birlikte, ülkenin tahvillerinde bir yükselişin yaşandığı bir dönemde ortaya çıktı.
Venezuela, 2007 yılında varlıklarını millileştirdikten sonra birçok büyük şirkete de borçlu sayılıyor.
Venezuela’nın borçlarına yönelik ilgi patlaması, Amerikan işgalinin, uzun süredir ülkeden uzak duran yatırımcılar için fırsatlar yarattığını gösteriyor.
Aurora Macro Strategies’in kamu borç piyasaları başkanı José Ignacio Hernández, yatırımcıların geleneksel olmayan Venezuela borçlarına olan talebine atıfta bulunarak, “Son 48 saatte çok sayıda telefon, soru ve yatırımcıların ilgisini gösteren birçok işaret aldım,” dedi.
Venezuela’nın senetler, alacaklar ve tahkim talepleri dahil daha “esrarengiz” borçları tarihsel olarak yatırımcıların ilgisini pek çekmedi, çünkü bu borçlar devlet tahvillerine göre çok daha az aktif olarak işlem görüyor.
Fakat Venezuela’nın petrol endüstrisini canlandırma olasılığı, ülkeye bu ödenmemiş borçları, özellikle de devlet petrol şirketi PDVSA’ya karşı olan talepleri ödemesi için baskı yapabilir.
En çok rağbet gören taleplerden bazıları, tahkim uyuşmazlıklarını çözen ve Dünya Bankası tarafından yönetilen bir kuruluş olan Uluslararası Yatırım Uyuşmazlıklarının Çözümlenmesi Merkezi (ICSID) tarafından verilenler.
Maduro’nun selefi Hugo Chávez, 2007 yılında milyarlarca dolar değerinde özel varlığa el koymuştu. Bu el koyma, petrol devleri ve enerji hizmetleri şirketleri, altın madencileri ve diğer millileştirilen yatırımcıların yıllar boyunca Dünya Bankası platformu veya diğer yatırım anlaşmaları aracılığıyla Venezuela’ya karşı düzinelerce tazminat talebinde bulunmasına neden olmuştu.
Bazı yatırımcılar, dünya çapında yaklaşık 30 milyar dolar değerinde bu tür davaların olduğunu tahmin ediyor ve bunların çoğu 500 milyon doların altında tutarlarda.
Maduro hükümetinden nakit para elde etmek için yıllarca sonuçsuz çabalar sarf ettikten sonra, birçok şirket bu davaları hedge fonları da dahil olmak üzere uzman yatırımcılara sattı. Venezuela varlıklarını alıp satan bir fon olan Canaima Capital’in kurucu ortağı Celestino Amore, “Tartışmalı ve belirsiz olan çok büyük miktarda borç var. Yeniden yapılandırma süreci çok karmaşık olacak çünkü bu alacak yığınını incelemek zorunda kalacaklar ve kimse neyin gerçek neyin gerçek olmadığını bilmiyor. ICSID tahkim talepleri daha kolay ölçülebilir,” dedi.
Maduro’nun kaçırılmasıyla, bu taleplerin pazarı, beklenmedik kazanç elde etme şansının artmasıyla yeniden canlandı. Konuya yakın kaynaklara göre, Carronade Capital Management ve Canaima Capital gibi fonlar, ülke yeniden yapılandırmaya yaklaşırsa bu uluslararası taleplerin değerinin artabileceğine inanarak bu talepleri takip ediyorlar.
Konuya yakın birkaç kişi, devlet tahvillerinin alım satımında tanınan bir yatırım bankacılığı ve ticaret şirketi olan Seaport Global’in, potansiyel satıcıları bulmaya ve alım satımları kolaylaştırmaya çalışan en aktif oyunculardan biri olduğunu söyledi.
ABD enerji grubu ConocoPhillips, 8,7 milyar dolarlık bir karar veya faiziyle birlikte 10 milyar dolardan fazla olan en büyük tek alacak sahibi. Geçen yıl Venezuela, petrol projelerinin millileştirilmesine ilişkin karara karşı yaptığı temyizi kaybetmişti.
Ayrı olarak, yaklaşık 20 milyar dolarlık alacak, Venezuela’nın alacaklılarına geri ödeme yapmak için ABD mahkemeleri tarafından denetlenen zorunlu satışın bir parçası olarak PDVSA’nın sahibi olduğu ABD’li rafineri Citgo’dan para tahsil etme çabalarıyla bağlantılı.
Hedge fonu Elliott Management, geçen yıl Citgo’nun kontrolünü ele geçirmek için 5,9 milyar dolarlık bir teklif ve belirli tahvil sahiplerine yaklaşık 2 milyar dolar vermeyi içeren bir anlaşma ile yarışmayı kazanmıştı. ABD mahkemelerinde temyiz aşamasında olan bu anlaşma, birçok talebin ödenmemiş kalmasına neden olacak.
Yine de, tahkim taleplerine sahip olmanın büyük bir avantajı, bunların yeniden yapılandırmada tahvil sahiplerinin oylarına tabi olmaması; yani yatırımcılar geri ödeme talep ederken bağımsız hareket edebilirler.
Fakat bazı uzmanlar, tahvil dışı borçlar için bile kolay bir çözüm bulunacağı konusunda daha şüpheci.
Örneğin Elliott’un Arjantin ile temerrüde düşen borcunun ödenmesi için verdiği uzun mücadelede önemli bir figür olan Jay Newman, “Ticari alacaklar ile ICSID kararları ve tahvil alacakları arasında ayrım yapmak için bu tür bir çaba sarf etmek bence gerçekten anlamsız,” dedi.
Newman, “Gördüğümüz şey, [Trump] yönetiminin Venezuelalılar için Venezuela’da işlerin yolunda gitmesini sağlamaya büyük ilgi duyduğu. Ve bu istek, alacaklılara iyi bir anlaşma sunmakla çelişiyor,” diye ekledi.
Amerika
ABD, Altın Kubbe füze savunma sistemini ilk kez test etti

ABD Savaş Bakanı Pete Hegseth, “Amerika için Altın Kubbe” programı kapsamındaki ilk anahtar testin başarıyla tamamlandığını ve sistemin insansız hava araçları ile seyir füzelerini başarıyla imha ettiğini duyurdu. Hegseth, projenin eski ABD Başkanı Ronald Reagan’ın Stratejik Savunma Girişimi vizyonunu gerçeğe dönüştürdüğünü iddia etti.
ABD Savaş Bakanı Pete Hegseth, sosyal medya platformu X üzerinden yaptığı açıklamada, “Amerika için Altın Kubbe” programı kapsamındaki ilk anahtar testin başarıyla tamamlandığını bildirdi.
Hegseth, teste bizzat tanıklık etme onuruna eriştiğini kaydetti.
Test sürecinde ileri yönlendirilmiş enerji teknolojilerinin kullanıldığını aktaran Hegseth, sistemin insansız hava araçları ve seyir füzeleri de dahil olmak üzere yaklaşan hedefleri otonom olarak tespit edip imha ettiğini belirtti.
Bakan Hegseth, tüm hedeflerin vurulduğunu ve testin tamamen planlanan takvime uygun şekilde gerçekleştirildiğini ifade etti.
Askerlerin yeni nesil teknolojilerle entegrasyon sürecini yerinde incelediğini belirten ABD Savaş Bakanı, “Başkan Donald Trump, Ronald Reagan’ın Stratejik Savunma Girişimi vizyonunu gerçeğe dönüştürüyor. Altın Kubbe ile savunma bakanlığımız vatanımızı her zamankinden daha güçlü şekilde koruyacak. Altın Kubbe gerçektir, güçlüdür ve planlandığı gibi ilerlemektedir” değerlendirmesinde bulundu.
Altın Kubbe (Golden Dome), Amerika ana karasını balistik, seyir ve hipersonik füzeler dahil olmak üzere her türlü füze tehdidine karşı korumayı amaçlayan çok katmanlı bir füze savunma sistemi.
Nükleer silahları, seyir füzelerini, balistik ve hipersonik füzeler ile insansız hava araçlarını engellemek üzere tasarlanan proje, yaklaşan tehditleri tespit etmek, izlemek ve önlemek amacıyla kurulacak bir uydu ağına dayanıyor.
Bu savunma kalkanının, tespit ve takip işlemleri için yüzlerce uydudan oluşması öngörülüyor.
ABD Başkanı Donald Trump, küresel füze savunma sisteminin kurulmasına ilişkin başkanlık kararnamesini Ocak 2025’te imzalamıştı.
Rusya ve Çin ise projeyi küresel istikrara yönelik bir tehdit olarak nitelendirmişti.
İngiliz The Guardian gazetesinin daha önce yayımladığı haberde, Trump’ın iddialarının aksine, yeni füze savunma sisteminin ikinci başkanlık döneminin sona ereceği 2028 yılına kadar tamamen hazır olamayacağı belirtilmişti.
Sistemin tek bir aşamada değil, kademeli olarak devreye alınacağı; Pentagon’un ilk aşamada veri sistemlerinin entegrasyonuna odaklanacağı, ardından ise uzay konuşlu silahların geliştirilmesi üzerinde çalışacağı aktarılmıştı.
Amerika
ABD’de 6,5 milyar dolarlık sağlık dolandırıcılığı davası

ABD Adalet Bakanlığı, Trump yönetiminin dolandırıcılıkla mücadele politikası kapsamında, toplamda 6,5 milyar doları aşan sahte faturalandırma iddialarıyla ilgili olarak 450’den fazla şüpheliye dava açıldığını duyurdu. Operasyon kapsamında aralarında çok sayıda tıp uzmanının da bulunduğu sanıklar gereksiz tedaviler uygulamak, rüşvet ağları kurmak ve usulsüz kazançlarla lüks yaşam sürmekle suçlanıyor.
ABD Adalet Bakanlığı (DOJ), Trump yönetiminin dolandırıcılığı önleme konusundaki kararlılığı çerçevesinde, toplamda 6,5 milyar doları aşan sahte fatura iddialarıyla ilgili olarak 450’den fazla şüpheliye dava açıldığını duyurdu.
Yetkililer, bu girişimin sağlık sektöründeki dolandırıcılık operasyonları tarihinde dava konusu edilen en büyük ikinci meblağ olduğunu belirtti.
Açılan davalarda, aralarında yara bakımı, palyatif bakım (hospis), yetişkin gündüz bakımevleri ve opioid dağıtımı gibi alanlarda faaliyet gösteren 90 tıp uzmanı çeşitli dolandırıcılık yöntemleriyle suçlanıyor.
Adalet Bakanlığının yıllık sağlık dolandırıcılığıyla mücadele çalışmaları kapsamında yürütülen bu operasyon, kurum tarihinin en büyük Medicaid dolandırıcılığı davası olarak da kayıtlara geçti.
Bu çerçevede 295 sanık hakkında, Medicaid programını 518 milyon dolardan fazla sahte faturayla zarara uğrattıkları gerekçesiyle işlem yapıldı.
Sağlık Bakanı Robert F. Kennedy Jr. Adalet Bakanlığında düzenlenen basın toplantısında yaptığı açıklamada, “Bu dosyalardaki iddialar son derece endişe verici. Bazı sanıkların tıbbi açıdan gereksiz testler istediği, bazılarının ise hastaların ihtiyaç duymadığı ürünleri reçete ettiği iddia ediliyor. Bazılarının sadece kendi gelirlerini artırmak için opioid bağımlılığını körüklediği ileri sürülüyor. Belirli vakalarda ise hastaların, kendilerini sadece birer fatura fırsatı olarak gören sağlık çalışanlarından gerçek bir tedavi aldıklarına inanarak hayatlarını kaybettikleri iddia ediliyor” ifadelerini kullandı.
Yetkililer, eyaletlerden bu süreçte benzeri görülmemiş bir işbirliği desteği aldıklarını bildirdi.
Adalet Bakanlığının bugüne kadarki en büyük koordineli dolandırıcılıkla mücadele çalışması olarak nitelendirdiği operasyon kapsamında, ABD’nin 45 eyaleti ve idari bölgesindeki 56 federal bölgede davalar açıldı.
Adalet Bakanı Vekili Todd Blanche konuya ilişkin değerlendirmesinde, “Bu sadece başlangıç. Dolandırıcılar artık Amerikan vergi mükelleflerini soyamayacak. Amerikalılara zarar vermeye veya onları dolandırmaya çalışan her kim olursa olsun, sizi bulacağız, mal varlıklarınıza el koyacağız ve yasaların izin verdiği en geniş sınırda yargılayacağız” dedi.
Yürütülen soruşturmalar kapsamında, aralarında bir şirket yöneticisi ve sekiz tıp uzmanının da bulunduğu 11 sanık hakkında, deri grefti (allograft) uygulamalarında milyarlarca dolarlık sahte fatura düzenledikleri iddiasıyla altı farklı bölgede dava açıldı.
Bu kapsamda Arizona’da bir şirket yöneticisi, şirkete ve uygulamayı yapan sağlık çalışanlarına haksız kazanç sağlayan yasa dışı bir rüşvet şeması yürütmekle suçlanıyor.
Adalet Bakanlığının aktardığı bilgilere göre, söz konusu şirket doku nakli malzemelerini kendisi üretmek yerine doku bankalarından temin edip üzerlerine yeni etiketler yapıştırarak, santimetrekaresi 1450 dolara varan fiyatlarla, yani yüzde 2000 oranında fahiş bir kâr marjıyla satışa sundu.
Sanığın bu tutarın yaklaşık yüzde 40’ını yasa dışı komisyon olarak ödediği, böylece pazarlamacıların ve sağlık çalışanlarının santimetrekare başına yaklaşık 500 ila 600 doları usulsüz şekilde cebe indirmelerine olanak sağladığı iddia ediliyor.
Adalet Bakanlığından yapılan açıklamada, “Bu kazançlı rüşvetlerin, sanık ve diğer ortaklarının palyatif bakım hastalarını hedef almasına yol açtığı; deri nakli malzemelerinin hastayı tedavi eden hekimlerle koordine edilmeden, enfeksiyon tedavisi düzgün yapılmadan, bu tedaviye ihtiyaç duymayan yüzeysel yaralara ve yara boyutunu çok aşan bölgelere uygulanmasına neden olduğu iddia edilmektedir” denildi.
Söz konusu sanığın şirketten 24 milyon dolardan fazla ödeme aldığı; bu parayı milyon dolarlık evler, milyon dolarlık hayat sigortası poliçeleri, 135 bin dolar değerinde bir Maserati dahil lüks araçlar ve lüks saatler satın almak için kullandığı belirtiliyor.
Teksas Güney Bölgesi’nde ise bir uzman, deri grefti uygulamalarında Medicare sistemine hasta başına ortalama 1 milyon dolardan fazla sahte fatura kesmekle suçlandı.
Hükümet kaynakları, sanığın dolandırıcılıktan elde ettiği gelirle yaklaşık 600 bin dolar değerinde bir Ferrari, 865 bin dolarlık bir Bulgari kolye ve Hawaii’de milyon dolarlık bir malikane satın aldığını aktardı.
Sanığın ayrıca Filipinler’de 4,6 milyon dolarlık bir plaj tesisi inşaatını finanse ettiği iddia ediliyor.
Amerika
ABD Senatosunda Trump’ın İran yetkilerine engel

ABD Senatosu, Başkan Donald Trump’ın İran’a yönelik askeri yetkilerini sınırlandıran karar tasarısını kabul etti. Karar, başkanın İran’a karşı askeri eylemleri durdurmasını veya güç kullanımı için Kongre’den onay almasını şart koşuyor.
ABD Senatosu, Başkan Donald Trump’ın İran’a yönelik askeri yetkilerini sınırlandıran karar tasarısını kabul etti.
CNN’in aktardığına göre kabul edilen karar tasarısı, Başkan Trump’ın İran’a yönelik askeri eylemleri durdurmasını ya da güç kullanımı için Kongre’den özel bir izin almasını zorunlu kılıyor.
Senatoda yapılan oylama 48 oya karşı 50 oyla sonuçlandı. Kararın kabul edilmesinde, Cumhuriyetçi senatörler Rand Paul, Susan Collins, Lisa Murkowski ve Bill Cassidy’nin tasarı lehine oy kullanması belirleyici oldu. Demokrat Senatör John Fetterman ise tasarıya karşı oy verdi.
Karar tasarısının onaylanmasında ayrıca bazı Cumhuriyetçi senatörlerin oylamaya katılamaması da etkili oldu.
Kentucky Senatörü Mitch McConnell teşhis edilmeyen bir hastalık nedeniyle hastaneye kaldırıldığı için, Pennsylvania Senatörü Dave McCormick ise oylamaya katılmadığı için oy kullanamadı. Bu durum Demokratların gerekli çoğunluğu sağlamasını kolaylaştırdı.
Senato azınlık lideri Demokrat Chuck Schumer, oylama sonuçlarına ilişkin değerlendirmesinde, Amerikan halkının Trump’ın İran konusundaki tarihi hatasının bedelini ödediğini belirterek, “Bu, Amerika Birleşik Devletleri’nin en başarısız dış politika girişimlerinden biri olarak tarihe geçecek” ifadelerini kullandı.
Tasarıyı destekleyen Kentucky Senatörü Rand Paul, Maine Senatörü Susan Collins, Alaska Senatörü Lisa Murkowski ve Louisiana Senatörü Bill Cassidy, Temsilciler Meclisi tarafından daha önce kabul edilen ve Trump’ı İran’a yönelik askeri saldırıları durdurmaya çağıran karar tasarısına destek vermiş oldu.
Tim Kaine’in de aralarında bulunduğu bazı Demokrat senatörler, ABD ile İran arasında bir mutabakat zaptı imzalanmış ve nihai barış anlaşması için müzakerelere başlanmış olsa bile, askeri yetkileri düzenleyen bu kararın kabul edilmesinin gerekli olduğunu savunuyor.
Senato, daha önce 20 Mayıs’ta yapılan oylamada tasarıyı 47 karşı oya karşılık 50 oyla desteklemiş, ancak 17 Haziran’da yapılan bir sonraki oylamada tasarı 47’ye karşı 48 oyla reddedilmişti.
Cumhuriyetçilerin çoğunlukta olduğu Senatoda tasarıyı ilerletmeye yönelik önceki girişimler sonuçsuz kalmıştı.
ABD Anayasası’na göre savaş ilan etme yetkisi yalnızca Kongre’ye ait bulunuyor.
Buna karşın birçok ABD başkanı, bu kuralın kısa vadeli operasyonlar veya ülkenin doğrudan tehdit altında olduğu durumlar için geçerli olmadığı görüşünü savunuyor.
Senatonun aldığı bu karar, ağırlıklı olarak sembolik bir nitelik taşısa ve tam bir hukuki bağlayıcılığı bulunmasa da hem Temsilciler Meclisi hem de Senatodaki bazı milletvekillerinin İran’a yönelik askeri harekata ve Trump’ın çatışmayı sona erdiren anlaşmasına duyduğu tepkiyi gösteriyor.
Oylama, Pentagon’un önemli bir kısmı İran harekatının masraflarını karşılamak ve silah ile mühimmat stoklarını yenilemek üzere Kongre’den 80 milyar dolarlık bütçe talep ettiği bir dönemde gerçekleştirildi.
Amerika1 hafta öncePeter Thiel’in gizli cemiyeti: “Dialog”
Görüş2 hafta önceYeni Delhi’den Yükselen Ses: BRICS’in Yeni Dünya Düzeni Manifestosu
Dünya Basını2 hafta önceİran’ın Yeni Büyük Stratejisi
Asya1 hafta önceÇKP, ‘Xi Jinping’in Parti İnşası Üzerine Düşüncesi’ni resmi doktrin ilan etti
Görüş1 hafta önceSavaşın kısa tarihi ve senaryolar – 5
Ortadoğu1 hafta önceİran, ABD ile varılan anlaşmanın detaylarını açıkladı
Asya2 hafta önceGüney Kore’de askeri istihbarat teşkilatına tarihi darbe
Görüş2 hafta önceSavaşın kısa tarihi ve senaryolar – 4











