Amerika
İktisatçı Michael Roberts yazdı: Trump’ın Venezuela planı ve petrol piyasasının gerçekleri

İktisatçı Michael Roberts, ABD’nin Venezuela hamlesini ve Trump’ın ülkenin petrol rezervlerine yönelik “bizim petrolümüz” yaklaşımını kapsamlı bir analizle değerlendirdi. Roberts, küresel arz fazlası ve ağır petrolün yüksek çıkarma maliyetlerinin, Amerikan şirketlerinin kârlılığını sorgulattığına dikkat çekerken, Latin Amerika’nın yeniden “arka bahçe” olarak kurgulandığını vurguladı.
İktisatçı Michael Roberts, kişisel blog sayfasında yayımladığı analizde, ABD’nin Venezuela’ya yönelik askeri hamlesini ve Devlet Başkanı Nicolas Maduro’nun kaçırılmasını takiben yaşanan gelişmeleri değerlendirdi.
Roberts, operasyonun hemen ardından Başkan Trump’ın niyetini açıkça ortaya koyduğunu belirtti. Trump, “Çok büyük ABD petrol şirketleri oraya girecek, milyarlarca dolar harcayacak, kötü durumdaki altyapıyı onaracak ve ülke için para kazanmaya başlayacak” ifadelerini kullandı.
Roberts, Trump’ın Maduro’ya yönelik saldırı ve kaçırma eyleminin temel nedeninin, Venezuela’nın “bizim petrolümüz” olarak tanımladığı geniş rezervlerinin kontrolünü ele geçirmek olduğunu gizlemediğini vurguladı.
Londra merkezli Energy Institute verilerine göre Venezuela, yaklaşık 303 milyar varil ile küresel rezervlerin yüzde 17’sini elinde tutuyor ve bu alanda OPEC+ lideri Suudi Arabistan’ı geride bırakarak dünyanın en büyük petrol rezervine sahip ülkesi konumunda bulunuyor.
Ancak Roberts, bu devasa rezervlere rağmen Venezuela’nın ham petrol üretiminin kapasitesinin çok altında kaldığına işaret etti.
1970’lerde günde 3,5 milyon varil ile zirve yapan ve o dönem küresel üretimin yüzde 7’sinden fazlasını karşılayan üretim, 2010’larda günde 2 milyon varilin altına düştü ve geçen yıl ortalama sadece 1,1 milyon varil seviyesinde gerçekleşti.
Dünya piyasaları Maduro’nun kaçırılarak alıkonulmasına nasıl tepki verdi?
“Petrol arzı talep artışını geride bırakıyor”
ABD’nin 2000’lerdeki sözde kaya petrolü (shale) devrimi sayesinde şu anda dünyanın en büyük üreticisi konumunda olduğunu hatırlatan Roberts, dünyanın giderek daha fazla petrole boğulduğunu belirtti.
Arzın küresel talep artışını geride bıraktığını ifade eden Roberts, “Çoğu büyük ekonomideki yavaş büyüme ve enerji üretiminde yenilenebilir kaynaklara kademeli geçiş nedeniyle talep artışı yavaşlıyor” değerlendirmesinde bulundu.
Venezuela’ya yönelik saldırı sırasında gösterge Brent petrolün varil fiyatının yaklaşık 60 dolar ile son beş yılın en düşük seviyelerine yakın seyrettiği belirtildi.
Roberts, Trump’ın küresel petrol devlerine Venezuela’yı artık kendisinin yönettiğini ve yatırım yaparak “paraya para demeyeceklerini” söylüyor olabileceğini, ancak petrol şirketlerinin bu konuda o kadar emin olmayabileceğini vurguladı.
Eski bir Chevron yöneticisi olan Ali Moshiri’nin, birden fazla Venezuela varlığını devralmak için 2 milyar dolar toplama girişiminde bulunduğunu aktaran Roberts, “Ancak bu bir kumar ve halihazırda ABD’den Venezuela petrolünü sondaj ve üretme lisansına sahip olan Chevron gibileri bu kadar hevesli olmayabilir” yorumunu yaptı.
“Ağır petrolü çıkarmak ve işlemek maliyetli”
Venezuela’nın petrol üretimini eski haline getirmenin ucuz olmayacağını belirten Roberts, endüstrinin harap olmuş bir sondaj altyapısına sahip olduğunu ve çıkarılan petrolün “ağır” nitelikte olduğunu kaydetti. Roberts süreci şu sözlerle anlattı:
“Bu ekstra ağır petrolü çıkarmak, ABD kaya petrolü üretimine oldukça benzer şekilde, nispeten kısa ömürlü çok sayıda kuyu açmayı gerektiriyor. Ardından bu çamur kıvamındaki petrol, boru hatlarından akabilmesi, ihraç edilmesi ve rafine edilmesi için daha hafif petrol veya nafta ile karıştırılıyor.”
“Ağır” petrol üretmenin buhar enjeksiyonu ve pazarlanabilir hale getirmek için daha hafif ham petrollerle harmanlama gibi ileri teknikler gerektirdiğini vurgulayan Roberts, ülkenin rezervlerinin çoğunlukla ülkenin doğusunda, yaklaşık 55 bin kilometrekarelik geniş ve uzak bir bölge olan Orinoco Kuşağı’nda yoğunlaştığına dikkat çekti.
“Üretimi ikiye katlamanın maliyeti 115 milyar dolar”
Petrol bolluğunun, yeni arama ve çıkarma faaliyetlerindeki kârları şimdiden vurmaya başladığını belirten Roberts, ABD kaya petrolü endüstrisinin 2010’lardaki kümülatif zararlarının yarım trilyon dolara yaklaştığını ifade etti.
Her şeyin Amerikan kaya petrolü için ortalama varil başına 60 dolar olarak tahmin edilen “başabaş fiyatına” bağlı olduğunu vurgulayan Roberts, Uluslararası Enerji Ajansı (IEA) projeksiyonlarına atıfta bulundu.
IEA verilerine göre, küresel arzın 2025’te günde 3 milyon varil, 2026’da ise 2,4 milyon varil artması beklenirken; talep artışının 2025’te sadece 830 bin, 2026’da ise 860 bin varilde kalacağı öngörülüyor.
Rystad Energy’den Jorge León’un tahminlerine yer veren Roberts, “Üretimi 2030’ların başına kadar kabaca iki katına çıkararak 2 milyon varile ulaştırmanın maliyeti 115 milyar dolar olacaktır. Bu rakam, ExxonMobil ve Chevron’un geçen yılki toplam sermaye harcamalarının yaklaşık üç katıdır” dedi.
Roberts, mevcut küresel arz ve talep dengesinde, özellikle de bu tür “ağır” petrolün gösterge fiyatın altında satılması gerekirken, Exxon ve Chevron’un bu işi kârlı hale getirip getiremeyeceğinin belirsiz olduğunu savundu.
“1820’lerin Monroe Doktrini steroid almış bir şekilde geri döndü”
Trump’ın Venezuela’ya dönük saldırısının arkasında başka faktörlerin de bulunduğunu belirten Roberts, yeni Ulusal Güvenlik Stratejisi’nin durumu netleştirdiğini ifade etti: “1820’lerin Monroe Doktrini steroid almış bir şekilde geri döndü.”
Başkan Monroe’nun o dönemde Avrupa uluslarının Latin Amerika’ya müdahale etmemesi veya kontrol etmeye çalışmaması gerektiğini ilan ettiğini hatırlatan Roberts, Trump yönetiminde küreselleşmenin yerini “Amerika’yı Yeniden Büyük Yap” (MAGA) anlayışına bıraktığını ve Latin Amerika’nın kesin bir şekilde ABD emperyalizminin “arka bahçesi” olarak konumlandırıldığını belirtti.
Bu politikanın, hiçbir ülkenin ABD çıkarlarına direnmesine izin verilmeyeceği anlamına geldiğini vurgulayan Roberts, kaynakların hem ayrıcalıklı Amerikan kullanımına sunulması hem de rakiplerden esirgenmesi için “dost rejimlerin” işbaşına getirilmesi gerektiğini kaydetti.
Roberts, Oxford Institute of Energy Studies verilerine göre Venezuela petrolünün 2025 yılında Çin’in günlük ithal ettiği 11,3 milyon varilin sadece 300 binini oluşturmasına rağmen, Çinli şirketlerin Venezuela petrol sondaj endüstrisinde bir yer edindiğini ve bölgedeki artan Çin etkisinin engellenmek istendiğini ifade etti.
Deripaska’dan bütçe uyarısı: Venezuela petrolü ABD kontrolüne geçerse Rusya zorlanır
“Maduro hükümeti işçi sınıfı desteğini kaybetti”
Maduro’nun tartışmalı yeniden seçildiği 2024 yılına atıfta bulunan Roberts, Venezuela kapitalizminin enerji sektörünün kârlılığına sıkı sıkıya bağlı olduğunu, ancak sektörün 2010 sonrası petrol fiyatlarının çöküşü ve ABD yaptırımlarıyla bir ölüm sarmalına girdiğini hatırlattı.
Chavez döneminde 2000’lerde işçi sınıfı için elde edilen kazanımların ancak petrol fiyatlarının zirve yapmasıyla mümkün olduğunu belirten Roberts, “Fakat sonra petrol dahil emtia fiyatları düştü. Bu durum aşağı yukarı Chavez’in ölümüyle aynı zamana denk geldi” dedi.
Hiperenflasyonun yaşam standartlarını yok etmesiyle Maduro hükümetinin işçi sınıfı tabanının desteğini kaybettiğini belirten Roberts, hükümetin giderek artan bir şekilde özel ayrıcalıklara sahip silahlı kuvvetlere dayandığını ifade etti.
Roberts, ordunun ayrıcalıklarını şu sözlerle detaylandırdı:
“Ordu, askeri üsler gibi özel pazarlardan alışveriş yapabiliyor, kredilere, araba ve daire alımlarına ayrıcalıklı erişim sağlıyor ve önemli maaş artışları alıyordu. Ayrıca döviz kontrollerini ve sübvansiyonları istismar ederek, örneğin komşu ülkelerde ucuz benzin satıp büyük kârlar elde ediyorlardı.”
“Chavista devriminin günleri sayılıydı”
Venezuela’nın trajedisinin her şeyin petrol fiyatına bağlı olması ve zaten özel şirketlerin elinde olan petrol dışı sektörlerde neredeyse hiç gelişme sağlanamaması olduğunu vurgulayan Roberts, devletin kontrolünde bağımsız bir ulusal yatırım planının bulunmadığını belirtti.
Roberts, “Bunun üzerine gelen ABD yaptırımları ve hükümete yönelik sürekli yıkıcı faaliyetler göz önüne alındığında, Chavista devriminin günleri sayılıydı” değerlendirmesinde bulundu.
Bu durumun tüm Latin Amerika için bir ders niteliğinde olduğunu ifade eden Roberts, 1980’lerden bu yana alt kıtanın sanayisizleşmesinin ve emtia ihracatına artan bağımlılığın, tüm bu ekonomileri tarım, metal ve petrol gibi emtia fiyatlarındaki dalgalanmalara maruz bıraktığını belirtti.
Roberts analizini, “Bu durum, yerli kapitalistlerin ve ekonomilerin zayıflığı ile Amerikan emperyalizminin gölgesi altında, herhangi bir bağımsız ekonomi politikasını imkansız kılıyor” sözleriyle tamamladı.
Amerika
New York eyaleti Kalshi platformuna 36 milyar dolarlık dava açtı

ABD’de New York Eyaleti Başsavcısı Letitia James, tahmin pazarı platformu Kalshi’ye lisanssız ve yasa dışı kumar oynattığı gerekçesiyle dava açtı. Eyalet yönetimi, şirketin New York’taki faaliyetlerinin yasaklanmasını, kullanıcılara fonlarının iade edilmesini ve en az 36 milyar dolar ceza ödenmesini talep ediyor.
New York Eyaleti Başsavcısı Letitia James, en büyük tahmin pazarı platformlarından biri olan Kalshi’ye karşı lisanssız yasa dışı şans oyunları düzenlediği suçlamasıyla dava açtı.
Eyalet yetkilileri, servisin eyaletteki faaliyetlerinin yasaklanmasını, kullanıcılara fonlarının geri ödenmesini ve şirketten en az 36 milyar dolar tahsil edilmesini talep ediyor.
New York yetkililerinin değerlendirmesine göre Kalshi, eyalet sakinlerinin eyalet şans oyunları komisyonundan lisans almadan spor, kültür olayları ve seçimler üzerine bahis oynamasına izin verdi.
Dava dilekçesinde ayrıca şirketin yasalarla öngörülen vergileri ödemediği ileri sürülüyor.
Tahmin pazarları (prediction markets), kullanıcıların “evet” veya “hayır” jeton-bahisleri satın alarak spor, siyaset ve daha birçok olayın sonucu üzerine bahis oynadığı platformlar olarak tanımlanıyor.
Bahsin piyasa fiyatı, olasılığa dair kolektif değerlendirmeyi yansıtıyor. Örneğin 0,20 dolar, olayın gerçekleşme şansının yüzde 20 olduğunu gösteriyor.
Kazanan jetonlar her biri için 1 dolar kazandırırken, kaybeden jetonlar sıfırlanıyor. Jetonlar, sonuç gerçekleşene kadar platformların içinde bir borsadaki gibi takas edilebiliyor.
Kalshi ve Polymarket bu alandaki en büyük iki platform konumunda. Kalshi, ABD Emtia Vadeli Ticaret Komisyonu (CFTC) lisansına, New York Menkul Kıymetler Borsasının (NYSE) işletmeci şirketinin desteğine ve televizyon kanalları, medya, spor birlikleri ile büyük kripto borsalarıyla ortaklıklara sahip.
Blokzincir üzerinde çalışan Polymarket ise başlangıçta kripto para ortamından çıktı. Her iki servis de milyarlarca dolarlık değerlemelere ve onlarca milyon dolarlık yatırımlara sahip.
New York yetkilileri davayla eş zamanlı olarak mahkemeden, yargılama sona erene kadar Kalshi’nin eyalet sakinlerine ilgili olay sözleşmelerini sunmasının yasaklanmasını istedi.
Eyalet yönetimi ayrıca, şirketin kullanıcılara fonlarını tamamen tazmin etmesini, bu ürünlerden elde edilen tüm geliri iade etmesini, yasa dışı yollardan elde edilen hasılatın üç katı tutarında ceza ve bu tür sözleşmelerin her bir teklifi için 100 bin dolar ödemesini talep ediyor.
Mahkeme belgelerine göre, talep edilen toplam tazminat miktarı en az 36 milyar doları bulabilir. Nihai miktar, tam finansal hesaplamanın ardından belirlenecek.
New York Eyaleti Valisi Kathy Hochul konuya ilişkin açıklamasında, “Kalshi, tüketicileri koruyan, sorunlu kumarın gelişmesini önleyen, önemli devlet programlarının finansmanını sağlayan ve tüm şirketlerin tek bir kurala göre çalışmasını garanti eden New York’un kumar yasalarını göz ardı etmeyi seçti” dedi.
CoinDesk’in hesaplamalarına göre, son Dünya Kupası sırasında Kalshi, Polymarket ve onların daha küçük ölçekli rakipleri 50 milyar dolardan fazla bahis işledi.
Bu miktar, tüm Amerikalı bahis şirketlerinin toplamından katbekat fazla bir büyüklüğe karşılık geliyor.
New York eyaletinin davası, düzenleyici kurum CFTC’nin mahkeme yoluyla ayrı eyaletlerin yetkililerinin CFTC onaylı tahmin pazarı platformlarına karşı tedbir uygulamasının yasaklanmasını talep etmesinin ertesi günü açıldı.
Daha önce ABD’nin diğer eyaletlerinin yetkilileri de Kalshi ve Polymarket ile mahkemelik olmuştu.
Tahmin pazarlarındaki kripto para bahisleri son iki yılda büyük popülerlik kazandı. Ancak ülkeler birbiri ardına tahmin pazarlarını yasa dışı kumar kapsamına alıyor.
Bu tür bahislerin yasa dışı olduğunu belirten ve Polymarket’i engelleyen son ülkelerden biri Çekya oldu.
Daha önce benzer tedbirler Almanya, Belçika, Romanya, İsviçre, Polonya, Yunanistan, Kıbrıs, Portekiz, İspanya ve Ukrayna tarafından alındı.
Hollanda, Fransa ve Birleşik Krallık da platformun faaliyetlerinin kumar mevzuatına girebileceğini bildirdi.
Amerika
Cumhuriyetçi senatörler Trump’ın Adalet Bakanı adayı Blanche’a karşı

ABD’de Cumhuriyetçi Senatörler John Cornyn ve Thom Tillis, Adalet Bakanlığı bünyesinde kurulması planlanan fonun iptal edildiğine dair yazılı garanti verilene kadar Todd Blanche’ın adalet bakanlığı adaylığını desteklemeyeceklerini bildirdi. İki senatörün muhalefeti üzerine Senato Yargı Komisyonundaki oylama iptal edilirken ABD Başkanı Donald Trump adaylığı geri çekebileceğini açıkladı.
ABD Başkanı Donald Trump’ın bir sonraki adalet bakanı olarak belirlediği ve halen bakan vekili olarak görev yapan Todd Blanche’ın adaylığı, Senato Yargı Komisyonundaki iki Cumhuriyetçi üyenin muhalefeti nedeniyle belirsizliğe girdi.
Teksas Senatörü John Cornyn ve Kuzey Karolina Senatörü Thom Tillis, Adalet Bakanlığı bünyesinde kurulması önerilen “hukukun araçsallaştırılmasına karşı mücadele” fonunun tamamen kaldırıldığına dair yazılı bir garanti talep ediyor.
Senato Yargı Komisyonunda yer alan Cornyn veya Tillis’ten gelecek tek bir “hayır” oyu, Blanche’ın adaylık sürecini engelleme gücüne sahip bulunuyor. Komisyon, iki senatörün karşı duruşu nedeniyle perşembe sabahı yapılması planlanan oylamayı iptal etti.
İki senatörün Trump ile görüş ayrılığı yaşadığı tek konu Blanche’ın adaylığı değil. Kongre’den ayrılmaya hazırlanan ve Trump yönetimiyle sorun yaşayan diğer bazı Cumhuriyetçi milletvekilleri de başkanın çeşitli pozisyonlarına karşı tavır alıyor.
“YOLO” grubu ve Kongre’deki dengeler
Kongre çevrelerinde şakayla karışık “YOLO” grubu olarak adlandırılan bu yapı, ocak ayında görev süreleri dolacak olan ve artık Trump’a siyasi bir bağımlılığı kalmadığı belirtilen Cumhuriyetçilerden oluşuyor.
İngilizce “sadece bir kez yaşarsın” (you only live once) ifadesinin kısaltması olan “YOLO”, gelecekteki sonuçları önemsemeden hareket eden tavırları tanımlamak için kullanılıyor.
Bu gruptaki isimlerin bir kısmı emekli olmayı tercih ederken, bir kısmı ise Cumhuriyetçi Parti içindeki ön seçimlerde Trump’ın desteklediği adaylara karşı kaybetti.
Senatoda bu grupta yer alan isimler arasında, bu yılki ön seçimleri kaybeden Teksas Senatörü Cornyn ve Louisiana Senatörü Bill Cassidy ile Trump’ın “Tek Büyük, Güzel Yasa” tasarısı nedeniyle başkanla ters düşerek geçen yıl emekli olacağını açıklayan Kuzey Karolina Senatörü Tillis bulunuyor. Her üç isim de önemli konularda başkanla görüş ayrılığı yaşadı.
Temsilciler Meclisinde ise Trump’ın müttefiki bir adaya ön seçimi kaybeden Kentakki Temsilcisi Thomas Massie ile yıl sonunda emekliye ayrılacak olan Nebraska Temsilcisi Don Bacon bu grupta yer alıyor.
Trump adaylığı geri çekebileceğini belirtti
YOLO grubunun farklı üyeleri başka konularda Trump’a karşı gelse de Blanche’ın adaylığının onaylanmasında kilit rolü Cornyn ve Tillis elinde tutuyor.
Senato Yargı Komisyonu Başkanı Chuck Grassley’nin, Blanche’ın Adalet Bakanlığına kalıcı olarak atanmasını değerlendirmek üzere yapılması planlanan toplantıyı iptal etmesinin ardından Trump, perşembe günü yaptığı açıklamada adaylığı geri çekmeyi değerlendireceğini söyledi.
Trump, Truth Social hesabından yaptığı paylaşımda Cornyn ve Tillis’in Blanche’ın adaylığı konusunda net bir tutum sergilemekten kaçındığını vurguladı.
Trump paylaşımında, “Todd Blanche bir YILDIZ ve herkes bunu biliyor! Tüm zamanların en büyük adalet bakanlarından biri olma potansiyeline sahip” ifadelerini kullandı.
Açıklamasına devam eden Trump, “Ancak Teksaslı John Cornyn ve Kuzey Karolina’dan Thom Tillis -ki her ikisini de desteklemeyi reddettim ve siyasi kariyerleri benim bu hareketimle sona erdi- her durumda bakan vekili olarak kalacak olan bu harika adaya oy vermeyi reddediyorlar” diye yazdı.
1,8 milyar dolarlık fon tartışması
İki senatörün muhalefetinin merkezinde, Adalet Bakanlığının “taraflı tutumunun” mağduru olduğunu iddia eden kişilere ödeme yapması öngörülen 1,8 milyar dolarlık “adaletin araçsallaştırılmasına karşı mücadele” fonu yer alıyor.
Kongre’deki her iki partiden eleştirmenler, bu fonun 6 Ocak 2021’deki Kongre baskınına katılanlar da dahil olmak üzere Trump’ın müttefiklerine para aktarma aracı olacağını belirterek fona karşı çıkıyor.
Trump, Adalet Bakanlığı ve ABD İç Gelir Servisi (IRS) arasındaki bir uzlaşmanın parçası olarak gündeme gelen fon hakkında Blanche, konunun artık “hükümsüz” olduğunu ve fonun gündemden kalktığını savundu. Ancak Cornyn, bu ayın başlarında Yargı Komisyonundaki onay oturumunda Blanche’ın bu iddiasına şüpheyle yaklaştı.
Cornyn, 15 Temmuz’da oturum salonunun dışında gazetecilere yaptığı açıklamada, “Uzlaşma anlaşması tarafların yazılı izni olmadan değiştirilemez. Tarafların böyle bir yazılı izni yok ve kendisi de bunun bir sözleşme unsuru olarak yürürlüğe konulabileceğini kabul etti” dedi.
Teksas senatörü sözlerini şöyle sürdürdü: “Düzeltmeye çalıştığım kayıtlara geçmesi açısından bunun gerçekten önemli olduğunu düşünüyorum. Sorularıma dürüstçe yanıt verdi ancak bu yanıtlar inevitably konunun kapandığı sonucuna varılmasını sağlamıyor. İleride tekrar gündeme getirilebilir.”
Cornyn, bu yılın başlarında Teksas’taki Cumhuriyetçi ön seçiminde Trump’ın desteklediği Teksas Başsavcısı Ken Paxton’a kaybettikten sonra Beyaz Saray’a yönelik eleştirilerini daha yüksek sesle dile getirmeye başladı.
Komisyondaki diğer Cumhuriyetçi senatör Tillis ise Blanche’ın adaylığına karşı çıkmasının Trump ile yaşadığı anlaşmazlıklardan kaynaklandığı yönündeki iddiaları reddetti.
The Independent gazetesinin haberine göre Kuzey Karolina senatörü perşembe günü gazetecilere yaptığı açıklamada, “Gerçek şu ki, başkandan hiçbir zaman destek talep etmedim, buna rağmen bana destek verdi. Başkan bu tür bir aracı kullandığı anda karşısında Tillis’in yanıtını bulurdu ama bunu hiçbir zaman yapmadı” diye konuştu.
Her iki senatör de fonun resmi ve kalıcı olarak iptal edildiğine dair güvence almadıkları sürece Blanche’ın komisyondan geçmesi yönünde oy kullanmayacaklarını bildirdi.
Blanche komisyondan geçse dahi göreve atanabilmek için Senato genel kurulunda basit çoğunluğun desteğine ihtiyaç duyacak.
Adalet Bakanlığına yönelik eleştiriler sürüyor
Senatör Cassidy, perşembe günü CBS News’ten Nikole Killion’a yaptığı açıklamada, Adalet Bakanlığının mevcut tutumundan “büyük endişe duyduğunu” belirtti. Cassidy, eski Beyaz Saray çalışanı ve 6 Ocak olaylarının kilit tanıklarından Cassidy Hutchinson hakkında soruşturma yürütmek üzere bir büyük jüri oluşturulduğuna dikkati çekti.
Cassidy, “Her Amerikalı Adalet Bakanlığının bir silah gibi kullanılmasından korkmamalı mı? Buna tatmin edici yanıtlar verilemiyorsa, o zaman muhtemelen başka birinin bu göreve gelmesi gerekir” dedi. Cassidy, Blanche’ın “iyi yanıtlar verebilmesi, Tillis ve Cornyn’e bu taahhüdü sunabilmesi ve Hutchinson’a bu süreçlerin neden yürütüldüğünü açıklayabilmesi durumunda yola devam edilebileceğini” ekledi.
Mayıs ayında yapılan ön seçimlerde Trump’ın desteklediği Temsilciler Meclisi Üyesi Julia Letlow’a kaybeden Cassidy, yenilgisinden bu yana geçen aylarda Trump yönetimini ve karşı çıktığı bazı Cumhuriyetçi politikaları açıkça eleştiriyor.
Louisiana senatörü, Blanche’ın adaylığına destek verip vermeyeceği konusunda renk vermeyerek perşembe günü gazetecilere “halen bilgi toplama aşamasında olduğunu” söyledi.
Diğer bazı Cumhuriyetçi senatörler de bu hafta yaptıkları değerlendirmelerde, tartışmanın ön planında Cornyn ve Tillis yer alsa da kendilerinin de adaylık ve fon konusunda endişeleri bulunduğunu bildirdi.
Cornyn ve Tillis perşembe günü Blanche ile bir görüşme gerçekleştirdi, bu nedenle taraflar arasında bir uzlaşma sağlanabileceği belirtiliyor.
Ancak Trump’ın adaylığı geri çekme düşüncesini hayata geçirmesi ihtimaline değinen Cornyn, ön seçimi kazanan Paxton’ın kasım ayındaki genel seçimi kazanmasının kesin olmadığını hatırlattı. Teksas Başsavcısı Paxton, seçilmesi halinde Trump yönetiminin yasama önceliklerine güçlü destek vereceğini taahhüt etmişti.
Buna karşın Paxton, kasım ayındaki seçimlerde Demokrat Eyalet Temsilcisi James Talarico karşısında zorlu bir yarışla karşı karşıya bulunuyor. Cook Political Report, Cornyn’in mayıs ayındaki ikinci tur yenilgisinin ardından bu yarışa ilişkin değerlendirmesini “Muhtemel Cumhuriyetçi” seviyesinden “Cumhuriyetçilere Kayıyor” seviyesine revize etti. Son anketlerde Demokrat adayın farkı açtığı görülüyor.
Cornyn perşembe günü yaptığı açıklamada, “Yani bizi istediği noktada getirdiğini düşünebilir. Ancak gerçek şu ki, Senatör Tillis ve benim yerimizi kimin alacağına dair bir garanti yok. Gelecek yıl elindeki kozlar şu ankinden daha zayıf olabilir. Bu talihsiz bir durum çünkü biz bu kavgayı büyütmemeye çalıştık” ifadelerini kullandı.
Kendi koltuğu “Demokratlara kayıyor” kategorisinde değerlendirilen Tillis de benzer bir uyarıda bulunarak sürecin ters tepebileceğini söyledi.
Tillis, fonun artık yürürlükte olmadığına dair beklentilerin karşılanması durumunda kendisini onaylamaya hazır bir grupla çalışmak yerine, Trump’ın bir sonraki Kongre’deki sandık sayılarını hesaba katması gerektiğini vurguladı.
Amerika
Minnesota’da 30’dan fazla su tesisine siber saldırı

ABD’deki siber güvenlik yetkilileri, Minnesota eyaletinde 30’dan fazla belediye su tesisini hedef alan koordine siber saldırıları araştırıyor. İncelemelerde olası İranlı bilgisayar korsanlarına ait ayrıntılara ulaşıldığı bildirildi. Eyalet ve federal kurumlar, kamu hizmetlerinin aksamaması ve sistemlerin emniyete alınması için ortak çalışma yürütüyor.
ABD’deki siber güvenlik yetkilileri, Minnesota eyaletinde 30’dan fazla belediye su tesisini hedef alan koordine siber saldırıları inceliyor. Soruşturmada olası İranlı bilgisayar korsanlarına ait ayrıntıların yer aldığı belirtildi.
Minnesota Bilişim Teknolojileri (MNIT) kurumu Salı günü saldırılara ilişkin bir uyarı yayımladı.
Kurum; ABD Siber Güvenlik ve Altyapı Güvenliği Ajansı (CISA), ABD Çevre Koruma Ajansı (EPA) ve Federal Soruşturma Bürosu (FBI) dahil olmak üzere federal kurumlarla koordineli bir inceleme yürüttüklerini duyurdu.
Uyarda yer alan bilgilere göre yetkililer, devam eden soruşturma nedeniyle “faaliyeti henüz belirli bir aktöre bağlamadıklarını” veya saldırıların tek bir aktöre atfedilemeyeceğini kaydetti.
Araştırmacılar, Minnesota genelindeki vakalar arasında saldırı zamanlamaları ve “kullanılan teknoloji türleri” de dahil olmak üzere benzerlikler tespit etmeyi başardı.
MNIT, Minnesota Sağlık Bakanlığının yerel su sistemleri üzerindeki etkileri araştırdığını ekledi. Kurum, şehirlerden “içme suyu kullanımlarını değiştirme” yönünde gelen “herhangi bir aktif talep” bulunmadığını bildirdi.
Pazar ve Pazartesi günleri gerçekleşen saldırılarda, operatörlerin kullandığı bilgisayar ekranları olan “programlanabilir mantıksal denetleyiciler” (PLC) ile “insan-makine arayüzleri” (HMI) hedef alındı.
Minnesota Bilgi Güvenliği Başkanı John Israel, eyaletin bilgileri federal kurumlara ilettiğini ve bu kurumların “bu faaliyeti daha geniş bir ulusal bağlamda değerlendirdiğini” söyledi.
CISA, FBI ve diğer federal kurumlar tarafından 22 Temmuz’da yayımlanan ortak bir uyarıda, İranlı bilgisayar korsanlarının su sistemlerini ve diğer PLC’leri hedef aldığı konusunda uyarıda bulunulmuştu.
Açıklamada ayrıca operasyonel teknoloji (OT) sahipleri ve operatörlerinin “doğrudan internet erişimini sınırlandırmalarının ve güvenli PLC kurulumunu sağlamalarının” önemi vurgulanmıştı.
FBI Siber Bölümü Direktör Yardımcısı Brett Leatherman söz konusu uyarıda, İranlı aktörlerin “ABD’nin kritik altyapısını hedef almaya” ve “Amerikalıların bağımlı olduğu temel hizmetleri aksatmaya devam ettiğini” ifade etmişti.
Bu durum, İran savaşı sırasında ABD’nin ülkedeki kritik altyapıyı hedef alan saldırılarını takip ediyor. ABD ordusu İran’daki bir liman tesisine, enerji altyapısına ve köprülere saldırılar düzenlemişti.
MNIT; su ve atıksu sistemlerine, internetten erişilebilen operasyonel teknolojileri tespit etmeleri ve tesislerdeki uzaktan erişim imkanlarını kontrol etmek gibi adımları derhal atarak sistem güvenliğini sağlamaları tavsiyesinde bulundu.
Dünya Basını6 gün önceGlazyev yazdı: Hibrit dünya savaşının devam etmesinin nedenleri üzerine – 1
Diplomasi3 gün öncePaşinyan’dan Moskova’ya demiryolu resti
Avrupa2 hafta önceBurnham resmen Birleşik Krallık Başbakanı oluyor
Dünya Basını5 gün önceGlazyev yazdı: Hibrit dünya savaşının devam etmesinin nedenleri üzerine – 2
Avrupa2 hafta önceAlmanya, silahlanmak için borçlanıyor
Dünya Basını6 gün önceEski NATO yetkilisi Kujat’tan nükleer kış uyarısı
Asya2 hafta önceDeepSeek kullanıcılarının özel sohbetleri Google’a sızdı
Dünya Basını1 hafta önceProf. Pape: İran savaş öncesinden daha güçlü












