Diplomasi
İsviçreli Büyükelçi Buch: Rusya’yı zayıflatmış olabilirler, ama aynı zamanda tüm Batı’yı da zayıflatmış oldular

İsviçre’nin Türkiye Büyükelçisi Jean-Daniel Ruch, Rusya-Ukrayna barış görüşmelerinin erken sonlandırılmasının savaşın uzamasına ve ölümlerin artmasına yol açtığını belirtti. Batı’nın bu stratejisinin sadece Rusya’yı değil, tüm Batı’yı da zayıflattığını vurguladı.
İsviçre’nin Türkiye Büyükelçisi Jean-Daniel Ruch, Türkiye’nin savaşın altıncı haftasında gerçekleştirdiği ve giderek olumsuz bir şöhrete bürünen Rusya-Ukrayna barış görüşmelerine dair değerlendirmede bulundu.
Antithèse adlı YouTube kanalına mülakat veren Ruch, müzakerelerin nasıl sonlandırıldığı ve Batı’nın bu süreçteki rolü üzerine çarpıcı değerlendirmelerde bulundu.
Ruch, Batı’nın –özellikle İngiliz müttefikler ve Amerikalıların– müzakerelerin başarıya ulaşmasının eşiğinde olduğu bir dönemde bu süreci sonlandırdığını belirtti.
Bu kararın, Batı’nın Rusya’yı zayıflatma stratejisi kapsamında alındığını ifade eden Ruch, bu yaklaşımın hem Rusya’yı hem de Batı’yı zayıflattığını ileri sürdü.
“Bu kararı son derece ahlaksızca buluyorum, zira savaşın devam etmesi halinde ölümlerin on binlerce, hatta yüz binlerle ifade edilebileceği aşikardı,” diyen Ruch, bu kararın insani boyutunu vurguladı.
Ruch, Batı’nın müzakereleri sonlandırma kararını, Rusya’yı zayıflatma amacıyla erken alındığını ve bunun da savaşın uzamasına yol açtığını savundu.
Ruch, “Neden bu kadar çok insan öldü?” sorusunu sorarak, Batı’nın stratejisinin sadece Rusya’yı değil, aynı zamanda tüm Batı’yı da zayıflattığını dile getirdi.
Avrupa’nın bu süreçte önemli ölçüde etkilendiğini belirten Ruch, “Rusya’yı zayıflatmış olabilirler, ama aynı zamanda tüm Batı’yı da zayıflatmış oldular,” dedi.
Savaşın devam etmesi durumunda ölümlerin artacağı ve çatışmaların daha da tırmanacağı konusunda uyarılarda bulunan Ruch, “Bu, insanlık adına büyük bir trajediydi,” ifadelerini kullandı.
Ayrıca, bugün yapılacak bir barış anlaşmasının bile Rusya’nın uzlaşmaya hazır olup olmadığına bağlı olduğunu belirten Ruch, sürecin son derece zorlu olduğunu vurguladı.
Öte yandan Ruch, kitabının yazılmasına neden olan süreç hakkında da bilgiler verdi. “Rusya’nın işgalinden sonra başladım, zira bu durumu önleyememiş olmamız mümkün değildi,” diyen Ruch, Batı’nın masada iki taslak anlaşma olmasına rağmen bunlara uymamasının savaşın uzamasına neden olduğunu söyledi.
Tarihçilerin bu dönemi bir gün yeniden ele almasının gerektiğini belirten Ruch, “Bu, belki de tarihçiler tarafından bir gün yeniden ele alınması gereken bir tartışma,” değerlendirmesini yaptı.
Türkiye’nin bu süreçteki rolüne de değinen Ruch, Türkiye’nin tarafsızlık konusunda Ukrayna ile çalışmak istediğini ve bu konuda görüşmeler yaptığını anlattı. “Türkler, Ukrayna için tarafsızlık kavramı üzerinde bizimle çalışmak istiyorlardı,” diyen Ruch, Türkiye’nin tarafsızlık modeli üzerine çalışmalar yaptığını ve bu sürecin önemli olduğunu belirtti.
Ruch, Batı’nın küresel bir gündemi olduğunu ve bu savaşla yüzleşmek için acelelerinin olmadığını ifade etti. Rusya’nın nükleer tehditlerini artırması ve Batı’nın buna karşı ne tür tedbirler alacağı konusundaki endişelerini dile getiren Ruch, kara birliklerinin NATO ile Rusya arasında bir savaşa yol açabileceğini ve bunun Türkiye’nin güvenliği açısından ciddi riskler taşıdığını vurguladı.
Ayrıca Ruch, savaşın yarın sona ereceğini düşünmediğini ve çözüm modelinin hala İstanbul’da müzakere edilenlere dayandığını belirtti. Tarafsızlık ve güvenlik garantileri konusundaki belirsizlikler nedeniyle bu sürecin ne kadar zor olacağını vurgulayan Ruch, “Bu savaşın yarın sona erdiğini göremeyeceğiz,” diye ekledi.
Ukrayna’da müzakere gündemi: Toprak mı güvenlik garantisi mi?
Diplomasi
‘Türkiye, Ukrayna’ya Korkut sistemleri teslim etti’

Middle East Eye’da yer alan haberde Türkiye’nin yıl başında Ukrayna’ya deneme amacıyla az sayıda Korkut hava savunma sistemi teslim ettiği ileri sürüldü. Ukraynalı bir yetkili sistemin muharebe sınavını geçtiğini belirterek uygun fiyat koşullarında yeni alımlara açık olduklarını ifade etti.
Türkiye’nin yıl başında Ukrayna’ya hava savunma yeteneklerini güçlendirmesi ve sahada test etmesi amacıyla az sayıda Korkut hava savunma sistemi teslim ettiği ileri sürüldü.
Middle East Eye (MEE) portalının konuya aşina kaynaklara dayandırdığı haberinde, sevk edilen sistemlerin Ukrayna ordusu tarafından operasyonel değerlendirmeye alındığı aktarıldı.
Aselsan tarafından üretilen Korkut sisteminin standart bir takımı, üç silah sistem aracı ile bir komuta kontrol aracından oluşuyor.
Kaynaklar, Ukrayna’da sahaya kaç takım veya aracın konuşlandırıldığı bilgisini paylaşmadı.
Seyir füzeleri ve insansız hava araçları dahil çeşitli hava hedeflerini imha etmek üzere geliştirilen sistem, 25 mm mühimmat kullanarak FPV dronları ve kablo güdümlü dronlarla mücadele kabiliyetine de sahip.
Ukrayna ilave alımlara ilgi duyuyor
Sistemin sahadaki performansını MEE’ye değerlendiren Ukraynalı bir yetkili, Korkut’un muharebe testini geçtiğini belirtti.
Ukraynalı yetkili, kullanım sürecine dair “Bazı sorunlar yaşandı ancak bunlar ufak ayarlamalarla aşılamayacak türden değil” ifadesini kullandı. Aynı yetkili, şartların ve fiyatın uygun olması halinde Kiev yönetiminin ilave Korkut sistemleri satın almaya ilgi duyduğunu dile getirdi.
MEE’ye konuşan Ukraynalı kaynaklar, birçok Türk savunma sanayisi şirketinin sistemlerini denemek ve geliştirmek amacıyla Ukrayna ordusuyla işbirliği yürüttüğünü bildirdi.
Haberde, savaşın başlangıcından bu yana Türkiye’nin Ukrayna’ya Bayraktar TB2, lazer güdümlü füzeler, topçu mühimmatı ve makineli tüfekler gibi çeşitli savunma teçhizatları tedarik ettiği hatırlatıldı.
Öte yandan ABD Dışişleri Bakanlığı, ağustos ayında Kongre’ye Türkiye’nin envanterinden 70 adet M39 ATACMS taktik balistik füzesinin Ukrayna’ya devredilmesine onay verme niyetinde olduğunu bildirdi.
Yaklaşık 280 milyon dolar değerindeki bu olası sevkiyatın ardından Rusya Dışişleri Bakanlığı, Washington ve Ankara’dan konuya dair açıklama talep etti.
Rusya Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Mariya Zaharova, Kiev’e yönelik yeni silah sevkiyatlarının sahadaki askeri operasyonun gidişatını ciddi biçimde değiştiremeyeceğini, ancak Rusya’nın ABD ve Türkiye ile ilişkilerini olumsuz etkileyeceğini savundu.
Zaharova, barış söylemleri kullanılırken Kiev’e silah sağlanmasının karşılıklı güveni zedelediğini söyledi. Rusya Uluslararası İlişkiler Konseyi (RIAC) Genel Direktörü İvan Timofeyev ise ABD silahlarının Türkiye üzerinden Ukrayna’ya olası transferinin çözüm ihtimallerini zorlaştırabileceğini kaydetti.
Diplomasi
Almanya ve Fransa’dan Çin’e karşı yeni “silah” çağrısı

Fransa ve Almanya liderleri, üçüncü ülkelerin ciddi çarpıklıklara yol açması durumunda AB pazarına erişimi kesecek yeni bir ticaret aracının oluşturulmasını talep ettiler.
Bu araç, fiilen bir “acil durdurma düğmesi” (kill switch) işlevi görecek ve Brüksel’in sistemik çarpıklıklara hızlı, hatta potansiyel olarak anında müdahale etmesine imkân tanıyacak.
Bu, 27 üyeli birliğin ticaret politikasını yöneten AB’nin yürütme organı olan Avrupa Komisyonu’na çarpıcı yeni yetkiler verecek.
Bu strateji, AB-Çin müzakerelerinin kritik bir dönemi öncesinde, bloğun en büyük iki üyesi tarafından kaleme alınan ortak bir belgede ve Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen’e gönderilen bir mektupta ortaya kondu.
Almanya Şansölyesi Friedrich Merz ve Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron tarafından imzalanan mektupta, “Komisyonun elinde, kararlı ve sistemik bir tepki, yani ters nitelikli çoğunluk yoluyla devreye sokulabilen ve gerekirse iç pazardan derhal kesintiye kadar varan güçlü önlemler alabilmesini sağlayacak güvenilir bir araca ihtiyacımız var,” denildi.
Her iki belgede de Çin’in adı geçmemekle birlikte, yeni araçların ülkeden bağımsız olması gerektiği açıkça belirtilse de belgeler “ana ortaklarla sürdürülemez ticaret açıkları”, “yapısal kapasite fazlası”, “damping, aşırı ve genel sübvansiyonlar” ile döviz manipülasyonu ve düşük değerleme gibi, genellikle Çin’in politikalarının simgesi olarak görülen ifadelerle dolu.
Mevcut ticaret savunma araçlarından farklı olarak, bu araç geleneksel damping veya sübvansiyonların ötesindeki çarpıklıkları, siyasi veya iktisadi baskı ile döviz manipülasyonunu da ele alacak ve tek bir üründen tüm bir sektöre kadar uygulanabilecek.
Tek bir başkentin bu aracın kullanımını engellemesini önlemek için, komisyon, AB üyelerinin nitelikli çoğunluğunun karşı çıkmaması durumunda bu aracı devreye sokabilir.
Adı açıklanmayan bu araç, daha önce Çin politikası konusunda çatışan ancak son aylarda birbirlerine yaklaşan Fransa ve Almanya hükümetlerinin sunduğu bir dizi yeni tavsiyeden biri.
Yetkililerin “Çin Şoku 2.0” olarak nitelendirdiği, kilit sektörlerdeki Çin ithalatındaki artışın ortasında Berlin’in tutumu belirgin bir şekilde değişti.
Élysée Sarayı’ndan bir kaynak, “Bugün bu dengesizliklerin sürdürülemez olduğu konusunda Avrupa çapında bir konsensüs olduğu duyulması önemli,” dedi ve şöyle devam etti:
“[Çin ile] bu diyaloğun hiçbir sonuca varmayan bir diyalog değil, somut önlemlere yol açmasını istiyoruz. Dolayısıyla, bence, ticaret savaşı isteyenlerin biz olmadığımızı ama adil rekabet kurallarını uygulamaya kararlı olduğumuzu söylemek konusunda çok net bir Fransız-Alman kararlılığı ve çok net bir Avrupa kararlılığı var.”
Belge ayrıca, bağımlılıkları azaltmak ve şirketleri tedarik risklerini dağıtmaya zorlamak için yeni bir çeşitlendirme aracının oluşturulmasını ve ticaret soruşturmalarının daha sık ve hızlı bir şekilde yürürlüğe konmasını talep ediyor.
Berlin ve Paris, özellikle kimyasallar, bazı plastikler ve şarj edilebilir hibrit araçlar konusunda acil ve hedefli önlemler alınmasını istiyor.
Belgeler, perşembe ve cuma günleri AB Ticaret Sorumlusu Maros Sefcovic ile Çin Ticaret Bakanı Wang Wentao arasında yapılacak görüşmeler için zemin hazırlıyor.
Gelecek hafta ise bu belgeler, Brüksel’de düzenlenecek AB liderleri zirvesinin gidişatını belirlemeye yardımcı olacak.
Liderler, Avrupa sanayisi için varoluşsal bir sorun olarak görülen bu konuyla ilgili ne yapılacağını tartışacaklar.
Fransa, Pekin’deki görüşmelerin müzakere yoluyla bir çözüme ulaşmasını umuyor; fakat AB’deki büyük partilerin, Çin’in değişmesini beklemekten sabırsızlandıkları anlaşılıyor.
Elysee Sarayı’ndan bir kaynak şunları söyledi:
“Aylarca haksız rekabetle karşı karşıya kalan ve belirli sektörler söz konusu olduğunda bir diyalogun belirsiz sonucunu beklemek zorunda bırakılamayacak sektörlerimizin de olduğu bir noktaya gelindi. Dolayısıyla, bu diyalogda ilerleme kaydedilirken ve diyalog sonuç verirken, aylardır zor durumda olan sektörlerin bir miktar korumadan yararlanabilmesi için somut önlemlerin alınmasını bekliyoruz.”
Avrupa Komisyonu’nun ticaret sözcüsü Olof Gill, von der Leyen’e gönderilen mektubu “büyük memnuniyetle karşıladıklarını” belirtti.
Gill, “Bu, AB’nin jeoekonomik riskleri ve küresel makroekonomik dengesizlikleri en iyi şekilde nasıl ele alabileceği konusundaki süregelen tartışmaya değerli bir katkı. Bu, Avrupa Komisyonu’nun çalışmalarıyla ve Başkan’ın rekabet gücü konusundaki net tutumuyla, Çin dahil ticaret ortaklarına yönelik yaklaşımıyla uyumlu,” dedi.
Geçen hafta yeni araçla ilgili haberler ortaya çıktığından beri, bu araç, ABD’nin 301. Madde gümrük vergisi aracıyla ve üç yıl önce kabul edilen ancak o zamandan beri atıl durumda kalan AB’nin kendi zorlama önleme aracı (ACI) ile çeşitli şekillerde karşılaştırıldı.
Oysa hem ABD hem de Çin’den Avrupa’ya yönelik zorlayıcı davranışlarda artış olduğu düşünülüyor.
Elysee’den bir kaynak, önerilen aracın, bir misilleme silahı olan ACI’a kıyasla daha önleyici nitelikte olacağını belirtti ve “Orada amaç, zorlamaya son vermek. Burada ise hedefimiz, gerçekten caydırıcı bir araca sahip olmak,” dedi.
Diplomasi
Ukrayna, 56 milyar dolarlık bütçe açığıyla baş başa

Savaşın başından bu yana en ağır bütçe kriziyle karşılaşan Ukrayna yönetimi, kamu harcamalarında tasarrufa giderek kaynakları savunmaya yönlendirdi. Ülkenin 56 milyar dolarlık bütçe açığının 27 milyar dolarını askeri harcamalar oluştururken, bir günlük çatışmanın maliyeti 190 milyon dolara ulaştı.
Ukrayna, 2022’de başlayan Rusya işgalinden bu yana en büyük bütçe kriziyle karşı karşıya.
Kiev yönetimi, ekonomik üretiminin yaklaşık dörtte birine denk gelen 56 milyar dolarlık açığı kapatmaya çalışıyor. Bu açığın 27 milyar dolarlık kısmını doğrudan askeri harcamalar oluşturuyor.
Hükümet, artan mali baskı nedeniyle acil olmayan harcamaları askıya aldı. Başbakan Sergii Koretskyi, hasar gören binaların ve altyapının onarımı dahil zorunlu görülmeyen projelerin dondurulduğunu, kaynakların öncelikle savunma harcamalarına, memur maaşlarına ve emekli aylıklarına aktarılacağını açıkladı.
Koretskyi, ülkenin azami tasarruf rejimine geçtiğini vurgulayarak, “Tüm kaynaklar hayati alanlara yönlendirilmek zorunda” dedi.
Savaş harcamaları artarken vergi gelirleri düşüyor
Ukrayna Parlamentosu Bütçe Komisyonu Başkanı Roksolana Pidlasa, savaşın bir günlük maliyetinin iki yıl önce 140 milyon dolar seviyesindeyken bugün 190 milyon dolara çıktığını kaydetti. Bu rakama Batılı müttefiklerin doğrudan askeri destekleri dahil edilmiyor.
Harcamalardaki artışta, Rusya’daki petrol rafinerileri ile askeri tesisleri hedef almak için gereken pahalı orta ve uzun menzilli silahlara duyulan ihtiyaç, genişletilen ordunun artan maaş yükü ile yaralı ve hayatını kaybeden askerlerin ailelerine yapılan ödemeler etkili oluyor.
Yılın ilk dokuz ayında Ukrayna savunmaya 44 milyar dolardan fazla harcama yaparken, toplanan vergi gelirleri 42 milyar dolarda kaldı.
Pidlasa, Rusya’nın düzenlediği saldırıların lojistiği aksatması ve işletmelerin çalışma saatlerini kısıtlaması sebebiyle bütçenin ilk dokuz ayda 49,5 milyar grivna (yaklaşık 1,1 milyar dolar) vergi kaybına uğradığını belirtti.
Hükümet, yıl sonuna kadar bu kaybın 70 milyar grivnaya ulaşabileceğini hesaplıyor.
Savaş öncesinde gayrisafi yurt içi hasılanın onda birini oluşturan çelik sektörü büyük ölçüde devre dışı kalırken, Karadeniz limanlarına yönelik saldırılar eylül ayında tahıl ihracatında yıllık bazda yüzde 36,6 düşüşe yol açtı.
Ekonomi Bakanı Oleksandr Kravçenko, abluka nedeniyle 40 milyar dolarlık ihracat gelirinin tehlikede olduğunu bildirdi.
Batı kredileri yasal düzenlemelerin gecikmesiyle aksıyor
Savaşın başından bu yana Batılı ortaklarından yaklaşık 200 milyar dolar mali yardım alan Ukrayna, yeni kaynaklara erişimde güçlük yaşıyor.
Batılı müttefiklerin talep ettiği vergi reformları ve yolsuzlukla mücadele yasalarının parlamentodan geçmemesi sebebiyle 29,5 milyar dolarlık dış yardım riske girdi.
Başbakan Koretskyi, parlamentonun gerekli düzenlemeleri 15 Ekim’e kadar onaylamasını hedeflediklerini belirterek, dış kaynak akışının bu taahhütlerin yerine getirilmesine bağlı olduğunu ifade etti.
Gelecek yılın bütçesini tartışan Ukrayna parlamentosunun gündeminde 110 milyar dolarlık rekor bir savunma bütçesi teklifi yer alıyor.
Maliye Bakanı Sergii Marçenko, gelecek yıla ilişkin karşılanmamış bütçe açığının şimdiden 32 milyar doları aştığını belirterek, Avrupa’da dondurulan 210 milyar avroluk Rus merkez bankası varlıklarının devreye sokulması çağrısı yaptı.
Avrupa Birliği (AB) daha önce Kiev için 90 milyar avroluk bir kredi üzerinde anlaşmıştı. Ancak Avrupa Komisyonu hesaplamalarına göre Ukrayna’nın 2026-2027 döneminde 135,7 milyar avroya ihtiyacı olacak.
Ukrayna Maliye Bakanlığı ise 2026-2029 dönemi için yaklaşık 146 milyar dolarlık dış finansman gerekeceğini öngörüyor.
Uluslararası Para Fonu (IMF) da ülkenin 2029’a kadar 54 milyar dolarlık bir finansman açığıyla karşılaşacağını, ayrıca Kiev’in yıl sonuna kadar IMF’ye yaklaşık 1 milyar dolar geri ödeme yapması gerektiğini bildirdi.
Diplomasi1 hafta önceEast-West Forum İstanbul’da toplandı: Çok kutupluluk geri döndürülemez
Asya2 hafta öncePakistan’a Katar’dan ikinci LNG sevkiyatı yapılacak
Dünya Basını2 hafta önceTarihçi Emmanuel Todd: Avrupa Rusya konusunda tehlikeli bir fanteziye kapıldı
Diplomasi2 hafta öncePalantir nasıl Ukraynalıları kobay faresine dönüştürdü?
Diplomasi2 hafta önceEast-West Forum İstanbul’da kapılarını açıyor
Asya2 hafta önceSoftBank, OpenAI yatırımı için 11 milyar dolar borçlanacak
Asya1 hafta önceKuzey Kore’den Batı hava savunmasını zorlayacak yeni taktik
Rusya2 hafta önceRusya’dan notlar: Siperler, kuryeler ve 9. Duma seçimleri










