Bizi Takip Edin

Avrupa

İtalya, AB’nin Kızıldeniz misyonuna yeşil ışık yaktı

Yayınlanma

İtalya, NATO’nun Savunma Koleji Vakfı direktörü Alessandro Politi’nin ‘Avrupa ve diğer ülkeler için çok önemli bir adım’ olduğunu ileri sürdüğü, Yemen direnişine karşı Kızıldeniz’deki Avrupa misyonu EUNAVFOR Aspides’e resmen onay verdi.

Salı günü, İtalyan Temsilciler Meclisi ve Senatosu’ndaki Demokrat Parti, 5 Yıldız Hareketi (M5S) ve Italia Viva temsilcileri hükümetin kararları lehinde oy kullandı ve 2024 için Aspides, Levante (Gazze’ye insani yardım odaklı) ve Avrupa sivil misyonu EUAM Ukrayna dahil olmak üzere uluslararası misyonları onayladı.

Politi, parlamentonun EUNAVFOR Aspides misyonunu onaylaması hakkında yaptığı açıklamada, “Kızıldeniz’deki Aspides misyonu sadece seyrüsefer özgürlüğünü korumak için değil, aynı zamanda özellikle sürdürülemez enerji maliyetleriyle boğuşan Avrupa sanayileri ve şirketleri için artan rekabet gücü sağlamak için de gereklidir,” dedi.

AB tarafından 19 Şubat 2024’te başlatılan Aspides; İtalya, Yunanistan, Almanya, Belçika ve Fransa’dan askeri gemileri içeriyor. Aspides, Umman’ın başkenti Muskat’ın güneyinde, Kızıldeniz ve Aden Körfezindeki faaliyetleriyle sınırlı ve önleyici tedbirler alamıyor.

Misyonun karargahı Larissa’da olsa da, denizdeki İtalyan liderliğindeki komutanlık, bölgede halihazırda konuşlanmış bir savaş gemisi olan fakat yakın zamanda Yemenli direnişçiler tarafından fırlatılan bir insansız hava aracını durduran Caio Dulio’da bulunuyor.

Avrupa

AfD, yeni Avrupa stratejisini açıkladı

Yayınlanma

Almanya için Alternatif (AfD), Avrupa’ya ilişkin yeni bir strateji belgesi yayınladı ve bu belgede “Dexit” ve tek pazar konusundaki taleplerini güncelledi.

AfD, strateji belgesinde Alman iş dünyasının temel taleplerini benimsiyor, Almanya’nın hakimiyetindeki bir AB’nin dünya gücü statüsüne kavuşmasını savunuyor ve Birliğin, mevcut küresel güç mücadelelerine karşı kendini güçlendirecek önlemlere odaklanmasını talep ediyor.

En önemli noktalar arasında, partinin AB’den ayrılma (Dexit) fikrinden uzaklaşması ve Alman şirketlerinin ihracatının büyük bir kısmını oluşturan AB tek pazarına açıkça bağlılık göstermesi yer alıyor.

AfD artık avroyu korumayı da amaçlıyor gibi görünüyor ama diğer Avro bölgesi ülkelerine herhangi bir mali transfer yapılmaksızın krizleri önlemek için Maastricht kriterlerinin sıkı bir şekilde uygulanmasında ısrar ediyor.

AfD, yapay zeka gibi ileri teknolojilerin geliştirilmesinde ve özellikle savunma sektöründe birleşik bir AB yaklaşımına güveniyor: Her iki alanda da, aslında Almanya’nın hakim olduğu AB’nin hem Çin’den hem de ABD’den bağımsız hale gelmesi ve böylece bir küresel güç olarak hareket edebilmesi gerekiyor.

Aksi takdirde parti, Brüksel’den ulusal başkentlere doğru büyük ölçekli bir yetki devri yapılmasını savunuyor.

Sağcı muhafazakâr ve bazı durumlarda etno-milliyetçi ideallere yapılan kimlikçi atıf, ideolojik bir bağ görevi görmeyi amaçlıyor.

AfD, Almanya’nın AB’den çıkması talebini geri çekiyor

AfD, Alman sermayesinin dilinden konuşuyor: Tek pazarın önemi

AfD’nin AB’den olası bir çıkışı askıya alması ve Avrupa tek pazarını, kendi bakış açısına göre bile olsa, Avrupa düzeyinde işbirliğinin merkezi bir unsuru olarak görmesi son derece önemli.

Tek pazar, Alman ekonomisi için vazgeçilmez görülüyor. Her ne kadar şu anda 1990’larda ve 2000’lerde ulaştığı rekor düzeydeki ihracat payına sahip olmasa da (o dönemlerde toplam ihracatın neredeyse üçte ikisini oluşturduğu zamanlar da olmuştur) ABD ve Çin’e yapılan ihracattaki yavaşlama nedeniyle tek pazar payı şu anda yeniden artıyor.

Bu pay, 2024’teki yüzde 54’ten 2025’te yüzde 56’ya yükseldi ki bu, 1990’larda ve 2000’lerde rakamlara hâlâ dahil edilen Birleşik Krallık’ın hariç tutulduğu oranlar.

Brexit, Alman ekonomisinin AB tek pazarından elde ettiği faydaları dolaylı olarak ortaya koyuyor: Birleşik Krallık’ın AB’den ayrılmasının ardından, Almanya’nın Birleşik Krallık’a yaptığı ihracat, Brexit referandumundan önceki yıl olan 2015’teki 89 milyar avrodan yaklaşık 73,5 milyar avroya düştü.

Günümüz gibi küresel kriz dönemlerinde, tek pazar Alman ihracat sektörü için bir can simidi olduğunu kanıtlıyor. Bu, neredeyse hiçbir girişimcinin gerçekten vazgeçmek istemeyeceği bir şeydir.

Tek pazarın korunması, bazıları AfD’ye sempati duyan küçük ve orta ölçekli işletmelerin (KOBİ’ler) bile tutarlı bir şekilde savunduğu talepler arasında.

Avronun Alman ihracatında kapladığı yer

Avro ile ilgili durum ise o kadar net değil. German Foreign Policy‘nin aktardığına göre Avrupa Politika Merkezi’nin (CEP) 2019 tarihli bir araştırmasının gösterdiği gibi, Almanya tek para biriminin devreye girmesinden diğer tüm Avro bölgesi ülkelerinden daha fazla fayda sağlamıştı: Avro, 1999 ile 2017 yılları arasında Almanya’ya toplamda yaklaşık 1,9 trilyon avro tutarında ek fayda sağladı.

CEP’e göre, aynı dönemde Fransa kur etkileri nedeniyle 3,6 trilyon avro, İtalya ise 4,3 trilyon avro kadar bir kayıp yaşadı.

Yine de Alman ekonomisi, ortak para birimine varoluşsal olarak bağımlı değil. Bu durum, Polonya, Macaristan ve Çek Cumhuriyeti’nin bugüne kadar ulusal para birimlerini korumuş olmalarına rağmen, Almanya’nın Avrupa’daki en önemli iş merkezleri ve başlıca ticaret ortakları arasında sürekli olarak yer almalarından açıkça anlaşılıyor.

Alman ekonomisinin bir bütün olarak şimdiye kadar avroya güvenmiş olması, avronun tamamen Alman markından daha zayıf olması ve dolayısıyla ihracatı desteklemesinden de kaynaklanıyor.

Fakat buna karşı, özellikle kriz dönemlerinde, tek bir ülkenin bile (2009’dan itibaren Yunanistan’da olduğu gibi) iktisadi çöküş yaşaması, tüm para birimini istikrarsızlaştırabilir.

Bu durum kolaylıkla tekrar yaşanabilir; örneğin şu anda, ağır borç yükü altındaki Fransa’da potansiyel olarak yaklaşan ciddi bir finansal krizden zaman zaman söz ediliyor.

Koçbaşı olarak AfD

Parti, AB’de kesin Alman hakimiyeti istiyor

AfD şu anda prensip olarak avroya bağlı kalmayı planladığını belirtiyor. 

Fakat parti, Maastricht kriterlerine, özellikle kamu borcunun gayri safi yurtiçi hasılanın (GSYİH) yüzde 60’ını, bütçe açığının ise GSYİH’nin yüzde 3’ünü aşmaması şartına, sıkı sıkıya uyulmasını ve gerekirse bu kuralların uygulanmasının zorlanmasını talep ediyor.

Bu, Avrupa genelinde halihazırda yürürlükte olan refah devletinin tasfiyesinden bile daha sert bir kemer sıkma politikası anlamına geliyor.

AfD, Avrupa Merkez Bankası’nın (ECB) fiyat istikrarına sıkı sıkıya odaklanmasını ve her türlü telafi edici devlet finansmanından vazgeçmesini istiyor.

Bu, AB’nin tek para birimini desteklemek amacıyla krizden etkilenen ülkelere yardım etme olasılığını ortadan kaldıracak.

AfD ayrıca, ECB Yönetim Kurulu içindeki oy haklarında bir değişiklik yapılmasını talep ediyor.

Bu haklar halihazırda dengesiz bir şekilde dağıtılmış durumda; özellikle küçük ülkeler önemli ölçüde etki kaybetti.

AfD, gelecekte “iktisadi ve mali ağırlığı göz önünde bulundurularak” Almanya’ya “iktisadi önemine uygun oy hakları” tanınmasını istiyor.

Bu, Frankfurt am Main’da bulunan merkez bankası içinde Almanya’nın açık bir hakimiyetine yol açacak; özellikle de Fransa gibi bir Avro bölgesi ülkesinde bir finansal krizin yaşanması gibi olası bir durumda.

Belge, bireysel sorumluluk ve yükümlülüğün yeniden birleştirilmesi gerektiğini savunarak, AB’nin kolektif borçlanma ve otomatik yeniden dağıtım yönündeki mevcut gidişatını reddediyor. 

Strateji ayrıca, özellikle müşterek teminatlı AB tahvillerine ve bankacılık birliği kapsamında yükümlülüklerin ortaklaştırılmasına karşı çıkıyor.

Partinin talepleri arasında, Eurosistem içindeki TARGET2 bakiyelerinin, altın veya Bitcoin gibi güvenli varlıklar ve değerli teminatlar kullanılarak her yıl azaltılması ve kapatılması şartının getirilmesi de var.

AfD lideri Weidel: Biz AB’siz yaparız ama AB Almanya’sız yapamaz

Borçlanmaya hayır, sermaye piyasalarının deregülasyonuna evet

Belge, Brüksel’in sanayi politikasını yönlendirmek amacıyla borçla finanse edilen fonlar oluşturmasına karşı çıkıyor ve bunun Avrupa’daki sermaye kaçışının temel nedenlerini gizlediğini savunuyor.

Belge, fonların “verimsiz yeşil finansal ürünlere” yönlendirilmesi yerine sanayi ve teknolojiye yatırım yapılabilmesi için sermaye piyasalarının serbestleştirilmesini teşvik ediyor.

Belgede, Avrupa’nın küresel teknolojik ve endüstriyel rekabetteki zayıflığının, özel sermaye/risk sermayesi alanında ciddi bir eksiklikten kaynaklandığı öne sürülüyor.

AfD, merkezi harcamalar yerine, AB’nin üye devletler tarafından doğrudan ve egemen bir şekilde finanse edilen hükümetlerarası yatırım konsorsiyumları için yalnızca idari bir koordinatör olarak hareket etmesini öneriyor.

“Merkezi olmayan kripto para birimleri” (Bitcoin gibi), finansal egemenliğin araçları olarak destekleniyor ve MiCA gibi kısıtlayıcı düzenleyici çerçevelerden kaçınılması çağrısında bulunuluyor.

MiCA (Kripto Varlık Mevzuatı) Avrupa Birliği’nin kripto varlık piyasalarını düzenlemek için hazırladığı kapsamlı yasal çerçeve.

Avrupa’ya “stratejik özerklik”; Almanya’ya liderlik rolü

Avrupa ülkelerinin şu anda ABD ve Çin’e bağımlılık tehdidiyle karşı karşıya olduğu ya da halihazırda bu tehdidi yaşadığı kilit iktisadi sektörlerde, AfD “stratejik özerklik” elde etmek için birleşik bir AB yaklaşımını aktif olarak savunuyor.

Bu amaçla AfD, uzay araştırmalarından yapay zeka modellerine kadar Avrupa’nın teknolojik güçlerini bir araya getirmek istiyor: “Avrupa, teknolojik atılımlar yoluyla özgürlüğünü güvence altına alan bir mükemmellik merkezi olmalı.”

Aynı zamanda parti, Avrupa savunma sanayii içinde kararlı bir şekilde daha yakın işbirliği yapılmasını savunuyor.

İnsansız hava araçları veya yapay zekanın askeri uygulamaları gibi kilit alanlarda, askeri teçhizatın “ortak geliştirilmesi”nin başlatılmasını talep ediyor.

Ayrıca, tedarik konusunda parti, “ulusların ortak bir cephaneliği” oluşturmak için Avrupa’nın öncelikle AB’de üretilen savunma teçhizatına güvenmesi gerektiğini savunuyor.

Bu durumda yalnızca işbirliği, teknolojik özerkliği ve gerekli endüstriyel ölçek ekonomisini sağlayabilir.

AfD, yalnızca bir AB ordusunun kurulması talebini açıkça reddediyor. Buna göre savaş ve barışla ilgili her türlü karar, uzun vadede Avrupa ulus devletlerinin elinde kalmalı.

“AfD, Alman büyük sermayesindeki iç çelişkinin bir ifadesi”

Ulusal egemenliğe dönüş çağrısı

Diğer politika alanlarının çoğunda AfD, AB faaliyetlerinin sıkı bir şekilde azaltılmasını ve AB’yi küresel güç mücadelelerine karşı güçlendirecek önlemlere odaklanılmasını talep ediyor.

Örneğin, kaynakları meşgul edebilecek “istenmeyen göçmenlere” karşı dış sınırlar eskisinden daha da sıkı bir şekilde kapatılması isteniyor.

Parti, AB içindeki her türlü yeniden bölüşümün asgari düzeye indirilmesi ve AB düzeyindeki refah devleti önlemlerinin sonlandırılması gerektiğini belirtiyor.

AfD’nin strateji belgesinde, yetkilerin Brüksel’den ulusal başkentlere doğru önemli ölçüde kaydırılması çağrısında bulunuluyor.

Bu kapsamda şunlar öneriliyor:

  • Gereksiz AB kurumlarını ve Genel Müdürlüklerini feshetmek ve Avrupa Komisyonu’nu temel idari görev alanlarıyla sınırlandırmak.
  • Çok Yıllık Mali Çerçeve’ye bir harcama sınırlaması getirmek.
  • AB’nin eylemlerinin yetki paylaşımı ilkesini ihlal ettiği durumlarda ulusal veto hakkı getirmek.

Bu kapsamda Avrupa Komisyonu’nun yetkileri büyük ölçüde idari görevlerle sınırlandırılmalı ve Avrupa Parlamentosu üyeleri artık doğrudan seçilmemeli, bunun yerine ulusal parlamentolar tarafından atanmalı.

AB’nin yetkilerini devretmeyi reddettiği her durumda, Berlin bir “opt-out” (katılmama) yoluna gitmesi ve ulus devletlerin güçlendirilmesini sağlamaya çalışması isteniyor.

AB Antlaşması’nın (TEU) 4. ve 5. maddelerinin değiştirilmesi yoluyla, gerçek Avrupa temel görevleri dışında ulusal anayasaların üstünlüğünün güvence altına alınması; tek pazar gibi temel alanlarda ise tek tip AB hukukunun korunması talep ediliyor.

Avrupa Birliği Adalet Divanı’nın (CJEU), kendisine verilen yetkiler dahilinde antlaşma uyuşmazlıklarının çözümüne sınırlı olan hükümetlerarası bir Avrupa Tahkim Mahkemesi ile değiştirilmesi isteniyor.

AfD’den ‘AB’ye karşı Avrupa Uluslar Konfederasyonu’ önerisi

AB antlaşmalarına bir borç freni ve bir harcama freni kalıcı olarak dahil edilmesi ile birlikte, Danimarka ve İrlanda örneklerini model alan, Komisyon tarafından tek taraflı olarak askıya alınamayan veya iptal edilemeyen, geri alınamaz muafiyet protokollerinin oluşturulması da talepler arasında.

Burada “Avrupa ulusları federasyonu”ndan söz eden AfD, aynı zamanda sağcı muhafazakârlık ve kısmen de etno-milliyetçiliğe dayalı bir ideolojik uyumdan yana görünüyor.

Partinin ifadesine göre, kıtanın “Hristiyan ve Batı mirası” güçlendirilmeli ve heteroseksüel-ataerkil aile yapısı yeniden teyit edilmeli.

Partiye göre “nihai hedef”, “Avrupa halklarının kültürel kimliğinin korunması.”

AfD, Avrupa programını uygulamaya koymanın başlangıç noktası olarak 2029 yılını gösteriyor.

O yıl hem Federal Meclis hem de Avrupa Parlamentosu (AP) için seçimler yapılacak. AfD, her iki mecliste de sağ çoğunluğu elde etmeyi umuyor.

Okumaya Devam Et

Avrupa

Hollanda ABD yaptırımı senaryosuna çalışıyor

Yayınlanma

Hollanda hükümeti, Washington ile artan gerilim zemininde ABD’nin müttefiklerine yönelik olası yaptırım senaryolarını ve bunların ulusal güvenliğe etkilerini incelemeye aldı. Güvenlik analizinde finansal işlemlerden LNG akışına, askeri teçhizattan dijital altyapıya kadar kritik alanlardaki dış bağımlılığın risk yarattığı vurgulanıyor.

Hollanda hükümeti, müttefikler arasında artan gerilimin ortasında ABD yaptırımlarının ulusal güvenliğe olası etkilerini incelemeye aldı.

Ulusal Güvenlik ve Terörle Mücadele Koordinatörlüğü’nün (NCTV) talebiyle Ulusal Güvenlik Analistleri Ağı (ANV) tarafından hazırlanan tematik raporda, Washington yönetiminin müttefiklerine kısıtlama getirme senaryosu ele alınıyor.

Raporun yazarları, bu ihtimali ABD ile Avrupalı müttefikleri arasında tırmanan sürtüşmeye ve ekonomik bağların siyasi baskı aracı olarak kullanılmasına bağlıyor.

Analistler, Washington’ın kendi çıkarlarını öne alarak müttefiklerine karşı kısıtlayıcı adımlara başvurabileceğini savunuyor.

Belgede yaptırımların Hollanda ekonomisi, savunması, enerjisi ve dijital altyapısı üzerindeki muhtemel sonuçları inceleniyor. Kısıtlamaların özellikle finansal işlemleri, sıvılaştırılmış doğalgaz (LNG) sevkiyatını, askeri teçhizat tedarikini, ilaç ve diğer zorunlu tüketim mallarını, ayrıca Amerikan teknoloji şirketlerinin hizmetlerine erişimi etkileyebileceği aktarılıyor.

Rapora göre Hollanda’nın Amerikan teknolojilerine, ABD’nin Avrupa’daki askeri varlığına ve enerji ithalatına olan bağımlılığı, ülkeyi dış baskılara karşı açık hale getiriyor. Analistler, başka devletlerin de olası kısıtlamalara katılması durumunda, bilhassa kritik ürün ve hizmet tedarikinde yaşanacak kesintilerle tablonun çok daha ağırlaşabileceğini vurguluyor.

AB içinde ortak hat ve bağımsız kapasite önerisi

Muhtemel önlemler arasında enerji, dijital teknolojiler ve savunma alanlarında ülkenin kendi kapasitesini geliştirmesi teklif ediliyor.

Raporda ayrıca, üye ülkelerin tek başına tecrit edilmesini önlemek amacıyla AB içinde koordinasyonun güçlendirilmesi gerektiği belirtiliyor.

Uzmanlar, bu çalışmanın kesin bir yaptırım öngörüsü taşımadığını, yalnızca varsayımsal bir senaryo değerlendirmesi niteliğinde olduğunu kayda geçiriyor.

Donald Trump, ticaret tarifeleri ile ekonomik kısıtlamaları diğer ülkelere karşı siyasi baskı aracı olarak işletiyor. Nisan 2025’te 180’den fazla ülkeye karşı taban oranı yüzde 10 olan “karşılıklı” tarifeler getiren Trump, bazı ülkelere yönelik çok daha yüksek gümrük vergileri koymuş, bu oranlar yürütülen müzakereler ve ticaret anlaşmaları sürecinde defalarca değişmişti.

Bu çerçevede Çin, Kanada ve Meksika ile ayrı ticaret krizleri yaşandı. ABD, 2025 başında yasa dışı göç ve uyuşturucu kaçakçılığıyla mücadeleyi gerekçe göstererek bu üç ülkeden gelen mallara ek gümrük vergisi getirdi; Kanada buna misilleme tarifelerle karşılık verdi.

Çin ile yaşanan gerilimde ise vergiler yüzde 145’e kadar tırmanırken Pekin yüzde 125’lik gümrük tarifesiyle yanıt verdi; taraflar mayıs ayında vergileri geçici olarak düşürme konusunda anlaşsa da Pekin’in nadir toprak elementleri ihracatına getirdiği kısıtlamalar nedeniyle sonbaharda gerilim yeniden tırmandı.

Trump, Ocak 2026’da aralarında Hollanda’nın da yer aldığı sekiz Avrupa ülkesini, Grönland’ın ABD tarafından “tam ve nihai olarak satın alınmasını” kabul etmemeleri halinde ek gümrük vergisi uygulamakla tehdit etti.

Başlangıçta yüzde 10 olarak duyurulan ve haziran ayında yüzde 25’e çıkması öngörülen bu tarifelere karşı Spiegel’in haberine göre AB, Amerikan mallarına vergi koyma ve ABD şirketlerine kısıtlama getirme dahil misilleme adımlarını tartışmaya başladı; Avrupa Parlamentosu da Washington ile ticaret anlaşmasının onay sürecini durdurdu.

Uluslararası kurumlara yönelik yaptırımlar da bir diğer baskı aracı olarak devreye girdi. Trump, Şubat 2025’te Uluslararası Ceza Mahkemesi’ne (UCM) yaptırım öngören bir kararname imzaladı; daha sonra ABD yönetimi Lahey’de yer alan mahkemeye karşı yeni kısıtlamalar duyurdu. Hollanda hükümeti ise Lahey merkezli UCM’ye desteğini sürdürdüğünü açıkladı.

Okumaya Devam Et

Avrupa

Sırbistan’da muhalefet kazandı: Vuçiç yenilgiyi kabul etti

Yayınlanma

Sırbistan’daki erken genel seçimlerde muhalefetteki Öğrenci Listesi oyların yüzde 51,20’sini alarak yarışı önde tamamladı. İktidardaki Aleksandar Vuçiç yenilgiyi kabul ederken sonuçlara mahkemede itiraz etmeyeceklerini ve siyasete devam edeceğini açıkladı.

Sırbistan’da yapılan erken genel seçimlerin ilk sonuçları iktidar koalisyonunu önde gösteriyordu; ancak oy sayımı ilerledikçe muhalefet farkı açtı ve yarışı kazandı.

Eski Cumhurbaşkanı Aleksandar Vuçiç, liderliğini yaptığı Sırp İlerleme Partisinin seçimi kaybettiğini kabul etti.

Vuçiç’in aktardığına göre, sandıklardan çıkan ilk tabloda partisi önde görünüyordu. Ancak daha sonra muhalefetteki Öğrenci Listesi öne geçti.

Resmi verilere göre, Sırbistan Cumhuriyet Seçim Komisyonunun 26 Ekim günü yerel saatle 04.40’ta açıkladığı tabloda, 8 bin 392 sandıktan 7 bin 428’i açıldı. Sayılan sandıkların oranı yüzde 88,51’i bulurken oy dağılımı şöyle şekillendi:

Öğrenci Listesi – Öğrenciler Kazanıyor 1 milyon 849 bin 104 oyla yüzde 51,20’ye ulaştı. “Aleksandar Vuçiç – Birleşik Sırbistan” koalisyonu 1 milyon 450 bin 528 oyla yüzde 40,16’da kaldı. “İvitsa Daçiç – İstikrar Faktörü” listesi 82 bin 85 oyla yüzde 2,27 oy alırken diğer partilerin oy oranı yüzde 1’in altında kaldı.

Ipsos ile Bağımsız Seçim ve Demokrasi Merkezinin (CeSID) sandıkların yüzde 96’sına dayandırdığı ortak projeksiyona göre, Öğrenci Listesinin yüzde 52,9 oyla 250 sandalyeli parlamentoda 140 milletvekili kazanması bekleniyor. Araştırma kuruluşları Vuçiç koalisyonunun yüzde 38,8 oy ve 103 sandalye elde edeceğini öngörüyor; tahmini katılım oranı ise yüzde 69,3 olarak hesaplandı.

Vuçiç yenilgiyi kabul etti ve yabancı müdahale iddiasında bulundu

Oy verme işleminin sona ermesinin ardından parti genel merkezinde destekçilerine seslenen Vuçiç, Novosti ve Srbija Danas’ın aktardığı konuşmasında, tabakalı örneklem verilerine dayanarak yenilgiyi teslim etti. Vuçiç, “Henüz kesin sonuçlar elimizde yok ama tabakalı örnekleme bakılırsa bu seçimi kaybettiğimiz açık” dedi.

Meclise yalnızca iki listenin girdiğini belirten Vuçiç, “Öğrenci Bloku listesi kazandı; 135 ila 140 sandalyeleri olacak, bizimse 105 civarında. Meclise başka kimse giremedi” diye konuştu.

Vuçiç, seçim sonuçlarıyla ilgili yasal itirazda bulunmayacaklarını vurguladı. “Dava açmakla, temyizle, idare mahkemesine itiraz etmekle uğraşmayacağız; bunu kabul edilmiş seçim sonucu saysınlar” diyen Vuçiç, “Kaçacak değilim, her halükarda Sırbistan’dayım; işte size seçimin kabulü” ifadelerini kullandı.

Açıklamasında dış müdahale suçlamalarına yer veren Vuçiç, “Aşağılandık; insanların bilmesini isterim ki bu, çeşitli Avrupa ülkelerinin ve Amerikan ‘derin devletinin’ -yani Başkan Trump’a karşı olan yapının- doğrudan desteğiyle gerçekleştirdikleri devrimin bir teyidiydi” dedi.

Muhalefetin Moskova politikasını da hedef alan Vuçiç, “Mart ya da nisana kadar Rusya Federasyonu’na yönelik yaptırımlar yürürlüğe konacak; konuşmak istemedikleri her şeyi, yalan söyledikleri her şeyi yapacaklar” iddiasında bulundu. Ancak öğrenci hareketi eylül ayında yaptığı açıklamada, iktidara gelmesi durumunda böyle bir planı olduğunu reddetmişti.

Vuçiç, konuşmasının devamında hem kendi tabanına hem de rakiplerine seslendi: “Bu gecenin birçok insan için zor geçtiğini biliyorum, bazılarının da ne kadar mutlu olduğunu biliyorum. Onlara başarılar diliyorum. Onları tebrik ediyorum; her ne kadar egemen bir devleti devirmek için bir başkasının tasarladığı kirli işin taşeronları, sadece taşeronları olsalar da.”

Siyasi mücadelesini sürdüreceğini söyleyen Vuçiç, Öğrenci Listesine hitaben şunları ekledi: “Bir an için bunu başardınız. Ne kadar süreliğine? Göreceğiz. Onlara en iyisini diliyorum ve biz mücadele edeceğiz. Bu akşamdan itibaren hazırlanmaya başlayacağız, onları yeneceğiz. Çok yaşa Sırbistan!”

Avrupalı liderlerden tebrik mesajları geldi

Seçim sonuçlarının netleşmesi üzerine uluslararası arenadan ilk tebrikler paylaşıldı.

Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen ve Avrupa Konseyi Başkanı António Costa, Sırbistan’daki erken genel seçimi kazanan Öğrenci Listesini X hesaplarından yayımladıkları ortak metinle kutladı.

İki lider açıklamalarında, “Hukukun üstünlüğü, medya özgürlüğü, yolsuzlukla mücadele ve güçlü demokratik kurumların pekiştirilmesi alanlarındaki reformları desteklemeye ve Sırbistan’ın Avrupa Birliği’ndeki geleceğini birlikte inşa etmeye hazırız” dedi.

AB Genişlemeden Sorumlu Komiseri Marta Kos da X üzerinden yaptığı paylaşımda, yaklaşık iki yıldır süren protestoların ardından sandığa rekor katılım sağlandığına dikkat çekti. Kos, “Sırbistan için yeni bir dönem başlayabilir. AB’nin kapısı açık ve birlikte ilerlemeye hazırız” değerlendirmesini yaptı.

Macaristan Cumhurbaşkanı Péter Magyar, Öğrenci Listesi liderleriyle telefonda görüşerek tebriklerini ilettiğini bildirdi. Magyar, X hesabında “Kendilerine Macaristan’ın desteğini ilettim. Nisandaki zaferimizin bu zorlu mücadelede onlara ne kadar güç verdiğini duymaktan memnuniyet duydum” paylaşımını yaptı.

Karadağ Başbakan Yardımcısı Momo Koprivica, “Ayağa kalk Sırbistan ve Sırpları ayağa kaldır!” sözleriyle muhalefetin başarısını kutladı ve sonucun Sırp kimliğinin yeniden doğuşu ile sağlıklı bir vatanseverlik rönesansının başlangıcı olduğunu kaydetti. Seçim öncesinde Vuçiç’i destekleyen Sırp Cumhuriyeti’nin eski başkanı Milorad Dodik de muhalefetin galibiyetini tanıdı; Dodik, X mesajında “Halkın sesi, Tanrı’nın sesidir. Sırp Cumhuriyeti ve Sırbistan vatandaşları sözünü söyledi. Birlikte ilerliyoruz” ifadesine yer verdi.

Sokaklarda kutlamalar yapıldı ve çadır kampı ateşe verildi

Seçim sonuçlarının açıklanmasının ardından çok sayıda Sırbistan kentinde halk sokaklara çıkarak muhalefetin zaferini kutladı.

RTS’nin aktardığına göre, caddeleri dolduran kalabalıklar şarkılar söyledi, sloganlar attı, havai fişekler ve vuvuzelalar eşliğinde kutlama yaptı.

Belgrad’da ise bazı gruplar Pionirski Parkı’nda kurulu bulunan ve “Çatsiland” adıyla bilinen çadır kampını dağıttı. Muhalefet destekçileri parkın etrafındaki bariyerleri yıkarak içeri girdi ve alandaki çadırları ateşe verdi. Bu çadır kampı, kitlesel hükümet karşıtı gösterilerin sürdüğü 6 Mart 2025’te kurulmuş ve Vuçiç tarafından “özgürlük ve direnişin sembolü” olarak nitelendirilmişti.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English