Bizi Takip Edin

Avrupa

İtalyan bakan Tajani’nin “uzun etekli kadınlar” sözleri tepki çekti

Yayınlanma

İtalya Dışişleri Bakanı Antonio Tajani, uzun etek giyen kadınların evlilik için daha uygun olduğunu söylediği için sert tepkilerle karşı karşıya.

Aynı zamanda başbakan yardımcısı olan 73 yaşındaki Forza Italia lideri, cuma günü düzenlenen bir siyasi etkinlikte yaptığı konuşma sırasında bu sözleri nedeniyle özür dilemek zorunda kaldı.

Tajani, “Çocuklarım evli. Fakat genç bir erkeğe hangi kadınla evlenmesi gerektiği konusunda tavsiyede bulunmam gerekirse, daha az gösterişli ama daha güvenilir, daha ciddi ve kesinlikle iyi bir anne olabilecek bir kadını önerirdim,” demiş ve “Gerekli cevapları vermeye hazır, her zaman yanınızda olan. Belki daha az güzel, eteği biraz daha uzun olan bir kadın,” diye devam etmişti.

Bakan, “çekici” kadınlarla “birkaç ‘cornetto’” yaşayabileceğinizi ama diğeriyle “sonsuz aşktan emin olacağınızı” söyledi: “Evlilik sözünü tutacak ve yuvanın istikrarını sağlayacaktır. Her zaman yanınızda olacaktır.”

Bu açıklamalar, İtalya genelindeki politikacılardan şiddetli tepkilere yol açtı. Örneğin eski başbakan ve şu anki Floransa senatörü Matteo Renzi, bu sözleri “geri kafalı” olarak nitelendirdi.

Renzi, dışişleri bakanının kısa kot mini etek giydiği yapay zeka tarafından üretilmiş bir görseli paylaşarak onun tutumuyla alay etti.

Muhalefet milletvekili ve eski Torino belediye başkanı Chiara Appendino da kısa etekli bir fotoğrafını paylaşarak şu notu ekledi: “Tajani, ben güvenilir bir kadın değil miyim? İyi bir anne değil miyim?”

Appendino şöyle devam etti:

“2026 yılında hâlâ bir hükümet bakanının, daha az gösterişli ve eteği daha uzun bir kadınla evlenmenin daha iyi olduğunu açıklamasını dinliyor olmamalıyız. Güvenilirliğimiz, kumaşın santimetre cinsinden ölçülmez. Orta Çağ’dan çıkalım artık.”

Öte yandan kışkırtıcı açıklamalarıyla tanınan Ulusal Gelecek lideri sağcı siyasetçi Roberto Vannacci, tartışmayı daha da alevlendirdi ve İtalyan basınına, “Uzun etekli bir kadınla kısa etekli bir kadın arasında, eteksiz olanı tercih ederim,” dedi.

Bu hafta BM Genel Kurulu sırasında yaşanan tartışmaya yanıt veren Tajani, İtalyan medyasında yer alan haberlere göre, “yanlış anlaşıldığını” belirterek, rahatsızlık verdiği için özür diledi.

Tajani, “Söylediklerimden rahatsız olanlara özür dilerim ama kadınları kırmak gibi bir niyetim asla olmadı ve ne özel hayatımda ne de kamusal hayatımda bunu hiç yapmadım,” dedi.

Avrupa

AB’de Çin menşeli hibrit araç satışı artıyor

Yayınlanma

Yeni verilere göre, son dört buçuk yıl içinde AB’de Çin menşeli hibrit otomobil satışları hızla arttı.

Bu durum, Avrupa otomotiv endüstrisinin geleceği konusunda Brüksel’de artan endişeleri vurguluyor.

2022 yılında AB’de Çin yapımı sadece 659 adet tam hibrit otomobil (benzinli veya dizel motorun elektrik motorunu ve aküyü şarj ettiği araçlar) satılmıştı. 

Fakat Brüksel’in 2024 yılında Çin menşeli tam elektrikli otomobillere anti-sübvansiyon gümrük vergileri uygulamaya başlamasının ardından, bu yılın ilk yedi ayında hibrit otomobil satışları 160.662 adede fırladı.

Eurostat verileri, hem yakıt motoru hem de harici bir güç kaynağıyla şarj edilebilen ve uzun sürüş mesafeleri için popüler olan Çin menşeli şarj edilebilir hibrit araçların satışlarının da 2022’de 56.706 adetten bu yılın Ocak-Temmuz döneminde 217.764 adete yükselerek hızla arttığını gösteriyor.

Yollardaki Çin menşeli hibrit araçların sayısı, şu anda otomobil endüstrisini ve Brüksel’i endişelendiriyor.

Avrupa otomotiv sektörü krizde

Brüksel, Çin’den AB’ye yaptığı hibrit araç ihracatını gönüllü olarak azaltmasını, aksi takdirde muhtemelen kota uygulaması şeklinde olacak koruma önlemleriyle karşı karşıya kalacağını bildirdi.

Avrupa Otomobil Üreticileri Birliği (ACEA) tarafından açıklanan yeni rakamlara göre, hibrit otomobiller şu anda toplam pazarın neredeyse %37’sini oluştururken, elektrikli otomobillerin pazar payı %21’in biraz üzerinde.

ACEA verileri, üç Çinli üreticinin –BYD, Chery ve Leapmotor– AB’de üç haneli büyümeyle önemli ilerlemeler kaydettiğini gösterdi.

Dördüncü bir firma olan Geely ise yılın ilk sekiz ayında %8’lik istikrarlı bir artış kaydetti ve yılın ilk sekiz ayında satılan 205.000 araçla AB’deki en popüler Çin markası olmaya devam ediyor. 

Geely’nin markaları arasında İsveçli Volvo ve AB’nin tek tamamen elektrikli otomobil üreticisi Polestar yer alıyor.

BYD, 177.000 adetlik satışla bir önceki yıla göre %163’lük bir sıçrama kaydederek Geely’yi yakalamaya devam ediyor.

Her iki firma da, beşinci Çinli üretici SAIC ile birlikte, yılın ilk yedi ayında AB genelinde 142.000 adet otomobil satan Tesla’yı artık açık ara geride bırakmış durumda.

Avrupalı otomobil üreticileri hâlâ hakim konumda; Volkswagen grubu yılın ilk sekiz ayında 2 milyon araç sattı.

AB Ticaret Komiseri, Çin stratejisiyle ilgili olarak CEO’larla buluşacak

Elektrikli otomobil satışları, Ağustos ayında %75 artışla 69.000 adede ulaşan Almanya ve satışların %112 arttığı Fransa dahil olmak üzere Avrupa’nın bazı bölgelerinde de hızla büyüyor.

Slovenya’da satışlar %266 arttı. Buna karşılık, Birleşik Krallık’ta Ağustos ayında elektrikli otomobil satışları %27 artışla 28.000 adede, İrlanda’da ise sadece %7 artışla 2.200 adede ulaştı.

Bu ayın başlarında, Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen, AB ile Çin arasındaki günde 1,18 milyar avroya ulaşan ticaret açığının sürdürülemez bir “dönüm noktasına” ulaştığını belirtti.

AB Ticaret Komiseri Maroš Šefčovič ve Çinli mevkidaşı Wang Wentao, 8 ve 9 Ekim tarihlerinde bir ateşkes sağlamaya çalışmak üzere bir araya gelecek.

Ticaret konusunda bir ateşkes umudu besleyenler arasında Donald Trump ve Xi Jinping de yer alıyor.

Trump, geçen Ekim ayında Güney Kore’de, ABD, AB ve Birleşik Krallık’taki otomotiv endüstrisi için hayati önem taşıyan nadir toprak elementlerine yönelik Çin’in ihracat kısıtlamasının askıya alınması karşılığında, belirli Çin menşeli ithalat ürünlerine uygulanan gümrük vergilerini kaldırmayı kabul etmişti.

Bazıları, henüz bir anlaşmaya varılmamış olabileceğini ve askıya alma kararının önümüzdeki ay yapılacak Asya-Pasifik Ekonomik İşbirliği (APEC) konferansına kadar açıklanmayabileceğini düşünüyor.

Okumaya Devam Et

Avrupa

Sol Parti, Filistin dostu üyesini ihraç edebilir

Yayınlanma

Berlin’deki zaferinin ardından Sol Parti, Filistin yanlısı tutumuyla dikkat çeken Hannah Bruns’un partiden ihraç edilmesi yönünde bir önerge aldı.

rbb’nin bildirdiğine göre, önerge, Eyalet Meclisi seçimlerinden bir gün önce Eyalet Tahkim Komisyonu’na ulaştı.

Bruns ise yayın kuruluşuna yaptığı açıklamada, önergeyi henüz görmediğini söyledi. Siyasetçi, ihraç talebini tam olarak kimin başlattığını bilmiyor.

Bruns, junge Welt’e verdiği mülakatta, ihraç edilmesi için verilen önergenin öncesinde Welt ve Tagesspiegel’e sunulmuş olmasının tesadüf olmadığını vurguladı.

Springer grubuna ait Welt gazetesi, bu ayın başlarında önergenin hazırlandığını haber yapmıştı. Bruns, sorumluların konuyu partiye düşman medya kuruluşlarının eline bıraktığını öne sürdü. 

Siyasetçi, artık kamuoyuna yansıyan bu ihraç girişimini, potansiyel koalisyon ortaklarının Sol Parti’den, “kendi saflarındaki antisemitizme karşı önlem alması” yönündeki son talepleriyle ilişkilendirdi.

Gazze’deki soykırımla ilgili sözleri nedeniyle Sol Parti’den ihraç edilen Ramsis Kilani, jW’ye şunları söyledi:

“Benim ihracımın ardından başkalarının da ihraç edilmesi sadece an meselesiydi. Partinin sağ kanadı, Berlin’de ve federal düzeyde hükümete katılmanın önündeki bir engel olarak Filistin’le dayanışmayı ortadan kaldırmak istiyor.”

“Kararları sağ alıyor, Sol Parti de onlara uyuyor”

Kilani’ye göre, partinin sol kanadı, Bruns’un ihraç edilmesine karşı derhal geniş çaplı bir kampanya başlatmalı.

Filistin asıllı aktivist, o dönem partinin eş başkanı Martin Schirdewan ve eski başkan yardımcısı Katina Schubert tarafından “partinin itibarını zedelediği” suçlamasıyla karşı karşıya kalmış ve ihraç edilmişti.

Tarihçi Stefanie Schüler-Springorum de, Sol Parti’nin Berlin’deki seçim zaferinin ardından partide antisemitizm konusunda yaşanan hararetli tartışmanın abartılı olduğunu düşündüğünü söyledi.

Berlin Teknik Üniversitesi Antisemitizm Araştırma Merkezi direktörü şöyle konuştu:

“Antisemitizm tüm partilerde mevcut. Bunu, Berlin’deki hükümetin kurulmasını etkilemeyi de açıkça amaçlayan abartılı bir tartışma olarak görüyorum. Fakat bana göre, antisemitizm meselesini bu şekilde araçsallaştırmak tehlikeli.”

Schüler-Springorum, antisemitizm ile İsrail hükümetinin politikalarına yönelik eleştiriler arasında bir ayrım yapılması gerektiğini de ekledi.

Sol Partili siyasetçi Bruns, “Filistin ile Dayanışma Eyalet Çalışma Grubu”nun tartışmasız en tanınmış üyesi.

Bu grup, parti içindeki küçük, radikal ve Filistin yanlısı bir kanat olmakla birlikte, ana akım siyaset ve medya figürleri tarafından defalarca “antisemitizm” ile suçlandı.

Örneğin, Die Welt gazetesi, 7 Ekim Aksa Tufanı operasyonunun meşrulaştırıldığı iddiasıyla bir iç toplantıya ait ses kaydını haber yapmıştı. Habere göre, katılımcılardan biri şöyle diyordu: “7 Ekim acımasız bir terör eylemi miydi? Şunu açıkça belirtmeliyiz: Hayır, o bir direniş eylemiydi. Ve bunun antisemitik olarak algılanmasından korkmamalıyız. Hayır, bu uluslararası hukukta güvence altına alınmış bir durumdur.”

Sol Parti’den “antisemitizm” suçlamalarına tepki

Sık sık Filistin kefiyesi takarken görülen Bruns, yakın zamanda Instagram’da paylaştığı bir gönderide, Filistinlilerin silahlı güç kullanarak direnme hakkına sahip olduklarını yazmıştı.

Bruns ayrıca, “Filistinliler ve İsraillilerin barış içinde bir arada yaşayabileceği” bir “sosyalist tek devlet çözümü”nü savunuyor.

Medya haberlerine göre Bruns, geçen yıl bir gösteride şöyle demişti: “Filistin’in kurtuluşu, Batı Şeria’nın kurtarılmasıyla sona ermeyecek. Filistin’in kurtuluşu, Tel Aviv’in yeniden Filistinlilerin eline geçmesiyle sona erecek.”

Öte yandan Sol Parti, İsrail’in var olma hakkını savunuyor ve Berlin’deki baş aday Elif Eralp de dahil olmak üzere parti liderleri “antisemitizme karşı” defalarca seslerini yükseltti.

Fakat başkentte, Yeşiller ve SPD ile bir koalisyon kurulup kurulamayacağı hâlâ belirsiz; zira her iki parti de “antisemitik eğilimlere” karşı daha kararlı adımlar atılmasını talep ediyor. 

Salı günü SPD yönetimi, Lars Klingbeil, Bärbel Bas ve Tim Klüssendorf aracılığıyla Die Linke’nin “sıraları içinde antisemitizme ve klan suçlularına tek bir milimetre bile yer vermemesi” gerektiğini belirtti.

Bild gazetesine göre, Şansölye Friedrich Merz (CDU), SPD’yi “cehennem” ile uyarmış ve Sosyal Demokratlardan “Berlin’de bu Sol Parti ile koalisyon kurmayacaklarını açıkça belirtmelerini” talep etmişti.

Berliner Morgenpost’a göre, bir gün önce aralarında eski Belediye Başkanı Michael Müller’in de bulunduğu eski Berlin SPD yetkilileri, Sol Parti ile ön görüşmelere karşı çıkan bir “karar” ile tartışmaya katıldılar.

Sol Parti’de “çete lideri” krizi

Eski SPD lideri Sigmar Gabriel de ZDF’de görüşünü dile getirdi: “Hiçbir antisemitik parti ile koalisyon kurmazdım.”

Gabriel, “Remmo aşiretinin başının seçim partisine tesadüfen uğramasının kesinlikle bir tesadüf olmadığını” belirtti.

Federal Meclis’te Sol Parti Neukölln’den milletvekili olan Ferat Koçak’ın, Instagram üzerinden Remmo’nun oğullarından biriyle iletişim kurduğu ortaya çıkmıştı. Bunun üzerine Koçak, şimdilik milletvekilliği görevini askıya almayı planlıyor.

Fakat Yeşiller için bu yeterli değil. Parlamento Sekreteri Irene Mihalic, Koçak’ın milletvekili grubundan ihraç edilmesini talep etti ve ayrıca “İsrail’in yanında sarsılmaz bir şekilde durduğumuzun açıkça belirtilmesini” istedi.

Baden-Württemberg Eyalet Başbakanı Cem Özdemir de salı günü yaptığı açıklamada, “Bu, gerekirse bazı kişilerin ihraç edilmesi gerektiği anlamına da gelir,” dedi.

Koçak’la da dayanışma gösteren Bruns, kendisine karşı verilen önergenin “Filistin’e dayanışma gösteren parti içi güçleri disipline etmek ve karalamakla ilgili” olduğunu savundu e “Tarihi bir seçim zaferi elde eden bir parti, başı eğik yürümemelidir,” dedi.

Çarşamba günü, Rosa Luxemburg Vakfı Başkanı savunma pozisyonundan çıktı. SPD liderliğinin açıklamasını “küstahlık” olarak nitelendirdi ve “Sol Parti antisemitik bir parti değildir ve bunu onlar da biliyor,” dedi.

150 Yahudi aydından Sol Parti’ye destek

Berlin’de yaşayan 150’den fazla Yahudi aydın, Sol Partisi’ye desteklerini dile getirdi.

taz’da yayınlanan açık mektup, “Sosyal ve Güvenli Bir Şehir İçin” başlığını taşıyor.

İmza sahipleri, mektupta Sol Parti’nin Yahudi halkı için bir tehlike oluşturduğu ve bu partinin yer aldığı bir hükümetin Yahudi toplulukları için güvenlik riski teşkil edeceği yönündeki iddiaları reddediyor.

İmzacılar arasında yazar ve PEN Berlin’in eski başkanı Eva Menasse; Peaches olarak da bilinen müzisyen Merrill Nisker; şair ve deneme yazarı Esther Dischereit; felsefeci ve Potsdam’daki Einstein Forum’un direktörü Susan Neiman, Amerikalı videograf Arun Chaudhary, sinemacı Udi Aloni, yazar Irene Dische, tarihçiler Adam Raz ve Ben Miller, uluslararası hukuk uzmanı Itamar Mann, siyaset bilimci Emilia Zenzile Roig, gazeteci Deborah Feldman ve sosyal bilimci Vered Berman yer alıyor.

Seçim gecesi, Almanya Yahudileri Merkez Konseyi, Sol Parti’nin seçim zaferi konusunda “endişesini” dile getirmişti. Daha önce de partiyi “Yahudiler için seçilemez” olarak nitelendirmişti. 

Sol Parti’nin Berlin’deki seçim zaferinin ardından Konsey, SPD ve Yeşiller’e parti ile koalisyon kurmamaları için çağrıda bulunmuştu.

Schuster Pazartesi günü yaptığı açıklamada, “Onların Berlin eyalet hükümetine katılmasının önünü açan herkes, ‘sosyal uyumumuzu ve başkentteki Yahudi yaşamını tehlikeye atar’,” demişti.

İsrail Büyükelçisi Ron Prosor ise Sol Parti’nin Berlin’deki seçim zaferini, başkentteki Yahudi cemaati için “somut ve acil bir varoluşsal tehdit” olarak nitelendirdi.

İmza sahipleri bu iddialara karşı çıktı. Yahudi aydınlar bu iddiaların sahiplerini, “kısmen açıkça faşist olan bir partinin Almanya genelinde iktidara doğru ilerlediği” bir dönemde, “Sol’un Yahudilerin güvenliği için en büyük tehditmiş gibi davranmaya devam etmelerini” eleştirerek, “kendi Yahudi topluluğumuzun” önemli kesimlerini sorumluluklarından kaçmakla suçladılar.

Tüm partiler arasında özellikle Sol Parti’yi sürekli olarak antisemitizmle suçlamanın, “İsrail politikasına yönelik neredeyse her türlü eleştirinin antisemitizmle eşdeğer tutulduğu” “alaycı bir siyasi manipülasyon” olduğuna işaret ettiler.

İmzacılara göre bu “suçlama seli”, “farklı görüşleri bastırmayı ve uluslararası hukuku zayıflatmayı” amaçlıyor ve dikkati diğer tehlikelerden başka yöne çekmeye hizmet ediyor.

Mektupta, diğer tüm Berlinliler gibi, Yahudi ailelerin de artan kiralar, güvencesiz istihdam, aşırı kalabalık okullar, aşırı yüklenmiş bir sağlık sistemi ve giderek artan sosyal uçurumdan etkilendiği vurgulanırken, tüm bu faktörlerin, “tam da Yahudilere yönelik nefreti körükleyen sosyal gerilimleri” yarattığının altı çizildi.

İmzacılara göre sosyal adaletsizlikleri görmezden gelenler, “her zaman ilk olarak günah keçisi arayanlara” alan açıyor.

Okumaya Devam Et

Avrupa

İngiliz polisi, sağcı aktivist Daniel Thomas’ı gözaltına aldı

Yayınlanma

Sağcı ve göçmen karşıtı aktivist Daniel Thomas, göçmen botunu bıçakladığı görüntülerden sonra, canı tehlikeye atma niyetiyle mala zarar verme şüphesiyle gözaltına alındı.

Hampshire ve Wight Adası Emniyet Müdürlüğü, Çarşamba gecesi “1990 tarihli Havacılık ve Deniz Güvenliği Yasası’nın 11. maddesi uyarınca gemileri veya sabit platformları tahrip etmek ya da bunların güvenliğini tehlikeye atmak şüphesiyle” sabit ikametgahı olmayan 37 yaşındaki bir erkeğin gözaltına alındığını belirten bir açıklama yaptı.

Polis, Thomas’ın “1995 Ticaret Gemiciliği Kanunu’nun 58. maddesi uyarınca, mala zarar verme, canı tehlikeye atma niyetiyle mala zarar verme ve gemileri, yapıları veya kişileri tehlikeye atan davranışlarda bulunma” suçlarından şüpheli olduğunu belirtti.

Thomas, çarşamba gecesi gözaltına alınma anını kendi kamerasıyla kaydetti.

Bir garajda gerçekleşen gözaltı anını gösteren bir video, YouTube kanalına yüklendi.

Bir polis memuru, Thomas’a “birinin hayatını pervasızca tehlikeye atan suç niteliğinde mala zarar verme eylemine karıştığını” söyledi.

Danny Tommo adını kullanmayı tercih eden Thomas, “Anlıyorum. Bunun olacağını biliyordum,” dedi.

Thomas, bu yaz “Patriot Platform” (Vatansever Platform) adlı çatı hareketi altında onlarca milliyetçi protesto grubunu bir araya getirdi.

Bu ay Dover ve Portsmouth’ta maskeli kişilerin düzenlediği göçmen karşıtı yürüyüşlerin arkasında da o vardı.

Gözaltına alınmasına neden olan videoda Thomas, Manş Denizi’nde lastik botlarla Ada’ya geçmeye çalışan göçmenlerin botlarını bıçaklarken görülüyordu.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English