Bizi Takip Edin

Avrupa

Sol Parti, Filistin dostu üyesini ihraç edebilir

Yayınlanma

Berlin’deki zaferinin ardından Sol Parti, Filistin yanlısı tutumuyla dikkat çeken Hannah Bruns’un partiden ihraç edilmesi yönünde bir önerge aldı.

rbb’nin bildirdiğine göre, önerge, Eyalet Meclisi seçimlerinden bir gün önce Eyalet Tahkim Komisyonu’na ulaştı.

Bruns ise yayın kuruluşuna yaptığı açıklamada, önergeyi henüz görmediğini söyledi. Siyasetçi, ihraç talebini tam olarak kimin başlattığını bilmiyor.

Bruns, junge Welt’e verdiği mülakatta, ihraç edilmesi için verilen önergenin öncesinde Welt ve Tagesspiegel’e sunulmuş olmasının tesadüf olmadığını vurguladı.

Springer grubuna ait Welt gazetesi, bu ayın başlarında önergenin hazırlandığını haber yapmıştı. Bruns, sorumluların konuyu partiye düşman medya kuruluşlarının eline bıraktığını öne sürdü. 

Siyasetçi, artık kamuoyuna yansıyan bu ihraç girişimini, potansiyel koalisyon ortaklarının Sol Parti’den, “kendi saflarındaki antisemitizme karşı önlem alması” yönündeki son talepleriyle ilişkilendirdi.

Gazze’deki soykırımla ilgili sözleri nedeniyle Sol Parti’den ihraç edilen Ramsis Kilani, jW’ye şunları söyledi:

“Benim ihracımın ardından başkalarının da ihraç edilmesi sadece an meselesiydi. Partinin sağ kanadı, Berlin’de ve federal düzeyde hükümete katılmanın önündeki bir engel olarak Filistin’le dayanışmayı ortadan kaldırmak istiyor.”

“Kararları sağ alıyor, Sol Parti de onlara uyuyor”

Kilani’ye göre, partinin sol kanadı, Bruns’un ihraç edilmesine karşı derhal geniş çaplı bir kampanya başlatmalı.

Filistin asıllı aktivist, o dönem partinin eş başkanı Martin Schirdewan ve eski başkan yardımcısı Katina Schubert tarafından “partinin itibarını zedelediği” suçlamasıyla karşı karşıya kalmış ve ihraç edilmişti.

Tarihçi Stefanie Schüler-Springorum de, Sol Parti’nin Berlin’deki seçim zaferinin ardından partide antisemitizm konusunda yaşanan hararetli tartışmanın abartılı olduğunu düşündüğünü söyledi.

Berlin Teknik Üniversitesi Antisemitizm Araştırma Merkezi direktörü şöyle konuştu:

“Antisemitizm tüm partilerde mevcut. Bunu, Berlin’deki hükümetin kurulmasını etkilemeyi de açıkça amaçlayan abartılı bir tartışma olarak görüyorum. Fakat bana göre, antisemitizm meselesini bu şekilde araçsallaştırmak tehlikeli.”

Schüler-Springorum, antisemitizm ile İsrail hükümetinin politikalarına yönelik eleştiriler arasında bir ayrım yapılması gerektiğini de ekledi.

Sol Partili siyasetçi Bruns, “Filistin ile Dayanışma Eyalet Çalışma Grubu”nun tartışmasız en tanınmış üyesi.

Bu grup, parti içindeki küçük, radikal ve Filistin yanlısı bir kanat olmakla birlikte, ana akım siyaset ve medya figürleri tarafından defalarca “antisemitizm” ile suçlandı.

Örneğin, Die Welt gazetesi, 7 Ekim Aksa Tufanı operasyonunun meşrulaştırıldığı iddiasıyla bir iç toplantıya ait ses kaydını haber yapmıştı. Habere göre, katılımcılardan biri şöyle diyordu: “7 Ekim acımasız bir terör eylemi miydi? Şunu açıkça belirtmeliyiz: Hayır, o bir direniş eylemiydi. Ve bunun antisemitik olarak algılanmasından korkmamalıyız. Hayır, bu uluslararası hukukta güvence altına alınmış bir durumdur.”

Sol Parti’den “antisemitizm” suçlamalarına tepki

Sık sık Filistin kefiyesi takarken görülen Bruns, yakın zamanda Instagram’da paylaştığı bir gönderide, Filistinlilerin silahlı güç kullanarak direnme hakkına sahip olduklarını yazmıştı.

Bruns ayrıca, “Filistinliler ve İsraillilerin barış içinde bir arada yaşayabileceği” bir “sosyalist tek devlet çözümü”nü savunuyor.

Medya haberlerine göre Bruns, geçen yıl bir gösteride şöyle demişti: “Filistin’in kurtuluşu, Batı Şeria’nın kurtarılmasıyla sona ermeyecek. Filistin’in kurtuluşu, Tel Aviv’in yeniden Filistinlilerin eline geçmesiyle sona erecek.”

Öte yandan Sol Parti, İsrail’in var olma hakkını savunuyor ve Berlin’deki baş aday Elif Eralp de dahil olmak üzere parti liderleri “antisemitizme karşı” defalarca seslerini yükseltti.

Fakat başkentte, Yeşiller ve SPD ile bir koalisyon kurulup kurulamayacağı hâlâ belirsiz; zira her iki parti de “antisemitik eğilimlere” karşı daha kararlı adımlar atılmasını talep ediyor. 

Salı günü SPD yönetimi, Lars Klingbeil, Bärbel Bas ve Tim Klüssendorf aracılığıyla Die Linke’nin “sıraları içinde antisemitizme ve klan suçlularına tek bir milimetre bile yer vermemesi” gerektiğini belirtti.

Bild gazetesine göre, Şansölye Friedrich Merz (CDU), SPD’yi “cehennem” ile uyarmış ve Sosyal Demokratlardan “Berlin’de bu Sol Parti ile koalisyon kurmayacaklarını açıkça belirtmelerini” talep etmişti.

Berliner Morgenpost’a göre, bir gün önce aralarında eski Belediye Başkanı Michael Müller’in de bulunduğu eski Berlin SPD yetkilileri, Sol Parti ile ön görüşmelere karşı çıkan bir “karar” ile tartışmaya katıldılar.

Sol Parti’de “çete lideri” krizi

Eski SPD lideri Sigmar Gabriel de ZDF’de görüşünü dile getirdi: “Hiçbir antisemitik parti ile koalisyon kurmazdım.”

Gabriel, “Remmo aşiretinin başının seçim partisine tesadüfen uğramasının kesinlikle bir tesadüf olmadığını” belirtti.

Federal Meclis’te Sol Parti Neukölln’den milletvekili olan Ferat Koçak’ın, Instagram üzerinden Remmo’nun oğullarından biriyle iletişim kurduğu ortaya çıkmıştı. Bunun üzerine Koçak, şimdilik milletvekilliği görevini askıya almayı planlıyor.

Fakat Yeşiller için bu yeterli değil. Parlamento Sekreteri Irene Mihalic, Koçak’ın milletvekili grubundan ihraç edilmesini talep etti ve ayrıca “İsrail’in yanında sarsılmaz bir şekilde durduğumuzun açıkça belirtilmesini” istedi.

Baden-Württemberg Eyalet Başbakanı Cem Özdemir de salı günü yaptığı açıklamada, “Bu, gerekirse bazı kişilerin ihraç edilmesi gerektiği anlamına da gelir,” dedi.

Koçak’la da dayanışma gösteren Bruns, kendisine karşı verilen önergenin “Filistin’e dayanışma gösteren parti içi güçleri disipline etmek ve karalamakla ilgili” olduğunu savundu e “Tarihi bir seçim zaferi elde eden bir parti, başı eğik yürümemelidir,” dedi.

Çarşamba günü, Rosa Luxemburg Vakfı Başkanı savunma pozisyonundan çıktı. SPD liderliğinin açıklamasını “küstahlık” olarak nitelendirdi ve “Sol Parti antisemitik bir parti değildir ve bunu onlar da biliyor,” dedi.

150 Yahudi aydından Sol Parti’ye destek

Berlin’de yaşayan 150’den fazla Yahudi aydın, Sol Partisi’ye desteklerini dile getirdi.

taz’da yayınlanan açık mektup, “Sosyal ve Güvenli Bir Şehir İçin” başlığını taşıyor.

İmza sahipleri, mektupta Sol Parti’nin Yahudi halkı için bir tehlike oluşturduğu ve bu partinin yer aldığı bir hükümetin Yahudi toplulukları için güvenlik riski teşkil edeceği yönündeki iddiaları reddediyor.

İmzacılar arasında yazar ve PEN Berlin’in eski başkanı Eva Menasse; Peaches olarak da bilinen müzisyen Merrill Nisker; şair ve deneme yazarı Esther Dischereit; felsefeci ve Potsdam’daki Einstein Forum’un direktörü Susan Neiman, Amerikalı videograf Arun Chaudhary, sinemacı Udi Aloni, yazar Irene Dische, tarihçiler Adam Raz ve Ben Miller, uluslararası hukuk uzmanı Itamar Mann, siyaset bilimci Emilia Zenzile Roig, gazeteci Deborah Feldman ve sosyal bilimci Vered Berman yer alıyor.

Seçim gecesi, Almanya Yahudileri Merkez Konseyi, Sol Parti’nin seçim zaferi konusunda “endişesini” dile getirmişti. Daha önce de partiyi “Yahudiler için seçilemez” olarak nitelendirmişti. 

Sol Parti’nin Berlin’deki seçim zaferinin ardından Konsey, SPD ve Yeşiller’e parti ile koalisyon kurmamaları için çağrıda bulunmuştu.

Schuster Pazartesi günü yaptığı açıklamada, “Onların Berlin eyalet hükümetine katılmasının önünü açan herkes, ‘sosyal uyumumuzu ve başkentteki Yahudi yaşamını tehlikeye atar’,” demişti.

İsrail Büyükelçisi Ron Prosor ise Sol Parti’nin Berlin’deki seçim zaferini, başkentteki Yahudi cemaati için “somut ve acil bir varoluşsal tehdit” olarak nitelendirdi.

İmza sahipleri bu iddialara karşı çıktı. Yahudi aydınlar bu iddiaların sahiplerini, “kısmen açıkça faşist olan bir partinin Almanya genelinde iktidara doğru ilerlediği” bir dönemde, “Sol’un Yahudilerin güvenliği için en büyük tehditmiş gibi davranmaya devam etmelerini” eleştirerek, “kendi Yahudi topluluğumuzun” önemli kesimlerini sorumluluklarından kaçmakla suçladılar.

Tüm partiler arasında özellikle Sol Parti’yi sürekli olarak antisemitizmle suçlamanın, “İsrail politikasına yönelik neredeyse her türlü eleştirinin antisemitizmle eşdeğer tutulduğu” “alaycı bir siyasi manipülasyon” olduğuna işaret ettiler.

İmzacılara göre bu “suçlama seli”, “farklı görüşleri bastırmayı ve uluslararası hukuku zayıflatmayı” amaçlıyor ve dikkati diğer tehlikelerden başka yöne çekmeye hizmet ediyor.

Mektupta, diğer tüm Berlinliler gibi, Yahudi ailelerin de artan kiralar, güvencesiz istihdam, aşırı kalabalık okullar, aşırı yüklenmiş bir sağlık sistemi ve giderek artan sosyal uçurumdan etkilendiği vurgulanırken, tüm bu faktörlerin, “tam da Yahudilere yönelik nefreti körükleyen sosyal gerilimleri” yarattığının altı çizildi.

İmzacılara göre sosyal adaletsizlikleri görmezden gelenler, “her zaman ilk olarak günah keçisi arayanlara” alan açıyor.

Avrupa

Andy Burnham, AB ile milyarlarca sterlin değerinde anlaşma açıklayacak

Yayınlanma

Birleşik Krallık Başbakanı Andy Burnham, AB ile gençlik vizelerinden evcil hayvan pasaportlarına kadar her konuyu kapsayan milyarlarca sterlinlik ticaret anlaşmalarını duyurmaya hazırlanıyor.

Başbakanın 20 Kasım’da Brüksel’de Avrupalı mevkidaşlarıyla bir araya gelmesi planlanırken, yetkililer çiftçilerin kıtaya serbestçe satış yapabilmelerini ve gezginlerin evcil hayvanlarını yurt dışına daha kolay götürebilmelerini sağlayacak üç anlaşma üzerinde neredeyse mutabakata vardılar.

Anlaşmanın bazı kısımları 2028 yılına kadar yürürlüğe girmeyecek olsa da, müzakerelere yakın kaynaklar, Avrupa sanayi politikası veya Birleşik Krallık’taki üniversite harçları konusundaki anlaşmazlıkların süreci rayından çıkarmayacağını vurguluyor.

Birleşik Krallık’ın AB’nin emisyon ticareti sistemine erişim karşılığında AB’ye ödeme yapmasını öngören anlaşmanın bazı unsurları, İngiltere’nin AB’den ayrılırken kaçınmaya çalıştığı kuralların aynısını kabul ettiğini savunan kesimlerin eleştirisine maruz kalıyor.

Bununla birlikte Burnham, salı günü The Economist’e yaptığı açıklamada, anlaşmanın Birleşik Krallık ekonomisini 17 milyar sterlin büyüteceğini (yani %0,4’lük bir artış) ileri sürdü.

Danışmanları, bunun aynı zamanda AB ile çok daha yakın bağlar kurma ve hatta potansiyel olarak Birliğe yeniden katılma çabalarını da güçlendireceğine inanıyor.

Başbakan ITV’ye ise şunları söyledi:

“Ulusal düzeyde kamuoyu değişti. Fakat bu konuda gerçekten net olmak istiyorum. Kamuoyunun önüne geçmeyeceğim. Brexit konusunda ne olursa olsun, karar verici kamuoyu olmalı.”

Burnham, bu ayın sonlarında Brüksel’de Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen ve Avrupa Konseyi Başkanı António Costa ile bir araya gelecek. Liderlerin bu toplantıda anlaşmaları duyurmaları bekleniyor.

Bunlar arasında, hükümetin 2040 yılına kadar Birleşik Krallık ekonomisine 5 milyar sterlinin üzerinde bir katkı sağlayacağına inandığı bir tarım anlaşması; AB’nin emisyon ticareti sistemine erişim; ve 30 yaşın altındaki on binlerce kişiye yönelik bir gençlik vize programı yer alıyor.

Her iki tarafın yetkilileri, bazı önemli ayrıntıların kesinleştirilmesi gerekse de üç anlaşmanın da nihai metinlerinin üzerinde anlaşmaya varılmaya yakın olduğunu belirtiyor.

Bunlar arasında, hareketlilik programı kapsamında kaç gencin seyahat etmesine izin verileceği konusu da yer alıyor.

Her iki tarafın da, faydaların ve olası maliyetlerin dağıtılması amacıyla her bir Avrupa üye devletinin program kapsamında kendi kotasını alması konusunda anlaştığı anlaşılıyor.

Önerilen tarım anlaşması kapsamında, Birleşik Krallık şirketleri ve yolcular, evcil hayvanlar da dahil olmak üzere canlı hayvanları Avrupa’ya taşımak için artık sertifika almak zorunda kalmayacak.

Evcil hayvanları bloğa getirmek isteyenlere bir evcil hayvan pasaportu verilecek ve böylece her seyahatte karmaşık evrak işleri yapma gerekliliği ortadan kalkacak.

Birleşik Krallık üreticilerinin, belirli pestisitler gibi AB yasaları kapsamında yasaklanmış bazı ürünleri bir “geçiş dönemi” boyunca satmaya devam etmelerine izin verilecek.

Canlı yumuşakçalar ve İskoç somonu da dahil olmak üzere diğer ürünlerin ticareti serbestleştirilecek.

Emisyonlara ilişkin bir anlaşma kapsamında, Birleşik Krallık, önümüzdeki Ocak ayında yürürlüğe girecek olan sınır ötesi karbon vergisinden kaçınmak için AB’ye milyarlarca sterlin ödeyecek.

Ayrı bir anlaşma kapsamında ise Birleşik Krallık, sıkışıp kalmamak için AB emisyon ticareti sistemine katılacak.

Ayrıca, “gençlik deneyimi programı” kapsamında, İngiltere ve AB, 30 yaşın altındaki kişilere birbirlerinin topraklarında yaşamak, çalışmak ve seyahat etmek üzere vize verecek.

Birleşik Krallık, bir üye devletin kendisine ayrılan vize kotasını vermeyi reddetmesi durumunda, o ülkenin İngiltere’ye seyahat etmek isteyen vatandaşlarının sayısını kısıtlayabilmesini sağlamak amacıyla “acil fren” tarzı bir mekanizma üzerinde müzakere ediyor.

Her iki tarafın yetkilileri, sanayi politikası ve öğrenim ücretleri de dahil olmak üzere gelecekteki işbirliği alanlarını belirleyen ayrı bir ortak bildiri üzerinde görüşmelere başladı.

The Guardian’ın eline geçen anlaşma taslağı, Avrupa’dan gelen öğrencilere daha düşük ücretler uygulanmasına ilişkin bir anlaşmanın altı ay içinde sonuçlandırılmasını öngörüyor.

The Guardian, bu haftanın başlarında, Birleşik Krallık’ın bu durumdan kaynaklanacak mali kayıpları telafi etmek için üniversitelere yüz milyonlarca sterlin harcamaya hazır olduğunu, ama bunun için AB’nin Birleşik Krallık’a “Made in Europe” programına erişim izni vermesini şart koştuğunu ortaya çıkarmıştı.

AB tarafından hazırlanan ve Birleşik Krallık tarafından henüz onaylanmayan bildiri taslağı, iki tarafı “güvenilir ortaklar” olarak tanımlıyor.

Birleşik Krallık, bu ifadenin “Made in Europe” programına katılmasını sağlayacağına inanıyor.

Fakat Avrupa ülkeleri, Birleşik Krallık’ı Çin menşeli elektrikli araçlara daha yüksek gümrük vergileri uygulamaya zorluyor; bu hamleye Birleşik Krallık bakanları ve iş dünyası direniyor.

Avrupa tarafının hazırladığı taslak metinde, her iki tarafın “yakın işbirliği içinde çalışacağı ve daha fazla çözüm arayacağı” belirtiliyor.

Ayrıca, Birleşik Krallık’ın yoksul üye ülkelere yardım etmek amacıyla AB’nin “uyum” bütçesine mali katkı yapmasının muhtemel olduğu belirtiliyor.

Fakat bu husus Birleşik Krallık tarafından henüz onaylanmadı ve daha çok gelecekteki bir anlaşmanın parçası olarak değerlendiriliyor.

AB ayrıca, Birleşik Krallık’ın “yabancı uyruklu suçluları Birleşik Krallık’tan AB’ye” sınır dışı etmeye yönelik hızlandırılmış program planları konusunda endişelerini dile getirdi ve Londra’yı bu planı rafa kaldırmaya zorluyor.

Bu ayın sonlarında duyurulacak olan anlaşma, Burnham’ın Avrupa konusundaki İngiliz kamuoyundaki tartışmayı yeniden şekillendirme çabalarının bir kısmını oluşturuyor.

Başbakan ayrıca, olası bir yeniden katılım da dahil olmak üzere, Birleşik Krallık’ın gelecekte Birlik ile nasıl etkileşim kurabileceğine dair vizyonunu ortaya koyan önemli bir duyuru yapmayı planlıyor.

Başbakanlık bunun “zirve zamanı civarında” gerçekleşeceğini belirtti; fakat bunun zirveden önce, zirve sırasında mı yoksa zirveden sonra mı olacağına henüz karar verilmedi.

Okumaya Devam Et

Avrupa

Belgrad’a döndürülen Moskova uçağından Vučić’in müttefikleri çıktı

Yayınlanma

Air Serbia’nın Belgrad’dan Moskova’ya giden uçağı, Litvanya üzerindeyken yolculardan birinin güvenlik kontrolünden geçmediği gerekçesiyle geri döndürüldü. Uçakta Cumhurbaşkanı Aleksandar Vučić’in yakın çevresinden Aleksandar Vulin, Dušan Bajatović ve Nenad Popović’in bulunduğu açıklandı.

Litvanya hava sahası üzerindeyken Belgrad’a geri döndürülen Air Serbia uçağında, Sırbistan Cumhurbaşkanı Aleksandar Vučić’in yakın çevresinden üç siyasetçinin yer aldığı ortaya çıktı.

Sırbistan basınına yansıyan haberlere göre, Sosyalistler Hareketi lideri Aleksandar Vulin, Srbijagas Genel Müdürü Dušan Bajatović ve Sırp Halk Partisi Genel Başkanı Nenad Popović’in Moskova’ya giden uçakta seyahat ettiği bildirildi.

Moskova seferini gerçekleştiren JU134 sefer sayılı uçak, Belgrad Nikola Tesla Havalimanı’ndan yerel saatle 18.48’de havalandı.

Nova portalının haberine göre, Litvanya’nın güneyine kadar ulaşan uçağa havalimanı güvenlik direktörünün aldığı karar doğrultusunda Belgrad’a dönme talimatı verildi.

N1 televizyonunun ulaştığı bilgilere göre, uçağın geri çağrılmasına Vulin’in uçağa biniş öncesi güvenlik kontrolünden geçmemesi yol açtı.

İhlalin tespit edilmesinin ardından olası patlama tehdidi durumlarında geçerli olan güvenlik protokolü uygulandı. Kanal, Vulin’in uçağa “kimliği belirlenemeyen bir şahsın” yardımıyla bindiğini aktardı.

Air Serbia, havalimanı yönetiminden gelen bildirim üzerine uçağın Belgrad’a döndüğünü doğruladı.

Havayolu şirketi, kararın güvenlik kurallarına uygun olarak alındığını ifade ederken söz konusu yolcunun kimliğine dair ayrıntı paylaşmadı.

Vulin iddiaları reddetti: “Siyasi kampanya”

Hakkındaki iddialara yanıt veren Vulin, doğalgaz anlaşmasının uzatılmasına yönelik müzakereler kapsamında Moskova’ya resmi bir ziyaret için gittiğini açıkladı.

Güvenlik kurallarını ihlal ettiği yönündeki haberlerin asılsız olduğunu savunan Vulin, yaşananları kendisine yönelik “siyasi saikli bir kampanya” olarak nitelendirdi.

N1’e konuşan Bajatović ise seyahatinin doğalgaz tedariki ve Alta Bank çevresinde yaşanan gelişmelerin ardından doğan sorunlarla ilgili olduğunu söyledi.

Bajatović, Vulin ve Popović’in Moskova’ya hangi amaçla gittiğini bilmediğini kaydetti.

Sırbistan seçimleri: Dört sütunlu illüzyonun dağılışı

Uçak kontrollerin ardından yeniden havalandı

N1, uçaktaki tüm yolcuların yeniden güvenlik kontrolünden geçirildiğini ve ardından uçağa alındığını duyurdu.

Flightradar24 verilerine göre, seferi icra eden ASL 134 sefer sayılı uçak kontrollerin tamamlanmasıyla Türkiye saatiyle yaklaşık 03.56’da Belgrad’dan yeniden Moskova’ya hareket etti.

Vulin ve Popović’in Moskova’ya gideceğine dair bilgiler uçuştan kısa süre önce kamuoyuna yansımıştı.

Sırbistan Demokrat Partisi üyesi Srđan Milivojević, X platformunda “Bu akşam 18.30’da Moskova’ya kim uçuyor?” paylaşımını yapmıştı.

Karadağ merkezli ETV portalı da her iki siyasetçinin istişarelerde bulunmak amacıyla JU134 seferine rezervasyon yaptırdığını aktarmıştı.

ETV’nin aktardığına göre Vulin’in Moskova’da, mayıs ayından itibaren denetleme kurulu başkanlığını yürüttüğü Srbijagas şirketinin faaliyetlerini ele alması planlanıyordu.

Popović’in ise Rusya-Sırbistan Hükümetlerarası Ekonomik İşbirliği Komitesi’nin çalışmalarına ilişkin konuları görüşeceği belirtilmişti.

21.rs portalı, cuma günü Sırbistan’a dönmesi öngörülen Bajatović’in Gazprom temsilcileriyle bir araya geleceğini bildirmişti.

Hırvatistan merkezli Index’in aktardığına göre, her üç isim de uzun süredir Vučić ile yakın ilişkilere sahip.

Vulin cumhurbaşkanının en yakın çalışma arkadaşlarından biri olarak bilinirken, Popović iktidar koalisyonunun ortağı, Bajatović ise hükümette yer alan Sırbistan Sosyalist Partisi’nin etkili temsilcileri arasında gösteriliyor. Üç siyasetçinin de Rusya ile yakın ilişkileriyle tanındığı belirtiliyor.

Okumaya Devam Et

Avrupa

AB Komisyonu Ukrayna için “temkinli” yol haritası hazırlıyor

Yayınlanma

Avrupa Komisyonunun hazırladığı yol haritası taslağı, Ukrayna’nın gelecek yıl ön müzakerelerini tamamlayabileceği yedi politika alanını belirlerken hukukun üstünlüğü şartını öne çıkardı. Kiev’in reformları hızlandırması istenirken, AB Genişleme Komiseri Marta Kos ülkenin 2027 başında birliğe katılımının mümkün olmadığını bildirdi.

Avrupa Komisyonu, Ukrayna’nın Avrupa Birliği’ne (AB) katılım müzakereleri için temkinli bir yol haritası hazırlıyor.

Politico’nun ulaştığı belgeye göre Brüksel, Kiev yönetimine “hukukun üstünlüğü alanındaki reformların hızını acilen ve kayda değer ölçüde artırma” çağrısında bulunuyor.

Komisyonun genişleme paketi kapsamında hazırlanan belgede, hukukun üstünlüğü alanındaki temel gerekliliklerin 2027 yılının ilk yarısında yerine getirilmesi, belirli müzakere başlıklarının öncelikli olarak tamamlanabilmesi için zorunlu koşul olarak tanımlanıyor.

Belge, Ukrayna’nın gelecek yıl ön müzakerelerini tamamlayabileceği yedi politika başlığını ortaya koyarken, tam üyelik için önünde halen uzun bir yol olduğunu vurguluyor.

Görüşülecek başlıklar dönemsel takvime bağlandı

Taslak yol haritasına göre, 2027 yılının ilk yarısında “Eğitim ve Kültür” alanındaki başlıkların ele alınması planlanıyor.

Yılın ikinci yarısında ise fikri mülkiyet, istihdam ve sosyal politika, sanayi politikası, bilimsel araştırmalar, dış ilişkiler ile dış politika ve güvenlik politikası başlıklarının müzakereye açılması öngörülüyor.

Avrupa Komisyonu hazırladığı metinde Ukrayna ile katılım müzakerelerinin ne zaman tamamen sonlanacağına dair kesin bir tarih vermiyor.

Habere göre aynı ihtiyatlı yaklaşım Arnavutluk ve Moldova süreçlerinde de uygulanıyor. Karadağ ise bu tablonun dışında kalıyor; ülke için katılım antlaşmasının Haziran 2027’de imzalanması hedefleniyor.

AB yetkilileri 2027 yılı için kesin üyelik tarihini dışladı

Ukrayna, 2022 yazında AB’ye aday ülke statüsü aldı; katılım müzakereleri ise yaz aylarında resmen başladı.

AB Genişlemeden Sorumlu Komiseri Marta Kos, Ukrayna’nın 2027 başında birliğe katılmasının mümkün olmadığını kaydetti.

Kos, “1 Ocak 2027 tarihi Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy tarafından dile getirilmişti. Katılım liyakat esasına dayanıyor: Bu tarihin imkansız olduğu açıktır.” dedi.

Almanya Başbakanı Friedrich Merz, tam üyelik öncesinde oy hakkı içermeyen bir “ortak üye” statüsünü ara basamak olarak önermiş, ancak Zelenskiy bu fikri reddetmişti.

İngiliz gazetesi The Guardian yaz aylarında yayımladığı haberde, Brüksel’in değerlendirmelerine göre Kiev’in gerekli reformların yalnızca yüzde 15’ini tamamlayabildiğini aktarmıştı.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English