Avrupa
Sol Parti, Filistin dostu üyesini ihraç edebilir

Berlin’deki zaferinin ardından Sol Parti, Filistin yanlısı tutumuyla dikkat çeken Hannah Bruns’un partiden ihraç edilmesi yönünde bir önerge aldı.
rbb’nin bildirdiğine göre, önerge, Eyalet Meclisi seçimlerinden bir gün önce Eyalet Tahkim Komisyonu’na ulaştı.
Bruns ise yayın kuruluşuna yaptığı açıklamada, önergeyi henüz görmediğini söyledi. Siyasetçi, ihraç talebini tam olarak kimin başlattığını bilmiyor.
Bruns, junge Welt’e verdiği mülakatta, ihraç edilmesi için verilen önergenin öncesinde Welt ve Tagesspiegel’e sunulmuş olmasının tesadüf olmadığını vurguladı.
Springer grubuna ait Welt gazetesi, bu ayın başlarında önergenin hazırlandığını haber yapmıştı. Bruns, sorumluların konuyu partiye düşman medya kuruluşlarının eline bıraktığını öne sürdü.
Siyasetçi, artık kamuoyuna yansıyan bu ihraç girişimini, potansiyel koalisyon ortaklarının Sol Parti’den, “kendi saflarındaki antisemitizme karşı önlem alması” yönündeki son talepleriyle ilişkilendirdi.
Gazze’deki soykırımla ilgili sözleri nedeniyle Sol Parti’den ihraç edilen Ramsis Kilani, jW’ye şunları söyledi:
“Benim ihracımın ardından başkalarının da ihraç edilmesi sadece an meselesiydi. Partinin sağ kanadı, Berlin’de ve federal düzeyde hükümete katılmanın önündeki bir engel olarak Filistin’le dayanışmayı ortadan kaldırmak istiyor.”
Kilani’ye göre, partinin sol kanadı, Bruns’un ihraç edilmesine karşı derhal geniş çaplı bir kampanya başlatmalı.
Filistin asıllı aktivist, o dönem partinin eş başkanı Martin Schirdewan ve eski başkan yardımcısı Katina Schubert tarafından “partinin itibarını zedelediği” suçlamasıyla karşı karşıya kalmış ve ihraç edilmişti.
Tarihçi Stefanie Schüler-Springorum de, Sol Parti’nin Berlin’deki seçim zaferinin ardından partide antisemitizm konusunda yaşanan hararetli tartışmanın abartılı olduğunu düşündüğünü söyledi.
Berlin Teknik Üniversitesi Antisemitizm Araştırma Merkezi direktörü şöyle konuştu:
“Antisemitizm tüm partilerde mevcut. Bunu, Berlin’deki hükümetin kurulmasını etkilemeyi de açıkça amaçlayan abartılı bir tartışma olarak görüyorum. Fakat bana göre, antisemitizm meselesini bu şekilde araçsallaştırmak tehlikeli.”
Schüler-Springorum, antisemitizm ile İsrail hükümetinin politikalarına yönelik eleştiriler arasında bir ayrım yapılması gerektiğini de ekledi.
Sol Partili siyasetçi Bruns, “Filistin ile Dayanışma Eyalet Çalışma Grubu”nun tartışmasız en tanınmış üyesi.
Bu grup, parti içindeki küçük, radikal ve Filistin yanlısı bir kanat olmakla birlikte, ana akım siyaset ve medya figürleri tarafından defalarca “antisemitizm” ile suçlandı.
Örneğin, Die Welt gazetesi, 7 Ekim Aksa Tufanı operasyonunun meşrulaştırıldığı iddiasıyla bir iç toplantıya ait ses kaydını haber yapmıştı. Habere göre, katılımcılardan biri şöyle diyordu: “7 Ekim acımasız bir terör eylemi miydi? Şunu açıkça belirtmeliyiz: Hayır, o bir direniş eylemiydi. Ve bunun antisemitik olarak algılanmasından korkmamalıyız. Hayır, bu uluslararası hukukta güvence altına alınmış bir durumdur.”
Sık sık Filistin kefiyesi takarken görülen Bruns, yakın zamanda Instagram’da paylaştığı bir gönderide, Filistinlilerin silahlı güç kullanarak direnme hakkına sahip olduklarını yazmıştı.
Bruns ayrıca, “Filistinliler ve İsraillilerin barış içinde bir arada yaşayabileceği” bir “sosyalist tek devlet çözümü”nü savunuyor.
Medya haberlerine göre Bruns, geçen yıl bir gösteride şöyle demişti: “Filistin’in kurtuluşu, Batı Şeria’nın kurtarılmasıyla sona ermeyecek. Filistin’in kurtuluşu, Tel Aviv’in yeniden Filistinlilerin eline geçmesiyle sona erecek.”
Öte yandan Sol Parti, İsrail’in var olma hakkını savunuyor ve Berlin’deki baş aday Elif Eralp de dahil olmak üzere parti liderleri “antisemitizme karşı” defalarca seslerini yükseltti.
Fakat başkentte, Yeşiller ve SPD ile bir koalisyon kurulup kurulamayacağı hâlâ belirsiz; zira her iki parti de “antisemitik eğilimlere” karşı daha kararlı adımlar atılmasını talep ediyor.
Salı günü SPD yönetimi, Lars Klingbeil, Bärbel Bas ve Tim Klüssendorf aracılığıyla Die Linke’nin “sıraları içinde antisemitizme ve klan suçlularına tek bir milimetre bile yer vermemesi” gerektiğini belirtti.
Bild gazetesine göre, Şansölye Friedrich Merz (CDU), SPD’yi “cehennem” ile uyarmış ve Sosyal Demokratlardan “Berlin’de bu Sol Parti ile koalisyon kurmayacaklarını açıkça belirtmelerini” talep etmişti.
Berliner Morgenpost’a göre, bir gün önce aralarında eski Belediye Başkanı Michael Müller’in de bulunduğu eski Berlin SPD yetkilileri, Sol Parti ile ön görüşmelere karşı çıkan bir “karar” ile tartışmaya katıldılar.
Eski SPD lideri Sigmar Gabriel de ZDF’de görüşünü dile getirdi: “Hiçbir antisemitik parti ile koalisyon kurmazdım.”
Gabriel, “Remmo aşiretinin başının seçim partisine tesadüfen uğramasının kesinlikle bir tesadüf olmadığını” belirtti.
Federal Meclis’te Sol Parti Neukölln’den milletvekili olan Ferat Koçak’ın, Instagram üzerinden Remmo’nun oğullarından biriyle iletişim kurduğu ortaya çıkmıştı. Bunun üzerine Koçak, şimdilik milletvekilliği görevini askıya almayı planlıyor.
Fakat Yeşiller için bu yeterli değil. Parlamento Sekreteri Irene Mihalic, Koçak’ın milletvekili grubundan ihraç edilmesini talep etti ve ayrıca “İsrail’in yanında sarsılmaz bir şekilde durduğumuzun açıkça belirtilmesini” istedi.
Baden-Württemberg Eyalet Başbakanı Cem Özdemir de salı günü yaptığı açıklamada, “Bu, gerekirse bazı kişilerin ihraç edilmesi gerektiği anlamına da gelir,” dedi.
Koçak’la da dayanışma gösteren Bruns, kendisine karşı verilen önergenin “Filistin’e dayanışma gösteren parti içi güçleri disipline etmek ve karalamakla ilgili” olduğunu savundu e “Tarihi bir seçim zaferi elde eden bir parti, başı eğik yürümemelidir,” dedi.
Çarşamba günü, Rosa Luxemburg Vakfı Başkanı savunma pozisyonundan çıktı. SPD liderliğinin açıklamasını “küstahlık” olarak nitelendirdi ve “Sol Parti antisemitik bir parti değildir ve bunu onlar da biliyor,” dedi.
150 Yahudi aydından Sol Parti’ye destek
Berlin’de yaşayan 150’den fazla Yahudi aydın, Sol Partisi’ye desteklerini dile getirdi.
taz’da yayınlanan açık mektup, “Sosyal ve Güvenli Bir Şehir İçin” başlığını taşıyor.
İmza sahipleri, mektupta Sol Parti’nin Yahudi halkı için bir tehlike oluşturduğu ve bu partinin yer aldığı bir hükümetin Yahudi toplulukları için güvenlik riski teşkil edeceği yönündeki iddiaları reddediyor.
İmzacılar arasında yazar ve PEN Berlin’in eski başkanı Eva Menasse; Peaches olarak da bilinen müzisyen Merrill Nisker; şair ve deneme yazarı Esther Dischereit; felsefeci ve Potsdam’daki Einstein Forum’un direktörü Susan Neiman, Amerikalı videograf Arun Chaudhary, sinemacı Udi Aloni, yazar Irene Dische, tarihçiler Adam Raz ve Ben Miller, uluslararası hukuk uzmanı Itamar Mann, siyaset bilimci Emilia Zenzile Roig, gazeteci Deborah Feldman ve sosyal bilimci Vered Berman yer alıyor.
Seçim gecesi, Almanya Yahudileri Merkez Konseyi, Sol Parti’nin seçim zaferi konusunda “endişesini” dile getirmişti. Daha önce de partiyi “Yahudiler için seçilemez” olarak nitelendirmişti.
Sol Parti’nin Berlin’deki seçim zaferinin ardından Konsey, SPD ve Yeşiller’e parti ile koalisyon kurmamaları için çağrıda bulunmuştu.
Schuster Pazartesi günü yaptığı açıklamada, “Onların Berlin eyalet hükümetine katılmasının önünü açan herkes, ‘sosyal uyumumuzu ve başkentteki Yahudi yaşamını tehlikeye atar’,” demişti.
İsrail Büyükelçisi Ron Prosor ise Sol Parti’nin Berlin’deki seçim zaferini, başkentteki Yahudi cemaati için “somut ve acil bir varoluşsal tehdit” olarak nitelendirdi.
İmza sahipleri bu iddialara karşı çıktı. Yahudi aydınlar bu iddiaların sahiplerini, “kısmen açıkça faşist olan bir partinin Almanya genelinde iktidara doğru ilerlediği” bir dönemde, “Sol’un Yahudilerin güvenliği için en büyük tehditmiş gibi davranmaya devam etmelerini” eleştirerek, “kendi Yahudi topluluğumuzun” önemli kesimlerini sorumluluklarından kaçmakla suçladılar.
Tüm partiler arasında özellikle Sol Parti’yi sürekli olarak antisemitizmle suçlamanın, “İsrail politikasına yönelik neredeyse her türlü eleştirinin antisemitizmle eşdeğer tutulduğu” “alaycı bir siyasi manipülasyon” olduğuna işaret ettiler.
İmzacılara göre bu “suçlama seli”, “farklı görüşleri bastırmayı ve uluslararası hukuku zayıflatmayı” amaçlıyor ve dikkati diğer tehlikelerden başka yöne çekmeye hizmet ediyor.
Mektupta, diğer tüm Berlinliler gibi, Yahudi ailelerin de artan kiralar, güvencesiz istihdam, aşırı kalabalık okullar, aşırı yüklenmiş bir sağlık sistemi ve giderek artan sosyal uçurumdan etkilendiği vurgulanırken, tüm bu faktörlerin, “tam da Yahudilere yönelik nefreti körükleyen sosyal gerilimleri” yarattığının altı çizildi.
İmzacılara göre sosyal adaletsizlikleri görmezden gelenler, “her zaman ilk olarak günah keçisi arayanlara” alan açıyor.
Avrupa
Avrupa lüks pazarı Çin’deki talep kaybıyla 350 milyar dolar eridi

Avrupa’nın önde gelen on lüks tüketim markası, Çin pazarındaki talep kaybı ve sektördeki durgunluk nedeniyle yıl başından bu yana yaklaşık 350 milyar dolar piyasa değeri kaybetti. LVMH hisseleri yüzde 40’ın üzerinde düşüşle en büyük kaybı yaşarken, saat ve mücevher üreticisi Richemont daha dirençli bir tablo çizdi.
Avrupa’nın önde gelen on lüks tüketim markası, sektördeki durgunluk ve Çin pazarındaki talep kaybı nedeniyle 2026 başından bu yana piyasa değerinden yaklaşık 350 milyar dolar kaybetti.
Reuters’ın piyasa verilerine dayandırdığı habere göre, STOXX Europe Luxury 10 endeksinde yer alan şirketler yatırımcıların toparlanma beklentisini karşılayamadı.
Satış artışını uzun süre sırtlayan Çin ekonomisindeki sıkıntılar derinleşirken, Avrupalı moda devlerinin yaşadığı kayıplar belirginleşti.
İspanyol sektörel yayın organı Modaes, değer kaybının temel etkenlerinden birinin fiyat politikası olduğuna işaret etti.
Kuruluşlara göre şirketler, birkaç yıldır üst üste yaptıkları zamlarla gelirlerini artırmayı başardı ancak ürünlerin alıcılar açısından erişilebilirliğini azalttı.
LVMH hisseleri yüzde 40’tan fazla eridi
Bünyesinde Louis Vuitton, Dior, Tiffany, Bulgari, Moët ve Hennessy gibi markaları barındıran Fransız LVMH grubu, sektördeki en sert düşüşü kaydetti.
Şirketin hisseleri yıl başından itibaren yüzde 40’ın üzerinde gerileyerek rakiplerine kıyasla en zayıf performansı sergiledi.
LVMH’nin açıkladığı üçüncü çeyrek bilançosuna göre, moda ve deri ürünleri biriminin geliri yıllık bazda yüzde 2,96 düşüşle 8,24 milyar avroya indi.
Analist beklentilerinin altında kalan birimin organik satışları yüzde 5 daraldı. Vogue’un şirket verilerinden aktardığına göre, grubun toplam çeyreklik geliri yüzde 1,22 artışla 18,5 milyar avroya çıkarken organik büyüme yüzde 1 düzeyinde gerçekleşti.
Bölgesel dağılımda LVMH’nin satışları Japonya hariç Asya pazarında yüzde 5 geriledi. Buna karşılık satışlar ABD’de yüzde 5, Avrupa’da yüzde 4, Japonya’da ise yüzde 6 arttı.
Vogue’un paylaştığı verilere göre, yıl başından bu yana LVMH hisselerinin yüzde 40 eridiği dönemde Hermès yüzde 39, Gucci’nin sahibi Kering ise yüzde 30 değer kaybetti. Saat ve mücevher üretimine odaklanan Richemont’un hisse değeri ise neredeyse değişmedi.
Vogue’un yer verdiği HSBC analistlerinin tahminlerine göre, sektörün önde gelen sekiz lüks şirketinin satış büyümesi ikinci çeyrekteki yüzde 7 seviyesinden üçüncü çeyrekte yüzde 2,7’ye yavaşladı.
Richemont hariç tutulduğunda aynı grup için beklenen satış artışı yüzde 5,1’den yüzde 1,1’e geriledi.
Büyük üreticilerin toplam piyasa değeri yarı yarıya eridi
Reuters, sektördeki gerilemenin birkaç yıldır kesintisiz sürdüğünü vurguladı. LVMH, Hermès, Kering ve Richemont olmak üzere dört büyük Avrupalı üreticinin toplam piyasa değeri, yaklaşık 2024 yılındaki seviyesine kıyasla neredeyse yarı yarıya azaldı.
Cartier ile Van Cleef & Arpels’in çatı kuruluşu Richemont, mücevher ve saat odaklı yapısıyla genel düşüşe karşı daha dirençli kaldı. Modaes, grubun mücevher segmentindeki olumlu piyasa koşullarından yararlandığını kaydetti.
LVMH hisselerindeki sert düşüş, şirketin en büyük hissedarı ve yöneticisi Bernard Arnault’nun kişisel servetine de yansıdı. Forbes verilerine göre Fransız milyarder milyarlarca dolar kaybetti.
Financial Times’ın mayıs ayında yayımladığı haberde, talep daralması karşısında LVMH yönetiminin Marc Jacobs moda evi ve Fenty Beauty kozmetik markasındaki payı dahil bazı varlıklarını elden çıkarmayı değerlendirdiği bildirilmişti.
Gazete, 2023’ten beri süren bu dönemi “lüks kışı” olarak nitelemiş; gerekçeler arasında salgın sonrası tüketim patlamasının sona ermesini, harcanabilir gelirlerin gerilemesini ve art arda yapılan yüksek zamları göstermişti.
Avrupa
Kuzey Akım davası başladı: Almanya sabotajı savaş suçu saydı

Kuzey Akım boru hatlarına düzenlenen sabotajın kilit ismi Sergey Kuznetsov, Almanya’da hakim karşısına çıktı. Federal Başsavcılık, Ukrayna makamlarının talimatıyla yapıldığını savunduğu eylemi savaş suçu sayarken sanık hakkındaki dava 17 Aralık’a kadar 16 duruşmada görülecek.
Kuzey Akım boru hatlarına düzenlenen sabotajla ilgili dava Almanya’da başladı.
Hamburg Eyalet Yüksek Mahkemesinde 14 Ekim’de hakim karşısına çıkan Ukrayna vatandaşı Sergey Kuznetsov, saldırıyı gerçekleştiren sabotaj grubunu yönetmekle itham ediliyor.
Tagesschau’nun haberine göre Almanya Federal Başsavcılığı, Baltık Denizi’ndeki boru hatlarına yönelik eylemi Ukrayna devlet makamlarının talimatıyla yapılmış bir savaş suçu sayıyor.
Stern’in aktardığı iddianamede, Rusya ile Ukrayna arasındaki askeri çatışmanın sabotaja zemin hazırladığı kaydedilirken Kuznetsov sivil tesislere saldırı düzenleyerek savaş suçuna ortak olmakla suçlanıyor.
Savunma heyeti: Dava siyasi gösteriye dönüştürülüyor
Stern’e konuşan avukatlarından biri, sanığın duruşmalar boyunca ifade vermekten kaçınacağını bildirdi. Kuznetsov’un savunma heyeti, yargılamanın siyasi bir gösteriye dönüştürülmek istendiğini ileri sürüyor.
Kuznetsov, Ağustos 2025’te İtalya’da yakalandı ve aynı yılın sonbaharında Almanya’ya iade edildi.
Alman savcılığı, eski bir Ukrayna ordusu subayı olan Kuznetsov’un sabotaj timini yönettiğini ve operasyonda kullanılan “Andromeda” adlı yatı sevk ve idare ettiğini savunuyor.
Teknenin içinde heksojen ve oktogen karışımı patlayıcı maddeler tespit edildi. Daha önce The Wall Street Journal, sanığın Ukrayna Silahlı Kuvvetleri ile Ukrayna Güvenlik Servisinde (SBU) görev aldığını yazmıştı. Kuznetsov ise saldırıyla herhangi bir bağı olmadığını iddia ediyor.
N-tv kanalının Alman Başsavcılığı iddianamesine dayandırdığı habere göre Kuznetsov, İtalya’daki tutukluluk sürecinde eşiyle yaptığı telefon görüşmesinde sabotaj sırasında Ukrayna ordusunda görev yaptığını ve SBU için çalıştığını söyledi. Sanık ayrıca amiri olarak nitelediği Roman adlı bir kişiyle irtibat kurmak istedi.
Soruşturma makamları, bu kişinin eski Ukrayna istihbarat görevlisi Roman Çervinskiy olabileceğini değerlendiriyor.
Çervinskiy, boru hatlarına yapılan saldırı sırasında Kuznetsov’un kendi komutası altında yer aldığını öne sürmüştü.
Kuznetsov davası kapsamında 14 Ekim ile 17 Aralık tarihleri arasında 16 duruşma yapılması planlanıyor.
Hırvatistan’da yakalanan dalgıç iltica talep etti
Almanya’nın sabotajla bağlantılı gördüğü bir diğer Ukrayna vatandaşı Vladimir Juravlyov ise ağustos ayında Hırvatistan’da yakalandı.
Juravlyov daha önce, Eylül 2025’te Almanya’nın çıkardığı yakalama emri doğrultusunda Polonya’da gözaltına alınmış, fakat Varşova’daki mahkeme serbest bırakılmasına hükmetmişti.
Alman savcılığı, profesyonel dalgıç olan Juravlyov’un Eylül 2022’de Bornholm Adası açıklarındaki boru hatlarına patlayıcıları yerleştiren ekipte yer aldığını iddia ediyor.
Juravlyov, gözaltına alınmasının ardından Hırvatistan’dan siyasi sığınma talebinde bulundu.
Eylül 2022’de Kuzey Akım hatlarına düzenlenen bombalı saldırılarda toplam dört hattan üçü ağır hasar gördü. O tarihte henüz işletmeye alınmamış olan Kuzey Akım 2’nin tek bir hattı sağlam kaldı.
Avrupa
İngiliz futbol kulüplerinin yarısından fazlası iflas riskiyle karşı karşıya

İngiltere’de profesyonel futbol kulüplerinin büyük bölümü mali açıdan sürdürülemez bir yapıyla karşı karşıya. Bağımsız Futbol Düzenleme Kurumunun raporuna göre kulüplerin yüzde 94’ü zarar ederken yüzde 66’sı dış finansman olmadan 90 günden fazla ayakta kalamıyor
İngiltere’de profesyonel futbol kulüplerinin büyük bölümü ciddi mali sorunlarla karşı karşıya. İngiliz Bağımsız Futbol Düzenleme Kurumu (IFR), kulüplerin yarısından fazlasının teknik açıdan ödeme güçlüğü yaşadığını ortaya koyarken mevcut mali yapının değişmemesi halinde futbol sektörünü ağır bir krizin beklediği uyarısında bulundu.
IFR’nin yayımladığı “Oyunun Durumu” başlıklı rapora göre İngiliz futbol kulüpleri 1992’den bu yana ülke ekonomisinden 10 kat daha hızlı büyüdü. Ancak en üst düzey beş ligdeki kulüplerin yüzde 94’ü, 2025/26 sezonunu zararla kapattı.
2025 yılında İngiltere’de kabul edilen Futbol Yönetimi Yasası uyarınca kurulan IFR, Avrupa Süper Ligi girişimi ve kulüplerdeki mali usulsüzlüklerin ardından futbolun mali denetimini güçlendirmek amacıyla oluşturuldu. Kurum, Manchester City hakkındaki mali usulsüzlük iddialarına ilişkin soruşturmalarda da rol üstleniyor.
Kulüplerin üçte ikisi dış finansman olmadan ayakta kalamıyor
Rapora göre Premier Lig kulüplerinin yüzde 20’si, İngiltere Futbol Ligi (EFL) bünyesindeki ikinci, üçüncü ve dördüncü ligler ile beşinci, altıncı ve yedinci kademeleri kapsayan Ulusal Lig sistemindeki kulüplerin ise yüzde 60’ı teknik açıdan ödeme güçlüğü yaşıyor.
EFL ve Ulusal Lig kapsamındaki 17 kulüp, futbolcularına hiç maaş ödemese bile zarar etmekten kurtulamıyor. Bu liglerdeki kulüplerin yüzde 60’ından fazlasının mali yükümlülükleri, bilançolarında kayıtlı varlıklarının değerini aşıyor.
Kulüplerin yüzde 66’sı, yeni sahiplerinden finansman desteği alamamaları halinde 90 günden fazla faaliyetlerini sürdüremeyeceklerini bildirdi. Bu süreyi 30 günün altında gösteren kulüplerin oranı yüzde 29’a ulaşırken kulüplerin yüzde 68’inin mevcut sahiplerinin ayrılması ihtimaline karşı hazırlanmış herhangi bir eylem planı yok.
Futbolcu maaşları kulüplerin gelirlerini tüketiyor
İngiliz futbolunda mali sorunları derinleştiren başlıca etkenlerden biri, futbolcu ücretlerindeki artış. Rapora göre 2021’den bu yana bütün liglerde maaş harcamaları belirgin biçimde yükseldi.
Maaş giderlerinin gelirlere oranı Premier Lig’de ortalama yüzde 33, ikinci kademe Championship’te yüzde 32, üçüncü ligde yüzde 71, dördüncü ligde ise yüzde 63 düzeyinde.
Alt liglerdeki 20 kulüp, gelirlerinin yüzde 80’inden fazlasını futbolcu maaşlarına harcadı. Üçüncü ligde mücadele eden iki kulüpte ise maaş giderleri toplam gelirin tamamına ulaştı.
EFL kulüplerinin ankete katılan sahiplerinin yüzde 94’ü, harcamaların daha sıkı denetlenmesini destekledi. Kulüp sahipleri, İngiliz futbolunun karşı karşıya olduğu en büyük sorunun futbolcu maaşları olduğunu belirtti.
Bazı kulüpler, mali düzenlemelere uyum sağlamak amacıyla kadın futbol takımlarını, otellerini ve diğer varlıklarını satmaya yöneldi. Ancak IFR’ye göre bu satışlar, kulüplerin yapısal mali sorunlarını çözmüyor.
Transfer borçları 3,3 milyar sterline ulaştı
Raporda, transfer harcamalarından kaynaklanan net borçların giderek arttığına da dikkat çekildi. Transfer bedellerinin ertelenerek ödenmesi ve gelecekteki transfer gelirlerinin teminat gösterilerek bugünden finansmana dönüştürülmesi, kulüplerin mali çöküş riskini artırıyor.
2020/21 sezonunda 55 milyon sterlin düzeyindeki transfer finansmanı, 2024/25 sezonunda 779 milyon sterline yükseldi. Böylece söz konusu finansman hacmi dört sezonda 14 kattan fazla arttı.
Bugüne kadar gelecekte elde edilmesi beklenen yaklaşık 1,2 milyar sterlinlik transfer geliri önceden nakde çevrildi. Bu tutar, 2020/21 sezonundaki seviyenin yaklaşık 22 katına karşılık geliyor.
İngiliz futbolunda transfer sözleşmelerinden kaynaklanan ödeme yükümlülükleri, transferlerden elde edilen gelirlerin 3,3 katına ulaştı. Kulüpler 2025/26 sezonunda 4,8 milyar sterlinlik transfer ödemesi yükümlülüğü ve 1,5 milyar sterlinlik transfer geliri bildirdi. Böylece net transfer borcu yaklaşık 3,3 milyar sterlin olarak hesaplandı.
Premier Lig’de gelir uçurumu giderek büyüyor
İngiliz futbol kulüplerinin 2025/26 sezonundaki toplam geliri 9 milyar sterline ulaşmasına rağmen bu kaynağın büyük bölümü Premier Lig’de toplandı. Üst düzey kulüplerin Avrupa kupalarından elde ettiği gelirler de aradaki farkı büyüttü.
İngiliz takımları, UEFA Şampiyonlar Ligi’nin lig aşamasına katılımlarından ortalama 80 milyon sterlin gelir elde ediyor. Chelsea ise 2025 FIFA Kulüpler Dünya Kupası’nı kazanarak 84 milyon sterlinden fazla gelir sağladı.
Premier Lig’in en yüksek gelirli altı kulübü ile diğer takımları arasındaki fark son otuz yılda belirgin biçimde açıldı. 1992/93 sezonunda en yüksek gelirli altı kulübün ortalama geliri diğer kulüplerinkinden 9,4 milyon sterlin fazlayken bu fark 2024/25 sezonunda 421 milyon sterline yükseldi.
Premier Lig gelirlerinin yüzde 56’sı en yüksek gelirli altı kulübe giderken kalan 14 takım toplam gelirin yüzde 44’ünü paylaşıyor.
Üst lig ile alt ligler arasındaki eşitsizlik de büyüyor. Premier Lig’deki bir kulübün ortalama geliri, Championship’te mücadele eden bir kulübün gelirinin sekiz katını aşıyor. Bu oran 1992/93 sezonunda 2,7 düzeyindeydi.
Premier Lig ile EFL arasında, üst lig gelirlerinin futbol piramidinin diğer kademeleriyle daha geniş ölçekte paylaşılmasını sağlayacak yeni finansman düzenlemesi konusunda yıllardır süren görüşmelerden henüz anlaşma çıkmadı.
Raporda, Premier Lig’den Championship’e düşen kulüplere yapılan mali destek ödemeleri de eleştirildi. IFR’ye göre mevcut sistem, Championship kulüplerini mali imkanlarının üzerinde harcama yapmaya yöneltiyor ve futbolcu maaşlarındaki enflasyonu körüklüyor.
Düzenleyici kurum müdahale yetkisini kullanabileceği uyarısı yaptı
IFR, mali denetimlerin sıkılaştırılması ve hukuki süreçlerin artmasının kulüplerin maliyetlerini yükseltebileceğini, bunun da İngiliz futbolunun yatırımcılar açısından cazibesini azaltabileceğini belirtti.
Kurum, kulüplere mevcut sahiplerinin finansman desteğini kesmesi ihtimaline karşı güvenilir eylem planları hazırlama çağrısında bulundu. Ligler arasındaki gelir paylaşımının yeniden düzenlenmesini, kulüplerin zararlarının azaltılmasını ve alt ligler için uzun vadeli kalkınma stratejisi geliştirilmesini istedi.
IFR, gerekli değişikliklerin futbolun kendi kurumları arasında uzlaşmayla gerçekleştirilememesi halinde düzenleyici yetkilerini kullanabileceğini de hatırlattı.
Kurum, “Futbol kendi içinde çözüm üretemezse” sonraki adımları değerlendireceğini ve uzun vadeli değişimi sağlamak amacıyla “elindeki bütün yetkileri kullanmaktan çekinmeyeceğini” açıkladı.
Görüş2 hafta önceEast-West Forum: Dünyanın artık kaçınamayacağı bir diyalog
Dünya Basını7 gün önceEski CIA analisti Johnson: Trump İran’a girerse Çanakkale’deki Churchill gibi yenilir
Asya2 hafta önceÇin akaryakıt ihracatını durdurdu: Küresel pazarda tedarik daralıyor
Dünya Basını1 hafta önceİktisatçı Richard Wolff: ABD’de oligarklar devleti rehin alarak piyasayı yönetiyor
Görüş1 hafta önceOrtadoğu’da Koridor İttifakları Devri
Dünya Basını2 hafta önceYarım trilyon dolarlık balon: Süper zeka söylemi gerçek zararları gizliyor
Diplomasi2 hafta önceTürkiye ve BM Karadeniz’de ateşkes için masaya dönüyor
Dünya Basını2 hafta önceEkonomist Sapir: Fransa petrol şoku nedeniyle eksi büyüme ve resesyonun eşiğinde











