Avrupa

Sol Parti, Filistin dostu üyesini ihraç edebilir

Yayınlanma

Berlin’deki zaferinin ardından Sol Parti, Filistin yanlısı tutumuyla dikkat çeken Hannah Bruns’un partiden ihraç edilmesi yönünde bir önerge aldı.

rbb’nin bildirdiğine göre, önerge, Eyalet Meclisi seçimlerinden bir gün önce Eyalet Tahkim Komisyonu’na ulaştı.

Bruns ise yayın kuruluşuna yaptığı açıklamada, önergeyi henüz görmediğini söyledi. Siyasetçi, ihraç talebini tam olarak kimin başlattığını bilmiyor.

Bruns, junge Welt’e verdiği mülakatta, ihraç edilmesi için verilen önergenin öncesinde Welt ve Tagesspiegel’e sunulmuş olmasının tesadüf olmadığını vurguladı.

Springer grubuna ait Welt gazetesi, bu ayın başlarında önergenin hazırlandığını haber yapmıştı. Bruns, sorumluların konuyu partiye düşman medya kuruluşlarının eline bıraktığını öne sürdü. 

Siyasetçi, artık kamuoyuna yansıyan bu ihraç girişimini, potansiyel koalisyon ortaklarının Sol Parti’den, “kendi saflarındaki antisemitizme karşı önlem alması” yönündeki son talepleriyle ilişkilendirdi.

Gazze’deki soykırımla ilgili sözleri nedeniyle Sol Parti’den ihraç edilen Ramsis Kilani, jW’ye şunları söyledi:

“Benim ihracımın ardından başkalarının da ihraç edilmesi sadece an meselesiydi. Partinin sağ kanadı, Berlin’de ve federal düzeyde hükümete katılmanın önündeki bir engel olarak Filistin’le dayanışmayı ortadan kaldırmak istiyor.”

“Kararları sağ alıyor, Sol Parti de onlara uyuyor”

Kilani’ye göre, partinin sol kanadı, Bruns’un ihraç edilmesine karşı derhal geniş çaplı bir kampanya başlatmalı.

Filistin asıllı aktivist, o dönem partinin eş başkanı Martin Schirdewan ve eski başkan yardımcısı Katina Schubert tarafından “partinin itibarını zedelediği” suçlamasıyla karşı karşıya kalmış ve ihraç edilmişti.

Tarihçi Stefanie Schüler-Springorum de, Sol Parti’nin Berlin’deki seçim zaferinin ardından partide antisemitizm konusunda yaşanan hararetli tartışmanın abartılı olduğunu düşündüğünü söyledi.

Berlin Teknik Üniversitesi Antisemitizm Araştırma Merkezi direktörü şöyle konuştu:

“Antisemitizm tüm partilerde mevcut. Bunu, Berlin’deki hükümetin kurulmasını etkilemeyi de açıkça amaçlayan abartılı bir tartışma olarak görüyorum. Fakat bana göre, antisemitizm meselesini bu şekilde araçsallaştırmak tehlikeli.”

Schüler-Springorum, antisemitizm ile İsrail hükümetinin politikalarına yönelik eleştiriler arasında bir ayrım yapılması gerektiğini de ekledi.

Sol Partili siyasetçi Bruns, “Filistin ile Dayanışma Eyalet Çalışma Grubu”nun tartışmasız en tanınmış üyesi.

Bu grup, parti içindeki küçük, radikal ve Filistin yanlısı bir kanat olmakla birlikte, ana akım siyaset ve medya figürleri tarafından defalarca “antisemitizm” ile suçlandı.

Örneğin, Die Welt gazetesi, 7 Ekim Aksa Tufanı operasyonunun meşrulaştırıldığı iddiasıyla bir iç toplantıya ait ses kaydını haber yapmıştı. Habere göre, katılımcılardan biri şöyle diyordu: “7 Ekim acımasız bir terör eylemi miydi? Şunu açıkça belirtmeliyiz: Hayır, o bir direniş eylemiydi. Ve bunun antisemitik olarak algılanmasından korkmamalıyız. Hayır, bu uluslararası hukukta güvence altına alınmış bir durumdur.”

Sol Parti’den “antisemitizm” suçlamalarına tepki

Sık sık Filistin kefiyesi takarken görülen Bruns, yakın zamanda Instagram’da paylaştığı bir gönderide, Filistinlilerin silahlı güç kullanarak direnme hakkına sahip olduklarını yazmıştı.

Bruns ayrıca, “Filistinliler ve İsraillilerin barış içinde bir arada yaşayabileceği” bir “sosyalist tek devlet çözümü”nü savunuyor.

Medya haberlerine göre Bruns, geçen yıl bir gösteride şöyle demişti: “Filistin’in kurtuluşu, Batı Şeria’nın kurtarılmasıyla sona ermeyecek. Filistin’in kurtuluşu, Tel Aviv’in yeniden Filistinlilerin eline geçmesiyle sona erecek.”

Öte yandan Sol Parti, İsrail’in var olma hakkını savunuyor ve Berlin’deki baş aday Elif Eralp de dahil olmak üzere parti liderleri “antisemitizme karşı” defalarca seslerini yükseltti.

Fakat başkentte, Yeşiller ve SPD ile bir koalisyon kurulup kurulamayacağı hâlâ belirsiz; zira her iki parti de “antisemitik eğilimlere” karşı daha kararlı adımlar atılmasını talep ediyor. 

Salı günü SPD yönetimi, Lars Klingbeil, Bärbel Bas ve Tim Klüssendorf aracılığıyla Die Linke’nin “sıraları içinde antisemitizme ve klan suçlularına tek bir milimetre bile yer vermemesi” gerektiğini belirtti.

Bild gazetesine göre, Şansölye Friedrich Merz (CDU), SPD’yi “cehennem” ile uyarmış ve Sosyal Demokratlardan “Berlin’de bu Sol Parti ile koalisyon kurmayacaklarını açıkça belirtmelerini” talep etmişti.

Berliner Morgenpost’a göre, bir gün önce aralarında eski Belediye Başkanı Michael Müller’in de bulunduğu eski Berlin SPD yetkilileri, Sol Parti ile ön görüşmelere karşı çıkan bir “karar” ile tartışmaya katıldılar.

Sol Parti’de “çete lideri” krizi

Eski SPD lideri Sigmar Gabriel de ZDF’de görüşünü dile getirdi: “Hiçbir antisemitik parti ile koalisyon kurmazdım.”

Gabriel, “Remmo aşiretinin başının seçim partisine tesadüfen uğramasının kesinlikle bir tesadüf olmadığını” belirtti.

Federal Meclis’te Sol Parti Neukölln’den milletvekili olan Ferat Koçak’ın, Instagram üzerinden Remmo’nun oğullarından biriyle iletişim kurduğu ortaya çıkmıştı. Bunun üzerine Koçak, şimdilik milletvekilliği görevini askıya almayı planlıyor.

Fakat Yeşiller için bu yeterli değil. Parlamento Sekreteri Irene Mihalic, Koçak’ın milletvekili grubundan ihraç edilmesini talep etti ve ayrıca “İsrail’in yanında sarsılmaz bir şekilde durduğumuzun açıkça belirtilmesini” istedi.

Baden-Württemberg Eyalet Başbakanı Cem Özdemir de salı günü yaptığı açıklamada, “Bu, gerekirse bazı kişilerin ihraç edilmesi gerektiği anlamına da gelir,” dedi.

Koçak’la da dayanışma gösteren Bruns, kendisine karşı verilen önergenin “Filistin’e dayanışma gösteren parti içi güçleri disipline etmek ve karalamakla ilgili” olduğunu savundu e “Tarihi bir seçim zaferi elde eden bir parti, başı eğik yürümemelidir,” dedi.

Çarşamba günü, Rosa Luxemburg Vakfı Başkanı savunma pozisyonundan çıktı. SPD liderliğinin açıklamasını “küstahlık” olarak nitelendirdi ve “Sol Parti antisemitik bir parti değildir ve bunu onlar da biliyor,” dedi.

150 Yahudi aydından Sol Parti’ye destek

Berlin’de yaşayan 150’den fazla Yahudi aydın, Sol Partisi’ye desteklerini dile getirdi.

taz’da yayınlanan açık mektup, “Sosyal ve Güvenli Bir Şehir İçin” başlığını taşıyor.

İmza sahipleri, mektupta Sol Parti’nin Yahudi halkı için bir tehlike oluşturduğu ve bu partinin yer aldığı bir hükümetin Yahudi toplulukları için güvenlik riski teşkil edeceği yönündeki iddiaları reddediyor.

İmzacılar arasında yazar ve PEN Berlin’in eski başkanı Eva Menasse; Peaches olarak da bilinen müzisyen Merrill Nisker; şair ve deneme yazarı Esther Dischereit; felsefeci ve Potsdam’daki Einstein Forum’un direktörü Susan Neiman, Amerikalı videograf Arun Chaudhary, sinemacı Udi Aloni, yazar Irene Dische, tarihçiler Adam Raz ve Ben Miller, uluslararası hukuk uzmanı Itamar Mann, siyaset bilimci Emilia Zenzile Roig, gazeteci Deborah Feldman ve sosyal bilimci Vered Berman yer alıyor.

Seçim gecesi, Almanya Yahudileri Merkez Konseyi, Sol Parti’nin seçim zaferi konusunda “endişesini” dile getirmişti. Daha önce de partiyi “Yahudiler için seçilemez” olarak nitelendirmişti. 

Sol Parti’nin Berlin’deki seçim zaferinin ardından Konsey, SPD ve Yeşiller’e parti ile koalisyon kurmamaları için çağrıda bulunmuştu.

Schuster Pazartesi günü yaptığı açıklamada, “Onların Berlin eyalet hükümetine katılmasının önünü açan herkes, ‘sosyal uyumumuzu ve başkentteki Yahudi yaşamını tehlikeye atar’,” demişti.

İsrail Büyükelçisi Ron Prosor ise Sol Parti’nin Berlin’deki seçim zaferini, başkentteki Yahudi cemaati için “somut ve acil bir varoluşsal tehdit” olarak nitelendirdi.

İmza sahipleri bu iddialara karşı çıktı. Yahudi aydınlar bu iddiaların sahiplerini, “kısmen açıkça faşist olan bir partinin Almanya genelinde iktidara doğru ilerlediği” bir dönemde, “Sol’un Yahudilerin güvenliği için en büyük tehditmiş gibi davranmaya devam etmelerini” eleştirerek, “kendi Yahudi topluluğumuzun” önemli kesimlerini sorumluluklarından kaçmakla suçladılar.

Tüm partiler arasında özellikle Sol Parti’yi sürekli olarak antisemitizmle suçlamanın, “İsrail politikasına yönelik neredeyse her türlü eleştirinin antisemitizmle eşdeğer tutulduğu” “alaycı bir siyasi manipülasyon” olduğuna işaret ettiler.

İmzacılara göre bu “suçlama seli”, “farklı görüşleri bastırmayı ve uluslararası hukuku zayıflatmayı” amaçlıyor ve dikkati diğer tehlikelerden başka yöne çekmeye hizmet ediyor.

Mektupta, diğer tüm Berlinliler gibi, Yahudi ailelerin de artan kiralar, güvencesiz istihdam, aşırı kalabalık okullar, aşırı yüklenmiş bir sağlık sistemi ve giderek artan sosyal uçurumdan etkilendiği vurgulanırken, tüm bu faktörlerin, “tam da Yahudilere yönelik nefreti körükleyen sosyal gerilimleri” yarattığının altı çizildi.

İmzacılara göre sosyal adaletsizlikleri görmezden gelenler, “her zaman ilk olarak günah keçisi arayanlara” alan açıyor.

Çok Okunanlar

Exit mobile version