Dünya Basını
Joe Kent: İsrail’i durdurmak için askeri desteği kesmek gerekiyor
ABD Ulusal Terörle Mücadele Merkezi Eski Direktörü Joe Kent, Trump’a yönelik suikast girişimi ve İran ile yürütülen iyi niyet mektubu müzakerelerine dair açıklamalarda bulundu. Kent, devlet bürokrasisinin hassas bilgileri gizleme gücüne sahip olduğunu belirterek, suikastçının internet geçmişinin saklandığını ve İran ile yapılacak bir anlaşmanın yeni savaş gerekçelerine yol açabileceğini ifade etti.
ABD Ulusal Terörle Mücadele Merkezi Eski Direktörü Joe Kent, ünlü yayıncı Mario Nawfal’ın programına katılarak gündeme dair açıklamalarda bulundu.
Programın açılışında İsrail’in Lübnan’ın güneyine yönelik gerçekleştirdiği insansız hava aracı saldırılarına değinen Nawfal, ardından kamuoyunda uzun süredir tartışılan Butler suikast girişimi konusunu gündeme taşıdı.
Gazeteci Tucker Carlson’ın, Donald Trump’ın Butler’daki suikast girişimi soruşturmasını bizzat sonlandırdığına dair iddialarını hatırlatan Nawfal, bu konudaki gerçeklik payını Kent’e sordu.
Joe Kent, soruşturmanın tamamen iptal edilmesinden ziyade, kendisine Trump’ın soruşturmanın gidişatından memnun olduğunun söylendiğini aktardı. Kent, “Soruşturmanın kesin olarak iptal edildiğini söyleyemem ancak bana Dan Bongino ya da Cash Patel tarafından Başkan’ın soruşturmadan tatmin olduğu aktarılmıştı. Fakat daha sonra Başkan’ın da hazır bulunduğu bir toplantıda Butler soruşturmasındaki bazı sorunları ele aldığımızda, kendisinin aslında alınan yanıtlardan memnun olmadığını bizzat işittim. Kapalı kapılar ardında Başkan, Butler’dan gelen açıklamalardan tatmin olmadığını açıkça ifade ediyordu” şeklinde konuştu.
“Cevaptan çok soru işareti var”
Soruşturmanın ayrıntılarına inildiğinde durumun daha da karmaşık bir hal aldığını belirten Joe Kent, suikastçı Thomas Crooks’un dijital varlığına dair resmi kurumların açıklamaları ile gerçeklerin uyuşmadığını kaydetti.
Göreve geldiklerinde FBI’dan şüphelinin telefon ve bilgisayar kayıtlarını talep ettiklerini dile getiren Kent, “Yönetime geri döndüğümüzde resmi sıfatımla FBI’a başvurarak Crooks’un cihazlarını incelemek istedim. Amacım, Butler olayının arkasında İran’ın olduğuna dair o dönem ortaya atılan iddiaları ve Asif Merchant davası ile bir bağ olup olmadığını araştırmaktı. Merchant’ın İran tarafından istihdam edildiği tescillenmiş bir gerçekti ve şu an hapiste. Ancak FBI bana başlangıçta cihazlara erişemediklerini söyledi. Israrcı olduğumuzda ise cihazları açtıklarını ama içeride hiçbir şey bulamadıklarını iddia ettiler” dedi.
Kent, federal kurumların bu tavrına karşın, Tucker Carlson’ın araştırmacı gazetecisinin şüphelinin oldukça aktif bir internet profiline ulaştığını vurguladı. Kent, “Bize çocuğun telefonunda hiçbir şey olmadığı söylenirken, Carlson’ın ekibi Crooks’un internette son derece aktif olduğunu ve FBI tarafından halihazırda izlenen Norveçli bir teröristle iletişim kurduğunu ortaya çıkardı. Thomas Crooks bir ABD vatandaşıydı ve ölmüştü; dolayısıyla anayasal bir hak ihlali de söz konusu değildi. Bu cihazların, yabancı bir bağlantı olup olmadığının tespiti için tüm istihbarat topluluğuna açılması gerekirdi. Akla yatkın olan ve komplo teorisi barındırmayan en basit açıklama, yetkililerin Crooks’tan haberdar olduğu ve bir şekilde onu izlediğidir. Belki de onu bir muhbir yapmaya çalışıyorlardı ve bu durum ortaya çıktığında hükümet için utanç verici olacaktı” ifadelerini kullandı.
“Bürokrasi siyasi atamaları yönlendirebiliyor”
Programda, FBI Direktör Yardımcısı Dan Bongino ile Tucker Carlson arasında yaşanan tartışma da ele alındı. Nawfal’ın, Bongino’nun bu süreçte gerçekleri bilmeme ihtimalinin olup olmadığı yönündeki sorusunu yanıtlayan Kent, devlet mekanizmasının işleyişine dair önemli bir tespitte bulundu.
Bürokrasinin en üst düzey yetkilileri bile sahadaki gerçeklerden uzak tutabildiğini belirten Kent, “Bongino’nun samimi olduğuna inanıyorum. Ancak hükümette çalışmamış insanlar için bunu anlamak zordur; çok yüksek pozisyonlardaki kişilerin sahadaki en hassas operasyonel detaylara ulaşması bazen neredeyse imkansızdır. FBI Direktör Yardımcısı olarak çok geniş bir görev alanı ve yoğun bir takvimi vardı. Bürokrasi aygıtı, siyasi atamaları idare etmek ve onları görmelerini istemedikleri şeylerden uzak tutmak konusunda oldukça yeteneklidir. Yeni gelen siyasi atamaların belirli alanları eşelemesini istemediklerinde, onlara zamanı kısıtlayacak şekilde parlatılmış sunumlar yaparlar. Eğer bu kurumlar halkın seçtiği başkanın atadığı kişileri, hatta başkanın kendisini bile engelleyebiliyorsa, o zaman ülkeyi gerçekten kimin yönettiği sorusu boşa çıkmıyor” dedi.
“İran ile yapılan anlaşma Obama dönemindekinden daha kötü algılanabilir”
Müzakereleri yürütülen mutabakat muhtırası (MOU) konusuna da değinen Joe Kent, kalıcı bir ateşkes için çalışılmasının olumlu bir gelişme olduğunu ancak metindeki belirsizliklerin büyük riskler barındırdığını ifade etti.
Trump’ın bu anlaşma nedeniyle iç politikada sert eleştirilere maruz kalabileceğini dile getiren Kent, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Bu mutabakat, İran’a para akışını sağlayacağı için Obama dönemindeki nükleer anlaşmadan (Kapsamlı Ortak Eylem Planı – KOEP) daha kötü bir uzlaşı olarak nitelendirilecektir. Serbest bırakılacak para aslında İran’ın kendi parasıdır ancak Obama da aynısını nakit transferiyle yaptığında İran’a para vermekle suçlanmıştı. Benim nükleer konulardan ziyade asıl çekincem, İran’ın bu fonlara erişim sağlayarak bölgedeki vekillerini daha etkin şekilde silahlandırmasıdır. Nitekim İran Devrim Muhafızları Ordusu’ndan, bu paranın serbest kalmasıyla Hizbullah ve Hamas’ı yeniden tahkim edeceklerine dair teyit edilmemiş açıklamalar geliyor. İsrail lobisi bu süreçte Trump’ın üzerindeki baskıyı artıracaktır. İstihbarat raporları İran’ın bu parayı vekil güçlerine aktardığını bildirmeye başladığında, bu durum bir sonraki savaş dalgasının gerekçesi haline getirilecektir.”
Joe Kent, ABD’nin bu kısırdöngüden çıkması için bölgedeki askerlerini tamamen çekmesi gerektiğini savundu. Trump’ın “George W. Bush’un savaşından daha kötü bir savaş ile Obama’nın anlaşmasından daha kötü bir anlaşma” arasında sahte bir ikileme zorlandığını belirten Kent, “Başkan askerlerimizi oradan çekmeli, böylece İran askerlerimizi hedef alamaz. Ardından yaptırımları parça parça esneterek Hürmüz Boğazı’nın yeniden trafiğe açılmasını müzakere etmeliyiz. Bu, Başkana Ortadoğu’daki savaşlardan çıkma konusunda en geniş hareket alanını sağlayacaktır” dedi.
“İsrail’i durdurmak için askeri desteği kesmek gerekiyor”
Mutabakatın Lübnan’ı da kapsayan bir ateşkes içerdiğini ve İsrail’in Lübnan’dan çekilmesini öngördüğünü hatırlatan Kent, ancak metnin bu konuda çok muğlak olduğunu söyledi.
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun bu şartlara uyup uymayacağı konusundaki şüphelerini dile getiren Kent, ABD’nin İsrail üzerindeki nüfuzunu kullanma biçimini eleştirdi:
“Lübnan söz konusu olduğunda İsrail’i dizginlemek çok daha zor çünkü coğrafi yakınlık nedeniyle orada askeri güç sergilemek için bizim lojistik ya da tanker uçak desteğimize, İran vakasındaki kadar ihtiyaç duymuyorlar. Başkan Trump’ın İsrail’e ciddi olduğunu göstermesinin tek yolu, askeri yardımları tamamen kesmek veya büyük ölçüde kısmaktır. Kendilerine ‘Bu sefer ciddiyiz ve devam ederseniz bu durum sizin için daha kötü olacak’ denmelidir. Eş zamanlı olarak Katar üzerinden İran’ın milyarlarca dolarlık varlığının dondurulması kararı kaldırılırken, İranlı yetkililere de Lübnan’da İsrail ile yeni bir çatışma aramaktan kaçınmaları gerektiği kapalı kapılar ardında iletilmelidir.”
Kent, Netanyahu hükümetinin sivil yerleşim yerlerini hedef alan saldırı stratejisinin ABD için ciddi bir problem teşkil ettiğini belirterek, “Başkan’ın, İsrail’in Beyrut’taki saldırılarına öfkelendiğini biliyoruz. ‘Tek bir kişiyi yakalamak için koca bir apartmanı yıkmanıza gerek yok’ diyerek onları eleştiriyor. Fakat İsrail’in harekat tarzı budur. İsrail ile bu kadar iç içe olmanın getirdiği sorun tam olarak budur ve bizim ciddi olduğumuzu anlamaları için askeri kapasitelerini sınırlamamız şarttır” diyerek sözlerini tamamladı.