Avrupa

Johann Rossouw: Ukrayna krizinde 1938 değil 1914 senaryosu öne çıkıyor

Yayınlanma

Güney Afrikalı felsefe profesörü ve siyasi yorumcu Johann Rossouw, Avrupa üzerinde dolaşan savaş bulutlarına ilişkin tartışmalara, ana akım Batı anlatısının ötesine geçen bir yaklaşımla dahil oldu.

Rossouw, gazeteci Jan-Jan Joubert’in Rapport gazetesinde yayımlanan ve Rusya’yı tek sorumlu ilan eden makalesine verdiği yanıtta, krizin tarihsel arka planının ve NATO’nun genişleme stratejisinin göz ardı edilmemesi gerektiğini vurguladı.

Joubert’in analizinin Emmanuel Macron, Friedrich Merz ve Ursula von der Leyen gibi Avrupalı siyasetçilerin argümanlarını tekrarladığını belirten Rossouw, barışın sağlanması için Rusya’nın perspektifinin de masaya yatırılması gerektiğini savundu.

Profesör, bu bağlamda Jeffrey Sachs, John Mearsheimer ve Emmanuel Todd gibi Batılı entelektüellerin “gerçekçi” analizlerine atıfta bulundu.

“NATO stratejisi Ukrayna’yı dönüştürdü”

Columbia Üniversitesi’nden kalkınma ekonomisti Prof. Jeffrey Sachs’ın Avrupa Parlamentosu’nda yaptığı konuşmayı hatırlatan Rossouw, çatışmanın köklerinin 1991 sonrasındaki ABD politikalarında yattığına işaret etti.

Varşova Paktı’nın dağılmasına rağmen ABD’nin NATO’yu doğuya doğru genişletme kararı aldığı ve Rusya’yı çok kutuplu dünya düzeninden dışlamayı hedeflediği belirtildi.

Rossouw, Jimmy Carter’ın eski ulusal güvenlik danışmanı Zbigniew Brzezinski’nin 1997 tarihli kitabında Ukrayna’nın Rusya’ya karşı kullanılmasını açıkça savunduğunu hatırlattı.

Bu stratejinin 2004 Turuncu Devrimi ve 2014 Maidan olaylarıyla sahada uygulandığını ifade eden yazar, Sachs’ın 2014 olaylarını Victoria Nuland gibi ABD’li yetkililerin rolü nedeniyle “darbe” olarak nitelendirdiğini aktardı.

Yeni kurulan yönetimin Rusçayı resmi dil olmaktan çıkarmasının ardından Donbass bölgesinde direniş hareketlerinin başladığı ve 2022 yılına kadar bölgede 15 bin kişinin hayatını kaybettiği vurgulandı.

Rossouw, Kırım’ın Rusya’ya bağlanmasını ve 2022’deki askeri harekatını, Batı’nın 25 yıllık saldırganlığına ve Minsk anlaşmalarının uygulanmamasına verilmiş bir tepki olarak değerlendirdi.

“Hitler benzetmesi ekonomik gerçeklerle çelişiyor”

Joubert’in Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile Adolf Hitler arasında kurduğu paralelliği eleştiren Rossouw, bu kıyaslamanın tarihsel ve iktisadi gerçeklerle örtüşmediğini savundu.

Hitler’in “Lebensraum” (yaşam alanı) hedefinin aksine, Rusya’nın Avrupa’nın kaynaklarına ihtiyaç duymadığı, zira ülkenin petrol ve nadir toprak elementleri açısından zaten zengin olduğu belirtildi.

Rus ordusunun üç buçuk yıldır Ukrayna’daki askeri hedeflerine tam olarak ulaşamadığını ve ciddi kayıplar verdiğini hatırlatan Rossouw, Moskova’nın Avrupa’ya saldırma kapasitesinin ve motivasyonunun sorgulanması gerektiğini ifade etti.

“Avrupa’nın Rusya korkusu ABD’yi kıtada tutma amacı taşıyor”

Uluslararası ilişkiler teorisyeni Prof. John Mearsheimer’ın görüşlerine yer veren Rossouw, Avrupa’da yayılan “Rusya saldıracak” söyleminin asıl amacının ABD’yi kıtanın savunmasında tutmak olduğunu dile getirdi.

Bu stratejinin bedelinin ise Rusya’nın şeytanlaştırılması ve Avrupa halkları arasında korku ikliminin yaratılması olduğu kaydedildi.

Alman siyasetçi Sahra Wagenknecht’in uyarılarına da değinen yazar, Avrupa’nın Rusya’yı tamamen dışlamasının, Putin’den sonra gelecek yönetimin yüzünü tamamen Çin’e dönmesine ve Avrupa ile bağları koparmasına yol açabileceğini belirtti.

“AB’nin tutumu 1914 senaryosunu çağrıştırıyor”

Rossouw, Fransız tarihçi ve antropolog Emmanuel Todd’un Avrupa Birliği’nin mevcut tutumuna ilişkin sert eleştirilerine dikkat çekti.

Todd’un, AB’nin ekonomik başarısızlıklarını örtmek için savaş yanlısı bir tutum takındığına dair görüşleri makalede geniş yer buldu.

Rossouw, Todd’un şu ifadelerini aktardı:

“Kıtanın çeşitliliği göz önüne alındığında, ulus-ötesi bir Avrupa inşası hayali bir projedir. Bu proje, derme çatma ve istikrarsız Avrupa Birliği’nin eski Sovyet topraklarına doğru genişlemesine yol açtı. AB şu anda Rusofobik ve savaş çığırtkanı bir yapıdadır; saldırganlığı, Rusya karşısında aldığı ekonomik yenilgiyle [yaptırımların maliyeti nedeniyle] tazelenmiştir. AB; İngiliz, Fransız, Alman ve diğer pek çok halkı gerçek bir savaşa sürüklemeye çalışıyor. Ancak Batılı elitlerin Hitler’in Rusya’yı yok etme hayalini benimsediği ne tuhaf bir savaş olurdu bu!”

Eski Fransa bakanlarından Pierre Lellouche’un görüşlerine de yer veren Rossouw, mevcut durumun 1938 Münih Anlaşması’ndan ziyade, ittifaklar zincirinin dünyayı felakete sürüklediği 1914 Birinci Dünya Savaşı arifesine benzediğini vurguladı. Lellouche, savaş uzadıkça tırmanma riskinin arttığı uyarısında bulundu.

Rossouw analizini, Ukrayna’daki savaşın ABD’nin Rusya’yı zayıflatmak için Ukrayna’yı kullandığı klasik bir büyük güç mücadelesi olduğu tespitiyle sonlandırdı.

Anatol Lieven’in barış planına atıfta bulunan yazar, müzakerelerin Ukrayna’nın egemen bir devlet olarak kalabilmesi için son şans olduğunu belirtti.

Çok Okunanlar

Exit mobile version