Dünya Basını
Komünizme karşı siper olarak Siyonizm
Çevirmenin notu: Siyonizm hakkında aşağıda çevirisini sunduğumuz makalenin yazarı, kitaplarının bazıları Türkçeye de çevrilen Columbia Üniversitesi’nde modern Arap siyaseti profesörü Joseph Massad. Yazar, günümüzde İsrail bağlantılı Siyonist sağın Avrupa’daki “ilerici” hareketlere yönelik karalama kampanyalarının tarihteki izini sürüyor. Siyonizm, daha en başından, kendisini, Yahudilerin devrimci hareketlere girmesini engelleyecek bir siper olarak emperyalist ülkelere pazarlamıştı. İşin ironik yanı, Yahudilik ile komünizmi birbirinin “mütemmim cüzü” olarak gören düşünce, Nazizmden çok önce Anglo-Amerikan emperyalizmi tarafından benimsenmişti ve bu ülkelerin antisemitik yöneticileri, “Yahudi sorunu”na çözüm ile “toplumsal sorun”a çözümü birleştirerek Siyonizmi benimsemişti. Bu konuya meraklı okura, şu kısa çeviriye göz atmasını tavsiye ediyorum. Metindeki köşeli parantezler çevirmene aittir.
Siyonizm, sosyalizme karşı bir siper olarak inşa edildi
Joseph Massad
Middle East Eye
18 Mayıs 2026
Hiç kimse bundan muaf değil. İsrail yanlısı güçler, Batı ülkelerindeki ilerici güçleri yok etmek için harekete geçiyor.
Bu güçlerin gayretleri, tek tek aktivistlere ve gruplara, üniversitelere ve medya kuruluşlarına, sivil toplum örgütlerine ve sanatçılara saldırmakla kalmadı; aynı zamanda siyasetçileri ve hükümetleri de hedef aldı.
Kampanyaları, Jeremy Corbyn’in İngiltere’de seçim zaferi kazanma olasılığını başarıyla ortadan kaldırdı, ABD Senatörü Bernie Sanders’ı karalayarak ve rakiplerini finanse ederek hedef aldı ve şimdi de sosyalist Fransız cumhurbaşkanı adayı Jean-Luc Melenchon’un peşine düştü; onu antisemitizmle ve diğer iftira niteliğindeki iddialarla suçluyorlar.
Ayrıca, İspanya’daki aşırı sağcı Vox partisi de dahil olmak üzere sağcı muhalefet partilerini destekleyerek Başbakan Pedro Sanchez’in İspanyol sosyalist hükümetini hedef almışlar, aynı zamanda ABD’de İrlanda hükümeti ve ilerici İrlandalı politikacılara karşı lobi faaliyetleri yürütmüşlerdir.
Bu ilericilik karşıtı Siyonist taktikler hiç de yeni değil. 19. yüzyılın sonlarından beri Siyonist hareket, kendisini emperyalist destekçilere sosyalizme karşı bir kalkan olarak sattı ve Batılı emperyalist güçler de onu tam tamına sosyalizm ve komünizme karşı bir araç olarak benimsedi.
Son zamanlardaki Siyonist ilericilik karşıtı entrikalar, bu gerici tarihin sadece bir devamıdır.
Emperyal temeller
Siyonizmin anti-sosyalist eylemliliği, hareketin kendisiyle birlikte doğdu. 1890’ların ortalarında Alman İmparatoru ve bakanlarıyla yaptığı görüşmelerde, Siyonist Örgüt’ün kurucusu Theodor Herzl, Almanlara Siyonizmin Yahudileri sosyalizmden uzaklaştıracağına dair güvence vermişti: “Yahudilerin, yakında kendilerinden kurtulacak olan sosyalizm hareketine katılmaları bir aptallıktı.”
Herzl, İmparator’un “Viyana Üniversitesi’nde öğrencileri sosyalizmden uzaklaştırdığımızı söylediğimde etkilendiğini” de ekliyordu. Siyonizm, diye ilave ediyordu, Yahudileri devrimci ve İmparator karşıtı örgütlere katılmamaya da teşvik edecekti: “Yahudileri devrimci partilerden uzaklaştırıyorduk.”
Nitekim, anti-Bolşevik İngiltere ile ittifakı kesinleştiren, Siyonist anti-komünizmdi. Rusya’da Ekim Devrimi’nin zaferinden sadece beş gün önce yayınlanan, Siyonizmin Filistin’de Yahudiler için bir “ulusal vatan” kurma çabasına yönelik İngiliz desteğini taahhüt eden 1917 Balfour Deklarasyonu’nun zamanlaması bir tesadüf değildi.
Çoğu Rus Yahudisinin, aksi takdirde sosyalizmi destekleyebilecek Siyonistler olduğu yönündeki Siyonist muhbirlerin yanlış ihbarlarına dayanarak harekete geçen İngiliz yetkililer, Şubat Devrimi’nden sonra Yahudilerin sosyalist harekete vereceği destek konusunda endişeye kapıldılar.
Nisan 1917’de, o dönem Dışişleri Bakanlığı Parlamento Sekreteri olan Lord Robert Cecil, Petrograd’daki İngiliz büyükelçisine bir telgraf göndererek şöyle belirtti: “Rusya’daki Yahudi pasifist ve sosyalist propagandasına karşı koymanın en iyi yöntemlerinden birinin, Filistin’deki Yahudi milliyetçi özlemlerine kesin bir destek vermek olacağı yönünde bilgi aldık.”
Rus komünistlerinin zaferi, Doğu Avrupalı Yahudilerin göç etmeleri için temel bir nedeni ortadan kaldırarak, Filistin’e ilişkin İngiliz ve Siyonist planları tehlikeye attı. İngiltere, orada bir Yahudi “ulusal vatanı” kurma sözü vererek, Rus Yahudilerini komünizmi desteklemekten caydıracak alternatif bir ideolojiyi teşvik etmeye çalıştı.
ABD Başkanı Woodrow Wilson, Balfour Deklarasyonu’nu desteklerken benzer görüşleri dile getirdi. Onun desteği, “Rusya’daki Ekim Devrimi’nin ardından Doğu Avrupa’daki Yahudiler arasında, özellikle de Polonya’da komünizmin yayılmasına yönelik Amerikan endişesinden” kaynaklanıyordu.
1918 yılının sonunda, Balfour’un, Wilson’ın başdanışmanı Albay Edward M. House ile Yahudiler ve Filistin konusunu görüşmesi üzerine Amerikan tutumu daha da güçlendi.
House, günlüğüne, Balfour’un “Bolşevizm ve bu tür kargaşaların neredeyse tamamının doğrudan Yahudilere bağlanabileceğine inanma eğiliminde olduğunu” kaydetmişti.
House şöyle ekliyordu: “Onları, ya da en iyilerini Filistin’e yerleştirmeyi ve dünya çapında Yahudilerin düzgün davranışlarından onları sorumlu tutmayı önerdim. Balfour bu planın uygulanabilir olduğunu düşündü.”
Batının bu tür anti-komünizmi, ki kendisi de şekil değiştirmiş bir antisemitizmdi, Rus komünistlerini ve Sovyet devrimci hükümetini “Yahudi-Bolşevikler” olarak nitelendirdi.
Sovyetler tarafından kurulan Komünist Enternasyonal [Komintern] bu dinamiği anladı. 1920 ve 1921’de düzenlenen Komintern İkinci ve Üçüncü Kongreleri, Siyonizmi “[Avrupalı] Yahudi işçi kitlelerini sınıf mücadelesinden saptırmayı amaçlayan ve küçük burjuva karşı-devrimci bir ütopyadan başka bir şey olmayan” bir hareket olarak nitelendirdi.
Antisemitizmi Ters Çevirmek
Komünizm ve Bolşevizmin “Yahudi komploları” olduğu şeklindeki antisemitik iddia, genellikle Nazi ideolojisiyle ilişkilendirilse de –ki bu ideoloji de Çarlık dönemi Beyaz Rus propagandasından kaynaklanır– bu tür görüşler, Naziler sahneye çıkmadan çok önce İngiltere ve Amerika Birleşik Devletleri tarafından da yaygınlaştırılmış ve Batı Avrupa’da, Siyonistler de dahil olmak üzere, geniş kitlelerce benimsenmişti.
Siyonist İngiliz Başbakanı David Lloyd George, bu görüşleri İngiliz Savaş Kabinesi’nin Doğu Komitesi’ne iletmişti; burada General George Macdonogh, bir Siyonist yetkilinin şu uyarısını aktarıyordu: “Eğer Yahudi halkı Filistin’de istediklerini elde edemezse, tüm Yahudi dünyası Bolşevikleşecek ve Rusya’da yaptıkları gibi diğer tüm ülkelerde de Bolşevizmi destekleyecektir.”
Winston Churchill, bu antisemitik fikirleri kamuoyuna ilk dile getirenlerden biriydi; komünizmi, dünya hakimiyeti için bir “Yahudi komplosu” olarak tanımladı. Buna karşılık Siyonizm, emperyalizm, antisemitizm ve Batı Avrupa’daki Yahudi burjuvazisiyle işbirliği yaparken, “Yahudi sorunu”na bir yerleşimci-sömürgeci çözüm öneriyordu.
Churchill, Şubat 1920’de Sunday Herald gazetesinde yayınlanan “Siyonizm ve Bolşevizm” başlıklı makalesinde, vatandaşlıklarını aldıkları ülkelere sadık, asimile olmuş Yahudilere destek verdiğini ifade ediyordu.
Bununla birlikte, Batı Hıristiyan medeniyetini yok etmeye yönelik bir komploya kararlı olan ve kendisinin “uluslararası Yahudiler” olarak adlandırdığı kesimin temsil ettiği, Siyonizm ile komünizm arasındaki merkezi mücadeleye siyasi açıdan katkısı olmadığını öne sürerek bu türden Yahudileri bir kenara itmişti:
“Siyonizm, Yahudi ırkının siyasi kavramlarına üçüncü bir alan sunmaktadır. Uluslararası komünizmle şiddetli bir tezat oluşturan Siyonizm, Yahudilere hakim bir karakterde ulusal bir fikir sunmaktadır. Filistin’in fethinin bir sonucu olarak, dünyanın dört bir yanındaki Yahudi ırkına bir yurt ve ulusal yaşamın merkezi sağlamak için fırsat ve sorumluluk, İngiliz Hükümeti’ne düşmüştür… Siyonizm, Bolşevik çevrelerinde uluslararası komünist sistemle rekabet eden güçlü bir etki olarak, Rusya’daki siyasi çalkantılarda şimdiden bir faktör haline gelmiştir. Trotskiy’in genel olarak Siyonistlere ve özel olarak Dr. Weissmann’a (Chaim Weizmann) yönelttiği öfkeli saldırılardan daha anlamlı bir şey olamaz.”
Chaim Weizmann, 1922 yılının aralık ayında, İngiliz işgali altındaki Kudüs’te, İngiltere’nin yüksek komiseri, Yahudi Siyonist Herbert Samuel, İngiliz polis şefi ve diğer sömürge yetkilileriyle bir araya gelerek, Filistin’deki komünist Yahudi yerleşimcileri bastırmalarını ve gelecekte Yahudi komünistlerin göçünü engellemelerini istemişti.
Weizmann, yetkililerin zaten inandıkları şeyi vurguluyordu: “Siyonistler ve Bolşevikler ölümcül düşmanlardı. Bolşevikler Siyonistleri kovuşturdu. Bolşevizm her bakımdan Siyonizmin tamamen zıddıdır.”
Küresel bir mücadele
İsrail’in anti-sosyalist politikaları, 1948’deki kuruluşundan sonra da devam etti. 1948’den sonra İsrail’in Siyonist liderliği, Yahudi yerleşimciler için “sosyalizme” –ya da daha doğrusu, Yahudi üstün ırk sosyalizmine– bağlılık beyanında bulunsa da, anti-komünizm anlayışı, anti-Sovyet İngiltere, Fransa ve Amerika Birleşik Devletleri ile kurduğu tüm ittifaklara ilham kaynağı oldu.
İsrail’in Suriye ve Mısır dahil olmak üzere sosyalist Arap ülkelerine yönelik saldırıları, 1967’den sonra, antisemitizme karşı en kararlı tutumu sergileyen ve bu nedenle Batılı antisemitik ülkeler tarafından “Yahudi-Bolşevik” olarak karalanan Sovyetler Birliği’ni, kendisi de antisemitikmiş gibi göstermeye yönelik büyük propaganda kampanyasıyla el ele gitti.
1970’lerin sonlarında ve 1980’lerde İsrail’in, Guatemala’daki soykırımcı sağcı diktatörlüğe verdiği askeri destek; El Salvador, Somoza’nın Nikaragua’sı, Pinochet’nin Şili’si ve Arjantin askeri cuntası gibi sağcı terörist diktatörlüklerle olan desteği, apartheid rejimi altındaki Güney Afrika ile kurduğu ittifak bir yana, dünya çapındaki anti-sosyalist çabalarıyla tamamen uyumluydu.
Bugün, İsrail yanlısı kesim de dahil olmak üzere sağcı ve merkezci Fransız güçler tarafından “İslamo-Bolşevikler” olarak karalanmakta olan kişi, Fransız solcu Melenchon ve partisi La France Insoumise’dir [Boyun EğmeyenFransa].
İsrail ile İsrail yanlısı Fransız sağ ve merkez, Melenchon’un güçlü seçim kampanyasını bozmak için tüm güçlerini seferber ediyor. Fransa’daki çabaları, 7 Ekim 2023’ten bu yana ve Filistinlilere yönelik devam eden İsrail soykırımı karşısında Filistinlilerin haklarını savunmakta ısrar eden sosyalist güçlere karşı İsrail ve destekçileri tarafından yürütülen daha geniş kapsamlı küresel mücadelenin sadece bir cephesidir.
Sonuç olarak, İsrail ve destekçilerinin bu sosyalistlere karşı öfkesi, onlar tamamen yenilgiye uğratılana kadar dinmeyecektir.