Dünya Basını

Kuzey Akım-2, Avrupa’yı nasıl sarstı?

Yayınlanma

Editörün notu: Polonya ile Almanya arasındaki ilişkiler, Kuzey Akım-2 boru hattı tartışması ve göç politikaları nedeniyle ciddi biçimde gerildi. Donald Tusk’un hattın imhasını meşrulaştıran açıklamaları, Berlin’de öfke yaratırken Friedrich Merz’in sınır kontrolleri kararı Varşova’yı rahatsız etti. Angela Merkel’in geçmişteki Rusya politikaları da bu krizi derinleştirdi. FT Deutschland’ın eski eş yayın yönetmeni Wolfgang Münchau, yaşanan gelişmelerin Avrupa Birliği’nin iç uyumunu ve Ukrayna’nın üyelik sürecini sarsma riski taşıdığına dikkat çekiyor.

***

Kuzey Akım-2, Avrupa’yı nasıl sarstı?

Polonya ile Almanya karşı karşıya

Wolfgang Münchau

Unherd

13 Ekim 2025

Avrupa’nın birliği, kıtanın doğu ucunda çatırdamaya başladı. İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra Avrupa Birliği’nin istikrarının temel direklerinden biri sayılan Polonya-Almanya ilişkileri bozulma sürecine girdi. Donald Tusk ile Friedrich Merz’in gülümseyen fotoğraflarının ardında, birliğin geleceğini şekillendirebilecek derin bir huzursuzluk yatıyor.

Tusk ile Merz kişisel olarak iyi anlaşıyor. Polonya Başbakanı Tusk, ülkesinde bulabileceğiniz en Almanya yanlısı siyasetçi. Almanya Başbakanı Merz ise son yıllarda göreve gelenler arasında Polonya’ya en yakın isim. Üstelik ikisi de Avrupa Parlamentosu’nda aynı siyasi grubun üyesi. Buna rağmen her ikisi de ilişkileri her defasında raydan çıkarıyor.

Tusk, yanlış siyasi hamleleriyle tanınan bir lider. İngiltere’de, Avrupa Konseyi Başkanlığı döneminde Brexit referandumu sürecine yaptığı ters etki yaratan müdahalelerle hatırlanıyor. 2016’da Avrupa’yı savunmak isterken İngiltere’nin iç siyasi dinamiklerini yanlış okuyarak kararsız seçmenleri “ayrılalım” kampına itmişti.

Geçen hafta Tusk yine benzer bir hata yaptı. Bu kez konu, 2021’de Ukraynalı komandolar tarafından havaya uçurulan Baltık Denizi’ndeki Kuzey Akım-2 doğalgaz boru hatlarıydı. Almanya’nın saldırıyla bağlantılı olduğu iddia edilen bir kişinin iadesini talep etmesine yanıt olarak Tusk, sosyal medya hesabında şu mesajı paylaştı: “Kuzey Akım-2’nin sorunu havaya uçurulması değil, inşa edilmesiydi.”

Bir açıdan haksız sayılmaz. Polonya uzun süredir bu boru hatlarının Avrupa’yı Rusya’nın enerji kaynaklarına aşırı bağımlı hale getirdiğini savunuyordu. Almanya ise o dönemde, Vladimir Putin’in Kırım’ı ilhak etmesinden sonra bile Rusya ile ticari anlaşmalar yaparak Avrupa’nın güvenliğini zedelemişti.

Ancak böyle bir yıkım eylemini hoş görmek siyasi delilik olur. Düşünün ki biri, “Sorun Başkan X’in suikasta uğraması değil, seçilmesiydi,” desin. Hangi siyasi görüşten olursanız olun, bu söz sizi rahatsız ederdi. Neyse ki Kuzey Akım-2 patlamasında kimse ölmedi. Almanya, hafif geçen bir kış ve yeni tedarikçilere geçiş sürecini iyi yönetmesi sayesinde enerji krizine girmeden bu dönemi atlattı.

Yine de olay açık biçimde suç niteliği taşıyordu. Boru hatları yasal olarak inşa edilmiş, işletmeye alınmış ve özel mülkiyet kapsamındaydı. Alman savcılığının yürüttüğü soruşturmada, Ukrayna ordusu ve istihbarat kurumuyla bağlantılı kişilerin sabotajdan şüpheli olarak değerlendirildiği ortaya çıktı. Bu, tartışmasız biçimde bir devletin yürüttüğü askeri harekâttı. Tusk’un sözleri, sanki Polonya’nın artık terör eylemini resmen onayladığı izlenimini yarattı.

Üstelik Tusk, bu konuda konuşan ilk Polonyalı siyasetçi de değildi. Polonya Dışişleri Bakanı Radoslaw Sikorski, o dönemde Avrupa Parlamentosu üyesiydi ve patlamaların ardından sosyal medyada “Teşekkürler ABD” diye yazmıştı. Her ne kadar bu ifadenin yanlış bir varsayıma dayandığı sonradan ortaya çıksa da, bu tür yorumlar Almanya’nın Polonya lehine siyasi adımlar atmasını neredeyse imkânsız hale getiriyor.

Almanya da komşusunu kızdırma konusunda masum sayılmaz. Polonya ile ilişkilerde yumuşak diplomasi izleyen Merz, geçen mayısta şansölye seçildikten sonra ilk icraatında sınır kontrolü uygulamasına geçti. Yasa dışı göçü durdurmak amacıyla Schengen serbest dolaşım bölgesinin kurallarını askıya alarak acil durum hükümlerini devreye soktu. Bu tek taraflı karar Polonya’da büyük karışıklık yarattı. Üstelik gerekçeleri ikna edici değildi ve bazı hukukçulara göre Avrupa Birliği’nin iltica yasalarını bile ihlal ediyordu. Oysa göç akını çoktan azalmıştı. 2022’de Rusya’nın Ukrayna’yı işgalinden sonra gelen büyük mülteci dalgası durulmuştu. Şu anda Polonya ve Almanya’nın her birinde yaklaşık bir milyon Ukraynalı göçmen bulunuyor. Ancak nüfus ve ekonomi farkı dikkate alındığında bu yük Polonya için çok daha ağır. Bu koşullarda Almanya’nın sınırı kapatması, “komşunun pahasına rahatlama” politikasından başka bir anlam taşımıyor.

Aslında bu yaklaşım, Kuzey Akım projesinin inşa edilmesine yol açan zihniyetin aynısı, yani Merkel’in zihniyeti. Angela Merkel ile Gerhard Schröder bu anlaşmanın mimarlarıydı. Schröder, görevinden ayrıldıktan sonra hattı inşa eden konsorsiyumun başına bile geçmişti.

Merkel ise siyasetten çekilmiş olmasına rağmen son dönemde yeniden sahneye çıkıp geçmişini savunuyor ve Avrupa içinde tartışmaları körüklüyor. Geçen hafta Macar medya kuruluşu Partizán’a verdiği mülakatta, Putin’in Ukrayna’yı işgalinden Polonya’yı sorumlu tutarak Varşova’yı öfkelendirdi. “Haziran 2021’de Putin’in artık Minsk Anlaşması’nı ciddiye almadığını hissettim. Bu nedenle Avrupa Birliği olarak Putin’le doğrudan görüşebileceğimiz yeni bir format önerdim,” dedi. “Bu önerime Baltık ülkeleri ve Polonya karşı çıktı.”

Polonya ile Baltık ülkelerinin bu girişime karşı çıkması için makul gerekçeleri vardı. Zira bu adım, Almanya’nın Rusya ile Doğu Avrupa’nın zararına olan “zehirli ilişkisini” sürdürme çabasından başka bir şey olarak görülmüyordu. O dönemde Polonya’nın itirazını haklı bulmuştum.

Merkel’in dış politikadaki son hamlelerinin neredeyse tamamı başarısızlıkla sonuçlandı. Tarihe hem Rusya-Almanya yakınlaşmasının mimarlarından biri hem de Almanya’nın süregelen ekonomik durgunluğunu durduramayan bir lider olarak geçecek. Avro Bölgesi krizini siyasi hesaplarla çözümsüz bırakması da bu tabloya eklendi. Bugün Avrupa Birliği’nin zayıf siyasi duruşunun temel nedenlerinden biri bu miras.

Avrupa Birliği’nin temel direklerinden biri olan bu ikili ilişkilerdeki çatlaklar, ulusal siyaseti doğrudan etkileyecek. Kuzey Akım sabotajına ilişkin soruşturma bunun en çarpıcı örneği. Polonya, Ukraynalı şüpheli Vladimir Z’nin iadesine dair Almanya’nın talebini değerlendirirken Tusk’un açıklamaları neredeyse zanlıyı aklar nitelikteydi. Bu durum hem Tusk hem de Merz için siyasi olarak ters tepebilir. Aşırı sağcı Almanya için Alternatif (AfD) Partisi’nin işine yarayacağı kesin. AfD, şu anda Merz’in partisi CDU/CSU’yu kamuoyu yoklamalarında geçmiş durumda ve Ukrayna’ya karşı sert bir tutum izliyor. Almanya’da görülecek dava, sabotajın perde arkasına dair rahatsız edici ayrıntılar ortaya çıkaracak. Faillerle onları yönlendiren güçler arasındaki bağlar özellikle dikkat çekecek. Bu eylemin özel bir inisiyatifle gerçekleştirildiğine inanmıyorum. Dava, Almanya kamuoyunu derinden sarsabilir.

Gerilim arttıkça Ukrayna’nın Avrupa Birliği’ne katılımı konusunda Almanya-Polonya hattında yeni bir kriz bekleniyor. Almanya’daki koalisyon hükümeti Ukrayna’nın üyeliğini destekliyor, ancak bir şartla: Avrupa Birliği bütçesi önce yeniden düzenlenmeli. Almanya, Ukrayna’nın yeniden imarını tek başına finanse etmek istemiyor. Berlin’in istediği olursa bu düzenleme Polonya’nın aleyhine olacak. Zira şu anda AB bütçesinin en büyük net faydalanıcısı Polonya, en büyük net katkı sağlayıcısı ise Almanya.

Avrupa Birliği’nin jeopolitik açıdan güçlü bir aktör olarak varlığını sürdürebilmesi için Almanya-Polonya ilişkilerinin onarılması zorunlu. Ancak iki tarafın mevcut tutumları bunun yakın zamanda mümkün olmayacağını gösteriyor. Bu anlaşmazlıklar çözülmezse bugünün siyasi çekişmeleri Avrupa’yı çok daha büyük bir sarsıntıya sürükleyebilir.

Çok Okunanlar

Exit mobile version