Bizi Takip Edin

Diplomasi

Likud ile Avrupa sağı arasındaki ilişki derinleşiyor

Yayınlanma

Bir süredir Avrupa sağı ile ilişkilerini derinleştiren İsrail’in iktidar partisi Likud, son olarak Avusturyalı FPÖ üzerinden ilişkilerini güçlendirmeye çalışıyor.

Son olarak, Avusturya Özgürlük Partisi (FPÖ) Genel Başkanı Herbert Kickl’in 16 Eylül’de Avrupa Parlamentosu’ndaki konuşması İsrail tarafından memnuniyetle karşılandı.

Likud’dan temsilcilerin de katıldığı, Avrupa için Vatanseverler (PfE) parlamento grubunun “İslamizm ve Antisemitizm” konulu konferansında yaptığı bir konuşmada Kickl büyük yankı uyandırdı.

“Yahudi çıkarlarının yeni koruyucuları biziz,” diyen Kickl, Holokost gibi “eşi benzeri görülmemiş bir insanlık suçu”nun “asla unutulmamasını” istedi.

Kendisinin Şansölye olduğu bir federal hükümette, “antisemitizmle mücadele” ile “anti-Siyonizmle mücadele”nin siyasi gündemlerinin bir parçası olacağını söyleyen Kickl, Batı Şeria’nın fiili ilhakı hakkında da olumlu konuştu.

Kickl, Filistinlilere mali destek sağlayan AB’yi de sert bir dille eleştirirken, “Müslümanları bir bütün olarak kınamak istemediğini” vurguladı.

Buna rağmen, “birçok fanatik Müslüman için” İslamcılığın, “yaşam tarzımıza karşı bir silah” olduğunu öne sürdü ve bunun, Avrupa’ya yeni bir antisemitizm biçimi getirdiğini belirtti.

Yahudilerin birçok Avrupa şehrinde korunmaya ihtiyaç duyduğunu ileri süren FPÖ lideri ayrıca, Avusturya’daki Yahudi mirasının korunmasını desteklemek ve canlı, görünür bir ortaklık kurmak istediğini ifade etti.

Kickl, konuşmasında Nasyonal Sosyalizm kurbanlarından özür dilemekten kaçındı. Yalnızca “Yahudi vatandaşların başına gelenler için duyduğu üzüntüden” bahsetti ve “Düşüncelerim, Nasyonal Sosyalizm’in tüm kurbanları ve hayatta kalanları, onların torunları ve Yahudi halkıyla birlikte,” dedi.

Konuşması, İsrail hükümeti üyelerinin onayını aldı. Dışişleri Bakanı Gideon Sa’ar konuşmayı memnuniyetle karşılarken, FPÖ Avrupa Parlamentosu Üyesi Harald Vilimsky, İsrail Diaspora İşleri Bakanı Chikli’nin bu konuşmanın “FPÖ, İsrail Devleti ve Yahudi halkı arasındaki ilişkilerde tarihi bir dönüm noktası” olduğunu söylediğini aktardı.

Chikli, geçen yılki federal seçimlerin hemen ardından, Almanya’da “İsrail karşıtı gruplara” verilen desteğe en açık şekilde karşı çıkan partinin AfD olduğunu belirtmişti.

Ona göre, örneğin Waffen-SS’i önemsizleştiren bireysel “seslerden” uzaklaşabilirse, bu parti ile işbirliği de mümkün olabilecekti.

Avrupa sağı, Yakın ve Orta Doğu’daki mevcut çalkantılar ortasında, İsrail’i “en güvenilir müttefik” olarak görüyor ve Arap-İslam dünyasında her ne pahasına olursa olsun desteklenmesi gereken bir “Batı karakolu” olarak değerlendiriyor.

Öte yandan İsrail’in Avusturya Büyükelçisi David Roet, bu yılın Mart ayı başında İsrail Devleti’nin FPÖ’ye yönelik politikasının değişmediğini belirtmişti.

Daha Ocak ayında bile, Yad Vashem Holokost Anıtı, Vilimsky’nin İsrail ziyareti sırasında şu vurguyu yapmıştı: “FPÖ ve AfD, kökleri Nasyonal Sosyalizm’e dayanan partilerdir.”

Ne var ki, konferans sırasında bile İsrail Ulaştırma Bakanı Miri Regev bu olumlu gelişmeyi açıkça memnuniyetle karşılamıştı. Vilimsky de “Tüm bu açıklamalar, doğru yolda olduğumuzu gösteriyor,” dedi.

Vilimsky, FPÖ’nün Yahudi dünyası ile yeni bir döneme girmek istediklerini, hedeflerinin “iyi bir işbirliği için çalışmak” olduğunu söyledi.

Fakat Viyana Yahudi Cemaati’ne (IKG) yönelik doğrudan saldırısı, cemaat içinde öfkeye neden oldu. Vilimsky’ye göre, cemaatin yönetimi “çok, çok solcu.”

Diplomasi

ABD elçisi Kimberly Guilfoyle, Yunanistan’da ortalığı karıştırdı

Yayınlanma

Yunanistan’daki muhalefet partileri, hükümetten ABD Büyükelçisi Kimberly Guilfoyle hakkında ortaya atılan iddialara yanıt vermesini talep etti.

Wall Street Journal’da yer alan habere göre, ABD’nin Yunanistan Büyükelçisi Guilfoyle, ülkesinin Romanya hükümetinin devrilmesinde rol oynadığını ve ABD’nin Yunanistan’da da aynı şeyi yapabileceğini ima etmiş.

WSJ, ABD Büyükelçisi Kimberly Guilfoyle’un bu sözleri, Mart ayında Yunan ve Amerikalı yetkililerin katıldığı bir akşam yemeğinde sarf ettiğini iddia ediyor.

Buna göre Guilfoyle, Ilie Bolojan liderliğindeki Romanya merkez sağ hükümetinin yaklaşan çöküşüne atıfta bulunarak, Yunanistan Enerji Bakanı Stavros Papastavrou’ya ABD’nin bu devrilme sürecinde rol oynadığını söylediği ve “Bunu istediğimiz herhangi bir ülkeye yapabiliriz. Burada da aynısını yapabiliriz,” dedi.

Gazetenin kaynaklarına göre Papastavrou, halk tarafından seçilmiş olan Yunan hükümetini ABD’nin değiştiremeyeceğini söyledi.

Guilfoyle’un avukatı ise WSJ’de yer alan bu diyalogun aktarımına itiraz etti.

Muhalefetteki PASOK, bir basın açıklamasında şunları söyledi:

“Hükümet ve özellikle Dışişleri ile Enerji ve Çevre bakanlıkları gerekli açıklamaları yapma ve yayınlanan haberin doğruluğunu değerlendirme yetkisine sahip tek kurumdur. Yunanistan bağımsız ve egemen bir demokrasidir ve istisnasız her durumda ve tüm taraflar karşısında bu şekilde hareket etmekle yükümlüdür.”

Yunan Sol İttifakı (ELAS), iddia edilen açıklamaların “benzeri görülmemiş ve kabul edilemez” olduğunu belirtti ve şunları söyledi:

“Hükümet, olayı ne doğruluyor ne de yalanlıyor; sessizliğini koruyor. Bu nedenle Mitsotakis hükümetinden, söz konusu olayın gerçekten yaşanıp yaşanmadığını; eğer yaşandıysa, neden Mart ayından beri gizlendiğini; ve hükümetin buna yanıt verip vermediğini –ve nasıl yanıt verdiğini– Yunan halkına derhal açıklamasını talep ediyoruz.”

SYRIZA, ortaya çıkan iddiaların “son derece ciddi olduğunu ve hükümetin sessiz kalamayacağını” belirtti… Parti, “Eğer doğruysa, basit bir diplomatik olayla değil, ülkenin yönetim sistemine yönelik bir hakaretle karşı karşıyayız,” dedi.

SYRIZA ayrıca hükümetten, neden Dikey Gaz Koridoru’nun desteklenmesinde ısrar ettiğini ve “Yunanistan’ın Amerikan LNG’sine daha fazla bağımlı hale gelmesini” açıklamasını talep etti.

Yunanistan Komünist Partisi (KKE), ABD Dışişleri Bakanı Rubio’nun birkaç gün içinde Yunanistan’a yapacağı ve bölgedeki ABD planlarını daha da ilerletmeyi ve Yunanistan-ABD stratejik anlaşmasını yenilemeyi amaçlayan ziyaret göz önüne alındığında, hükümetin “ağır bir sorumluluk taşıdığını” belirtti.

Guilfoyle, Rus gazına alternatif olarak Yunanistan’dan Bulgaristan ve Romanya üzerinden Orta ve Doğu Avrupa’ya gaz taşımak üzere tasarlanan bölgesel bir altyapı projesi olan Dikey Gaz Koridoru’nun tanıtımında önemli bir rol oynamıştı.

Yunanistan hükümeti sözcüsü Pavlos Marinakis ise bu konunun “hiç gündeme gelmediğini” ve buna müsamaha gösterilmeyeceğini belirtti.

Marinakis ayrıca Yunanistan ile ABD arasındaki ilişkiyi stratejik olarak nitelendirdi ve ortaklığın karşılıklı saygı ve ortak değerlere dayandığını vurguladı.

WSJ haberinde ayrıca Guilfoyle’un Amerikan sıvılaştırılmış doğalgazıyla (LNG) ilgili faaliyetleri de inceleniyor.

Guilfoyle’un Güneydoğu Avrupa genelinde ABD’nin enerji satışlarını desteklediği bildiriliyor.

Haberin ayrı bir bölümünde iş adamı Hristos Marafatsos ele alınıyor. Marafatsos’un, Yunan inşaat şirketi Aktor’u temsilen Guilfoyle’a birkaç resmi toplantıda eşlik ettiği söyleniyor.

Habere göre, Aktor, lobi faaliyetleri karşılığında Marafatsos’a 160.000 dolar ödedi. Marafatsos’un bu sürece dahil olması, diplomatik toplantılara özel çıkarların karıştığına dair şüpheler uyandırdı.

Okumaya Devam Et

Diplomasi

AB, Çin mallarına gümrük vergisi uygulamayı planlıyor

Yayınlanma

Avrupa Komisyonu, ithalatın belirli bir eşiği aştığı durumlarda Çin menşeli bir dizi ürüne gümrük vergisi uygulanmasına olanak sağlayacak bir ticari savunma önlemi hazırlıyor.

Rapporteur’ün ulaştığı taslak plana göre, AB’nin Çin’e olan bağımlılığını azaltmak amacıyla, AB’nin ithalatının %40’ından fazlasını Çin’in karşıladığı ürünlere gümrük vergisi uygulanacak.

Yetkililer, bu önlemi yarı iletkenler, kritik hammaddeler ve nadir toprak elementleri gibi stratejik sektörler için değerlendiriyor.

İlk olarak Haziran ayında AB Ticaret Komiseri Maroš Šefčovič tarafından gündeme getirilen bu önlem, Çin’in AB ile olan ticaret fazlasından kaynaklanan gerginliklerin tırmanması, kritik minerallerin ihracatına getirilen kısıtlamalar ve Avrupa şirketlerinin Çin iç pazarında karşılaştığı engellerin ortasında geliştiriliyor.

Šefčovič’in 8 ve 9 Ekim tarihlerinde Pekin’de Çin Ticaret Bakanı Wang Wentao ile görüşmesi planlanıyor.

Bir hafta sonra ise Komisyon Başkanı Ursula von der Leyen’in, Brüksel’de düzenlenecek bir zirvede AB liderlerine Çin ile ilişkiler hakkında bilgi vermesi bekleniyor.

Yetkililer, yeni aracın, “bazuka” adı verilen AB’nin “Zorlama Karşıtı Aracı”ndan daha kolay kullanılabilir olmasını hedefliyor.

Bu aracı kullanmak için AB hükümetlerinin öncelikle nitelikli çoğunlukla oylama yaparak iktisadi zorlamanın gerçekleştiğine karar vermesi gerekiyor.

Önerilen yeni yönetmeliğe göre, üye devletlerin nitelikli çoğunluğu itiraz etmedikçe Komisyon bu önlemi uygulayacak.

Tartışmaya aşina olan başka bir kaynağa göre, Šefčovič bu ay iş dünyası liderleriyle yaptığı bir toplantıda ilaç, kimyasallar, otomobiller ve kritik hammaddelerin bu önlemin kapsamına girebileceğini belirtti.

Geçen yıl günlük yaklaşık 1 milyar avroya ulaşan AB’nin Çin ile olan ticaret açığının ardından, von der Leyen bu ayki Birlik Durumu konuşmasında, “İlişkilerimizi yeniden dengelemek için elimizdeki tüm araçları kullanacağız,” demişti.

Ziyaretten önce Šefčovič, ticaret dengesizlikleri, kritik minerallere yönelik ihracat kontrolleri ve Çin iç pazarına erişim kısıtlamaları konusunda Pekin’den defalarca somut sonuçlar talep etti.

Komiser’e yakın bir kaynak, Šefčovič’in görüşmeler konusunda özel olarak iyimser olduğunu belirtti.

Bu kaynak, belirli sanayi ürünlerinde AB’nin ticaret açığındaki azalmayı, Avrupalı şirketlerin Çin’in nadir toprak elementleri ihracat lisanslarına daha kolay erişimini ve Çin pazarına erişimin iyileşmesini ilerleme işaretleri olarak gösterdi.

Fakat toplantı hazırlıklarına aşina olan diğer kaynaklar, Çin’in büyük ticaret fazlasını ve ileri imalat alanındaki hedeflerini gerekçe göstererek, görüşmelerin somut tavizler getireceği konusunda şüpheciydiler.

Wang ile Šefčovič arasında yakın zamanda gerçekleşen bir telefon görüşmesine ilişkin Çin tarafının yaptığı açıklama, Pekin’in Komisyon’un taleplerini karşılayacağına dair herhangi bir işaret vermedi.

Šefčovič, ilerleme sağlanmaması halinde AB’nin önerilen çeşitlendirme aracının kullanımı da dahil olmak üzere önlemler alabileceği konusunda uyarıda bulundu.

Okumaya Devam Et

Diplomasi

Kazak petrolünde saldırılar sonrası Hazar üzerinden Ceyhan planı

Yayınlanma

Kazakistan’ın büyük petrol şirketleri, ihracatı Rusya dışındaki Hazar geçişli hattan artırmak amacıyla boru hattı ve tanker projelerini inceliyor. Hazırlanan fizibilite çalışması, Karadeniz’deki ana ihracat hattı CPC’ye yönelik insansız hava aracı saldırılarının ardından başlatıldı.

Kazakistan’ın en büyük petrol şirketleri, Rusya topraklarını baypas eden Hazar geçişli güzergah üzerinden petrol ihracatını artırma seçeneklerini inceliyor.

Nikkei Asia’nın haberine göre değerlendirilen planlar arasında Hazar Denizi’nin altından bir boru hattı inşa edilmesi ya da tanker filosunun ciddi ölçüde genişletilmesi yer alıyor.

Kazakistan petrol ihracatının yüzde 80’inden fazlasını Hazar Boru Hattı Konsorsiyumu (CPC) üzerinden gerçekleştiriyor. Kazakistan sahalarından çıkarılan ham petrolü Rusya toprakları üzerinden Karadeniz’deki Novorossiysk deniz terminaline taşıyan bu hat, ülkenin ana ihracat kanalı konumunda.

Fakat hatta petrol akışı bu yıl terminale ve petrol tankerlerine düzenlenen Ukrayna insansız hava aracı saldırıları nedeniyle birkaç kez durduruldu.

Temmuz ayındaki yükleme kesintileri sırasında Kazakistan, sevkiyat yapamadığı için ham petrol üretimini geçici olarak düşürmek zorunda kaldı.

Astana yönetimi mevcut alternatif güzergahı halihazırda kullanıyor ancak bu hattan düşük hacimli sevkiyat yapılıyor. Söz konusu rota Kazakistan’daki petrol merkezi Atırau’dan başlıyor; petrol buradan Aktav Limanı’na, ardından Hazar Denizi üzerinden Bakü’ye ve mevcut altyapı kullanılarak Tiflis üzerinden Ceyhan’a ulaştırılıyor.

Kazakistan Enerji Bakanlığı verilerine göre Bakü-Tiflis-Ceyhan boru hattı üzerinden yılda yaklaşık 1,2 milyon ton Kazak petrolü sevk ediliyor. Bu miktar, CPC üzerinden taşınan hacmin yüzde 2’sinden azına karşılık geliyor.

Nikkei Asia, Kazak şirketlerin bu hattı genişletmeye yönelik fizibilite çalışması hazırladığını aktardı. Yayına konuşan bir kaynak, deniz altından inşa edilecek bir boru hattının ya da tanker filosunu büyütmenin yıllık 35 milyon tona kadar kapasite sağlayabileceğini belirtti.

Bu miktar, Kazakistan’ın CPC üzerinden sevk ettiği petrol hacminin yarısından fazlasına ulaşıyor.

Energy Monitor Fonu İcra Direktörü Nurlan Cumagulov ise bu seçeneğe dair, “Ancak bu güzergahın yüksek maliyetli olacağını belirtmek gerekir” değerlendirmesini yaptı.

Rusya ve Kazakistan’a ait kuruluşların yanı sıra Chevron ve ExxonMobil gibi uluslararası devlerin ortak olduğu CPC’deki kesintilerin ardından Kazakistan, petrol ihracatının bir kısmını alternatif yollara yönlendirerek özellikle Çin’e yapılan sevkiyatı artırdı.

Kazakistan Dışişleri Bakanlığı, CPC gemilerine yönelik saldırıları ülke çıkarlarına bir tecavüz olarak niteledi; oluşan zararın hesaplandığını ve tazminat talep etme hakkının saklı tutulduğunu bildirdi.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English