Diplomasi

Macar diplomat Varga: Minsk Anlaşması uygulansaydı savaş önlenebilirdi

Yayınlanma

Eski AGİT Rusya Misyon Başkanı Dr. György Varga, Ukrayna savaşının temelinde Minsk anlaşmalarının uygulanmaması ve Kiev yönetiminin azınlık haklarını ihlal etmesinin yattığını vurguladı. Avrupa Birliği’nin yaptırım politikasını ekonomik aktörleri kısıtlayan bir “deli gömleği” olarak nitelendiren Varga, çözümün “savaşın mutlaklaştırılması” yerine siyasi gerçekçiliğe dönüşte arınması gerektiğini savundu.

Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı (AGİT) bünyesinde 2017-2021 yılları arasında Rusya’da Misyon Başkanı olarak görev yapan kıdemli Macar diplomat Dr. György Varga, akademisyen Pascal Lottaz’ın Neutrality Studies kanalında katıldığı yayında, Ukrayna’daki çatışmanın topyekûn bir savaşa dönüşme sürecini ve diplomatik arka planı değerlendirdi.

Varga, AGİT gözlemcisi olarak sahada edindiği tecrübelere dayanarak, Minsk anlaşmalarının çöküşünün bugünkü tablonun ana nedeni olduğuna işaret etti.

Varga, Minsk 2 anlaşmasının Ukrayna’ya anayasal değişiklik yapma ve Lugansk ile Donetsk bölgelerine ademi merkeziyetçilik temelinde belirli bir özerklik tanıma yükümlülüğü getirdiğini hatırlattı.

Ancak Kiev yönetiminin bu adımları atmadığını belirten Varga, sürecin tıkanmasında Batılı garantör ülkelerin de sorumluluğu bulunduğunu ifade etti.

Varga, “Maalesef garantör ülkeler Fransa ve Almanya, Ukrayna’yı Minsk anlaşmasının maddelerine uymaya zorlamak için yeterince çaba göstermedi. 2020’den itibaren Ukrayna liderliğinin Minsk anlaşmasının uygulanmasını neredeyse resmi olarak reddettiğini internet kaynaklarında dahi görebiliriz” diye konuştu.

Deneyimli diplomat, eski Almanya Şansölyesi Angela Merkel ve eski Fransa Cumhurbaşkanı François Hollande’ın daha sonra verdikleri mülakatlarda, Minsk anlaşmalarının Ukrayna’ya Rusya ile olası bir savaşa hazırlanmak üzere zaman kazandırma amacı taşıdığını itiraf ettiklerine dikkat çekti.

“Azınlık haklarının ihlali güvenlik sorununa dönüştü”

Varga, Rusya’nın askeri harekât kararını almasındaki en kritik faktörlerden birinin, Ukrayna’daki Rus etnik nüfusun ve Rusça konuşan 10 milyonun üzerindeki kitlenin haklarının elinden alınması olduğunu vurguladı.

2014 yılında iktidara gelen yeni siyasi elitin azınlık haklarını lağvettiğini belirten Varga, bu durumun sadece Ruslar için değil; Polonyalı, Macar, Romen ve Bulgar azınlıklar için de mağduriyet yarattığını kaydetti.

Bu durumun Rusya için kabul edilemez bir güvenlik tehdidi oluşturduğunu belirten Varga, şu değerlendirmeyi yaptı:

“Bir güvenlik politikası uzmanı, milyonlarca insandan oluşan bir etnik grubun haklarının yok sayılmasını çok tehlikeli bir güvenlik sorunu olarak değerlendirir. Ukrayna’nın komşusu, BM Güvenlik Konseyi’nin daimi üyesi, nükleer bir güç ve büyük bir devlet. Bu devlet, yanı başında azınlık haklarının yok sayılmasına müsamaha göstermeyecektir.”

Varga, Batı’nın bu konudaki tutumunu “çifte standart” olarak niteleyerek, Kosova örneğini hatırlattı. ABD’nin başka bir kıtadan gelerek Kosova’daki azınlık haklarını savunma adına Sırbistan’ı bombaladığını, ancak Rusya’nın kendi sınırındaki benzer bir müdahalesinin gayrimeşru ilan edildiğini belirtti.

Avrupa Titanik’te delik açmaya devam ediyor

“AB yaptırımları bir deli gömleği”

Macaristan’ın savaşa dair tutumunu ve “tarafsızlık” politikasını öven Varga, Avrupa Birliği’nin uyguladığı yaptırımların birliğin kendi ekonomik çıkarlarına zarar verdiğini savundu.

Macaristan’ın AB’ye üye olurken Brüksel’in Macar ekonomik aktörlerine küresel fırsatlar sunmasını beklediğini, ancak bugün tam tersi bir durumla karşılaştıklarını ifade etti.

Mevcut durumu sert bir dille eleştiren Varga, “Bugün ekonomik aktörlerimiz, Brüksel’in her gün yeni kısıtlamalar ve yaptırımlar başlattığı bir durumla karşı karşıya. 19 yaptırım paketimiz var ve bu yaptırımlar, 27 üye ülkenin ekonomik aktörlerinin fırsatlarını kısıtlayan bir deli gömleği gibi çalışıyor” ifadelerini kullandı.

Varga, “savaşın mutlaklaştırılması” (absolutization of the war) kavramına dikkat çekerek, bu yaklaşımın uluslararası ilişkilerde kaosa neden olduğunu belirtti.

Yaptırımların küresel çapta enerji nakil hatlarını, ulaşım koridorlarını ve hava sahalarını bloke ettiğini söyleyen diplomat, bu politikanın sürdürülebilir olmadığını vurguladı.

ABD’deki Trump yönetiminin uluslararası ilişkilere “siyasi realizmi” geri getirebileceği yönündeki umudunu dile getiren Varga, Biden yönetiminin liberal yaklaşımının aksine, Trump’ın savaşı sona erdirme niyetinde olduğunu düşündüğünü belirtti.

ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio’nun Ukrayna’daki durumu bir “vekalet savaşı” olarak tanımlamasının önemli bir dönüm noktası olduğunu ifade eden Varga, teşhisin doğru konulmasının çözüm için ilk adım olduğunu kaydetti.

Ancak ABD’nin mevcut durumda “ikili bir rol” oynadığını belirten Varga, Washington’ın hem vekalet savaşının bir tarafı hem de arabulucu olmaya çalışmasının zorluklarına işaret etti.

Varga, ABD’nin Batı Yarımküre’yi kendi nüfuz alanı olarak gören Monroe Doktrini’ni uygularken, diğer büyük güçlerin (Rusya gibi) kendi sınırlarındaki meşru güvenlik çıkarlarını yok saymasının büyük bir çelişki oluşturduğunu vurguladı.

Diplomat, “Eğer ABD, Batı Yarımküre’de diğer büyük güçlerin kendisine saygı duymasını bekliyorsa, kendisi de diğer büyük güçlerin meşru güvenlik çıkarlarına saygı göstermelidir” değerlendirmesinde bulundu.

Çok Okunanlar

Exit mobile version