Avrupa
Macaristan Başbakanı Magyar’dan acil soruşturma talimatı
Macaristan Başbakanı Péter Magyar, ülkesinde mart ayında Ukrayna bankası Oşadbank’ın kuryelerinden el konulan para ve altınlarla ilgili acil iç soruşturma başlatılması talimatı verdi. “Altın konvoy” olarak adlandırılan olayda, eski Viktor Orbán hükümeti kara para aklama iddialarında bulunmuş, ancak nisan ayındaki seçim mağlubiyetinin ardından el konulan varlıklar Ukrayna’ya iade edilmişti.
Macaristan Başbakanı Péter Magyar, ülkesinde mart ayında Ukrayna devlet bankası Oşadbank’ın kuryelerinden para ve değerli eşyalara el konulması olayıyla ilgili derhal bir iç soruşturma başlatılması talimatını verdi.
Başbakan Magyar, X sosyal medya hesabı üzerinden yaptığı açıklamada, “Ukrayna’nın ‘altın konvoyu’ davasıyla bağlantılı olarak Ulusal Vergi ve Gümrük İdaresi, Terörle Mücadele Merkezi (TEK) ve diğer ilgili kurumlarda derhal bir iç soruşturma yürütülmesi talimatını verdik” ifadesini kullandı.
Magyar, Macaristan Başsavcısı’nın da bu davayı “gecikmeksizin” ele alması gerektiğini belirtti.
Söz konusu olay mart ayı başında, Macaristan Terörle Mücadele Merkezi (TEK) ekiplerinin yedi Ukrayna vatandaşını gözaltına alması ve minibüslerinde bulunan 27 milyar forintin (yaklaşık 90 milyon dolar) üzerindeki altın ve dövize el koymasıyla gerçekleşmişti.
Macar haber portalı Telex’in aktardığına göre, kuryelerin avukatı daha sonra yaptığı açıklamada, gözaltı sırasında yalnızca TEK personelinin hazır bulunduğunu, vergi dairesinin ise işlemleri ancak olaydan sonra başlattığını savundu.
Gönderici ve alıcı tarafların avukatları, sevkiyatta olağan dışı hiçbir durum olmadığını savunurken, dönemin Başbakanı Viktor Orbán hükümeti ise olası bir kara para aklama şüphesine ve bu durumun Magyar’ın liderliğini yaptığı Tisza Partisi’nin finansmanıyla bağlantılı olabileceğine işaret etmişti.
Macar makamları daha sonra el konulan varlıkların yasal statüsünün olay yerinde tespit edilemediğini açıklamıştı.
Budapeşte yönetimi ayrıca, Macaristan üzerinden Ukrayna’ya “Ukrayna askeri mafyası” ile bağlantılı fonların aktarıldığını iddia ederek, sadece bu yıl içinde 900 milyon dolar, 420 milyon euro ve 146 kilogram altının bu şekilde sevk edildiğini öne sürmüştü.
Ukrayna Merkez Bankası ise suçlamaları reddederek, kuryelerin Raiffeisen Bank International ile Oşadbank arasındaki uluslararası bir sözleşme kapsamında para ve altın taşıdığını açıklamıştı.
Açıklamada, iki araçta 40 milyon dolar, 35 milyon euro ve 9 kilogram altın bulunduğu bildirilmişti. Gözaltına alınan Ukrayna vatandaşları daha sonra Macaristan’dan sınır dışı edilmişti.
Macaristan hükümeti el konulan varlıkları Ukrayna’ya iade etti
Eski Başbakan Viktor Orbán’ın partisi Fidesz’in genel seçimlerdeki mağlubiyetinin ardından, mayıs ayı başında Macaristan, el konulan para ve değerli eşyaları eksiksiz olarak Ukrayna’ya iade etti.
Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenski, bu adımı Macaristan’ın attığı “önemli bir adım” olarak nitelendirdi.
Ukrayna Merkez Bankası Başkanı Andriy Pışnıy ise Kiev’in el koyma olayını henüz kapanmış bir mesele olarak görmediğini belirterek, Macar makamlarına “Oşadbank çalışanlarına ve mülküne verilen fiziksel ve manevi zararlar için adil bir tazminat ödenmesi” çağrısında bulundu.
Pışnıy, Macaristan’da yaşanan bu olaya ilişkin gereken değerlendirmenin yapılmasını beklediklerini ifade etti.
Péter Magyar liderliğindeki Tisza Partisi, 12 Nisan’da yapılan parlamento seçimlerinde 199 sandalyeden 141’ini kazanarak parlamentoda üçte ikilik anayasal çoğunluğu elde etmişti. Seçim yenilgisini kabul eden Viktor Orbán, 16 yıllık başbakanlık görevinin ardından istifa ettiğini duyurmuş, Magyar ise 9 Mayıs’ta başbakanlık görevini devralmıştı.
Magyar, eski Orbán hükümetini ülke bütçesini çarçur etmekle suçlamıştı. Tisza lideri ayrıca, Orbán ile bağlantılı “oligarkların” ülkeden Birleşik Arap Emirlikleri, Uruguay, ABD ve diğer uzak ülkelere on milyarlarca forint değerinde varlık transfer ettiğini öne sürmüştü.
Başbakan Magyar, haziran ayında yaptığı bir açıklamada ise Orbán kabinesini göç politikası konusunda seçmenlere yalan söylemekle itham ederek bunu hükümetin “en büyük yalanı” olarak nitelendirmişti.