Görüş

Macron’un Filistin devletini tanıma kararı ne anlama geliyor?

Yayınlanma

Fransa’nın Filistin devletini tanıma yönündeki beklenen kararı, Orta Doğu’nun genelinde ve özellikle Filistin meselesinin yaşadığı bu hassas dönemde son derece önemli bir gelişme olarak değerlendirilmektedir. Göstergeler, Avrupa çıkarları ile bölge ülkeleri ve halklarının çıkarları arasında artan bir yakınlaşmaya işaret etmektedir; bu da güvenlik, istikrar ve refaha yönelik ortak bir çabanın yansımasıdır.

Bu tanıma, yalnızca Avrupa tutumlarında bir değişikliği yansıtmakla kalmayıp, aynı zamanda Filistin meselesinin tasfiyesini engellemeye yönelik gerçek bir Avrupa iradesini de ifade etmektedir. Bu karar, İsrail’in sahadaki fiili durumları kalıcı siyasi kazanımlara dönüştürme çabalarına karşı bir Avrupa vetosu niteliği taşımaktadır. İsrail’in uyguladığı bu dizi tedbir, Filistinlilerin siyasi varlığını bir ulusal topluluk olarak ortadan kaldırmayı ve Filistin halkını bağımsız devletlerini kurma hayalini gerçekleştirmekten mahrum bırakmayı amaçlamaktadır.

Bu tutum, ilk İntifada’nın patlak vermesiyle şekillenmeye başlayan ve 1988 yılında Cezayir’de ilan edilen Filistin Bağımsızlık Bildirgesi ile doruğa ulaşan bir Avrupa inancıyla örtüşmektedir. Bu belge, nadir bir Filistin ulusal mutabakat anını temsil etmiş ve merhum lider Yaser Arafat tarafından Filistin devletinin ilanıyla somutlaştırılmıştır.

Bağımsızlık Bildirgesi, Filistinlilerin tarihini, hedeflerini ve değerlerini yansıtan en yüksek düzeyde ulusal, Arap ve insani ifadelerden birini içermekteydi. Bu belge, birçok Avrupa ülkesini ve siyasi elitlerini, bir Filistin devletinin kurulmasının yalnızca bir ulusal talep değil, aynı zamanda uluslararası ve özellikle Avrupa’nın çıkarına olduğuna ikna etmeyi başarmıştır.

Dikkat çekici olan, bu siyasi atılımın, Filistin Kurtuluş Örgütü’nün Lübnan’dan çekilmesi gibi zor koşullara rağmen gerçekleşmiş olmasıdır. Bu durum, işgal devletinin planlarının ve hedeflerinin kaçınılmaz bir kader olmadığını göstermektedir. Askeri başarı olarak görülen hamlelerin siyasi kazanımlara dönüşmesi engellenebilir ve bu planlar sekteye uğratılabilir. Bunu, “Köy Komiteleri” projesinin Filistinlilerin bilinci ve FKÖ’yü meşru ve tek temsilcileri olarak görmeye devam etmeleri sayesinde başarısızlığa uğratılmasında da görmüştük — örgüt liderliğiyle yaşanan anlaşmazlıklara rağmen.

Fransa’nın Filistin devletini tanıması yönündeki bu beklenen karar, genel anlamda Fransa ve Avrupa’nın Filistin meselesine yönelik yaklaşımının bir devamı niteliğindedir. Avrupa’nın tarihsel sorumluluğu ya da İsrail yanlısı tutumları ne olursa olsun, bugün Avrupa’nın Filistin devletinin kurulmasının önemini iyi anladığı adil bir şekilde söylenebilir — hatta bu anlayış, Filistinlilerin tam devlet vizyonuyla birebir örtüşmese bile.

Bu nedenle, Filistinlilerin bu ilerici Avrupa tutumuyla buluşmaya hazır olmaları ve Suudi Arabistan’ın öncülüğünde yürütülen “İki Devletli Çözüm Konferansı” gibi bölgesel ve Arap desteğini iyi değerlendirmeleri gerekmektedir — hatta bu çözüm önerisi, Filistin veya bölge içindeki bazı siyasi ya da ideolojik yaklaşımlarla çelişse bile.

Sonuçta, bu girişim, uluslararası düzeyde masada bulunan en gerçekçi seçenek olarak öne çıkmaktadır. Bu durum, sonuçlarının garanti olduğu anlamına gelmese de, aşırı sağcı İsrail hükümetine karşı siyasi, hukuki ve insan hakları temelli mücadele alanını genişletmekte ve uluslararası mahkemelere göre soykırım ve etnik temizlik suçlarına bulaşmış bu hükümet üzerinde baskı oluşturmaktadır. Aynı zamanda, Filistinlilerin tarihi ve vazgeçilmez haklarının bir kısmına ulaşma şansını artırmakta, uluslararası hukukla uyumlu ve mevcut uluslararası ve bölgesel güç dengesiyle örtüşen çözüm referansları çerçevesinde hareket edilmesini sağlamaktadır.

Gazze’deki ‘açlık silahı’na karşı nasıl mücadele etmeliyiz?

Çok Okunanlar

Exit mobile version