Dünya Basını

Münih Güvenlik Konferansı: ABD’nin Avrupa’ya toksik aşk mektubu

Yayınlanma

Bavyera eyaletinin başkenti Münih’te düzenlenen 62. Münih Güvenlik Konferansı (MGK), yaklaşık 50 devlet ve hükümet başkanının yanı sıra dışişleri ve savunma bakanlarını bir araya getirdi.

Küresel güvenlik politikasının en önemli tartışma mecralarından biri olarak kabul edilen konferans, bu yıl “Yıkım Altında” (Under Destruction) temasıyla toplandı.

Siyaset bilimci ve eski Sol Parti (Die Linke) milletvekili Dr. Alexander S. Neu, NachDenkSeiten portalında kaleme aldığı makalede, konferansın mevcut yapısını ve transatlantik ilişkilerdeki dönüşümü değerlendirdiği analizinde, etkinliğin başlangıcından bu yana bir “transatlantik forumu” niteliği taşıdığını ifade etti.

Neu, konferansın içeriğine ilişkin yaptığı değerlendirmede, “MGK, başlangıçta 1999 yılına kadar ‘Uluslararası Savunma Bilimi Toplantısı’ adıyla anılıyordu ve siyaset, savunma sanayii, ordu ve medya temsilcilerinin dünya durumunu tartıştığı bir platformdu” dedi.

Konferansa Batılı olmayan devletlerin temsilcilerinin davet edilmesine rağmen, bu aktörlerin “zorunlu olarak katlanılan misafirler” olarak görüldüğünü belirten Neu, Batılı temsilcilerin konuşmaları sırasında salonun tamamen dolduğunu, ancak Çin veya Rusya gibi ülkelerin temsilcileri kürsüye çıktığında ilginin belirgin şekilde azaldığını kaydetti.

Münih Güvenlik Konferansı, transatlantik gerilimi bir kez daha gözler önüne serdi

İttifak dışı aktörlerin dışlanması konferansın değerini düşürüyor

Konferansın davet pratiğine yönelik eleştirilerini sürdüren Neu, Rusya ve İranlı karar vericilerin 2023 yılından bu yana toplantılarda yer almadığına dikkat çekti.

Güvenlik üzerine müzakere edilmesi gereken bir platformda çatışmanın tarafları arasında tartışma yürütülmemesinin konferansın değerini yarıya indirdiğini vurgulayan Neu, “Çatışma tarafları arasında bir tartışma ortamı oluşmaması, konferansın işlevselliğine zarar veriyor” değerlendirmesinde bulundu.

Neu ayrıca, Federal Meclis’te temsil edilen bazı partilere yönelik tutumu da eleştirdi. Özellikle AfD temsilcilerinin son yıllarda konferansa davet edilmediğini, ancak bu yıl ABD tarafının baskısıyla ilk kez katılımlarına izin verildiğini belirtti.

Neu, bu durumu “Batı kampı içindeki uyumu bozan unsurların dışlanması” olarak tanımladı.

Almanya, Rubio’nun Münih’teki mesajını aldı

Şansölye Merz Avrupa’yı küresel oyuncu yapma hedefini açıkladı

Almanya Şansölyesi Friedrich Merz, konferansın açılış programında yaptığı konuşmada, Almanya ve Avrupa’nın gelecekteki rolüne ilişkin kapsamlı bir projeksiyon sundu.

Merz, eski tek kutuplu dünya düzeninin sona erdiğini ve uluslararası düzeni artık büyük güçlerin mücadelesinin şekillendirdiğini ifade etti.

Şansölye Merz, Avrupa Birliği’ni bir “küresel oyuncu” (global player) seviyesine çıkarma konusundaki kararlılığını vurgularken, Alman ordusunu (Bundeswehr) “Avrupa’nın en büyük konvansiyonel ordusu” yapma hedefini yineledi.

Merz, Almanya’nın stratejik özerkliğini artırmak için dört temel nokta üzerinde durdu:

  • Ekonomik, teknolojik ve askeri açıdan öz güçlenmenin sağlanması.
  • Avrupa Birliği’nin bürokrasiden arındırılarak güçlendirilmesi.
  • ABD ile yeni bir transatlantik ortaklık inşa edilmesi; NATO’nun sadece Avrupa için değil, ABD için de bir güç avantajı olduğunun vurgulanması.
  • NATO’nun yerine değil, onu tamamlayıcı nitelikte küresel ortaklıklar kurulması.

Şansölye Merz, Rusya ile ilişkilere dair sorulan bir soruya verdiği yanıtta, “Rusya barış istemiyor” diyerek, Moskova’nın ancak siyasi, askeri ve ekonomik olarak yıpratılması durumunda barışa zorlanabileceğini belirtti.

Wolfgang Ischinger: Avrupa, ABD ile ilişkilerinde iki ateş arasında kaldı

Rubio’dan Avrupa’ya şartlı işbirliği ve “ortak köken” mesajı

Konferansın en dikkat çekici anlarından biri, ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio’nun gerçekleştirdiği hitap oldu. Rubio, konuşmasında Batı medeniyetinin ortak kökenlerine ve Hristiyanlık inancına vurgu yaparak, Avrupa ile ABD arasındaki “kırılmaz bağı” öne çıkardı. Ancak Rubio, bu bağın sürdürülebilirliğini müttefiklerin sorumluluk almasına bağladı.

Rubio, müttefiklere yönelik hitabında, “Biz bir ittifakın üyeleri olarak buradayız; dünyayı kurtaran ve değiştiren bir ittifak” ifadelerini kullandı.

Batı’nın “tarihin sonu” yanılgısına düştüğünü ve ulusal çıkarlar yerine “kurallara dayalı küresel düzen” gibi kavramlara aşırı odaklandığını belirten Rubio, “Bazı uluslar kendi ekonomilerini koruyup şirketlerini sübvanse ederken, biz dogmatik bir serbest ticaret vizyonuna kapıldık” dedi.

ABD Dışişleri Bakanı, Avrupa’nın kendi savunma kapasitesini inşa etmek yerine egemenliğini uluslararası kurumlara “dış kaynak kullanımı” (outsourcing) yoluyla devrettiğini iddia etti.

Rubio, Trump yönetiminin Amerika’yı yeniden inşa etme görevine sadık kalacağını belirterek, “Gerekirse bunu yalnız yapmaya hazırız, ancak umudumuz ve arzumuz bunu Avrupa’daki dostlarımızla birlikte yapmaktır” diye konuştu.

Almanya ve Fransa Avrupa nükleer kalkanı için gizli görüşmelere başladı

Savunma harcamalarındaki devasa uçurum verilerle ortaya kondu

Neu, analizinde Rubio’nun iddialarının aksine, ABD’nin küresel askeri harcamalardaki baskın rolüne dikkat çekti.

Stockholm Uluslararası Barış Araştırmaları Enstitüsü (SIPRI) verilerine dayandırılan bilgilere göre, ABD’nin 2024 yılı askeri harcamaları 997 milyar dolar seviyesine ulaşarak dünya toplamının yüzde 37’sini oluşturdu. Trump yönetiminin bu rakamı 2027 yılına kadar 1,5 trilyon dolara çıkarma niyetinde olduğu kaydedildi.

Buna karşılık Çin’in askeri harcamalarının 314 milyar dolar, Rusya’nın ise 145 milyar dolar seviyesinde olduğu belirtildi.

Neu, “Satın alma gücü paritesine göre düzeltildiğinde dahi, ABD tek başına Çin ve Rusya’nın toplam harcamalarının çok ilerisinde yer alıyor” bilgisini paylaştı.

Batı siyasetinde derinleşen varoluşsal kriz

Bu yılki Münih Güvenlik Konferansı, siyasi Batı’nın derin bir varoluşsal kriz içinde olduğunu ve Avrupa’nın ABD karşısındaki bağımlılığının yarattığı stratejik açmazı bir kez daha teyit etti.

Neu, Avrupa’nın karar verici elitlerinin onlarca yıldır kendi kıtalarının sorumluluğunu üstlenmek yerine bu görevi kıta dışı bir güce devrettiklerini, şimdi ise “yönünü şaşırmış bir şekilde siyasi arenada sendeleyerek” çözüm aradıklarını belirtti.

ABD’nin Rubio aracılığıyla sunduğu teklif, Neu tarafından “toksik bir aşk ilanı” olarak tanımlandı.

Rubio’nun mesajının özünde, Avrupa’nın ya ABD’nin pozisyonlarını tamamen benimsemesi ya da küresel siyasetteki önemsizliğine razı olması gerektiği uyarısı yer alıyor.

Alexander S. Neu, “Avrupalı karar verici elitlerin bir kısmının bu durumu hala kavrayamamış olması veya alternatif geliştirememesi, kıtanın en büyük talihsizliği” tespitinde bulundu.

Çok Okunanlar

Exit mobile version