Bizi Takip Edin

Diplomasi

NATO Kuzey kutup bölgesinde Rusya’ya karşı Arktik Muhafızı misyonunu başlatıyor

Yayınlanma

NATO, Rusya’nın bölgede artan askeri faaliyetlerini gerekçe göstererek “Arktik Muhafızı” adlı yeni bir misyon başlatma kararı aldı. Norveç, İsveç ve Finlandiya’nın kutup dairesindeki askeri varlığını tahkim edecek olan ittifak, Rus nükleer denizaltılarına karşı stratejik geçiş hatlarındaki savunma kapasitesini artırmayı hedefliyor.

NATO üyesi ülkeler, Rusya’ya karşı Arktik bölgesindeki askeri varlıklarını güçlendirme kararı aldı. The New York Times gazetesinin haberine göre, “Arktik Muhafızı” adı verilen yeni misyon, Norveç, İsveç ve Finlandiya’nın kutup dairesi içinde kalan bölgelerindeki asker sayısının artırılmasını öngörüyor.

İttifak ayrıca, Rusya’nın nükleer silah taşıyan denizaltılarının sızmasını engellemek amacıyla Atlantik Okyanusu’nun kuzey çıkışındaki savunma hattını tahkim ediyor.

İngiltere bölgedeki asker sayısını iki katına çıkaracak

Birleşik Krallık silahlı kuvvetleri, Arktik Muhafızı misyonunda kritik bir rol üstlenecek. The New York Times ve Reuters’ın elde ettiği bilgilere göre, İngiltere Savunma Bakanı John Healey’nin Norveç ziyareti sırasında bu konuya ilişkin resmi açıklamayı yapması bekleniyor.

İngiltere, önümüzdeki üç yıl içinde bu ülkedeki asker sayısını iki katına çıkararak 2 bin seviyesine ulaştırmayı planlıyor.

Healey yaptığı açıklamada, “Putin’in, Soğuk Savaş döneminden kalma eski üsleri yeniden açmak da dahil olmak üzere bölgedeki askeri varlığını hızla yeniden inşa ettiğini görüyoruz. Savunma ihtiyaçları artıyor ve Rusya, Soğuk Savaş’tan bu yana Arktik ve Uzak Kuzey güvenliğine yönelik en büyük tehdidi temsil ediyor” ifadelerini kullandı.

Rusya Arktik bölgesinde yüksek savaş hazırlığını koruyor

Batılı askeri yetkililerin değerlendirmelerine göre Rusya, Ukrayna’daki savaşa rağmen Arktik bölgesinde yüksek savaş hazırlık seviyesini muhafaza ediyor.

Stratejik ve Uluslararası Çalışmalar Merkezi verilerine göre Moskova, 2025 yılının başından bu yana bölgede en az 33 askeri manevra gerçekleştirdi.

Yaklaşık yarısı tatbikat niteliğinde olan bu operasyonlarda Kuzey Filosu’na ait nükleer kapasiteli denizaltılar, uzun menzilli bombardıman uçakları ve savaş uçakları görev aldı.

Stratejik geçiş hatlarında devriye faaliyetleri yoğunlaşıyor

The New York Times’ın askeri yetkililere dayandırdığı haberine göre NATO, önce Norveç Denizi’nde, ardından Grönland, İzlanda ve İngiltere arasındaki deniz geçiş yolu olan ve ittifakın denizaltı savunma hattının bulunduğu Grönland-İzlanda-Birleşik Krallık (GIUK) eşiğinde deniz devriyelerini artırmayı planlıyor.

Bu hattın, yeni istihbarat amaçlı insansız hava araçlarının sert hava koşullarına dayanıklılığını ölçmek için bir test sahası olarak kullanılabileceği belirtiliyor.

Denizaltı savunması nükleer tehdide karşı kritik önem taşıyor

GIUK hattındaki savunma faaliyetleri, nükleer silahlı Rus denizaltılarının fark edilmeden Atlantik Okyanusu’na çıkış yapmasını engellemeyi amaçlıyor.

Stockholm Doğu Avrupa Çalışmaları Merkezi’nde Arktik ve savunma uzmanı olan Minna Alander, bu durumun risklerine dikkat çekerek, “Eğer bu gerçekleşirse her şey bitmiş demektir; Atlantik Okyanusu’nda bir denizaltıyı bulmak çok zordur” değerlendirmesinde bulundu. Böyle bir manevranın, nükleer füzelerin ABD’ye ulaşma süresini önemli ölçüde kısaltacağı ifade ediliyor.

ABD’nin NATO Daimi Temsilcisi Matthew Whitaker, salı günü gazetecilere yaptığı açıklamada ittifakın değişen stratejik odağına değindi.

Whitaker, “Arktik bölgesi ittifak için açık bir öncelik haline geldi ve ittifak bu duruma gerekli yanıtı veriyor” diye konuştu.

Diplomasi

AB dış yardım şefi: Afrika’da hiçbir şey değişmiyor

Yayınlanma

AB Uluslararası Ortaklıklar Komiseri Jozef Síkela, Afrika’da sanayileşme ya da katma değer yaratımının söz konusu olmadığını savundu.

Avrupa kıtasının güney komşusuna ilişkin açık sözlü bir iktisadi değerlendirmede bulunan Síkela Rapporteur’e verdiği demeçte şunları söyledi:

“Afrika’daki kalkınmaya ve küresel imalat katma değerine baktığınızda, bu rakamın neredeyse yirmi yıldır %2’nin altında durgunlaştığını görüyorsunuz. Sahel’de ise bu oran %1’in biraz üzerinde. Yani hiçbir şey değişmiyor. Afrika’da elektrifikasyon yok, sanayileşme yok, değer yaratma yok.”

Çek komisyon üyesi, Avrupa’nın yardım edebileceğini ama bunun Avrupa’ya da fayda sağlayacağı durumlarda mümkün olacağını savundu.

Ona göre, sektörün ABD ve AB üye devletleri tarafından yapılan keskin harcama kesintileri nedeniyle sarsıldığı bir ortamda, Avrupa’nın yardım politikası hakkındaki tartışmayı iki kamp şekillendiriyor.

Síkela şöyle devam etti:

“Bir grup, Çinliler ve Amerikalılar gibi olabildiğince çıkar odaklı hareket etmemiz gerektiğini söylüyor. Diğerleri ise ‘Hayır, doğru olan bu olduğu için temel değerlerimize sadık kalmalıyız’ diyor. Bence bu stratejilerin hiçbiri işe yaramayacak.”

Komisyon üyesi bunun yerine, hem yardım verenlerin hem de alıcıların “kendi sorunlarını ve kendi vizyonlarını ele almalarını” sağlayan “daha fazlası için daha fazlası” [more for more] yaklaşımını tercih ediyor:

“Bu yeni ortaklık biçimini oluşturmak, bize şunu da söyleme imkânı veriyor: ‘Arkadaşlar, bizim de bazı sorunlarımız var – yasadışı balıkçılık, bildirilmemiş balıkçılık veya göç akımları gibi. Ve eğer bu konularda bize yardım etmeye hazırsanız, sizinle birlikte daha da fazlasını başarabiliriz. Tecrübelerime dayanarak, en iyi sonuçların bu şekilde elde edildiğini söyleyebilirim.”

Eski Çek sanayi bakanı ve bankacının bu açıklamaları, AB’nin 2028-2034 bütçesi kapsamında dış yardıma ne kadar harcama yapacağını müzakere ettiği bir dönemde geldi.

Síkela, geçen hafta Avrupa Parlamentosu üyelerine gönderilen ve İrlanda Konsey başkanlığının, Avrupa Komisyonu’nun ilk önerisine kıyasla bloğun yurt dışı harcamalarını %17 oranında kısmayı öngören son planını eleştiren bir mektubu imzalamıştı.

Komisyon üyesi, önerilen kesintilerin nihai bütçeye girmesi halinde insanların hayatını kaybedeceğinden “emin” olduğunu söyledi.

Síkela’nın “yeni ortaklık biçimi”, AB kalkınma politikasındaki son dönemdeki dönüşümü yansıtıyor.

Uluslararası İşbirliği ve Kalkınma Genel Müdürlüğü (DEVCO), 2021 yılında Uluslararası Ortaklıklar (INTPA) olarak yeniden yapılandırıldı.

2021’in sonlarında Komisyon, “Global Gateway” (Küresel Geçit) girişimini başlattı. Çin’in “Kuşak ve Yol Girişimi”ne bir alternatif olarak lanse edilen bu plan, büyük ölçekli ve uzun vadeli altyapı projelerini öne çıkarırken, birliğin kalkınma bütçesini Avrupalı şirketlerin yeni iş fırsatları elde etmesine yardımcı olmak için kullanmayı hedefliyordu.

Bu durum, Komisyon’u, dünyanın en yoksul ülkelerindeki sağlık ve eğitim gibi geleneksel kalkınma konularının savunucularının eleştirilerine maruz bıraktı.

Bu kişiler, söz konusu projelerin kenara itildiğini öne sürüyor.

Síkela, görev süresinin başlarında, kırılgan ülkelerin orantılı olarak daha az AB yardımı aldığını kabul etmişti.

2025 yılının başlarında, Avrupa Parlamentosu milletvekillerine “kırılgan ülkelere ayrılan fon payı azalıyor: Toplam ikili [yardım] fonu içindeki payı [2014-2020 döneminde] %40 iken, bu Çok Yıllı Mali Çerçeve [AB’nin uzun vadeli bütçesi] döneminde %30’a düşmüştür,” demişti.

Bu değişimi, “özel sektöre ve iktisadi ortaklıklara daha fazla odaklanılmasına” ve AB’nin ilişkilerinin bozulduğu hükümetlere fon sağlayamamasına bağlamıştı.

Fakat geçen hafta Síkela farklı bir tavır sergiledi. Rapporteur’e verdiği demeçte, “kırılgan ülkelere ayrılan tutarların temelde azaldığı” görüşüne katılmadığını belirterek, Komisyon’un “çok sayıda kırılgan ülkede” çalışma girişimine atıfta bulundu.

Uzmanlar ise aynı görüşte değil. Alman Kalkınma ve Sürdürülebilirlik Enstitüsü’nde kıdemli araştırmacı Niels Keijzer, “Komisyon’un Küresel Avrupa Aracı’na ilişkin önerisinde, kırılgan devletler ya da en az gelişmiş ülkeler grubu için özel (ayrılmış) bir fon öngörülmemişti,” dedi ve şöyle devam etti:

“Bu devletler grubuna yönelik fonun sağlanıp sağlanmayacağı ya da esnek bir şekilde tahsis edilip edilmeyeceği, yönetmelik metni üzerinde yapılacak gelecekteki müzakerelere bağlı olacak.”

Okumaya Devam Et

Diplomasi

ABD, Orbán’ın BM Genel Sekreteri olmasını istiyor

Yayınlanma

Trump yönetimi, Viktor Orbán’ı Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri olarak görmek istiyor.

Wall Street Journal’da (WSJ) yer alan habere göre ABD, eski Macaristan Başbakanı’nı adaylık yarışına girmeye teşvik etti, hatta bu fikri ona sunan ilk ülke oldu.

Gazetenin ABD’li, Çinli ve Rus kaynaklara teyit ettirdiğini söylediği plan, nihai bir kararın alınmasını bekliyor.

ABD Dışişleri Bakanlığı’ndan bir yetkili, bunun ilk bakışta çılgınca geldiğini kabul ediyor. Fakat Washington ile yapılan önceki görüşmelere dayanarak, Rusya ve Çin’in bu planı desteklediği düşünülüyor ve plana göre Orbán, bu üç ülkenin ortak adayı olacak.

ABD ve ikinci bir ülkenin yetkililerinin WSJ’ye aktardığına göre, ABD, Rusya ve Çin’in BM Güvenlik Konseyi’nde aynı şeyi istediği durumlarda, genellikle istediklerini elde ediyorlar.

ABD Dışişleri Bakanlığı yetkilisi, Güvenlik Konseyi’ndeki 15 üyeden sekizinin Orbán lehine “rahatlıkla” oy vereceğini, 10’unun da bu yönde oy kullanmasının muhtemel olduğunu belirtti.

Britanya ve Fransa’nın da veto hakkını kullanma konusunda genellikle temkinli davrandığına işaret ediliyor.

Habere göre ABD’li yetkililer BM’nin başına kimi görmek istediklerini tartışırken, Orbán’ın adı sürekli gündeme geliyordu:

“‘Orbán gibi biri,’ diyorlardı; Çinli ve Rus meslektaşları da buna katılıyordu. Sonunda ABD’li yetkililer kendilerine şu soruyu sordular: Neden Orbán olmasın?”

ABD’li yetkili, Orbán’ın “MAGA’cı muhafazakârların hayalindeki aday” olduğunu savundu.

Bu durum, büyük ölçüde kitlesel göç, liberal STK’lar ve Macar mahkemeleri ile basına karşı aldığı önlemlerle ilgili.

WSJ’ye göre Orbán, Avrupa Birliği ile sık sık çatışırken bir yandan da birlikten sübvansiyonlar almaya devam etti. “Çin yanlısı” tutumu ise bir şekilde Batı medeniyetinin savunucusu imajını hiçbir zaman zedelemedi.

ABD Başkanı Donald Trump, Nisan ayında yapılan Macaristan seçimlerinde Orbán’ı desteklemiş ve Başkan Yardımcısı JD Vance de onun için seçim kampanyası yürütmüştü.

Süreci yakından takip eden üçüncü bir kaynağa göre, Trump’ın BM başkanlığı yarışına girmesi halinde bu isimlerin onu yeniden desteklemesi bekleniyor. Fakat bu konudaki resmi açıklamanın ABD ara seçimlerinden sonra yapılması bekleniyor.

ABD’li yetkililer, öncelikle Orbán’a ulaşarak BM görevine ilgisini ölçmeye çalıştılar. Orbán’ın, milliyetçi bir siyasetçi olarak bazı çekinceleri olsa da bu teklife açık olduğunu ve kazanabileceğinden emin olmadıkça aday olmayı düşünmediğini gördüler.

İkinci bir ülkenin yetkilisi, Genel Sekreterlik için adaylar arasında uluslararası bürokratik ya da perde arkasındaki diplomatik deneyime sahip “sekreter” tipi adayların ağırlıkta olduğunu belirtti.

ABD Dışişleri Bakanlığı yetkilisi ise Orbán’ın doğru ideolojiye sahip olduğunu, düşmanlık karşısında iktidarı nasıl kullanacağını bildiğini ve BM Genel Merkezi’nin yer aldığı New York’taki “müesses nizam” tarafından sindirilmeyeceğini ekledi.

Birleşik Arap Emirlikleri’nden diplomat Lana Nusseibeh, geçen hafta yarışa katıldı. Sudan iç savaşında kanlı bir paramiliter gruba verilen BAE desteği onun için bir dezavantaj olacak fakat WSJ’ye göre kendisi nitelikli bir aday ve ivme kazanmış durumda.

Salı günü soruları yanıtlayacak ve çarşamba günü Güvenlik Konseyi’nde yeni bir ön oylama yapılacak. Diğer adaylar da yarışa katılabilir.

Okumaya Devam Et

Diplomasi

ABD, Ortadoğu’daki diplomatlarını tahliye ediyor

Yayınlanma

ABD, İran ve Yemen’in saldırılarının artması üzerine Ortadoğu’daki diplomatlarını ve ailelerini acil kararla yeniden tahliye etmeye başladı. CNN kanalının haberine göre şubattaki savaşın ardından bölgeye henüz yeni dönen diplomatlar, sürecin kaotik ilerlediğini ve bakanlığın maddi desteği kıstığını belirtiyor.

ABD, bölgedeki savaşın yeniden ivme kazanması üzerine Ortadoğu’daki bazı diplomatlarını ve ailelerini acil koduyla tahliye ediyor.

CNN’in konuyu bilen kaynaklara dayandırdığı haberine göre, şubatta İran’la başlayan savaşın ardından tahliye edilip görev yerlerine henüz yeni dönen personelin önemli bir kısmı bu adımı “can sıkıcı ve kaotik bir dejavu” olarak niteliyor.

ABD Dışişleri Bakanlığı, Suudi Arabistan’da kritik görevlerde yer almayan personelin ve tüm diplomat ailelerinin ülkeden ayrılmasını istedi.

Washington aynı zamanda bölgedeki diğer temsilciliklerde görevli personel sayısını da kamuoyuna duyurmadan kademeli olarak düzenlemeye başladı.

CNN’e konuşan kaynaklar bu ülkelerin Ürdün, Bahreyn, Kuveyt, Katar, Birleşik Arap Emirlikleri ve Lübnan olduğunu aktardı. ABD Dışişleri Bakanlığı ise Lübnan, Birleşik Arap Emirlikleri, Katar ve Ürdün’deki personel sayısında geçici değişiklikler yapıldığını doğrularken, Kuveyt ve Bahreyn temsilciliklerinde herhangi bir kadro değişikliğine gidilmediğini açıkladı.

Bölgeden ayrılmak zorunda kalan diplomatlar, tahliye sürecinde ciddi bir koordinasyon eksikliği yaşandığını ve mali desteğin belirsiz olduğunu söylüyor.

Habere göre bazı çalışanlar tahliye kararını amirlerinden değil, doğrudan haber bültenlerinden öğrendi.

Süreci değerlendiren bir ABD’li diplomat, “Kaotik olduğunu söylemek hafif kalır” ifadesini kullandı.

Tahliye edilen ailelerin birçoğu, şubatta İran’la savaşın ilk haftalarında Ortadoğu’daki evlerini terk edip çocuklarına yeni okullar ve kiralık evler aramak zorunda kalmıştı.

Diplomatlar şimdi aynı süreci sıfırdan yaşamak zorunda olduklarını, üstelik bu kez Dışişleri Bakanlığının sağladığı maddi desteğin çok daha düşük kaldığını dile getiriyor.

Öte yandan ABD Dışişleri Bakanlığı sözcüsü, personele ve ailelerine yasal standartlar çerçevesinde harcırah verildiğini, konut ve çocukların eğitim giderleri için de destek sağlandığını savundu.

Amerikan Dış Hizmetler Derneği (AFSA) Temsilcisi Nikki Gamer, yaşananların yılın başındaki krizi fazlasıyla andırdığını vurguladı.

“Bazıları geri döndükten sonra henüz düzenini yeni kurabilmişti ki yeniden gitme emri aldı” diyen Gamer, diplomat ailelerinin “kırgın, şaşkın ve öfkeli” olduğunu aktardı.

Amman’daki temsilcilikten CNN’e konuşan bir başka kaynak ise Ürdün’ün başkentini yeniden terk etmek zorunda kaldıkları için durumu “Bugün Aslında Dündü” filmine benzetti.

İstihbarat notu İran suikastı planlarının ilerlediğini gösteriyor

Axios tarafından yayımlanan ve ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio’ya sunulan istihbarat notuna göre İran, Ortadoğu’da ve bölge dışındaki Amerikan diplomatları ile yetkililerine yönelik saldırı girişimlerini belirgin biçimde artırdı.

Notta, ölümcül suikast planlarının “ileri bir aşamaya” ulaştığı uyarısı yer aldı.

CNN’e bilgi veren bir hükümet yetkilisi de elçiliklerdeki personel sayısının azaltılması kararında, Husilerin saldırı tehdidinin ve İran’ın Amerikalı yetkilileri hedef alan olası planlarının belirleyici olduğunu teyit etti.

Gelişmeler sürerken ABD Başkanı Donald Trump, Washington’ın İran’a karşı yeni bir askeri harekat başlatabileceğini dile getirdi.

ABD ve İsrail, 28 Şubat’ta İran’a yönelik “Destansı Öfke” adını verdikleri askeri harekatı başlatmış, operasyon kapsamında İran’daki askeri hedefleri vurmuştu.

Tahran yönetimi de buna İsrail topraklarına ve bölgedeki ABD unsurlarına yönelik misillemelerle karşılık verip Hürmüz Boğazı’ndaki gemi trafiğini kısıtlamıştı.

Taraflar 18 Haziran’da 14 maddelik bir mutabakat zaptı imzalasa da bu anlaşma kalıcı bir çözüme dönüşmedi ve çatışmalar birkaç hafta sonra yeniden alevlendi.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English