Diplomasi
MAGA-Papa gerilimi alttan alta yükseliyor

ABD’de Donald Trump’ın “MAGA” tabanı ve Hristiyan milliyetçiliği ile Katolik Kilisesi ve Papa XIV. Leo arasındaki gerilim sessizce yükseliyor.
Vox’ta yer alan habere göre bir tarafta, dini sağın, Başkan Trump’ın siyasetini ve giderek artan Hıristiyan milliyetçi duyguları haklı çıkarmak ve savunmak için kutsal kitapları ve inancı kullanması var. Diğer tarafta ise Papa XIV. Leo yönetiminde Amerikan Katolik Kilisesi’nin yeniden şekillenmesi var.
Yeni atamalar, piskoposlarına göçmenlik konusunda seslerini yükseltmeleri yönündeki talimatlar ve Trump yönetimindeki ABD’nin gidişatını eleştiren kamuoyu açıklamalarıyla Papa, piskoposlarını ve rahiplerini insan onuru konusunda seslerini yükselten ve sağın otoriter ve milliyetçi eğilimlerine karşı bir denge unsuru olan misyonerler olarak konumlandırıyor.
Kilise uzun süredir ABD siyasetinde rol oynamış olsa da, Letters from Leo blogunun sahibi Katolik yazar ve siyasi aktivist Christopher Hale’e göre, Papa Leo’nun müdahaleleri yeni bir şey ifade ediyor.
Hale, ABD’de iyi organize olmuş bir “dini sol”un bulunmaması nedeniyle, Leo’nun Amerikan Katolik Kilisesini reform etmek ve sarsmak için attığı adımların, 2020’lerin ahlaki mücadelelerine, özellikle göç ve yayılan otoriterlik konusunda, “Katolik sol”u yeniden canlandırdığını söylüyor.
Leo’nun Amerikan Kilisesini yeniden düzenleme planı
Hale’e göre Leo’nun en büyük endişesi, çok açık bir şekilde, ABD Katolik Kilisesi’nin “gerici” olarak tanımlanmaya başlamasıydı.
Örneğin New York’ta Kardinal Timothy Dolan “cana yakın, çekici ve dost canlısı” biriydi, fakat “siyasi sağ” ile çok açık bir şekilde özdeşleşmişti.
Onun halefi Başpiskopos Ronald Hicks ise, medya karşısında biraz daha rahatsız görünüyor, fakat cemaat üyeleriyle çok iyi geçiniyor ve sıradan Katolikler arasında çok seviliyor.
Hale, “sağcı kültür savaşçılarını solcu kültür savaşçılarıyla değiştirmek gibi liberal bir hayalin” gerçekleşmesinin mümkün olmadığını kabul ediyor ama ABD’deki Katolik Kilisesindeki rahipler ve piskoposların, dünyadaki diğer meslektaşlarına göre çok daha muhafazakâr olma eğiliminde olduklarını anlamanın gerçekten önemli olduğuna işaret ediyor.
Papanın, ABD’de yaşanan kültür savaşlarından uzak durmaya çalıştığını ve” ne sol ne de sağ tarafından bir silah olarak kullanılmak” istediğini hatırlatan Katolik yazar, buna rağmen Leo’nun göç ve toplu sınır dışı edilmelerden bahsettiğini onu görmezden gelmenin mümkün olmadığını savunuyor.
Leo, “MAGA otoriterliğine” karşı savaş mı açacak?
Hale’e göre yaz boyunca Leo, USCCB’nin (ABD kilisesinin liderlik organı) bu konuda tek bir ses olarak konuşmaması ve bunun yerine piskoposların dağınık bir şekilde harekete geçmesi nedeniyle hayal kırıklığına uğramış görünüyordu:
“Bu nedenle ekim ayında, kilisenin sessiz kalamayacağını ve bu konuda tek bir ses olarak konuşması gerektiğini çok net bir şekilde ifade etti. Ve bir ay sonra, piskoposlar neredeyse oybirliğiyle, kuruluşun varlığından bu yana gördüğünüz en sert tutumu yönetim karşısında sergilediler. Bu, Francis döneminde olmazdı. Bir şekilde açıklanıp geçiştirilirdi. ABD piskoposlarının duyarlılığı geçen yıl olağanüstü bir şekilde arttı, özellikle de muhafazakâr Amerikan piskoposlarının. Francis’in papalığı döneminde yapmayacaklarını düşündüğüm şekilde seslerini yükselttiler.”
Hale, kardinallerin “komünizmi yenmek” için Sovyet “demir perdesi”nin arkasından Polonyalı bir papa seçtikleri gibi, “Tanrının da yayılan MAGA otoriterliğini yenmek için” Amerika kıtasından bir papa seçtiğini ileri sürüyor:
“Ama çok dikkatli olmak istiyorum: II. John Paul bunu Polonya halkı adına değil, küresel topluluk adına yaptı.
Benzer şekilde, Papa XIV. Leo’nun otoriterliği Amerika’dan kaynaklanan bir şey olarak gördüğünü düşünüyorum, fakat bunu Amerika’nın yararına değil, küresel toplumun yararına ortadan kaldırmaya çalışıyor. Amerika’nın yurtdışındaki her türlü müdahalesine, belirli iç meselelere olduğu kadar şiddetle tepki gösteriyor.”
Leo’nun, “otoriter rejimleri insan yaşamına bir tehdit olarak gördüğünü” öne süren Hale, “Öncülleri kürtaj konusunda çok abartılı konuşurlarken, Leo papa olduğu bir yıl içinde, kürtajdan bahsettiği sıklığın yüz katı kadar göç, savaş ve ekoloji hakkında konuştu,” diyor.
Hıristiyan milliyetçiliği: Katolisizme karşı Protestan-evanjelik ittifakı
Trump’ın ilişkide olduğu Hristiyan milliyetçiliğinin Katoliklere yer vermediğini savunan yazar, “Hristiyan milliyetçiliği, evanjelik Protestan milliyetçiliğidir. Ve bu hareketin liderlerinin Katoliklerin Hristiyan olduğunu düşünmediklerini, bizim kurtuluşa erişemeyeceğimizi düşündüklerini anlamak gerçekten çok önemli,” diye konuşuyor:
“Hristiyan milliyetçiliği ve onun üvey kardeşi MAGA otoriterliği, doğası gereği Katolik karşıtıdır. Açıkça söylemek gerekirse, sınıfçı bir argüman ileri sürüyorum: Benim sınıfımın, etnik kimliğimin bu projeden dışlandığını söylüyorum. Evet, bir savaş var; bu benim hoş karşıladığım bir kültür savaşı. Çok etnikli Amerikan Katolikliği ile beyaz evanjelik Protestanlık arasındaki kültür savaşı, solun kazanabileceği bir kültür savaşıdır.”
Papanın, ABD’deki “otoriter” eğilimin, göçmenlik sorunu da dahil olmak üzere diğer tüm sorunlardan daha tehlikeli olduğuna inandığını savunan Hale, “Muhafazakâr Katolik piskoposlar bile bu Hıristiyan milliyetçiliği projesinin sınırlarını görüyorlar,” iddiasında bulunuyor.
Trump yönetimine daha doğrudan karşı çıkmak zorunda olduklarını ve başkanın “iyi niyetine ve kaprislerine” güvenemeyeceklerini savunan Hale, “Bu ülkede dini solun varlığından emin değilim, ancak ikinci Trump yönetimi bana Katolik solun kesinlikle var olduğunu gösterdi,” diyor.
JD Vance, Katoliklerin hedefinde
Katoliklerin Amerikan yönetimine karşı en açık ve sert çıkışı Minneapolis’te Renee Good’un ICE tarafından öldürülmesinin ardından geldi.
Cinayetin ardından Başkan Yardımcısı JD Vance başta olmak üzere Beyaz Saray’ın Good’u “terör” ile suçlaması büyük tepki çekmişti. Vance, X’teki paylaşımlarında ve Beyaz Saray brifinginde, Good’un ölümünün “kendi yarattığı bir trajedi” olduğunu ve ICE memurlarına saldırmak için “daha geniş bir sol ağın parçası” olduğunu savundu.
Olayın ardından yayınlanan sert bir köşe yazısında, National Catholic Reporter, Vance’i Good’un öldürülmesini “haklı çıkarmakla” suçladı ve onun yorumlarının “Katolik inancımızın kolektif tanıklığı üzerinde ahlaki bir leke” olduğunu söyledi.
Medya kuruluşunun dijital editörü John Grosso şöyle yazdı:
“Geçmişte, bir politikacı düşüncelerini ve dualarını sunar, tepki gösterenleri soruşturmanın tam sonuçlarını beklemeleri için cesaretlendirir ve genellikle ortamı yatıştırmaya çalışırdı. Bir lider, yeni bir günün sunduğu fırsatı, ulusun kırık kalbini yatıştırmak için kullanabilirdi.”
Grosso, “bir Katolik olarak” Vance’in bu tür bir manipülasyon ve kışkırtma yapmamanın daha iyi olduğunu bildiğini savundu ve şu sert ifadeleri kullandı:
“Vance, sadece Tanrının can alabileceğini bilir. Vance, protesto etmek, kaçmak ve hatta ICE soruşturmasına müdahale etmek (Good’un bunu yaptığına dair hiçbir kanıt yoktur) ölüm cezası gerektirmediğini bilir. Vance, yalan söylemenin ve öldürmenin günah olduğunu bilir.”
Yazar, “O umursamıyor. Vance’in çarpık ve yanlış Hristiyanlık anlayışı iki papa tarafından reddedildi,” diye yazdı.
Grosso ayrıca, Vance’in Katolikliğini, “kariyer hırslarının ve iktidar arzusunun basit bir aracı” olarak gördüğünü belirtti.
Göçmen politikası piskoposların da eleştirilerine maruz kalıyor
2025 yılında Papa Francis, Vatikan’da Vance ile düzenlenen resmi bir toplantıya katılmamış ve yerine Dışişleri Bakanı Kardinal Pietro Parolin’i göndererek “şefkat ve göçmen hakları” üzerine bir konferans vermişti.
Francis ertesi gün ise başkan yardımcısına sadece kısa bir Paskalya selamı vermişti.
Francis’in son ayları, Trump dönemindeki toplu sınır dışı edilmeleri “utanç verici” ve “Hıristiyanlığa aykırı” olarak nitelendirerek giderek sertleşen eleştirileri ve 88 yaşında vefat etmeden kısa bir süre önce Beyaz Saray’ın göçmenlere yönelik muamelesini eleştirmek için Vance’i kapalı kapılar ardında kınayarak geçti.
Halefi Papa XIV. Leo da Trump’ın göçmenlik politikasından uzak duruyor gibi görünüyor. Vance geçen yıl Roma’da Leo’nun göreve başlama ayinine ABD heyetini temsil etmek üzere gittiğinde, yeni papa onu kamuoyu önünde kısa bir süre selamladı, fakat o gün Ukrayna ve Peru cumhurbaşkanlarıyla özel görüşmeler yaptı.
Bir gün sonra Vance ile daha uzun bir görüşme gerçekleşti, fakat Vatikan’ın bu konudaki açıklaması insani kaygıları ve “güncel uluslararası meseleleri” vurguladı, bu da ince bir anlaşmazlık sinyali olarak yorumlandı.
Roma dışında, yönetimin göçmenlik kampanyasına yönelik Katolik eleştirileri yoğunlaştı. Letters From Leo web sitesinde yayınlanan bir makalede, Trump’ın “görünürde Katolik olan Başkan Yardımcısı JD Vance’in desteklediği” yeni baskı politikasının “artan bir insanlık dışı muameleye yol açtığı” belirtildi ve bu politikaların “iki papa ve piskoposların büyük çoğunluğunun sert eleştirilerine” maruz kaldığı ifade edildi.
“Her Katolik ICE’tan istifa etmelidir” başlık yazıda, “Bir yıl süren insanlık dışı baskınlar ve papalık kınamalarının ardından, hiçbir Katolikin vicdanen artık ICE’ta kalamayacağı açık,” deniliyor.
Papa Leo’dan Amerikan hegemonyasına sessiz direniş
9 Ocak’ta bir konuşma yapan Papa XIV. Leo, dünyanın gündemindeki meselelere değindi ve Trump yönetiminin uygulamalarına ima yoluyla da olsa karşı çıktı.
Örneğin Leo, barışın artık bir armağan olarak değil, “kendi hakimiyetini ortaya koymanın bir koşulu olarak silahlarla” arandığını ve bu yolun “hukukun üstünlüğünü ciddi şekilde tehdit ettiğini” belirtti.
“Savaş yeniden moda oldu ve savaş tutkusu yayılıyor,” diye uyaran Leo, İkinci Dünya Savaşı sonrası ülkelerin komşularını işgal etmesini yasaklayan ilkenin “tamamen zayıflatıldığını” ve askeri gücün diyaloğun yerini aldığını savundu.
Nicolas Maduro’nun ABD tarafından kaçırılmasına da değinen Papa, “Venezuela halkının iradesine saygı gösterilmesi ve tüm insanların insan ve medeni haklarının korunması” çağrısını yineledi.
Yaptığı resmi konuşmada Leo, tüm halkları tehlikeye atan “güce dayalı diplomasiyi” kınayarak, ABD’ye doğrudan bir göndermede bulundu.
Papanın konuşmasının ardından yapılan selamlaşma sırasında, ABD’nin Vatikan Büyükelçisi Brian Burch ve Leo arasında oldukça gergin bir etkileşim yaşandı.
Burch, ABD’nin Venezuela’yı işgalini haklı çıkarmak amacıyla Leo’nun aslında Trump’a destek verdiği yönünde bir açıklama yapmıştı.
Francis gibi Leo da Ukrayna’dan Kutsal Topraklara kadar uzanan çatışmaları sıraladı ve savaş bölgelerinde derhal ateşkes çağrısında bulundu.
Ayrıca çok taraflı kurumların yeniden canlandırılmasını istedi ve Birleşmiş Milletler’e insanlığı birleştirmeye ve “savaşın yıkıcı etkilerini” azaltmaya yeniden odaklanma çağrısında bulundu.
Diplomasi
NATO yeni bir ‘Baltık Muharebesi’ne hazırlanıyor

The Telegraph, ABD ve NATO ülkelerinin Baltık bölgesinde olası bir Rusya çatışmasına karşı lojistik hazırlıklarını yoğunlaştırdığını yazdı. Gazeteye göre BALTOPS tatbikatı kapsamında ABD birlikleri hızlı üs konuşlandırma ve ikmal altyapısı kurma kabiliyetlerini test etti.
The Telegraph gazetesi, ABD ve diğer NATO ülkelerinin Baltık bölgesinde olası bir çatışmaya yönelik lojistik hazırlıklar yürüttüğünü ve bölgenin Rusya ile yaşanabilecek yeni bir küresel karşılaşmanın merkezlerinden biri olarak değerlendirildiğini yazdı.
Gazetenin aktardığına göre, 4-19 Haziran tarihleri arasında düzenlenen BALTOPS tatbikatı kapsamında ABD Deniz Kuvvetleri’nin mühendis birlikleri Seabees, Baltık kıyısında tekne rampaları ve çeşitli yapılar inşa ederek üslerin hızlı şekilde konuşlandırılmasına yönelik çalışmalar gerçekleştirdi.
ABD’li Teğmen Cody Robertson, “Belirlenen bir bölgeye ulaşma, kamp kurma ve bu merkezi savaş gücümüzü yansıtabileceğimiz bir nokta olarak kullanma kabiliyetimizi test ediyoruz” dedi.
The Telegraph, 1942 yılında kurulan Seabees birliğinin, eski ABD Başkanı ve General Dwight Eisenhower’ın “Muharebeler, harekatlar ve hatta savaşlar öncelikle lojistik nedeniyle kazanıldı ya da kaybedildi” sözüyle özetlenen anlayış doğrultusunda faaliyet gösterdiğini belirtti.
Haberde, Baltık Denizi’nin sekiz NATO ülkesi ile Rusya tarafından çevrelendiği ve İsveç’e bağlı Gotland ile Danimarka’ya bağlı Bornholm gibi stratejik öneme sahip adalarla çevrili olduğu kaydedildi.
Gazeteye göre NATO, bu adaları olası bir saldırının püskürtülmesinde ve karşı harekatlar için ileri üs olarak kullanmayı planlıyor.
Baltık’ın doğu kıyısında ise Rusya Baltık Filosu’nun konuşlu bulunduğu Kaliningrad bölgesi yer alıyor.
The Telegraph, Finlandiya ve İsveç’in 2023 ve 2024 yıllarında NATO’ya katılmasının ardından bölgenin kolektif savunmasının daha da öncelikli hale geldiğini yazdı.
Robertson da gazeteye yaptığı açıklamada, “Finlandiya ve İsveç’in NATO’ya katılması, buradaki koşulları iyi tanımamızı daha da önemli hale getiriyor” ifadelerini kullandı.
Bununla birlikte gazetenin aktardığına göre, Letonya Güvenlik Kurumu’nun (SAB) eski başkanı Janis Kazocins, Rusya ile NATO arasında tam ölçekli bir çatışma yaşanma ihtimaline kuşkuyla yaklaştı.
Kazocins, Rusya’nın Ukrayna’daki savaşının henüz sona ermediğine işaret etti ancak Baltık ülkelerinin enerji altyapısına yönelik olası sabotajlara karşı kırılgan olmaya devam ettiği uyarısında bulundu.
Baltık Denizi’nde Kasım 2024 ile Şubat 2026 arasında bir dizi denizaltı kablosu arızası ve hasarı meydana geldi. Finlandiya ile Almanya arasındaki C-Lion1 kablosu Kasım 2024, Aralık 2024 ve Şubat 2026’da olmak üzere üç kez koptu. EstLink 2 enerji kablosu Ocak ve Aralık 2025’te devre dışı kaldı.
Litvanya ile İsveç arasındaki BCS East-West Interlink Kasım 2024’te, Letonya ile İsveç arasındaki fiber optik kablo Ocak 2025’te ve Rusya’ya ait Baltika kablosu ise Şubat 2026’da zarar gördü. Avrupa’daki bazı yetkililer bu olaylarda Rusya’dan şüphelendiklerini açıklamıştı.
Rus yetkililer ise kablo kopmaları ve NATO ülkelerindeki diğer sabotaj eylemleriyle bağlantılı oldukları yönündeki tüm suçlamaları reddediyor. Kremlin, Rusya’nın başka ülkelerin iç işlerine müdahale etmediğini belirtiyor.
Washington Post, 19 Ocak’ta yayımladığı haberinde ABD ve bazı Avrupa ülkelerinin istihbarat servislerinin, Moskova’nın söz konusu olaylarla bağlantılı olmadığı yönündeki değerlendirmeye eğilim gösterdiğini yazmıştı.
Letonya Dışişleri Bakanı Bayba Braze de gazeteye yaptığı açıklamada, Baltık’taki tatbikatların ABD’nin müttefiklerine bağlılığını ortaya koyduğunu belirterek, “BALTOPS-26’nın ölçeği her şeyi anlatıyor. Güçlü transatlantik işbirliği NATO’nun kolektif savunmasının temelini oluşturuyor ve mevcut güvenlik ortamında her zamankinden daha önemli” dedi.
Daha önce The Economist de Baltık Denizi’nin Rusya ile NATO arasında yaşanabilecek olası bir karşılaşmanın kilit alanlarından biri haline geldiğini yazmış, denizaltı altyapısının kırılganlığına ve bunun korunmasının ittifak açısından yarattığı zorluklara dikkat çekmişti.
Politico ise İsveç’in Gotland Adası’nı güçlendirerek adayı bir savunma merkezine dönüştürmeye çalıştığını aktarmıştı.
Rusya Devlet Başkanı Yardımcısı ve Denizcilik Kurulu Başkanı Nikolay Patruşev, Baltık bölgesinde çok uluslu NATO grubunun ortaya çıkmasının ardından bölgede “karmaşık bir durum” oluştuğunu söylemişti.
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ise birçok kez Rusya’nın NATO ile savaşmak için herhangi bir nedeni ya da çıkarı bulunmadığını ifade etti.
Putin, “Rusya’nın NATO’ya saldırmak istediğini uydurdular. Aklınızı mı kaçırdınız? Şu masa kadar bile akıllı değil misiniz?” sözlerini kullanmıştı.
Diplomasi
Hindistan, Rusya’dan petrol alımında rekor kırdı

Kpler verilerine göre Hindistan’ın Rusya’dan petrol ve kömür ithalatı, Ortadoğu’daki savaş ve sevkiyat aksaklıkları nedeniyle haziran ayında rekor seviyelere ulaştı. Rusya’dan yapılan günlük petrol sevkiyatının haziranda 2,55 milyon varile çıkması beklenirken, Moskova Avustralya’yı geride bırakarak Hindistan’ın ikinci en büyük kömür tedarikçisi konumuna yükseliyor.
Hindistan, İran’da yaşanan gerilim nedeniyle tedarik zincirinde meydana gelen aksamalar ve yükselen fiyatlar karşısında Rusya’dan petrol ve kömür ithalatını artırıyor.
Reuters haber ajansının uluslararası analiz şirketi Kpler verilerine dayandırdığı habere göre, Rusya’dan Hindistan’a yapılan sevkiyatlar haziran ayında rekor düzeylere ulaştı.
Kpler tahminlerine göre, Rusya’nın Hindistan’a petrol sevkiyatı haziran ayında günlük 2,55 milyon varille rekor düzeye yükselecek.
Bu miktar, mayıs ayındaki günlük 2,13 milyon varillik sevkiyatı ve Mayıs 2023’teki günlük 2,16 milyon varillik düzeyi geride bırakıyor.
Rusya’nın Hindistan’ın haziran ayındaki toplam ithalatı içindeki payı ise yüzde 50’nin hemen altında gerçekleşecek. Bu oran, Ortadoğu’daki çatışmanın başladığı 28 Şubat öncesindeki üç aylık dönemde ortalama yüzde 23 seviyesindeydi.
Hindistan’ın Rus petrolüne yönelmesi, İran’ın Hürmüz Boğazı’nı fiilen kapatmasının ardından piyasadaki arzı artırmak amacıyla ABD Başkanı Donald Trump yönetiminin alımlara yönelik yaptırımları geçici olarak kaldırmasını izledi.
Ancak yaptırımlardan muafiyet süresi 17 Haziran’da sona erdi ve ABD Hazine Bakanlığı tarafından uzatılmadı.
Reuters, bu durumun Rus petrolü alımlarında azalmaya yol açabileceğini, ancak sürecin gidişatının Hindistan rafinerilerinin ve yetkililerinin Ortadoğu ülkelerinden sevkiyatlara dönme konusundaki istekliliğine bağlı olacağını belirtiyor.
Kpler öngörülerine göre, Suudi Arabistan’dan yapılan ithalatın haziran ayında günlük 349 bin varil seviyesinde kalması bekleniyor. Bu miktar, savaş öncesindeki üç aylık dönemde günlük ortalama 832 bin varil düzeyindeydi.
İthalat artışı Rus kömüründe de gözleniyor. Haziran ayında tüm kalitelerde Rus kömürü ithalatının, mayıs ayındaki 3,27 milyon tona kıyasla 3,16 milyon ton olarak gerçekleşmesi bekleniyor.
Her iki ay da geçen yılın mayıs ayında kaydedilen 3,76 milyon tonluk zirvenin ardından sırasıyla tarihin en yüksek ikinci ve üçüncü değerleri olarak kayda geçecek.
Rusya’nın haziran ayında Avustralya’yı geride bırakarak, Çin’den sonra dünyanın en büyük ikinci kömür ithalatçısı olan Hindistan’a en çok kömür sağlayan ikinci ülke konumuna geleceği tahmin ediliyor.
Ajansın değerlendirmesine göre Rusya, Hindistan’ın temel kömür tedarikçisi olma rolünü korumaya devam edecek; ancak Rus petrolünün gelecekteki alımları, ABD’nin Moskova’ya yönelik yaptırım politikasını olası sıkılaştırma adımlarına bağlı olacak.
Yeni Delhi petrol sevkiyatının yaptırımlardan etkilenmeyeceğini açıkladı
Hindistan Dışişleri Bakanı Subrahmanyam Jaishankar, haziran ayı ortasında yaptığı açıklamada, ülkesinin 2022 yılından bu yana küresel fiyatları dizginlemek amacıyla ABD’nin talebi doğrultusunda Rus petrolü alımlarını artırdığını belirtmişti.
Jaishankar, Rus hammaddesine yönelik Amerikan kısıtlamalarını eleştirerek, bu önlemlere büyük ilkeler süsü verilmemesi çağrısında bulunmuştu.
Hindistan Petrol ve Doğalgaz Bakanlığı Temsilcisi Sujata Sharma da mayıs ayında yaptığı açıklamada, Rusya’dan sevkiyatların devam ettiğini ve ABD’nin yaptırım muafiyetlerine ilişkin kararlarından bağımsız olarak süreceğini kaydetmişti.
Hindistan rafinerileri, 2025 yılında ABD baskısı ve Hindistan mallarına yönelik yüzde 25’lik gümrük tarifesi tehdidi nedeniyle Rusya’dan yaptıkları ithalatı azaltarak Suudi Arabistan ve Irak’a yönelmişti.
Ancak Reuters’ın verilerine göre, Ortadoğu’daki savaşın ve Hürmüz Boğazı’ndaki ablukanın ardından Hindistan firmaları mart ayı başında Rus petrolü alımlarını yeniden artırdı.
Rusya’nın Yeni Delhi Büyükelçisi Denis Alipov nisan ayı sonunda yaptığı açıklamada, Hindistan’ın kabul etmeye hazır olduğu miktarda hammaddeyi tedarik etmeye hazır olduklarını duyurmuştu.
Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov da daha sonra yaptığı açıklamada, Moskova’nın Hindistan’a enerji taşıyıcıları sevkiyatına ilişkin anlaşmalara bağlı kaldığını doğrulamıştı.
Diplomasi
Honduras uyuşturucu çeteleriyle mücadele için Ukrayna’dan İHA alacak

Honduras Devlet Başkanı Nasry Asfura, organize suçla mücadele ve sınır güvenliğini sağlamak amacıyla Ukrayna’dan insansız hava araçları satın almayı planladıklarını açıkladı. Geçen hafta Kiev’i ziyaret eden Asfura, Ukrayna’nın yüksek teknolojik ekipmanlarıyla uyuşturucu kaçakçılığına karşı destek sağlayabileceğini belirtti.
Honduras Devlet Başkanı Nasry Asfura, AFP’ye verdiği mülakatta, ülkesinin sınırlarını korumak ve uyuşturucu kaçakçılığıyla mücadele etmek amacıyla Ukrayna’dan insansız hava araçları satın almayı planladığını duyurdu.
Asfura, yüksek teknolojik ekipmanlar aracılığıyla organize suçla daha etkin mücadele etmeyi hedeflediklerini belirterek, “Sınırlarımızı korumak, sınırlarımızda etkin güvenliği sağlamak ve yüksek teknolojik ekipmanlarla organize suçla mücadele etmek için insansız hava araçlarından bahsediyoruz” ifadesini kullandı.
Honduras lideri, Ukrayna’nın sınırların daha da güçlendirilmesi ve uyuşturucu kaçakçılığıyla mücadele süreçlerinde ülkesine yardımcı olabileceğini kaydetti.
Geçen hafta Ukrayna’nın başkenti Kiev’e resmi bir ziyarette bulunan Asfura ile bir araya gelen Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy, Honduraslı mevkidaşına Ukrayna’nın bu alandaki deneyimlerinden yararlanmayı teklif etti.
Ukrayna lideri Zelenskiy, haziran ayında Baltık ülkeleri üzerindeki insansız hava aracı sorununa çözüm olarak “drone anlaşması” önerisinde bulunmuş ve Ukrayna’nın İHA koruması konusundaki uzman ekiplerini her an bu bölgeye göndermeye hazır olduğunu ifade etmişti.
Rusya Güvenlik Konseyi Sekreter Yardımcısı Aleksey Şevtsov ise ilkbahar aylarında yaptığı açıklamada, Ukrayna’ya ait insansız hava araçlarının Polonya ve Baltık ülkelerinin hava sahasından engelsiz şekilde geçtiğini ifade etmişti.
Uyuşturucu kartelleri Ukrayna’yı drone okulu olarak kullanıyor
Amerika6 gün öncePeter Thiel’in gizli cemiyeti: “Dialog”
Görüş2 hafta önceYeni Delhi’den Yükselen Ses: BRICS’in Yeni Dünya Düzeni Manifestosu
Asya7 gün önceÇKP, ‘Xi Jinping’in Parti İnşası Üzerine Düşüncesi’ni resmi doktrin ilan etti
Dünya Basını2 hafta önceİran’ın Yeni Büyük Stratejisi
Görüş1 hafta önceSavaşın kısa tarihi ve senaryolar – 5
Ortadoğu1 hafta önceİran, ABD ile varılan anlaşmanın detaylarını açıkladı
Asya2 hafta önceGüney Kore’de askeri istihbarat teşkilatına tarihi darbe
Görüş2 hafta önceSavaşın kısa tarihi ve senaryolar – 4








