Bizi Takip Edin

Diplomasi

Norveç, Gazze’de Hamas ile görüşmüş

Yayınlanma

Norveç hükümeti tarafından kurulan, finanse edilen ve atamaları yapılan bir vakıf, beş yıl önce Gazze’deki üst düzey Hamas yetkilileriyle, örgüt ile AB arasındaki ilişkileri geliştirmenin yollarını değerlendirmek üzere gizli toplantılar düzenledi.

Times of Israel’in elde ettiği Hamas’ın iç belgelerine göre, Norveç Çatışma Çözüm Merkezi (NOREF) üst düzey yetkilileri, 15 Mayıs 2021 tarihinde Hamas’ın Gazze’deki Dış İlişkiler Ofisi Başkanı Bessam Naim ve aynı departmandan Abdullah Velid ile bir araya geldi.

Naim, aynı zamanda Hamas’ın karar alma organı olan Siyasi Büro’nun da bir üyesi.

Örgütün siyasi bürosuna sunulan Temmuz 2021 tarihli bir Hamas raporuna göre, toplantının gündeminin en üst sırasını “Hamas ile Avrupa Birliği arasındaki ilişkilerde arabuluculuk yapmak” oluşturuyordu. Norveç, AB üyesi değil.

Toplantıda NOREF, başkan yardımcısı Marte Heian-Engdal ve Orta Doğu Departmanı başkanı Frida Nome tarafından temsil edildi.

Resmi Filistin belgeleri, NOREF ile Hamas arasındaki iletişimin sonraki yıl boyunca da devam ettiğini ortaya koydu.

Gazze Savaşı sırasında ele geçirilen ve İsrail Savunma Kuvvetleri (IDF) tarafından gizlilik derecesi kaldırılan Hamas belgeleri, İsrail yanlısı izleme kuruluşu NGO Monitor tarafından Times of Israel’e sunuldu.

Hamas’ın Mayıs 2021 tarihli toplantıya ilişkin özetine göre, Naim Norveçli misafirlerine Hamas’ın “en önemli görevlerinden” birinin “uluslararası toplumla iletişim kanalları açmak” olduğunu söyledi.

Rapora göre Nome, Hamas ile AB arasında mevcut iletişim kanallarının neler olduğunu sordu ve NOREF’in bu diyaloga nasıl katkıda bulunabileceğini sordu.

Naim, “Hamas ile temas halinde olan birkaç Avrupa ülkesi var ve bu ülkeler bu temasları gizli ve açıkça beyan edilmemiş tutmaya çalışıyorlar,” dedi.

Ayrıca, Hamas’ın Norveç ile olan ilişkisinin “büyük ve tarihi bir ilişki olduğunu ve iki halk arasında karşılıklı saygı bulunduğunu” vurguladı.

Naim, Hamas’ın 2006 Filistin seçimlerinde galip gelmesinin ardından dönemin Hamas başbakanı İsmail Haniye ile görüşen tek Avrupalı yetkilinin, 2007 yılında Hamas lideriyle bir araya gelen Norveç Dışişleri Bakan Yardımcısı Raymond Johansen olduğunu belirtti.

Gazzeli NOREF danışmanı Ziyad Ebu Mustafa ise, “Avrupa’nın tutumunu değiştirmeye yönelik baskı oluşturmak için Filistin topraklarındaki olumsuz gerçeklikten yararlanılması” önerisinde bulundu.

Naim, İsrail’in Doha’daki Hamas liderlerini hedef alan ve başarısızlıkla sonuçlanan 2025 saldırısının hedeflerinden biriydi.

NOREF ile yapılan görüşme, 2021 yılında Gazze’de yaşanan 11 günlük çatışma sırasında gerçekleşti.

3 Ağustos 2022 tarihli Filistin Yönetimi İçişleri Bakanlığı belgesine göre, Hamas, 18 Ağustos 2022 tarihinde Gazze Şeridini ziyaret edecek bir NOREF heyetine hazırlık yapıyordu.

Belgede, ziyaretin, “bölgesel hedeflerinin bir parçası olarak [Filistinli gruplar arasında] siyasi ve sosyal uzlaşmayı sağlamayı öncelikli amaç edinen” ama ayrıntıları açıklanmayan bir NOREF projesini tanıtmak amacıyla gerçekleştirileceği belirtildi.

Belgede, NOREF girişiminin, El Fetih, Hamas, İslami Cihad, Filistin Kurtuluş Halk Cephesi ve Filistin Kurtuluş Demokratik Cephesi dahil olmak üzere Filistinli siyasi grupların tüm yelpazesinden 30 Gazze sakinini kapsadığı belirtildi.

Proje, o yılın eylül ayında düzenlenen bir kapanış atölyesi de dahil olmak üzere, çatışma çözümü ve diplomasi konulu 10 haftalık bir dizi görüşmeyi içeriyordu.

Filistin Yönetimi belgesinde, “Yukarıda bahsedilen kurumun yürüttüğü tüm program ve faaliyetler medyada duyurulmamaktadır,” denildi.

Belgeye göre, NOREF, Naim tarafından Gazze’de bir ofis açmaya davet edildi fakat bu teklifi reddetti.

Naim, 2022 ziyaretinde NOREF’in ana irtibat kişisi olarak belirlendi.

Belgelerde toplantının planlandığı gibi gerçekten gerçekleşip gerçekleşmediğine dair herhangi bir ipucu yoktu ve NOREF bu konuda yorum yapmadı.

NGO Monitor’un kurucusu ve başkanı Gerald Steinberg, “Norveç, Avrupa ve diğer demokratik hükümetlerin aksine, Hamas’ı terör örgütü olarak tanımlamayı reddederek uzun süredir kanıtları görmezden gelmeyi tercih etmiştir. Norveç’in STK sektörü, geç de olsa Avrupa’daki genel görüşe katılmalı ve terör örgütüyle özel ya da kamusal, doğrudan ya da aracılar vasıtasıyla her türlü koordinasyonu sonlandırmalıdır,” dedi.

NOREF, 2008 yılında Norveç hükümeti tarafından kuruldu. Kuruluş, bağımsız bir yönetim kuruluna sahip olduğunu iddia etse de, kurul üyeleri Norveç Dışişleri Bakanlığı tarafından atanıyor.

NOREF, devletten finansman alıyor ve Norveç hükümetinin barış çabalarını destekliyor.

Kuruluş, Times of Israel’e yaptığı açıklamada bu toplantıları yalanlamadı:

“NOREF, Norveç Dışişleri Bakanlığı tarafından finanse edilen bağımsız bir vakıftır ve görevi, çatışmaların çözümünü desteklemek ve gayri resmi diyalog girişimlerini kolaylaştırmaktır. Diyalog çalışmaları, farklı çatışma taraflarıyla temas kurmayı gerektirir ve bu tür temaslar, herhangi bir tarafı veya onun tutumlarını desteklediği anlamına gelmez. Diyalog çalışmaları genellikle gizliliğe dayandığından, NOREF, iddia edilen belirli toplantılar, belgeler veya temaslar hakkında yorum yapmamaktadır.”

Norveç, 1993 Oslo Anlaşmalarına yol açan İsrail ile Filistinliler arasındaki gizli görüşmelere aracılık etmiş olması nedeniyle, iki devletli bir çözümün sağlanmasına yönelik çabalarla ilgili uluslararası diplomasi alanında önemli bir rol oynadı.

Ayrıca, Filistinlilere yönelik kalkınma yardımlarını koordine eden Geçici İrtibat Komitesi’nin başkanlığını da yürütüyor.

Bununla birlikte, Norveç’in tutumları son yıllarda İsrail’i kızdırmıştır. Norveç’in 2024 yılında Filistin devletini tanımasının ardından İsrail, Norveç’in Filistin Temsilcilik Ofisi’nde görev yapan Norveçli diplomatların akreditasyonunu iptal etmişti.

Norveç, 7 Ekim 2023’te İsrail’e yönelik Aksa Tufanı operasyonunu kınadı ama Hamas’ı “terör örgütü” olarak tanımamasıyla Avrupa’da bir istisna olmaya devam ediyor.

Diplomasi

TürkAkım işletmecisi Ukraynalı Naftogaz ve Hollandalı Gasunie’ye dava açtı

Yayınlanma

TürkAkım boru hattının işletmecisi South Stream Transport B.V., Ukraynalı Naftogaz ve Hollandalı Gasunie aleyhine Moskova Bölgesi Tahkim Mahkemesinde dava açtı. Duruşması 1 Aralık’a planlanan dava dosyasında Gazprom üçüncü taraf sıfatıyla yer alırken, uyuşmazlığın arka planında Kırım’daki kamulaştırmalar gerekçesiyle uygulanan 218,5 milyon dolarlık tahkim tedbirleri var.

TürkAkım boru hattının işletmecisi South Stream Transport B.V. (SST), Ukrayna şirketi Naftogaz ile Hollandalı Gasunie Transport Services B.V. aleyhine dava açtı.

Moskova Bölgesi Tahkim Mahkemesi dava kayıtlarına göre, SST’nin başvurusu 5 Kasım’da yapıldı.

Mahkeme, sunulan dava dilekçesini aynı gün kabul ederek inceleme sürecini başlattı.

Davada Rus enerji şirketi Gazprom ise üçüncü taraf olarak yer alıyor.

Davanın ilk duruşması 1 Aralık tarihine planlandı.

Rusya ile Türkiye’yi Karadeniz’in tabanından birbirine bağlayan TürkAkım, iki hattan oluşan bir doğalgaz ihracat boru hattı niteliği taşıyor.

Hatların biri Türkiye’ye gaz sağlarken, diğeri Güneydoğu Avrupa ülkelerine yakıt ulaştırıyor.

Temelleri 2007 yılında atılan ancak Avrupa Birliği tarafından 2014’te durdurulan Güney Akım projesinin yerini alan TürkAkım, Ocak 2020’de işletmeye alındı.

Boru hattı, Ocak 2025 itibarıyla Rus doğalgazının Avrupa’ya ulaştırıldığı tek güzergah konumuna geldi.

Öte yandan, Ukraynalı enerji şirketi DTEK Krymenergo’nun talebi üzerine geçen yılın aralık ayında Amsterdam’daki bir mahkeme, Gazprom’un Hollanda’daki iştirakinin ve SST’nin varlıklarına el koydu.

Aynı hukuki süreç kapsamında mahkeme, Temmuz 2025’te SST’nin ABN Amro Bank N.V. nezdindeki fon ve varlıklarına da ihtiyati tedbir uyguladı.

Bahse konu karar, Kırım’daki varlıkların kamulaştırılması nedeniyle Rusya’nın Krymenergo’ya 207,8 milyon dolar tazminat ile 10,7 milyon dolar masraf ödemesine hükmeden 2023 tarihli daha geniş kapsamlı bir tahkim uyuşmazlığı çerçevesinde alındı.

Rusya, 2024 yılının başında Lahey Bölge Mahkemesinde bu tahkim kararının iptali için yasal süreç başlattı.

Ekim ayında ise Londra Yüksek Mahkemesine başvuran Rusya tarafı, mahkemenin Lahey kararının icrasını askıya almasını sağladı.

Okumaya Devam Et

Diplomasi

Ukrayna nüfusunun 2040 yılında 25 milyona düşeceği öngörülüyor

Yayınlanma

The Economist dergisi, seferberlik şartları, can kayıpları ve 5 milyonu aşkın mültecinin yol açtığı nüfus kaybı nedeniyle Ukrayna’nın demografik çöküş tehdidi altında olduğunu yazdı. Doğurganlık hızının 0,8 seviyesine gerilediği ülkede ölümlerin doğumları üçe katladığı, nüfusun 2040 yılına kadar 25 milyona düşebileceği öngörülüyor.

İngiliz The Economist dergisi, seferberlik, çatışma kaynaklı kayıplar ve belirsizliğin Ukrayna’yı demografik çöküş tehdidiyle karşı karşıya bıraktığını yazdı.

Derginin verilerine göre Ukrayna’da doğurganlık oranı 2020 yılındaki kadın başına 1,2 çocuk seviyesinden 0,8-0,9 aralığına geriledi.

Söz konusu oran, Güney Kore haricindeki tüm büyük ülkelerden daha düşük bir seviyeye işaret ediyor.

Ukrayna’da 2026 yılının ilk yarısında hayatını kaybedenlerin sayısı, yeni doğanların sayısının üç katını aştı.

Haberde, bağımsızlığın kazanıldığı 1991 yılından bu yana ülkede doğum sayısının her yıl ölüm sayısının gerisinde kaldığı kaydedildi.

The Economist, devam eden çatışmaların etkisiyle ülkedeki demografik çöküşün “varoluşsal bir tehdit” oluşturduğunu vurguladı.

Dergi, nüfus kaybının temel nedeni olarak kitlesel mülteci göçünü gösterdi.

5 milyonu aşkın Ukraynalı çoğunluğu Avrupa’da olmak üzere yurt dışında yaşıyor.

Ülkeden ayrılanlar arasında geri dönmek isteyenlerin oranı da giderek azalıyor.

Ekonomik Strateji Merkezi (CES) verilerine göre geri dönmek isteyenlerin oranı 2022 yılındaki yüzde 74 seviyesinden yüzde 43’e düştü.

Mültecilerin çoğunluğunun Ukraynalı çocuklar ile 44 yaş altı kadınlardan oluşması demografik tabloyu daha da ağırlaştırıyor.

Kiev yönetimi demografik düşüşü hafifletmek amacıyla 25 yaş altındaki erkekleri seferberlikten muaf tutma kararı aldı.

Dergi, buna karşın gençlerin birçoğunun ülkeyi terk ettiğini, kalanların ise aile kurmayı planlamadığını aktardı.

Haberde yer verilen tahminlere göre çatışmalar önümüzdeki yıllarda sona erse dahi Ukrayna’yı en iyi senaryoda yalnızca nüfussuzlaşmanın yavaşlaması bekliyor.

Ukrayna merkezli düşünce kuruluşu Frontier Institute uzmanı Olga Duhniç, 1990’lar ve 2000’lerde doğan kuşağın Ukrayna’nın modern tarihindeki en az nüfuslu nesil olduğunu, bu nedenle ülkenin çatışma sonrasında bir doğum patlaması bekleyemeyeceğini belirtti.

Birleşmiş Milletler (BM), önümüzdeki yirmi yıl boyunca Ukrayna nüfusunun her yıl yüzde 0,7 ila 0,9 oranında azalacağını öngörüyor.

Bu projeksiyona göre Ukrayna nüfusu 2040 yılına gelindiğinde yaklaşık 25 milyona gerileyecek.

Çatışmaların uzaması durumunda ise insanların çocuk sahibi olma planlarından vazgeçebileceği ve krizin daha da derinleşeceği tahmin ediliyor.

Kiev yönetimi, 25 yaş altı erkekleri seferberlikten muaf tutmanın yanı sıra doğum oranlarını yükseltmek amacıyla çeşitli destek paketleri devreye sokuyor.

Ülkede kabul edilen yasa kapsamında çocuk sahibi olan ebeveynlere 50 bin grivna (yaklaşık 1,1 bin dolar) tutarında doğrudan ödeme yapılıyor.

Ebeveynlere ayrıca ilk yıl boyunca her ay 7 bin grivna ödeniyor.

Diğer devlet programlarıyla çocuk bakım masraflarına katkı sağlanırken Ukraynalı askerlere yumurta ve sperm hücrelerini ücretsiz dondurma imkânı tanınıyor.

Ukrayna Sosyal Politika Bakanı Denis Ulyutin, mayıs ayında Livıy Bereg yayın organına yaptığı açıklamada hükümetin kontrolündeki topraklarda yaklaşık 22-25 milyon kişinin yaşadığını söylemişti.

Ulyutin mevcut tabloyu “Bu bir felaket” sözleriyle nitelendirmişti.

Demografi ve Yaşam Kalitesi Araştırmaları Enstitüsü Müdürü Ella Libanova ise aynı dönemde nüfusun 29 milyon olduğunu tahmin etmişti.

Libanova, 2025 yılında 30 milyon olan nüfustaki sert düşüşü yüksek ölüm oranları ve demografik krizle gerekçelendirmişti.

Libanova ekim ayında yaptığı açıklamada Ukrayna nüfusunun 28,5 milyona gerilediğini duyurdu.

Enstitü Müdürü Libanova, “Nüfus şimdiden 28,5 milyon seviyesinde, yarım milyon insan kaybettik. Kaybettik ancak çok şükür bu durum can kayıplarından ziyade yine de göçten kaynaklandı” ifadelerini kullandı.

Okumaya Devam Et

Diplomasi

Avustralya’da “AUKUS’tan ayrılalım” sesleri yükseliyor

Yayınlanma

Eski bir Avustralya İşçi Partisi milletvekili ve savunma bakanı tarafından düzenlenen AUKUS soruşturması, Avustralya hükümetinden bu ortaklıktan vazgeçmesini talep etti.

İncelemede AUKUS, ülkenin şimdiye kadar aldığı “en kötü, en riskli ve en maliyetli savunma kararı” olarak nitelendiriliyor.

Eski bakan ve rock müzisyeni Peter Garrett, Avustralya İşçi Partisi hükümetinin eski “merkez sağ” Başbakan Scott Morrison’dan devraldığı ve hiçbir zaman parlamento denetimine tabi tutulmadığı için kamuoyunun eleştirisine maruz kalan anlaşma üzerine tartışmayı kolaylaştırmak amacıyla Haziran ayında bu incelemenin başlatılmasına yardımcı oldu.

Soruşturma, Avustralya, Birleşik Krallık ve ABD arasındaki üçlü ortaklık hakkında kamuoyunda bir tartışma ortamı yaratma fırsatı olarak kendini tanımlıyor.

Fakat proje, mevcut federal hükümetten hiçbir politikacının katılımını sağlayamadı. Garrett, organizatörlerin hükümetin bunun yerine “bize orta parmak göstermeyi tercih ettiğini” düşündüklerini söyledi.

Garrett, 4 Kasım’da Ulusal Basın Kulübü’nde yaptığı konuşmada şunları söyledi:

“AUKUS’a karşı ilk etapta en büyük itirazım, herhangi bir tartışma yapılmamış olmasıydı. Yani, ben, önemli konuların tartışılmasında hararetli tartışmaların olağan bir parçası olduğu ya da olması gerektiği bir siyasi partinin üyesiyim.”

Mayıs ayında Amerika Birleşik Devletleri Araştırma Merkezi tarafından yapılan bir ankette, Avustralyalıların yaklaşık yarısının nükleer enerjili denizaltılara sahip olmanın iyi bir fikir olduğuna inandığı (%48) ortaya çıkarken, Avustralya hükümetinin AUKUS’un gerekçesini yeterince açıkladığını düşünenlerin oranı sadece %23’tü.

Soruşturma raporu, Avustralya hükümetine, yüksek oranda zenginleştirilmiş uranyumla çalışan nükleer enerjili denizaltıları satın alma anlaşmasından çekilmesini ve Collins sınıfı denizaltılarının ömrünü uzatma seçeneklerini değerlendirmesini tavsiye etti.

Raporda ayrıca, savunma kapasitelerinin geliştirilmesine odaklanan ikinci ayağın da iptal edilmesi ve Avustralya’nın bu çalışmaları AUKUS dışında yürütmesi çağrısında bulunuldu.

Komisyon üyeleri ayrıca, AUKUS hakkında bir kraliyet komisyonu kurulmasını talep ettiler. Bu, gizli devlet kurumlarından delil ve tanık çağırma yetkisine sahip kapsamlı ve bağımsız bir soruşturma olacak.

Temmuz 1998’den Temmuz 2002’ye kadar savunma bakanı olarak görev yapan Chris Barrie, “AUKUS denizaltı planı savunulamaz” dedi ve şöyle devam etti:

“Hükümetimizin bu konuda öncülük etme zamanı geldi: AUKUS denizaltı planını derhal rafa kaldırmalı ve ulusal güvenlik karar alma süreçlerini yeniden yapılandırmalıdır.”

Raporda, Avustralya’nın “ulusal egemenliğini ve bağımsızlığını vurgulamak amacıyla” ABD ile olan ittifakını “yeniden ayarlaması” öneriliyor:

“Son dönemde ABD’nin karar alma sürecini karakterize eden tutarsızlık ve mevcut uluslararası hukukun hızla terk edilmesi, küresel belirsizliğe ve istikrarsızlığa önemli ölçüde katkıda bulunuyor.”

Raporda, ABD’nin Perth yakınlarındaki ek bir üsse erişimine izin vermenin “egemenliğimizi ve kontrolümüzü daha da tehlikeye attığı ve savaş durumunda Avustralya’nın hedef alınma olasılığını artırdığı” belirtiliyor.

AUKUS’un feshedilmesinin Avustralya’nın ABD ile ilişkileri için felaket olup olmayacağı sorulduğunda Barrie, “ABD’deki AUKUS coşkusunun göründüğü kadar somut olduğuna inanmadığını” söyledi:

“Bence bu, tabiri caizse, ABD’nin omuzlarındaki yükü hafifletecektir çünkü… O üç Virginia sınıfı denizaltının kullanıma sunulmasının hiçbir yolunu göremiyorum.”

ABD şu anda kendi ihtiyaçları için yeterli sayıda denizaltı veya askeri teçhizat üretmekte zorlanıyor.

Bu durum, önde gelen Kongre üyelerinin, Avustralya yeni SSN AUKUS sınıfı denizaltıları inşa edebilecek duruma gelene kadar ABD’nin Virginia sınıfı denizaltılardan vazgeçip vazgeçemeyeceğini sorgulamasına yol açıyor.

Avustralya’da ise tartışmalar, nükleer denizaltıları kabul etmenin Avustralya’yı Tayvan konusunda Çin ile çatışmaya sürükleyip sürüklemeyeceği ve Avustralya’nın bu denizaltıları ABD’den bağımsız olarak ve ön koşul olmaksızın işletebileceği üzerine odaklanıyor.

Bir hükümet sözcüsü, İşçi Partisi’nin AUKUS’u hayata geçireceğini ve anlaşmanın önümüzdeki 30 yıl içinde sanayi, Avustralya Savunma Kuvvetleri ve kamu hizmetlerinde yaklaşık 20.000 iş yaratacağını söyledi.

“AUKUS, ülkemizi, çıkarlarımızı ve güvenliğimizi korumaya yönelik Albanese Hükümeti’nin ulusal güvenlik politikasının temel direğidir. 2026 Ulusal Savunma Stratejisi’nin de yeniden teyit ettiği gibi, İkinci Dünya Savaşı’ndan bu yana en zorlu stratejik koşullarla karşı karşıyayız ve bunu, Avustralya’nın dünya ile iktisadi bağlarının hiç olmadığı kadar güçlü olduğu bir dönemde yaşıyoruz.”

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English