Bizi Takip Edin

Amerika

OpenAI çalışanı gizli kayıt girişimi suçlamasıyla tutuklandı

Yayınlanma

ABD’de OpenAI yönetiminin görüşmelerini gizlice kaydetmeye çalışmakla suçlanan Suudi Arabistan vatandaşı mühendis Abdulrahman Alfosan tutuklandı. Şirketin toplantı salonunda gizli kayıt cihazı tespit edilirken 35 yaşındaki şüphelinin beş yıla kadar hapis ve 250 bin dolara kadar para cezası alabileceği açıklandı.

ABD’de yapay zeka şirketi OpenAI’ın üst düzey yöneticilerinin görüşmelerini gizlice kaydetmeye çalıştığı iddia edilen şirket çalışanı tutuklandı.

Temmuz 2025’ten bu yana OpenAI’da mühendis olarak çalışan 35 yaşındaki Suudi Arabistan vatandaşı Abdulrahman Alfosan, şirket yönetiminin görüşmelerini kayda almakla suçlanıyor.

ABD Adalet Bakanlığı Halkla İlişkiler Dairesinin açıklamasına göre, eylül ayının sonlarında şirketin ofisindeki toplantı salonunda, televizyonun arkasına gizlenmiş ses kayıt cihazı tespit edildi.

Soruşturma kapsamında Alfosan’ın şirket içindeki bazı alanlara izinsiz girdiği, kayıt cihazını yapılandırmak ve verileri şifrelemek için sohbet botlarından yararlandığı belirlendi. Şüphelinin üzerinde daha sonra ikinci kayıt cihazı ele geçirildi.

Alfosan, suçlu bulunması halinde beş yıla kadar hapis ve 250 bin dolara kadar para cezasıyla karşı karşıya kalabilir.

ABD makamları, olayı ulusal güvenliğe yönelik tehdit olarak nitelendirdi. Yetkililer, Amerikan teknolojik yeniliklerinin endüstriyel casusluğa karşı korunmasının önemine dikkat çekti.

OpenAI, bilgi hırsızlığına ilişkin kanıt tespit edilmediğini açıkladı

OpenAI da sosyal medya platformu X üzerinden yaptığı açıklamada, ofislerinden birinde gelişmiş kayıt cihazı tespit edildiğini doğruladı.

Şirketin açıklamasında, “Ofislerimizden birinde gizlenmiş gelişmiş kayıt cihazı tespit ettik. Modellerimizi kullanarak cihazı ve kaynağını belirledik. Böylece cihazın birkaç gün önce belirli bir çalışan tarafından yerleştirildiğini ortaya çıkardık” ifadeleri kullanıldı.

OpenAI, mevcut aşamada Alfosan’ın herhangi bir bilgiyi çaldığına işaret eden kanıta rastlanmadığını da vurguladı.

Anthropic’in yapay zeka modeli polise yanlış ihbarda bulundu

Öte yandan 10 Ekim’de, yapay zeka şirketi Anthropic’in geliştirdiği modelin ABD’nin Philadelphia kentinde polise yanlış bilgi gönderdiği bildirilmişti.

Yapay zeka modeli, henüz aydınlatılamayan cinayetle ilgili olası tanığa ilişkin gerçeği yansıtmayan bilgileri Philadelphia Polis Teşkilatının internet sitesindeki çevrim içi form aracılığıyla iletti.

Ancak mesaj, istenmeyen posta klasörüne düştüğü için incelenmek üzere Suçlara Operasyonel Müdahale Merkezine aktarılmadı.

Amerika

ABD’de federal yargı, Beyaz Saray’ın medya yasağını durdurdu

Yayınlanma

ABD’de federal mahkeme, Başkan Trump’ın CNN, Politico ve MS NOW kuruluşlarına yönelik Beyaz Saray basın yasağını engelleyen tedbir kararını uzattı. Kararda, yönetiminin ulusal güvenlik savunması kanıt yetersizliği nedeniyle reddedildi ve daimi kart iptalinin anayasal hak ihlali oluşturduğu vurgulandı.

ABD’de bir federal mahkeme, Donald Trump yönetiminin CNN, Politico ve MS NOW basın kuruluşlarına yönelik Beyaz Saray yasağını geçici tedbir kararıyla uzattı.

Kararda, söz konusu kuruluşların Beyaz Saray daimi basın kartlarının (hard badge) iptal edilmesinin anayasal hakları ihlal ettiği değerlendirmesine yer verildi.

Trump tarafından göreve atanan ABD Bölge Yargıcı Timothy Kelly, gece geç saatlerde yayımladığı ihtiyati tedbir kararında, açılan dava devam ettiği müddetçe mevcut durumun korunması gerektiğini kaydetti.

Yargıç Kelly, Beyaz Saray’a erişimi engellenen üç yayın kuruluşunun, Trump yönetiminin “bakış açısı ayrımcılığı” ve “misilleme” yaptığı yönündeki iddialarında haklı çıkma ihtimalinin yüksek olduğunu belirtti.

Daha önce verdiği geçici uzaklaştırma kararına da atıfta bulunan Kelly, kuruluşlara yeterli adil yargılanma ve usul hakkının tanınmadığını yineledi.

Kelly karar metninde, “Başkan Trump’ın davacıları Beyaz Saray basın alanına erişimden men etme gerekçesinin, bu kurumların kendisine ve yönetimine yönelik haberlerini genellikle hatalı ve taraflı bulması olduğu anlaşılıyor” tespitini yaptı.

Yargıç ayrıca, “En yalın ifadeyle bu durum, hukuka aykırı bir görüş ayrımcılığıdır” değerlendirmesinde bulundu.

Yargıç Kelly: “Ulusal güvenlik gerekçesi kanıtlanamadı”

Üç medya kuruluşu, geçen ay Beyaz Saray yerleşkesine girişlerinin engellenmesinin ardından yönetime dava açmıştı.

Kuruluşların avukatları, erişim kısıtlamasının Trump aleyhindeki haberleri cezalandırma amacıyla planlandığını savundu.

Avukatlar bu görüşe dayanak olarak, Trump’ın kararı tek tek haberlere değil, genel olumsuz yayın çizgisine dayandırdığı yönündeki ifadelerini mahkemeye delil sundu.

ABD Adalet Bakanlığı ise basın kısıtlamasının ulusal güvenlik gerekçeleriyle alındığını öne sürdü. Yönetim ayrıca isimsiz kaynak kullanımını eleştirerek medya kuruluşlarını “yalan haber” yapmakla suçladı.

Buna karşılık Yargıç Kelly, ulusal güvenliğin karardaki temel etken olduğu savını kabul etmedi.

Kelly, dosyada Başkan Trump’ın daimi basın kartlarını en baştan itibaren ulusal güvenlik gerekçesiyle iptal ettiğine veya bu kararın gerekçesi olarak doğrudan ulusal güvenliği gösterdiğine dair hiçbir kanıtın yer almadığını kaydetti.

Kelly, salı günkü kararının “Başkan Trump’ın medyadaki haberlerin doğruluğu ve adilliği konusundaki endişelerinin temelsiz olduğu” ya da hükümetin “gizli bilgilerin hukuka aykırı şekilde ifşa edilmesi durumunda ulusal güvenliği koruma amacıyla adım atamayacağı” şeklinde yorumlanmaması gerektiği uyarısını da yaptı.

Basın havuzu boykotuna teftiş adımı

Kuruluşların avukatı Ted Boutrous yaptığı açıklamada, “Bu yasağın müvekkillerimize, Birinci Değişiklik’e ve bir bütün olarak kamuoyuna verdiği zarar çok derin. Mahkeme, öngörülebilir bir gelecekte Beyaz Saray’ın özgür basına yönelik bu anayasaya aykırı yasağını uygulamasını engelleyerek doğru bir adım attı” ifadelerini kullandı.

Bu karar, Trump yönetiminin CNN, Politico ve MS NOW’ın erişimini derhal eski haline getirmesini hükme bağlayan geçici tedbirin ardından Yargıç Kelly’nin aynı dosyada verdiği ikinci karar oldu.

Yargının adımı, Trump ile basın kuruluşları arasındaki gerilimin arttığı bir dönemde açıklandı.

Adalet Bakanlığı, yasak kararının ardından Beyaz Saray basın havuzu yayınlarını geçici olarak durduran beş büyük televizyon kanalı hakkında hafta sonu antitröst incelemesi başlatıldığını duyurdu.

Okumaya Devam Et

Amerika

Fukuyama: Rubio benden alıntı yapmış ama pek anlamamış

Yayınlanma

Francis Fukuyama, ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio’nun Atina’da yaptığı konuşmayı eleştirerek, bakanın kendisini pek anlamadığını iddia etti.

Atina’da Akropolis yakınlarındaki bir tepe olan Pniks’te 7 Ekim’de bir konuşma yapan Rubio, konuşmasının merkezinde Batı medeniyetinin temel değeri olarak thymos’tan bahsetmiş ve bu medeniyetinin “çöküş riski ile” karşı karşıya olduğunu ileri sürmüştü.

Dünyanın bir “dönüm noktasında” olduğunu söyleyen Rubio, özellikle de Avrupa’daki ülkeleri “antik Yunan değerlerine geri dönmeye” ve “bu tehditlerle birlikte yüzleşmek için kurumlarımızı ve ittifaklarımızı yeniden inşa etmeye” çağırmıştı.

“Avrupa’nın uzun uykusundan uyanabileceğine ve binlerce yıl önce burada yanan ateşi yeniden alevlendirebileceğine inanıyoruz,” deyip işbirliğinden bahseden Rubio, “ülkelerin ortak çıkarlarını tanımak için kendine özgü kimliklerinden vazgeçmelerine gerek olmadığını” da belirtmişti.

Bakan, “Eski Yunanlıların thumos [aslında thymos] olarak adlandırdığı şey –tutkunun ateşi, güç, cesaret, gurur– büyük medeniyetlerin kalbidir. Peki ya bu olmadan? Bu olmadan, uluslar mücadele etme, çabalamaya devam etme ve hayatta kalma iradelerini yitirirler,” demişti.

Fukuyama, 1992 yılında yayımladığı Tarihin Sonu ve Son İnsan adlı kitabında thymos kavramından oldukça ayrıntılı bir şekilde bahsettiğini ve yeni anı kitabı Son İnsanın Diyarında’da bu konuya yeniden değindiğini hatırlattı.

Gurur, azim, tanınma arzusu olarak thymos’un Batı medeniyeti için gerçekten de önemli olduğunu kabul eden Fukuyama, “Fakat Rubio’nun bu kavramla ilgili anlayışı oldukça sınırlı ve bunun nasıl iki ucu keskin bir kılıç olduğunu kavrayamıyor,” diye yazdı.

Thymos’un yalnızca Batı medeniyetinin değil, siyasetin tamamının da özünü oluşturduğunun altını çizen siyaset bilimci şu iddialarda bulundu ve Hegelci efendi-köle diyalektiğini hatırlattı:

“İlk insan toplulukları arasındaki ilk kanlı savaş, egemenlik ve tanınma arzusu ile kişinin hayatını tehlikeye atmaya hazır olmasıyla tetiklenmiştir. Bu egemenlik mücadelesi, hiçbir tarafın tam olarak tatmin olmadığı bir efendiler ve köleler toplumuna yol açar; köle bariz nedenlerden ötürü tatmin olmaz fakat efendi de sadece bir köle tarafından tanındığı için tatmin olmaz. Bu sorunun çözümü, tüm insanların karşılıklı ve eşit bir şekilde tanınmasına dayanan bir toplumun ortaya çıkmasıyla birlikte tarihsel zaman içinde şekillenir. Böyle bir toplum, ilk kez Fransız Devrimi’ndeki İnsan ve Vatandaş Hakları Bildirgesi’nde ve ABD Anayasası’nın Haklar Bildirgesi’nde dile getirilmiştir. Her ikisi de, Tanrı’nın huzurunda tüm insanların evrensel eşitliği gibi temel bir Hıristiyan fikrine dayanır. Liberal toplumlar, temel insan haklarını tanıyarak ve koruyarak onurun eşitliğini kabul ederler.”

Tarihin Sonu ve Son İnsan adlı kitabımda icat ettiği isothymia ve megalothymia terimlerine işaret eden Fukuyama, isothymia’yı eşit tanınma arzusu olarak tanımladı ve bunun “her türlü modern demokrasinin temelini” oluşturduğunu yazdı.

Günümüzün kutuplaşmış siyasetinin isothymia tarafından yönlendirildiğini vurgulayan yazar, “marjinalleştirilmiş grupların eşit tanınma talebine dayanan sol kimlik siyaseti ve beyazların ya da Hıristiyanların mağduriyetine dayanan bir sağ versiyonuna” işaret etti.

Buna karşılık, megalothymia’yı “iki yüzlü” (Janus-faced) olarak tanımlayan Fukuyama şöyle dedi:

“Hem insanlığın ilerlemesinin kaynağı olabilir, hem de insan toplumlarının katlanmak zorunda kaldığı en büyük suçların ve zulümlerin kaynağı olabilir. Bakan Rubio’nun, diğer insanlardan daha iyi olma çabasının sanat, spor, ekonomi veya siyasetteki tüm insani mükemmelliklerin kaynağı olduğu yönündeki görüşü doğru. Fakat diğer insanlardan daha iyi olma arzusu, egemenliğe, zulme ve tarif edilemez suçlara yol açabilir. George Washington, Abraham Lincoln ve Winston Churchill açıkça megalothymia tarafından yönlendirilmişlerdi ama Hitler, Stalin ve Pol Pot da öyle.”

ABD’li yazar, 1992 yılında Tarihin Sonu ve Son İnsan kitabında Donald Trump hakkında yazdığını belirtti:

“O zamanlar megalothymia için olumlu çıkış yolları arıyordum ve kapitalist bir ekonominin hakimiyet arzusunu hafifletip bunu iş dünyasına yönlendireceğini savunmuştum. On yıllar sonra Donald Trump’ın sadece zengin olmakla yetinmeyeceğini, aynı zamanda siyasi iktidarı da isteyeceğini hiç tahmin etmemiştim.”

Trump’ı “sınır tanımayan megalothymia’nın mükemmel bir örneği” olarak nitelendiren Fukuyama, Rubio’nun “patronunun gözüne girmek istemesi”nin, onu gerçeği “bir simit gibi bükmeye ittiğini” savundu:

“Ortak değerlere dayalı bir ABD-Avrupa ittifakından bahsediyor; fakat Vladimir Putin ve Xi Jinping’i diğer demokratik ülkelerin liderlerinden açıkça çok daha fazla takdir eden bir başkanın varlığını görmezden geliyor. Batı medeniyetinin yarattığı bilim ve teknolojinin harikalarından söz ediyor; oysa kendi yönetimi, bilimsel araştırmalara ayrılan fonları her alanda kesiyor. Grönland konusunda varılan anlaşmayı övüyor, ancak burayı Danimarka’dan elinden almak istediğinden hiç bahsetmiyor.”

Bakan Rubio’nun thymos’u, bunun hangi amaçlara yöneltildiğine bakmaksızın övdüğüne işaret eden Fukuyama, “Alcibiades’i ve Atinalıları felaketle sonuçlanan Sicilya Seferi’ne sürükleyen şeyin, megalothymia’nın aşırıya kaçması olduğunu hatırlaması yerinde olur; Thukydides’in de açıkladığı üzere, bu sefer Peloponnesos Savaşı’ndaki yenilgilerinin başlangıcı olmuştu,” dedi.

Bakanı ayrıca Bağımsızlık Bildirgesi’ndeki “Bütün insanlar eşit yaratılmıştır,” sözünü hatırlamaya davet eden Fukuyama, “On yıllardır Amerikan dış politikasının temelini oluşturan, büyük şahsiyetlerin yüceltilmesi değil, işte bu insan eşitliği ilkesidir. Kurucu Babalar ve onlardan sonraki pek çok nesil Amerikalı, hayatlarını, servetlerini ve kutsal onurlarını feda etmeye yemin ettikleri ilke işte budur,” diyerek yorumunu bitirdi.

Okumaya Devam Et

Amerika

ABD’nin tekne saldırıları küresel kokain ticaretini durduramadı

Yayınlanma

ABD ordusunun uyuşturucu kaçakçılığında kullanıldığı şüphesiyle teknelere düzenlediği saldırılara rağmen küresel kokain ticareti büyümeye devam ediyor. Son 13 ayda 70’ten fazla teknenin imha edildiği operasyonlarda yaklaşık 240 kişi hayatını kaybederken Kolombiya’daki yıllık kokain üretimi 3 bin 300 tonu aştı.

ABD’nin uyuşturucu kaçakçılığında kullanıldığı şüphesiyle teknelere düzenlediği hava saldırıları, küresel kokain ticaretindeki artışı durduramadı.

The Wall Street Journal’ın (WSJ) haberine göre, kaçakçılar sevkiyat güzergahlarını ve taşıma yöntemlerini değiştirirken Kolombiya’daki kokain üretimi tarihin en yüksek düzeyine ulaştı.

ABD ve Avrupa’da kokainin fiyatı düşerken uyuşturucuya erişim kolaylaştı. Arz fazlası nedeniyle piyasaya sürülen kokainin saflık oranı da yüksek seyretmeye devam ediyor.

ABD ordusu son 13 ayda uyuşturucu taşıdığından şüphelenilen 70’ten fazla tekneyi imha etti. Saldırılarda yaklaşık 240 mürettebat hayatını kaybetti. ABD’li yetkililere göre operasyonlar sonucunda suç örgütleri 1,5 milyar dolar değerinde kokain kaybetti.

ABD Başkanı Donald Trump, deniz yoluyla ülkeye ulaşan uyuşturucu miktarının yüzde 97 azaldığını öne sürdü.

Trump, “Geriye kalan yüzde 3’ün kim olduğunu anlamaya çalışıyoruz çünkü bunlar yeryüzündeki en cesur insanlar” dedi.

Kolombiya’da kokain üretimi rekor düzeye ulaştı

Uzmanlar ise dünya kokain üretiminin yaklaşık yüzde 70’ini karşılayan Kolombiya’dan büyük miktarlarda uyuşturucu sevkiyatının sürdüğüne dikkat çekiyor.

Bogota’daki Rosario Üniversitesi’nde uyuşturucu ticaretini araştıran eski polis müfettişi Erwin Norsa, “Tekneler gidip gelmeye devam ediyor. Pasifik Okyanusu uçsuz bucaksız” ifadelerini kullandı.

Birleşmiş Milletler (BM) araştırmacılarının verilerine göre Kolombiya’daki kokain üretimi daha önce görülmemiş düzeye yükseldi. Yasa dışı laboratuvarlarda yılda 3 bin 300 tondan fazla kokain üretilirken ülkedeki silahlı grupların mensup sayısı son dört yılda neredeyse iki katına çıkarak 28 bine ulaştı.

Kaçakçılar yeni güzergahlara ve taşıma yöntemlerine yöneldi

WSJ’nin haberine göre kaçakçılar, ABD’nin hava saldırılarından kaçınmak amacıyla sürat tekneleri yerine kuru yük gemileri, konteyner gemileri, balıkçı tekneleri ve denizaltıya benzeyen araçlar kullanmaya başladı.

Uyuşturucu sevkiyatları büyük limanlardan küçük limanlara kaydırılırken Atlantik Okyanusu’na ulaşmak için Amazon bölgesinin nehir ağı da kullanılmaya başlandı. Guyana ve Surinam yeni aktarma merkezlerine dönüşürken Venezuela uyuşturucu sevkiyatının başlıca çıkış noktalarından biri olmayı sürdürüyor.

Kokain fiyatları düşerken saflık oranı yüksek seyrediyor

Küresel piyasadaki arz fazlası kokain fiyatlarında belirgin düşüşe yol açtı. Miami’de daha önce kilogram başına 22 bin ila 25 bin dolar arasında değişen toptan kokain fiyatı, yaz aylarında yaklaşık 16 bin 500 dolara geriledi.

Avrupa’nın bazı kentlerinde ise kilogram fiyatı 45 bin dolardan 16 bin dolara kadar düştü. WSJ’ye göre ABD ve Avrupa piyasalarındaki kokainin saflık oranı son derece yüksek seyrediyor ve kimi zaman yüzde 98’e ulaşıyor.

ABD’nin uyuşturucu taşıdığından şüphelenilen teknelere yönelik saldırılarının ülkeye kokain sevkiyatını azaltmadığını The Washington Post (WP) gazetesi de daha önce gündeme getirmişti. Gazete, ABD Uyuşturucuyla Mücadele Dairesinin (DEA) analizine dayanarak saldırıların ne uyuşturucu arzını ne de fiyatları etkilediğini aktarmıştı.

Pentagon operasyonun amacını uyuşturucu terörüyle mücadele olarak açıkladı

ABD Savunma Bakanı Pete Hegseth, uyuşturucu teröristleriyle mücadele amacıyla başlatılan “Güney Mızrağı” operasyonunu duyururken harekatın ABD Güney Komutanlığı ve müşterek görev gücünün yönetiminde yürütüleceğini açıklamıştı.

Hegseth, operasyonun ABD’yi korumayı, “uyuşturucu teröristlerini” etkisiz hale getirmeyi ve uyuşturucu kaçakçılığıyla mücadele etmeyi amaçladığını belirtmişti. Batı Yarımküre’yi ABD’nin sorumluluk alanı olarak nitelendiren Hegseth, ülkesinin bu bölgeyi korumakta kararlı olduğunu da söylemişti.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English