Diplomasi

Papa ve Kiliseden savaş karşıtı sesler yükseliyor

Yayınlanma

Papa Leo, Donald Trump’ın İran’da başlattığı savaşı “tüm insanlık ailesi için bir skandal” olarak nitelendirdi.

Vatikan ve Katolik Kilisesi, ABD-İsrail’in İran’a karşı başlattığı savaş, Peter Thiel’in Roma’da verdiği “Deccal dersleri” ve Küba’ya karşı uygulanan abluka nedenile “MAGA” hareketi ve Trump ile örtülü bir mücadele içerisinde.

Geçen ay, başta JD Vance olmak üzere çok sayıda muhafazakâr siyasetçinin destekçilerinden Palantir kurucusu Peter Thiel, Deccal ve kıyametle ilgili son derece gizli ama bir o kadar da tanınmış konferanslarını vermek üzere Avrupa’daydı.

Financial Times’tan (FT) Mattia Ferraresi’ya göre Katolik dünyası onu pek hoş karşılamadı. Katolik din adamları, Palantir’in kurucu ortağını dinlenmeye değer sıra dışı bir Hıristiyan olarak değil, dışlanması gereken tehlikeli bir mürted olarak gördüler.

Katolik basın, onu “çarpık bir siyasi teolojiyi savunan kötü niyetli bir sahte düşünür” olarak eleştirdi ve papalık üniversitesinden bir teolog, Thiel’in kendisinin Deccal olabileceğini öne sürdü.

Thiel’in konuşmaları, Deccal’ın teknolojik ilerlemeyi yavaşlatmaya çalışacağını ve insan inovasyonunu düzenlemeler ve ahlaki kısıtlamalarla zincirleyeceğini ima ediyor.

Papa XIV. Leo da teknolojik gelişme ve yapay zeka konusuna büyük ilgi gösteriyor. “Magnifica Humanitas” başlıklı bir papalık genelgesi yakında yayınlanacak ve insan doğası ile teknolojiyle olan ilişkisine dair Katolik vizyonu üzerine bir değerlendirme sunacak.

JD Vance, Thiel’in bir konferansına katıldıktan sonra Katolik Kilisesi’ne yönelmişti. Dışişleri Bakanı Marco Rubio ile birlikte Vance, yakın tarihteki hiçbir yönetimden daha fazla Kilise öğretileriyle çatışma halinde olabilecek bir yönetimi yöneten en önde gelen Katolikler arasında yer alıyor.

MAGA-Papa gerilimi alttan alta yükseliyor

Leo’dan ateşkes çağrısı

Geçen hafta Papa Leo, bir grup gazeteciye seslendi. Papa mesajında, “Ateşkes çağrısını yinelemek istiyorum; barış için çalışmak, ama silahlarla değil, diyalog yoluyla, herkes için gerçek bir çözüm arayışıyla,” dedi.

Bu, yirmi beş gün içinde papa ve Vatikan’ın İran savaşının sona ermesi için kamuoyuna yaptığı en az on ikinci çağrıydı.

28 Şubat’tan beri Leo, Angelus konuşmaları, papalık kabulleri, Roma cemaatlerindeki vaazlar, aylık dua videosu, havayolu yöneticileri ve askeri papazlara yaptığı açıklamalar ve Dışişleri Bakanı ile Kudüs Latin Patriği aracılığıyla iletilen mesajlar aracılığıyla savaş karşıtı mesajlar veriyor.

Leo ayrıca, “Nefret artıyor ve şiddet giderek daha da kötüye gidiyor. Bir milyondan fazla insan yerinden edildi ve çok sayıda ölü var,” dedi.

Papa, geçen ayki Angelus duasında, “Bombaların gürültüsünün kesilmesi, silahların susması ve halkların seslerinin duyulabileceği bir diyalog ortamı açılması için Rabbe alçakgönüllü dualarımızı sunalım,” demişti.

Vatikan Dışişleri Bakanı ‘önleyici savaş’ doktrinini eleştirdi

Kutsal Makam geleneksel olarak diplomatik tarafsızlığını korusa da Vatikan Dışişleri Bakanı Kardinal Pietro Parolin de açıkça ABD’yi eleştirdi.

Parolin Vatican Media’ya şunları söylemişti:

“Eğer devletlerin, kendi kriterlerine göre ve ulusüstü bir yasal çerçeve olmaksızın ‘önleyici savaş’ yapma hakkına sahip olduğu kabul edilirse, tüm dünya alevler içinde kalma riskiyle karşı karşıya kalır. Uluslararası hukukun bu şekilde aşınması gerçekten endişe verici: adalet, güce yol açtı; hukukun gücü, barışın ancak düşman yok edildikten sonra sağlanabileceği inancıyla, gücün hukukuna yerini bıraktı.”

Beyaz Saray ise Leo’nun çağrılarından rahatsız. Başkan Trump 20 Mart’ta EWTN’e yaptığı açıklamada, papanın barış tavsiyesiyle ilgilenmediğini söyledi.

İki gün sonra Leo’nun son açıklamaları sorulduğunda Trump daha açık sözlü biçimde, “ateşkes istemediğini” vurguladı.

Thiel, “Deccal dersleri”ne Roma’da devam ediyor

ABD’li kardinaller daha açık sözlü: “İran’a karşı savaş ahlaki açıdan meşru değil”

Washington DC Başpiskoposu Kardinal Robert W. McElroy da ABD-İsrail’in İran’a karşı savaşının “ahlaki açıdan meşru olmadığını” belirterek, savaşın sona ermesi yönündeki daha ılımlı çağrılarda bulunan Papa’nın ötesine geçti.

Geçen ay Catholic Standard gazetesine verdiği röportajda McElroy şunları söyledi:

“Adil neden kriteri karşılanmamaktadır; zira ülkemiz, İran’ın mevcut ya da yakın ve nesnel olarak doğrulanabilir bir saldırısına yanıt vermiyordu. Papa Benedict’in kategorik olarak belirttiği gibi, Katolik öğretisi önleyici savaşı, yani gelecekteki olaylara dair spekülasyonlarla gerekçelendirilen bir savaşı desteklemez. Önleyici savaş ahlaki olarak kabul edilecek olsaydı, savaşa girme gerekçesiyle ilgili tüm sınırlar aşırı tehlikeye atılmış olurdu.”

McElroy ayrıca, çatışmanın “doğru niyet kriterini” karşılamadığını savunarak, kendi görüşüne göre İran’daki savaşın en endişe verici unsurlardan birinin, ABD’nin hedeflerinin ve niyetlerinin “kesinlikle belirsiz olması.”

McElroy şöyle devam etti:

“(…) bunlar, İran’ın konvansiyonel ve nükleer silah potansiyelinin imhasından rejimin devrilmesine, demokratik bir hükümetin kurulmasına ve koşulsuz teslimiyete kadar uzanmaktadır. Net bir niyetiniz yoksa, adil savaş geleneğinin doğru niyet kriterini karşılayamazsınız.”

ABD’li kardinal, “Mevcut savaş çabamız, Katolik adil savaş öğretisine uymuyor; zira bu savaşın getireceği faydaların, yol açacağı zarardan daha ağır basacağı hiç de açık değil,” diye konuştu.

Kardinalin açıklamaları, Chicago Kardinali Blase J. Cupich’in daha önce, savaş görüntülerini aksiyon filmlerinden alıntılarla karıştıran Beyaz Saray’ın sosyal medyada paylaştığı bir videoyu kınayan bir bildiri yayınlamasının ardından gelmişti.

Cupich, “Gerçek ölümlerin ve gerçek acıların yaşandığı gerçek bir savaşın, sanki bir video oyunuymuş gibi ele alınması mide bulandırıcı,” diye yazmıştı.

Filistin’deki kiliseler “Hristiyan Siyonizmi”ni reddedince ABD tepki gösterdi

Kilise cemaatlerinde endişe artıyor

McElroy, verdiği röportajda, ABD ve İsrail’in İran’a saldırı başlatmasından bu yana, cemaat üyeleri arasında çatışmaya ilişkin “çok ciddi bir endişe” ile karşılaştığını söyledi:

“Neredeyse herkes, Hamaney rejiminin on yıllardır dünyaya terör yayan acımasız ve baskıcı bir hükümet olduğunu ve değiştirilmesi gerektiğini haklı olarak düşünüyor ama bu savaşın kontrolden çıkıp ABD’yi daha da derin bir şekilde içine çekeceğine dair büyük bir endişe var.”

Bazı cemaat üyelerinin kendisine orduda görev yapan çocukları için endişelendiklerini söylediklerini, diğerlerinin ise ABD’nin Irak’taki önceki savaşlarını ve “büyük Amerikan kayıplarına ve muazzam maliyetlere rağmen bu savaşların barış ya da birlik sağlamadığını” hatırlattıklarını ekledi.

Aynı zamanda McElroy, bazı cemaat üyelerinin “bu gerçeklere rağmen, şimdi ABD’nin İran’daki teokrasiyi sona erdirip daha dostane ve barışçıl bir hükümet kurmasının zamanı geldiğine” inandığını da belirtti.

McElroy, “Başpiskoposluğumuzdaki Katoliklerin barış ve bu çatışmanın derhal sona ermesi için dua etmelerinin hayati önem taşıdığına” inandığını söyledi ve şöyle devam etti:

“Vatandaşlar ve inananlar olarak, bu devam eden savaş hakkındaki tutumlarımızı siyasi temsilcilerimize bildirmeli ve çok sevdiğimiz bu ülkeye kendi rehberliğimizi sunmalıyız.”

Kardinal ayrıca “ailelerimizde, cemaatlerimizde ve topluluklarımızda endişeli olanları, Kutsal Ruh’un tesellisinin onlarla olacağı konusunda rahatlatmak gerektiğini” söyledi.

Kardinal şöyle devam etti:

“Son olarak ve en önemlisi, bu savaşın hedeften hedefe, stratejiden stratejiye savrulan uzun süreli bir çatışmaya dönüşmemesini sağlamalıyız. Savaş ve barışla ilgili en önemli Katolik öğretilerinden biri, ulusların savaşı mümkün olan en kısa sürede sona erdirme konusunda katı bir yükümlülüğü olduğu. Bu, savaşa girme kararının ahlaki açıdan meşru olmadığı durumlarda özellikle geçerli.”

Katolik sağ içinde İsrail çatlağı

ABD’deki “MAGA” yanlısı Katolik sağcılar arasındaki İsrail çatlağı son aylarda daha da görünür hale geldi.

Tartışma, Trump’ın Dini Özgürlükler Komitesi’nde yer alan eski Miss California Prejean Boller’in İsrail ve siyonizm konusunda bir tartışma başlatmasıyla patlak vermişti.

Şubat ayındaki bir Kongre oturumunda Prejean Boller, Yahudi tanıklara Siyonizmi benimsememeyi reddetmenin kendisini antisemitik yapıp yapmadığını, Yahudilerin İsa’nın çarmıha gerilmesinden sorumlu olduğuna inanmanın bağnazlık sayılıp sayılmadığını sormuştu.

Komisyon başkanlığını yürüten Teksas Vali Yardımcısı Dan Patrick, onun görevden alınmasını bir nezaket meselesi olarak nitelendirmişve  hiçbir komisyon üyesinin “kendi kişisel ve siyasi gündemleri uğruna bir oturumu ele geçirme” hakkı olmadığını belirtmişti.

Başkanlık Personel Ofisi mart ayında konuyu takip ederek görevden alınma kararını resmileştirdi.

Fakat yakın zamanda, Katolik sağın “en ihtiyatlı diplomatı” sayılan Winona-Rochester Piskoposu Robert Barron, Boller’a doğrudan seslendi ve “O, dini inançları nedeniyle işten çıkarılmadı, aksine, geçen ay Komisyon toplantısındaki davranışları nedeniyle işten çıkarıldı: tanıkları sindirmeye çalışması, kendi görüşünü agresif bir şekilde dayatması, toplantıyı kendi siyasi amaçları için ele geçirmesi,” diye yazdı.

Barron, Boller’ın dini zulüm iddiasını “saçma” ve “mantıksız” olarak nitelendirdi ve ayrıca Siyonizm konusunda Katoliklerin gerçek tutumunu şöyle açıkladı: “antisemitizme karşı kesin bir muhalefet, İsrail’in var olma hakkının kabulü, fakat aynı zamanda Yahudi devletinin ‘eleştiriye kapalı olmadığı’nın da kabulü.”

Prejean Boller ise X’te paylaştığı bir gönderide, Barron’u “özelde bir şey, kamuoyunda başka bir şey söylemekle” suçladı ve aslında kendisinin İsrail hakkındaki görüşlerini benimsediğini öne sürdü.

Daha sonra, ülkedeki en önde gelen Katolik din adamı ve Dini Özgürlükler Komisyonu’nun üyesi New York Kardinali Timothy Dolan, Barron’un açıklamasını retweet ederek, bu açıklamanın sonuçlarını destekledi.

Küba’da Vatikan’ın arabuluculuk çabası

Kilisenin, Amerikan ablukası altındaki Küba ile ilişkilerini sürdürdüğü ve arabuculuk çabalarını yoğunlaştırdığı görülüyor.

Son olarak mart ayında Küba, Vatikan’ın girişimleriyle 51 mahkûmu serbest bıraktı.

Küba Dışişleri Bakanlığı yaptığı açıklamada şunları söylemişti:

“Küba devleti ile Vatikan arasındaki iyi niyet ruhu ve yakın ve akıcı ilişkiler çerçevesinde –ki bu iki kurum arasında mahkumların durumunun gözden geçirilmesi ve serbest bırakılması konusunda tarihsel olarak iletişim sürdürülmüştür– Küba hükümeti önümüzdeki günlerde hapis cezasına çarptırılmış 51 kişiyi serbest bırakma kararı almıştır. Bu kişilerin hepsi cezalarının önemli bir kısmını çekmiş ve cezaevinde iyi hal sergilemiştir.”

Mart 2025’te de, yine Vatikan’ın arabuluculuğunda yapılan bir başka anlaşma kapsamında 553 mahkûma erken tahliye izni verilmişti.

Mahkûmların serbest bırakılması, Dışişleri Bakanı Bruno Rodriguez’in Vatikan’da Papa Leo ile görüşmesinden iki hafta sonra gerçekleşti.

Papa: Sevgili Küba halkının acılarını artırabilecek her tür eylemden kaçının

Washington Post’ta yer alan bir haberde ise, Papa XIV. Leo ile yapılanlar da dahil olmak üzere üst düzey toplantılarda Küba yetkilileri, Vatikan’dan ABD ile arabulucu rolünü üstlenmesini talep ettiler.

Görüşmelere yakın birkaç kaynağa göre, buradaki amaç müzakereleri kolaylaştırmak ve Beyaz Saray’ın, Küba’yı fiili bir petrol ablukası yoluyla izole etmeye yönelik baskı kampanyasının hafifletilmesini sağlamak.

1998’de Ada’yı ziyaret eden II. John Paul’dan bu yana papalar, Havana’ya yönelik geniş kapsamlı ABD ticaret ambargosunu kınıyorlar.

Vatikan, Mart 2016’da Başkan Barack Obama’nın Küba’ya yaptığı tarihi ziyaretin diplomatik zeminini hazırlamıştı.

Birkaç kişinin belirttiği üzere, şu anki umut, yeni bir Amerikalı papanın liderlik ettiği saygın bir kurumun, “Küba’yı ele geçirmekle” tehdit eden Başkan Donald Trump üzerinde ve Havana’da rejim değişikliği için baskı yapan yönetimindeki Katolik şahinler üzerinde daha fazla etki sahibi olabileceği düşüncesine dayanıyor.

ABD-Küba Ticaret ve Ekonomi Konseyi Başkanı John S. Kavulich, “Kübalılar her zaman Vatikan’ın bir tür sihirli bir güce sahip olduğuna inanmışlardır ve Vatikan’ın onayı sayesinde Küba’ya yatırdıklarından daha fazlasının geri döneceğine inanıyorlar,” diye konuştu.

Küba’daki Katolik Kilisesi, önemli bir kurum olmaya devam ediyor ve sesini daha fazla duyurur hale geldi.

Ada’daki piskoposlar ocak ayı sonunda “Küba’nın ihtiyaç duyduğu siyasi değişiklikler” için cesur bir çağrıda bulundular.

Fakat piskoposlar, “hükümetlerin anlaşmazlıklarını ve çatışmalarını zorlama veya savaş yoluyla değil, diyalog ve diplomasi yoluyla çözebilmeleri gerektiğini” de belirttiler.

Leo da bir kamuoyu çağrısında bu sözleri yineledi ve 1 Şubat’ta, “sevgili Küba halkının acılarını artırabilecek her türlü şiddet ve eylemden kaçınmak” amacıyla “tüm sorumlu tarafları” diyaloğa davet etti.

Çok Okunanlar

Exit mobile version