Avrupa
Polonya’da AYM krizinin faturası: Tusk sağ muhalefeti konsolide etti
Polonya’da cuma gecesi Anayasa Mahkemesi önünde yaşanan gerilimi değerlendiren hukukçu Krzysztof Izdebski, hükümetin sergilediği güç gösterisinin toplumsal güveni daha da zedelediğini savundu. Gelişmelerin sağ muhalefeti konsolide ettiğine işaret eden Izdebski, 2027 seçimleri öncesinde kurumların yıpratılmaması ve anayasal uzlaşma zeminine dönülmesi çağrısında bulundu.
Polonya’da Anayasa Mahkemesi önünde cuma gecesi yaşanan gerilimin ardından Wirtualna Polska için bir analiz kaleme alan hukukçu Krzysztof Izdebski, iktidarın operasyonunun amaçlanan sonucun tam aksini doğuracağını savundu.
İzlenen senaryonun yaratacağı siyasi ve kurumsal etkilerin hesaba katılmadığına dikkat çeken Izdebski, “En çok da cuma günü Anayasa Mahkemesi önünde yaşanan olayların senaryosunu hazırlayan kişilerin, bu senaryonun hayata geçirilmesinin doğuracağı sonuçları hiç hesaba katmamış görünmesine şaşırıyorum.” dedi.
Yıllardır hukuk devleti mücadelesi yürüten kadroların stratejik bir hata yaptığını vurgulayan hukukçu, “Yıllardır hukuk devleti üzerine çalışan hukukçu ve siyasetçilerin, sorunun özünde haklı olsalar bile bunu çözme yöntemlerinin amaçlananın tam tersi bir etki yaratabileceğini öngörememiş olmalarına inanmak güç.” ifadelerini kullandı.
Mahkeme kapısındaki tablonun yarattığı ilk etkiyi değerlendiren Izdebski, “Kısa süreli bir güç gösterisi, medyada devletin ciddiyetine zarar veren birkaç gösterişli görüntü ve Mahkeme kavgasında yeni bir sayfa açıldı; kamuoyu güvenin yeniden inşası yerine daha da büyük bir kaos izlenimine kapıldı.” tespitinde bulundu.
Geçmiş dönem ile bugünkü iktidar arasındaki yapısal şartların farklılığına değinen yazar, “Tüm bunlara katılıyorum ancak mevcut koalisyonun tamamen farklı koşullarda hareket ettiğini açıkça söylemek gerekiyor; Cumhurbaşkanı karşı siyasi kamptan geliyor ve hükümetin adımlarını engellemek için yetkilerini sıklıkla ve fazlasıyla aktif biçimde kullanıyor.” değerlendirmesini yaptı.
Önceki iktidarın koşullarına işaret eden Izdebski, “Hukuk ve Adalet partisi (PiS) bu açıdan çok daha rahattı; yargıya yönelik adımlarını eleştirsek bile en azından bunları olağan yasama yollarından yürütmeye ve hukuki sınırlar içinde hareket ediyormuş izlenimini korumaya çalıştı, daha fazla araca sahipti ve siyaseten daha etkili olabiliyordu.” dedi.
Mevcut hükümete verilen hızlı tasfiye sözlerinin gerçekçi olmadığını belirten analist, “Bazen vazgeçmeyi bilmek, başka bir yol aramak ve daha iyi koşulları beklemek gerekir; çünkü havuzun boş olduğu anlaşıldığında derin sulara atlamak nadiren iyi sonuç verir.” uyarısını yaptı.
Nic Cheeseman ile Brian Klaas’ın ortak eserine atıfta bulunan yazar, “Demokratlar açısından özellikle tehlikeli olan bir durum var; Nic Cheeseman ve Brian Klaas klasikleşen ‘Seçimler Nasıl Çalınır?’ kitaplarında buna demokratik ikiyüzlülük adını veriyor.” ifadelerine yer verdi.
Demokratik ilkelerin çifte standartla uygulanamayacağını kaydeden Izdebski, “Bu yaklaşım, savunduğumuz değer ve kuralların her şeyden önce rakiplerimiz için geçerli olduğu inancına dayanıyor; onlar kuralları çiğnediğinde bu demokrasiye bir darbe sayılıyor, biz benzer bir şey yaptığımızda ise istisnai bir durum, tarihsel bir zorunluluk veya üstün bir anayasal gereklilik olarak görülüyor.” dedi.
Toplumsal beklentinin yüksek olduğunu hatırlatan hukukçu, “Güvenilirliğini standartları savunmak üzerine kuran bir hareket, özellikle iktidara geldiğinde bu standartlara sıkı sıkıya bağlı kalmak zorundadır.” vurgusunu yaptı.
Sadece kendi haklılığına dayanarak siyaset yapılamayacağını belirten Izdebski, “Hukuki, ahlaki ve tarihsel açıdan haklı olabilirsiniz ancak aynı zamanda devletin işleyişini nasıl yeniden sağlayacağınıza dair hiçbir fikriniz olmayabilir.” ifadelerini kullandı.
Operasyonun yargı kurumunun itibarını tamir etmediğini savunan yazar, “Cuma günkü operasyon Anayasa Mahkemesi sorununu çözmüyor; mimarları anlık kurumsal hedeflerine ulaşmış olsalar bile kuruma toplumsal otoritesini geri kazandırmadılar.” değerlendirmesinde bulundu.
Sürecin vatandaş nezdindeki algısına değinen analizde Izdebski, “Vatandaşlara kimin haklı olduğuna nihai olarak siyasi gücün karar verdiği, hukukçuların ise neredeyse her senaryoyu bir kılıfa uydurabildiği mesajı veriliyor.” dedi.
Başbakan Donald Tusk’ın hamlesinin siyasi sonuçlar doğurduğuna dikkat çeken analist, “Kendi saflarındaki birliği korumakta zorlanan Jarosław Kaczyński, seçmenlerine gösterebileceği yeni bir ortak tema ve taze görüntüler elde etti.” tespitini yaptı.
İktidarın seçmen tabanındaki erozyon riskine değinen hukukçu, “Tusk belki en sadık destekçilerini konsolide etti ancak bu kitle zaten kendisine oy verecekti; buna karşılık siyasi kavgalardan yorulan ve işleyen bir devlet isteyen ılımlı seçmenleri 2027 seçimleri öncesinde küstürme riskini göze aldı.” uyarısında bulundu.
Uluslararası basındaki yansımaların ağırlığını aktaran yazar, “Uluslararası dolaşımda en çok kalan kareler Mahkeme önündeki polisler, protestolar ve Cumhurbaşkanının bina girişindeki görüntüleri oldu; yabancı kamuoyuna Polonya’daki yargıç krizi tartışmasının tüm teknik ayrıntılarını anlatmak çok daha zor.” ifadelerini kullandı.
Gelecekte benzer yöntemlerin karşı tarafça da kullanılacağını belirten Izdebski, “Şimdi bile yeni bir gerilim noktasıyla karşı karşıyayız: Anayasa Mahkemesi Genel Kurulu’nun toplanması, heyet yapısı ve karar yeter sayısının belirlenmesi meselesi; Bogdan Święczkowski’nin bu adımları geçersiz kılmak ve ‘kendi’ Genel Kurulunu toplamak için benzer bir mantığı ve usul hilelerini devreye sokmayacağını kim garanti edebilir?” sorusunu yöneltti.
Cumhurbaşkanının tavrını da eleştiren yazar, “Bu durum, gece yarısı yaptığı ziyaret ve mahkeme kapısındaki fiziki arbedeyle devletin saygınlığına katkı sağlamayan Cumhurbaşkanı için de geçerlidir.” dedi.
Krizden çıkış için somut bir yol haritası bulunduğunu hatırlatan Izdebski, “Stefan Batory Vakfı ve Prof. Dr. Tomasz Zalasiński, yargıçların seçim usulünü değiştirmeyi ve kurumun yeniden siyasi vesayet altına girmesini engellemeyi öngören anayasal sıfırlama taslağını sundu.” bilgisini paylaştı.
Kurumsal saygınlığın baskınla kazanılamayacağını vurgulayan hukukçu, “Günün sonunda Mahkemenin bağımsızlığı mücadelesini başkanlık koltuğunu daha etkili biçimde işgal eden, kapıya daha çok polis yığan ya da bir kadını iterek binaya gösterişli biçimde giren taraf kazanmayacak.” ifadelerini kullandı.
İzdebski analizini, “Bu mücadeleyi ancak vatandaşların kurumlara olan güvenini yeniden tesis edebilen taraf kazanacak; şu an ise maalesef bu hedeften perşembe gününe kıyasla çok daha uzaktayız.” sözleriyle tamamladı.